www.ankemdernegi.org.tr
 |
Ankem Dergisi - ARALIK 2011
|
Araştırma
ANKEM Derg 2011;25(4):209-214
ÇEŞİTLİ DEZENFEKTANLARIN MİNİMUM BAKTERİSİDAL KONSANTRASYONLARININ PSEUDOMONAS AERUGINOSA’NIN
BİYOFİLM KÜLTÜRLERİNE KARŞI ARAŞTIRILMASI*,**
|
Emel MATARACI, A.Alev GERÇEKER
İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, Farmasötik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, İSTANBUL |
|
|
Pseudomonas aeruginosa su sistemlerinde, kaynaklarında veya suyla ilgili her ortamda genellikle biyofilmler içerisinde gömülü mikrokoloniler halinde üreme eğilimindedir. Biyofilmler planktonik hücrelere göre dezenfektanlara karşı çok daha dirençli olduğundan, başarılı bir dezenfeksiyon işleminin gerçekleşebilmesi için dezenfektanların biyofilmlere karşı bakterisidal konsantrasyonlarının belirlenmesi gerekmektedir. Bu amaçla, P.aeruginosa ATCC 15442 standart suşunun planktonik ve biyofilm hücre kültürlerine karşı sodyum hipoklorit ve benzalkonyum klorürün minimum bakterisidal konsantrasyonları (MBK) temiz ve kirli olmak üzere iki farklı deney koşulu altında mikrodilüsyon yöntemiyle belirlenmiştir. Temas sürelerinin 5, 10, 15, 30, 60 dakika ve 24 saat uygulandığı deneylerde temiz koşullarda sodyum hipoklorit ve benzalkonyum klorürün planktonik hücrelere karşı MBK değerleri sırasıyla 0.06 mg/ml ve 0.016 mg/ml olarak saptanırken, kirli koşullarda bu değerler, sırasıyla dört ve iki kat artış göstermiştir. Sodyum hipokroritin biyofilmdeki bakteriye karşı MBK değerinin ise, 10 dakikalık temas süresinin sonunda 6 mg/ml olduğu, bu sürenin 30, 60 dakika ve 24 saate uzatıldığında sırasıyla 4, 2 ve 0.5 mg/ml’ye indiği tespit edilmiştir. Benzalkonyum klorürün ise biyofilmdeki bakteriye karşı belirgin bir bakterisidal aktivite gösteremediği saptanmıştır.
Sonuç olarak, bulgularımız biyofilm şüphesi bulunan bir su sisteminde dezenfeksiyon işlemi yapılırken kullanılacak dezenfektan maddenin tipini, miktarını ve temas süresini seçerken dezenfektanın biyofilm üzerinde oluşturduğu bakterisidal aktivitenin göz önünde bulundurulması gerektiğini göstermektedir.
Anahtar sözcükler: benzalkonyum klorür, biyofilm, minimum bakterisidal konsantrasyon, Pseudomonas aeruginosa, sodyum hipoklorit |
|
Araştırma
ANKEM Derg 2011;25(4):215-219
HIV/AIDS OLGULARINDA ANTİRETROVİRAL TEDAVİYE VİROLOJİK VE İMMÜNOLOJİK YANITIN DEĞERLENDİRİLMESİ* |
Aysel KOCAGÜL ÇELİKBAŞ1, Nurcan BAYKAM1, Selva ÖZMEN1, Şebnem EREN1,
Salim YAPRAKÇI1, Ayşe ERBAY2, Başak DOKUZOĞUZ1 1Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 1. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Kliniği, ANKARA
2Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi, Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı, YOZGAT
|
|
|
Bu çalışmada HAART alan HIV/AIDS olgularında başlangıç viral yük (VY) ve CD4 düzeyinin tedavi yanıtı üzerine etkisinin izlenmesi amaçlanmıştır. İlk kez antiretroviral tedavi başlanan ve kontrollerine düzenli gelen 42 hastanın iki yıllık izlem verileri retrospektif olarak değerlendirilmiştir.
Hastaların tedavi başlangıcındaki median viral yükü 1.3x105 (1.8x102-7.5x106) kopya/ml ve median CD4 169 (4-1000)/mm3 bulunmuştur. Olguların toplam % 68’inde tedavinin 6. ayında viral yük negatifliği gelişmiştir. Viral yük negatifliği nonnükleozid revers transkriptaz inhibitörü (NNRTI)-temelli rejim kullananlarda % 74, proteaz inhibitörü (PI) temelli rejim kullananlarda % 55 olarak saptanmıştır (p=0.259). Başlangıç CD4 sayısı <100/mm3 bulunan hastaların (4-92/mm3) 6. ayda median değerinin 126/mm3’e, 12. ayda 201/mm3’e çıktığı, 24. ayda 182/mm3’e gerilediği belirlenmiştir. CD4 >100/mm3 olan hastalarda ise sırasıyla CD4 düzeyleri 362/mm3, 387/mm3 ve 352/mm3 bulunmuştur. NNRTI ve PI kullanımı arasında CD4 artışı açısından 6. ayda (p=0.399) ve 12. ayda (p=0.401) anlamlı fark saptanmamıştır.
Sonuçta NNRTI kullanımında tedavinin 6. ayında % 19 oranında daha fazla viral yük negatifliği elde edilmiştir. CD4 >100/mm3 üzerinde tedavi başlanan olgularda, immünolojik yanıtın daha iyi olduğu ve CD4 için bir eşik değer olan 350/mm3’ün üzerine çıkmasının sağlandığı sonucuna varılmıştır
Anahtar sözcükler: AIDS, antiretroviral tedavi, HIV |
Araştırma
ANKEM Derg 2011;25(4):220-226
KSİLİTOLLÜ SAKIZ ÇİĞNEMENİN ÇÜRÜK YAPICI MİKROORGANİZMALARA ETKİSİ |
Nursen TOPCUOĞLU, Sevgi ÇİFTÇİ, Fahriye KESKİN, Güven KÜLEKÇİ
İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Mikrobiyoloji Bilim Dalı, İSTANBUL |
|
|
Bu çalışmanın amacı, on-on iki yaşlarındaki ilköğretim okulu öğrencilerinin piyasada satılan ksilitollü ve ksilitolsüz sakızları gözetim altında günde üç kez beş dakika olmak üzere dört hafta boyunca çiğnemeleri sonucu, tükürük mutans streptokokları (MS), laktobasil (LB) ve maya düzeyleri ile Streptococcus mutans ve Streptococcus sobrinus varlığı üzerindeki etkisini incelemektir.
Yatılı bir ilköğretim okulundaki 98 öğrenciden tükürük MS düzeyi >105 cfu/ml olduğu saptanan 29 öğrenci (yaş ortalaması=10.6) çalışma grubunu oluşturmuştur. Ağız diş muayeneleri yapılan grup rastgele ksilitollü sakız çiğneyen (G1, n:12), ksilitolsüz sakız çiğneyen (G2, n:11) ve sakız çiğnemeyen kontrol grubu (G3, n:6) olmak üzere üç alt gruba ayrılmıştır. G1 ve G2 haftada 5 gün olmak üzere 4 hafta boyunca günde 3 kez 5 dakika süreyle gözetim altında sakız çiğnemişlerdir. Çalışmada günlük ksilitol dozu 1.92 gram (3 kez x 2 draje x 0.32 g) olarak hesaplanmıştır. Grupların oluşturulma aşamasında, dört haftalık sakız çiğneme süresi sonunda ve bu süreden 5 ay sonra olmak üzere gruplardan toplam üç kez uyarımlı tükürük örnekleri alınmıştır. Tüm örneklerden MS, LB ve maya sayımları kantitatif kültür yapılarak hesaplanmış; MS’lerin tür düzeyinde tanısı için türe özel 16S rRNA primerleri kullanarak PCR deneyleri yapılmıştır.
S.mutans pozitifliği ilk alınan tükürük örneklerinin tümünde, S.sobrinus pozitifliği ise örneklerin üçünde (% 10) saptanmıştır.
Gruplar arasında tükürük örneklerinde MS, LB ve maya düzeyi açısından anlamlı fark bulunmamıştır. Her grupta kendi içinde de LB ve maya düzeyleri açısından anlamlı fark bulunmamışken, MS düzeyi her grubun ikinci örneğinde birinciye göre anlamlı olarak azalmış ve son örneğinde anlamlı olarak yükselmiştir (p<0.05).
Dört haftalık takip süresince MS düzeyinde saptanan düşüş, takibin bırakıldığı beş ay süresince artarak tekrar eski haline dönmüştür. Bu çalışmanın sınırları içinde, MS düzeyindeki düşüşte tek başına düşük doz ksilitollü sakız ya da şekersiz sakız çiğnemenin etkisi olmadığı, bu etkinin düzenli ağız diş bakımının yapılması ile sağlanabileceği sonucuna varılmıştır.
Anahtar sözcükler: diş çürüğü, ksilitol, mutans streptokokları, sakız |
Araştırma
ANKEM Derg 2011;25(4):227-231
KOLESİSTEKTOMİ YAPILAN HASTALARIN SAFRA ÖRNEKLERİNİN MİKROBİYOLOJİK DEĞERLENDİRİLMESİ |
Şebnem NERGİZ, Nezahat AKPOLAT, Kadri GÜL
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, DİYARBAKIR |
|
|
Kolesistektomi, genel cerrahi kliniklerinde uygulanan en yaygın gastrointestinal operasyonlardan biridir. Bu çalışmada akut veya kronik kolesistit nedeniyle kolesistektomi yapılan hastalardan alınan safra örneklerinde üreyen mikroorganizmaların saptanması ve antibiyotik duyarlılıklarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Üreyen aerob bakterilerin identifikasyonu ve antibiyotik duyarlılıkları Phoenix (Becton Dickinson Diagnostic Instrument Systems, Spark, Md, USA) otomatize sisteminde; anaerob bakterilerin identifikasyonu ise mini API (bioMerioux-Fransa) sisteminde gerçekleştirilmiştir.
İncelenen 108 safra örneğinin 36’sında (% 33) üreme saptanmıştır. Bu 36 örneğin 26’sında (% 72) Gram negatif çomaklar (12 Escherichia coli, 8 Klebsiella pneumoniae, 4 Pseudomonas aeruginosa, 2 Enterobacter cloacae); 8’inde (% 22) Gram pozitif koklar (4 koagülaz negatif stafilokok, 2 Enterococcus faecalis, 2 Staphylococcus aureus) ve 2’sinde (% 6) anaerob bakteri (Bacteroides fragilis) üremiştir. Hiçbir örnekte mantar ürememiş ve miks infeksiyon görülmemiştir. İzole edilen Gram negatif bakterilere karşı amikasin (% 100), Gram pozitif bakterilere karşı ise vankomisin (% 100) en etkili antibiyotikler olarak bulunmuştur.
Kolesistektomi sırasında alınan örneklerin mikrobiyolojik incelenmesi, post-operatif gelişen infeksiyonların tanı ve tedavisini kolaylaştırmaktadır. Safra kültürünün değerlendirilmesi ve izole edilen etkene uygun antibiyotiğin başlanması tedavi süresini kısaltacaktır.
Anahtar sözcükler: kolesistit, safra kültürü
|
Araştırma
ANKEM Derg 2011;25(4):232-236
İDRAR ÖRNEKLERİNDEN İZOLE EDİLEN BAKTERİYEL PATOJENLERİN DAĞILIMI VE GSBL POZİTİF VE NEGATİF ESCHERICHIA COLI SUŞLARININ FOSFOMİSİN VE DİĞER ANTİMİKROBİYALLERE DUYARLILIK PATERNİ
|
Yasemin BAYRAM1, Hayriye EREN1, Mustafa BERKTAŞ2
1Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Mikrobiyoloji Laboratuvarı, VAN
2Yüzüncüyıl Üniversitesi Tıp Fakültesi, Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, VAN |
|
|
Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Merkez Laboratuvarı’na 2010 yılında kliniklerde yatan ya da ayaktan polikliniklere başvuran erişkin hastalardan alınan idrar örneklerinden anlamlı üreme olan 600 izolat değerlendirmeye alınmıştır. En sık izole edilen mikroorganizmalar sırasıyla Escherichia coli, Klebsiella spp. ve Proteus spp. olmuştur. Toplam 375 E.coli suşu çalışmaya alınmış ve bunların % 29.9’u GSBL pozitif bulunmuştur. Amikasin, imipenem ve meropenem GSBL pozitif veya negatif E.coli suşlarının tümüne etkili iken, fosfomisin GSBL pozitif ve negatif suşlarda % 85 ve % 95, nitrofurantoin ise % 82 ve % 90 oranında etkili olmuştur. GSBL pozitif suşlarda amikasin, imipenem ve meropenem dışındaki antibakteriyellere duyarlılık, GSBL negatif suşlara göre ileri derecede anlamlı olacak şekilde daha az bulunmuştur.
Anahtar sözcükler: Escherichia coli, fosfomisin, GSBL, üriner sistem infeksiyonları
|
ANKEM Derg 2011;25(4):232-236
İDRAR ÖRNEKLERİNDEN İZOLE EDİLEN BAKTERİYEL PATOJENLERİN DAĞILIMI VE GSBL POZİTİF VE NEGATİF ESCHERICHIA COLI SUŞLARININ FOSFOMİSİN VE DİĞER ANTİMİKROBİYALLERE DUYARLILIK PATERNİ
|
Yasemin BAYRAM1, Hayriye EREN1, Mustafa BERKTAŞ2
1Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Mikrobiyoloji Laboratuvarı, VAN
2Yüzüncüyıl Üniversitesi Tıp Fakültesi, Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, VAN |
|
|
Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Merkez Laboratuvarı’na 2010 yılında kliniklerde yatan ya da ayaktan polikliniklere başvuran erişkin hastalardan alınan idrar örneklerinden anlamlı üreme olan 600 izolat değerlendirmeye alınmıştır. En sık izole edilen mikroorganizmalar sırasıyla Escherichia coli, Klebsiella spp. ve Proteus spp. olmuştur. Toplam 375 E.coli suşu çalışmaya alınmış ve bunların % 29.9’u GSBL pozitif bulunmuştur. Amikasin, imipenem ve meropenem GSBL pozitif veya negatif E.coli suşlarının tümüne etkili iken, fosfomisin GSBL pozitif ve negatif suşlarda % 85 ve % 95, nitrofurantoin ise % 82 ve % 90 oranında etkili olmuştur. GSBL pozitif suşlarda amikasin, imipenem ve meropenem dışındaki antibakteriyellere duyarlılık, GSBL negatif suşlara göre ileri derecede anlamlı olacak şekilde daha az bulunmuştur.
Anahtar sözcükler: Escherichia coli, fosfomisin, GSBL, üriner sistem infeksiyonları |
Araştırma
ANKEM Derg 2011;25(4):237-243
BATMAN BÖLGE DEVLET HASTANESİNDE HASTANE İNFEKSİYONLARI, ETKEN MİKROORGANİZMALAR VE ANTİBİYOTİK DİRENÇLERİ |
Hatice TÜRK DAĞI1, Duygu MERT2
1Batman Bölge Devlet Hastanesi, Tıbbi Mikrobiyoloji Kliniği, BATMAN
2Batman Bölge Devlet Hastanesi, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Kliniği, BATMAN |
|
|
Batman Bölge Devlet Hastanesi’nde hastane infeksiyonlarının oranı ve bu infeksiyonlardan en sık izole edilen bakterilerin antibiyotiklere direnç oranları incelenmiştir.
2009-2010 yıllarında prospektif ve aktif sürveyans yöntemi ile izlenen ve Centers for Disease Control and Prevention (CDC) kriterlerine göre hastane infeksiyonu tanısı alan hastalardan gönderilen çeşitli örnekler kanlı agar ve EMB agara ekilmiş, 37°C’de 18-24 saat inkübe edilmiştir. Üreyen bakteriler konvansiyonel yöntemlerle tanımlanmış, antibiyotik duyarlılıkları Clinical Laboratory Standards Institute (CLSI) kriterleri temel alınarak Kirby-Bauer disk difüzyon yöntemi ile belirlenmiştir.
Hastanemizde 2009 yılında 3910 hasta yatırılarak tedavi edilmiş ve 36 hastane infeksiyonu atağı belirlenmiştir. Hastane infeksiyonu hızı % 0.9 olarak saptanmıştır. Hastane infeksiyonlarının kliniklere dağılımında ilk üç sırayı Üroloji Kliniği (% 44.4), Ortopedi Kliniği (% 16.7) ve Dahiliye Kliniği (% 16.7) almıştır. En sık hastane infeksiyonu tiplerini sırasıyla; cerrahi alan infeksiyonları (% 80.5), kan dolaşımı infeksiyonları (% 11.1) ve üriner sistem infeksiyonları (% 8.3) oluşturmuştur. En sık izole edilen üç patojen sırasıyla Pseudomonas spp. (% 55.3), Escherichia coli (% 18.4) ve Enterobacter spp. (% 7.9) olmuştur.
2010 yılında 12359 hasta yatırılarak takip ve tedavi edilmiş ve 53 hastane infeksiyonu atağı belirlenmiştir. Hastane infeksiyonu hızı % 0.4 olarak saptanmıştır. Hastane infeksiyonlarının kliniklere dağılımında ilk üç sırayı Yoğun Bakım Ünitesi (% 64.2), Dahiliye Kliniği (% 7.5) ve Nöroloji Kliniği (% 7.5) almıştır. En sık hastane infeksiyonu tiplerini sırasıyla; pnömoni (% 50.9), kan dolaşımı infeksiyonları (% 18.9) ve üriner sistem infeksiyonları (% 10.8) oluşturmuştur. En sık izole edilen üç patojen sırasıyla Pseudomonas spp. (% 32.1), Acinetobacter spp. (% 23.2) ve E.coli (% 17.9) olmuştur.
Amikasin, imipenem ve piperasilin/tazobaktamın Pseudomonas spp. ve Acinetobacter spp. suşlarına diğer antibiyotiklerden daha etkili olduğu tespit edilmiştir. İzole edilen E.coli suşlarının % 80’inde genişlemiş spektrumlu beta-laktamaz (GSBL) üretimi belirlenmiştir.
Bu sürveyans çalışması hastanemizde etkin infeksiyon kontrol stratejilerinin geliştirilmesine katkıda bulunacaktır. Antibiyotik direncinin hastaneden hastaneye hatta servisten servise değişiklik gösterebilmesi nedeniyle, hastane infeksiyonu etkeni bakterilerin duyarlılık oranlarının özellikle ampirik tedavi gerektiren durumlarda bilinmesi gereklidir.
Anahtar sözcükler: antibiyotik direnci, hastane infeksiyonu, sürveyans |
Araştırma
ANKEM Derg 2011;25(4):244-249
SADECE GSBL ÜRETEN, SADECE AmpC BETA-LAKTAMAZ ÜRETEN VE GSBL+AmpC BETA-LAKTAMAZ ÜRETEN SEFOKSİTİN DİRENÇLİ ESCHERICHIA COLI VE KLEBSIELLA PNEUMONIAE İZOLATLARINDAKİ ANTİBİYOTİK DİRENÇ PROFİLLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI |
Serpil COŞKUN1, Nurten ALTANLAR2
1Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Klinik Mikrobiyoloji Bölümü, ANKARA
2Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, Farmasötik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, ANKARA |
|
|
Mart-Kasım 2009 tarihleri arasında Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Yüksek İhtisas Hastanesinden sefoksitine dirençli 96 Escherichia coli ve Klebsiella pneumoniae izolatı toplanmıştır. Bu izolatlarda genişlemiş spektrumlu beta-laktamaz (GSBL) ile plazmid aracılı AmpC beta-laktamaz varlığı sefalosporin+boronik asit (BA)+klavulanik (CA) kombine disk yöntemi ile araştırılmıştır. AmpC beta-laktamazlar multipleks polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) ile doğrulanmıştır.
Sefoksitine dirençli 96 izolatta GSBL ve plazmid aracılı AmpC beta-laktamaz üretimi sırasıyla % 54 ve % 45 olarak bulunmuştur. AmpC beta-laktamaz, GSBL+AmpC beta-laktamaz ve GSBL üreten üç grubun antibiyotik direnç profilleri karşılaştırılmıştır.
Sadece AmpC beta-laktamaz, GSBL+AmpC beta-laktamaz ve sadece GSBL üreten izolatlarda sırasıyla piperasilin-tazobaktam direnci % 33, % 40, % 26, siprofloksasin direnci % 44, % 56, % 93, trimetoprim-sulfametoksazol direnci % 22, % 64, % 78 ve gentamisin direnci % 17, % 44, % 63 olarak bulunmuştur.
Anahtar sözcükler: AmpC beta-laktamaz, gentamisin, GSBL, siprofloksasin |
Araştırma
ANKEM Derg 2011;25(4):250-255
KAN KÜLTÜRLERİNDEN İZOLE EDİLEN ESCHERICHIA COLI SUŞLARINDA GENİŞLEMİŞ SPEKTRUMLU BETA-LAKTAMAZ SIKLIĞI VE ANTİBİYOTİK DİRENÇ PATERNLERİ* |
Derya SAĞLAM1, Süleyman DURMAZ1, Hüseyin KILIÇ1, Mustafa Altay ATALAY1,
Barış Derya ERÇAL2, Şule ŞARLI3, Duygu PERÇİN1
1Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, KAYSERİ
2Kayseri Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi, KAYSERİ
3Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim Dalı, KAYSERİ |
|
|
Genişlemiş spektrumlu beta-laktamaz (GSBL) direnci plazmidler aracılığıyla türler arasında aktarılabilmekte, hastanelerde salgınlar oluşturabilmekte, tedavilerin yetersiz kalmasına ve hastaların hastanede yatış sürelerinin uzamasına ve mortalite oranlarının yükselmesine yol açabilmektedir. Bu çalışmada, 2009 yılında kan kültürlerinden izole edilen Escherichia coli suşlarının GSBL üretme sıklığı ve GSBL üreten ve üretmeyen suşlar arasında antibiyotik duyarlılığı farklılıklarının saptanması amaçlanmıştır. İzole edilen 95 E.coli suşunun 37’sinde (% 39) GSBL varlığı saptanmıştır. GSBL oluşturma kadınlardan elde edilen suşlarda erkeklerden, çocuklardan elde edilenlerde erişkinlerden, yoğun bakımdan elde edilenlerde servislerden elde edilenlere göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). İmipenem, meropenem ve ertapenem bütün suşlara etkili bulunmuştur. GSBL pozitif E.coli suşlarında tedavide kullanılan antibiyotiklere direnç oranının, GSBL negatif suşlara oranla anlamlı oranda yüksek olduğu görülmüştür.
Anahtar sözcükler: antibiyotik direnci, Escherichia coli, GSBL, kan kültürü
|
Araştırma
ANKEM Derg 2011;25(4):256-262
ÇEŞİTLİ KLİNİK ÖRNEKLERDEN İZOLE EDİLEN ENTEROKOK SUŞLARININ ANTİBİYOTİK DUYARLILIKLARI |
Ayşe Gül ÖZSEVEN1, Emel SESLİ ÇETİN1, Buket CİCİOĞLU ARIDOĞAN1, Esra ÇİFTÇİ1,
Levent ÖZSEVEN2
1Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, ISPARTA
2Sağlık Bakanlığı Kurtuluş Aile Sağlığı Merkezi, ISPARTA |
|
|
Bu çalışmaya 2010 yılında Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesinde yatarak ve ayaktan tedavi edilen hastaların çeşitli klinik örneklerinden izole edilen toplam 380 enterokok suşu dahil edilmiştir. İzolatların büyük kısmı idrar kültürlerinden (% 68) elde edilmiştir. Antibiyotik duyarlılıkları disk difüzyon yöntemi ile saptanmıştır.
Suşların 170’inin tür tayini yapılmış, 89’unun (% 52) Enterococcus faecalis, 77’sinin (% 45) Enterococcus faecium, birer suşun da Enterococcus gallinarum, Enterococcus hirae, Enterococcus durans ve Enterococcus casseliflavus olduğu tespit edilmiştir. E.faecium suşlarının eritromisin, penisilin, yüksek düzeyde gentamisin, siprofloksasin ve rifampine E.faecalis suşlarından anlamlı derecede daha dirençli, tetrasikline ise daha duyarlı olduğu saptanmıştır.
Tür tayini yapılan ve yapılmayan 380 suş birarada değerlendirildiğinde, poliklinik hastalarına göre yatarak tedavi gören hastalarda penisilin (% 25 ve % 60), yüksek düzeyde gentamisin (% 22 ve % 54) ve eritromisin (% 75 ve % 85) için direnç oranları daha yüksek düzeylerde tespit edilmiştir. Farklı olarak, tetrasiklin direnci poliklinik hastalarında (% 74) hastanede yatan hastalara (% 50) oranla daha yüksek düzeyde gözlenmiştir. Siprofloksasin (% 89-91) ve rifampin (% 92-95) için her iki hasta grubunda da yüksek direnç oranları tespit edilmiştir. Her iki grupta da en yüksek duyarlılık oranları vankomisin (% 99.6-100), teikoplanin (% 99.6-100) ve linezolid (% 96-97) için gözlenmiştir.
Sonuç olarak, enterokokların neden olduğu infeksiyonların tedavisinde en doğru yaklaşım, klinik örneklerden izole edilen enterokokların antibiyotik duyarlılık testlerinin yapılarak tedavinin düzenlenmesi ve hastanelerin kendi direnç profillerini dikkate alarak antibiyotik kullanım politikalarını oluşturmalarıdır.
Anahtar sözcükler: antibiyotik direnci, enterokok, yüksek düzey gentamisin direnci
|
Araştırma
ANKEM Derg 2011;25(4):263-266
TOPLUM KÖKENLİ MENENJİT GELİŞEN HASTALARDA BEYİN OMİRİLİK SIVISINDAN İZOLE EDİLEN STREPTOCOCCUS PNEUMONIAE SUŞLARINDA PENİSİLİN DUYARLILIĞININ VE AMPİRİK ANTİBİYOTİK SEÇİMİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ* |
Mustafa Gökhan GÖZEL, Nazif ELALDI, Aynur ENGİN, Mehmet BAKIR
Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, SİVAS |
|
|
Erişkinlerde toplum kökenli akut bakteriyel menenjitin en sık etkeni Streptococcus pneumoniae’dir. Akut bakteriyel menenjitin ampirik tedavisinde sıklıkla kullanılan penisilinlere karşı S.pneumoniae suşlarında, artan direnç oranları tedavi başarısızlıklarına neden olmaktadır. Bu çalışmada bakteriyel menenjit gelişen yetişkin hastalarda, beyin omurilik sıvısından izole edilen S.pneumoniae suşlarının penisilin duyarlılığının ve uygun ampirik antibiyotik seçiminin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Beyin omurilik sıvısından izole edilen 15 suşun beşinde (% 33) yüksek düzey penisilin direnci saptanmıştır. Penisiline direçli suşlardan ikisinde (% 13) sefotaksim, sefepim, meropenem, tetrasikline, birinde ayrıca trimetoprim-sulfametoksazole direnç saptanmış, kloramfenikol, linezolid ve vankomisine dirençli suşa rastlanmamıştır. Bu sonuçlarla antibiyotik duyarlılık sonuçları elde edilene kadar menenjitin ampirik tedavisine vankomisin eklenmesi uygun bir yaklaşım olarak görünmektedir.
Anahtar sözcükler: penisilin duyarlılığı, pnömokoksik menenjit, Streptococcus pneumoniae
|
Derleme
ANKEM Derg 2011;25(4):267-271
PELVİK İNFEKSİYONLARDA ANTİBİYOTİK SEÇİMİ*
|
Ayşe WILLKE1, S. Sinan ÖZALP2
1Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, KOCAELİ
aysewillke2002@gmail.com
2Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, ESKİŞEHİR
ssozalp@superonline.com
|
|
|
Pelvik inflamatuvar hastalık (PİH) servisit, endometrit, salpinjit, tüboovarian apse, pelvik peritonit gibi kadınların üst genital sistem infeksiyonlarından bir veya daha fazlasını kapsayanan klinik bir sendromdur. Etiyolojik etkenler genellikle cinsel yolla bulaşan mikroorganizmalar olmakla birlikte vajinal flora üyeleri de bu infeksiyonlarla ilişkili olabilir. PİH hafif orta hastalıktan ağır hastalığa kadar değişen oldukça farklı klinik belirti ve bulgularla ortaya çıkabilir. PİH’da antimikrobiyal tedavi empirik ve muhtemel mikroorganizmalara etkili geniş spektrumlu olmalı, gonokok ve klamidyaya etkili olmalıdır. Bu yazıda PİH’lı hastaya yaklaşım ve Hastalıklar Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) önerilerine göre tedavi rejimleri sunulmuştur.
Anahtar sözcükler: antimikrobiyal tedavi, pelvik inflamatuvar hastalık
|
|
Yazarlara Bilgi
Yayın Kurulu
|