 |
TÜRK ANESTEZİYOLOJİ VE REANİMASYON DERNEĞİ DERGİSİ
KASIM / ARALIK 2004
|
Modern Resüsitasyonun Doğuşu, Gelişmesi ve Otomatik Eksternal Defibrilatörler 32(6):415-423, 2004 |
Agâh Çertuğ
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, İzmir |
|
|
Modern resüsitasyon uygulamaları Dr. Peter Safar'ın 1957 yılında hava yollarının açılması ve ağız ağıza solunum yöntemlerini; Kouwenhoven ve arkadaşlarının 1960 yılında kapalı kalp masajını tanımlamalarından sonra başlamıştır. Amerikan Kalp Cemiyeti bünyesinde, 1963 yılında "Kardiyopulmoner Resüsitasyon Komitesi" oluşturulmuştur. Daha sonra 1974, 1980, 1986, 1992 ve 2000 yıllarında Resüsitasyon Uygulama kılavuzları yayınlanmıştr. 1989 yılında da Avrupa Resüsitasyon Konseyi kurulmuştur. Ülkemizde, Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği 1996 yılında Resüsitasyon Komitesini kurmuş ve bu komitenin çalışmaları sürerken, 1998 yılında üye olduğumuz Avrupa Resüsitasyon Konseyi (European Resuscitation Council, ERC)'nin isteği üzerine multidisipliner bir ortam oluşturmak amacıyla 2003 yılında "Resüsitasyon Derneği" kurulmuştur. Bu yeni dernek ile ERC arasında imzalanan yazılı anlaşma gereğince ülkemizde de Avrupa ülkelerinde uygulanan resüsitasyon eğitimi aynen uygulanmaya başlanmıştır. Ayrıca erişkinlerde, "Ani Kalp Durması" geliştiğinde en sık görülen inisyal ritim; Ventriküler Fibrilasyon (VF) olduğu ve bunun tedavisi erken defibrilasyon uygulamasını gerektirdiği için, Otomatik Eksternal Defibrilatörlerin kullanılması ve bu konuda verilecek eğitimlerin desteklenmesi son derece büyük bir önem taşımaktadır.
Anahtar kelimeler: Kardiyopulmoner resüsitasyon, otomatik eksternal defibrilatör, erken defibrilasyon |
|
Jinekolojik Laparoskopi Ameliyatlarında Remifentanilin, Sevofluran ve Propofol ile Kombine Kullanımlarının Peroperatif Etkinlik, Derlenme ve Kognitif Fonksiyonlar Üzerindeki Etkilerinin Karşılaştırılması 32(6):424-431, 2004 |
Semra Karaman, Tülin Akarsu*, Alihan Pirim, Vicdan Fırat
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, İzmir, Kadıköy Özel Anadolu Çınar Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon*, İstanbul
|
|
|
Çalışmamızın amacı jinekolojik laparoskopilerde remifentanil ile birlikte sevofluran yada propofol kullanımının hemodinami, derlenme ve kognitif fonksiyonlar üzerine etkisini araştırmaktır.
Etik kurul onayı alındıktan sonra çalışmaya 40 olgu dahil edildi. Hastalara premedikasyon verilmedi. Kısa Kognitif Fonksiyon Testi uygulanmasını takiben anestezi indüksiyonu 1 µg kg-1 bolus remifentanil ve verbal uyarıya cevap kayboluncaya kadar 1 mg sn-1 propofol ile sağlandı. Başlangıçta 0.5 µg kg-1 dk-1 remifentanil infüzyonu, entübasyon sonrası yarı doza azaltıldı. İndüksiyonda grup I'de % 50 oksijen/hava ile ventile edilen hastaya propofol infüzyonuna ilk 10 dk 9 mg kg-1 sa-1 ile başlanıp sonraki 10 dk. 6 mg kg-1 sa-1 azaltıldı ve grup II'de (n=20) anestezi idamesi % 50 oksijen/hava karışımında % 1-1.5 sevofluran end-tidal konsantrasyonu ile sağlandı. İndüksiyon öncesi, entübasyon ve insizyon sonrası 1 ve 5. dk. ve ameliyat süresince 5 dk aralıklarla ortalama arter basıncı (OAB), kalp atım hızı (KAH) kaydedildi. Ameliyat bitimini takiben spontan solunumun başlangıcı, yeterli respirasyon, ekstübasyon ve sözlü komutlara yanıt süreleri ile Aldrete skoru ? 9 süresi, yan etkiler ve kognitif fonksiyonlar değerlendirildi.
KAH değerleri açısından her iki grup arasında fark yoktu. OAB değerleri insizyon sonrası 1, 5, 10, 15, 20, 25. dk'larda Grup I'de anlamlı olarak yüksekti. Spontan solunum, yeterli solunum, ekstübasyon ve sözlü uyarana yanıt zamanları ve Aldrete derlenme skoru ?9 süresi her iki grup karşılaştırıldığında sevofluran grubunda daha kısa olup, istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Preoperatif ve postoperatif dönemde yapılan kognitif fonksiyon testleri karşılaştırıldığında her iki grup arasında fark bulunmadı (p>0.05).
Sonuç olarak, remifentanilin sevofluran ile kombine edildiği grup II de daha iyi hemodinamik stabilite sağlandığı, postoperatif derlenme süresinin daha kısa olduğu ancak postoperatif bulantı, kusma ve ağrı ile psikomotor fonksiyonların geri dönüşü üzerine etkilerinin fark göstermediği saptandı. Her iki yöntemin de günübirlik anestezi uygulamalarında güvenle uygulanabileceği kanısına varıldı.
Anahtar kelimeler: Remifentanil, sevofluran, propofol, anesteziden derlenme, kognitif fonksiyon |
Trakeal Tüp Balonunun Lidokain, Serum Fizyolojik yada Hava ile Doldurulmasının Klinik Etkileri 32(6):432-442, 2004 |
Zeliha Tekcan*, Elif Bengi Şener, A. Haydar Şahinoğlu, Ayla Tür
Havza Devlet Hastanesi*, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Samsun |
|
|
Çalışmamızda; endotrakeal tüp (ETT) balonu içine konulan % 10 lidokain, serum fizyolojik (SF) ve havanın intraoperatif balon içi basınçları ve hemodinamik değişiklikler, postoperatif ıkınma, laringo-bronkospazm, öksürük ve boğaz ağrısı üzerindeki etkileri araştırıldı.
Sırtüstü pozisyonda ameliyatı planlanan, 18-70 yaşları arasında, ASA I-II, 75 olgu üç gruba ayrıldı. Anestezi indüksiyonu; 2-3 mg kg-1 propofol, 0.1 mg kg-1 veküronyum ile sağlandı. Kadınlar 7,5 mm, erkekler 9 mm iç çaplı, standart yüksek volümlü, düşük basınçlı ETT ile entübe edildiler. ETT balonları Grup L'de % 10 lidokain, Grup S'de % 0.9'luk SF, Grup H'de hava ile, 20 cmH2O basınçla mekanik ventilasyon uygulandığında hava kaçağı olmayacak şekilde şişirildi. ETT balon içi basınçları 10 dk. aralıklarla kaydedildi.
Gruplar arasında demografik özellikler, intraoperatif ve postoperatif kalp atım hızları ve ortalama arter basınçları yönünden anlamlı fark yoktu. Postoperatif periferik oksijen satürasyonu (SpO2) 1. dk.'da Grup H'de Grup L ve Grup S'ye göre anlamlı olarak düşük bulundu (p<0,05). İntraoperatif balon içi basınçları 10. dk.'dan itibaren Grup H'de Grup L ve Grup S'ye göre anlamlı olarak yükseldi (p<0,05). Ekstübasyondaki pik balon içi basınç değerleri ve ıkınma, Grup H'de Grup L ve Grup S'ye göre anlamlı derecede yüksekti (p<0.05). Postoperatif 0-2. dk.'da Grup L'de hiç öksürük görülmedi (p<0.05). Postoperatif 8 ve 24. saatteki boğaz ağrısı insidansı Grup L'de Grup S ve Grup H'ye göre anlamlı derecede düşüktü (p<0.05).
Sonuç olarak; ETT balonlarının serum fizyolojik veya lidokain ile doldurulmasının, genel anestezi sırasında N2O diffüzyonuna bağlı gelişen balon basınç artışlarını engellediği ve balon içine konulan % 10 lidokainin ıkınma, postoperatif öksürük ve boğaz ağrısı insidansını azalttığı kanısına varıldı.
Anahtar kelimeler: Trakeal entübasyon, lidokain, serum fizyolojik, öksürük, boğaz ağrısı |
Direkt Laringoskopi ve Biyopsilerde Desfluran ve Sevofluran Anestezisinin Karşılaştırılması 32(6):443-448, 2004 |
Gülen Güler, Aynur Akın, Zeynep Tosun, Karamehmet Yıldız, Halit Madenoğlu, Adem Boyacı
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Kayseri |
|
|
Çalışmamızda desfluran ve sevofluranı hemodinamik yanıt, uyanma süresi ile postoperatif komplikasyonlar açısından karşılaştırmayı amaçladık.
Çalışmamız, genel anestezi ile direkt laringoskopi ve biyopsi uygulanan, 30-65 yaş arası, ASA I-II grubu 50 erişkin olguda gerçekleştirildi. Olgular rastgele 2 gruba ayrıldı. Her iki grupta da anestezi indüksiyonu 2 mg kg-1 propofol, 10 µg kg-1 alfentanil ile sağlandı ve 1.5 mg kg-1 süksinilkolin ile 6-7 mm çapında endotrakeal tüp kullanılarak entübasyon gerçekleştirildi. Grup I (n=25) olgularda % 50/50 N2O/O2 karışımı içinde % 4-6 desfluran, Grup II (n=25) olgularda ise % 50/50 N2O/O2 karışımı içinde % 1-2 sevofluran ile anestezi idamesine geçildi. İndüksiyon öncesi, entübasyon ve ekstübasyon sonrası, postoperatif 30. dakikaya kadar 5 dk. arayla, daha sonra 60. dakikaya kadar 10 dk. ara ile kalp atım hızı (KAH), sistolik arter basıncı (SAB), diyastolik arter basıncı (DAB) ve SpO2 değerleri, ekstübasyon ve uyanma süreleri ile postoperatif komplikasyonlar kaydedildi.
Gruplar karşılaştırıldığında hasta özellikleri ve KH ve DAB değerlerinde de anlamlı bir farklılık gözlenmedi. SAB değerlerinin Grup I'de intraoperatif 10 ve 15. dakikalar ile ekstübasyon sonrası daha yüksek seyrettiği gözlendi (p<0.05).
Ekstübasyon, uyanma süresi ve Modifiye Aldrete Skorunun 9 olma süresi Grup I' de (3.94±2.01, 5.66±2.35, 6.22±2.39 dk.) Grup II'ye (5.68±2.23, 9.73±3.85, 10.10±3.38) göre kısalmıştı (p<0.05).
Sonuç olarak desfluran ve sevofluran intraoperatif ve postoperatif dönemde benzer etkiler göstermişlerdir. Bununla birlikte desfluranla daha erken uyanma sağlanmış, sevofluran ile SAB değerlerindeki artış daha iyi kontrol edilmiştir.
Anahtar kelimeler: Desfluran, sevofluran, direkt laringoskopi |
Obez Olguların Preoksijenasyonunda CPAP, Tidal Volüm Solunumu ve Derin Solunum Tekniklerinin Karşılaştırılması 32(6):449-459, 2004 |
Şükran Pehlivanoğlu, Hülya Bilgin
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Bursa |
|
|
Obez hastalarda preoksijenasyon amacıyla "continuous positive airway pressure" (CPAP), tidal volüm solunumu (TVS) ve derin solunum (DS) teknikleri karşılaştırıldı.
115 olgu rastgele beş gruba ayrıldı. CPAP/3 dk. grubunda: 7.5 cmH2O basınçla 3 dk. CPAP, TVS/5 L grubunda: 5 L dk-1 akımla 3 dk. TVS, TVS/8L grubunda: 8 L dk-1 akımla 3 dk. TVS, 8 DS/60 sn. grubunda: 10 L dk-1 akımla 60 sn. 8 DS, 4 DS/30 sn. grubunda: 10 L dk-1 akımla 30 sn. 4 DS tekniğiyle preoksijenasyon uygulandı. Kan gazı oda havasında, preoksijenasyon sonrasında ve apne döneminde periferik O2 satürasyonu (SpO2) % 95'e düşünce alındı. SpO2'nin % 100'den 99'a ve 95'e düştüğü süreler, % 100 O2 ile ventilasyon sonrası % 95'ten 99'a çıktığı resatürasyon süresi, ortalama kan basıncı (OKB) ve kalp atım hızları (KAH) kaydedildi. İstatistiksel değerlendirmede Kruskal-Wallis, Mann-Whitney U, Wilcoxon Signed Ranks testleri kullanıldı.
Preoksijenasyon sonrası parsiyel arteriyel O2 basıncındaki (PaO2) en yüksek artış TVS/8L grubunda görüldü. SpO2 % 95 iken parsiyel arteriyel CO2 basıncındaki (PaCO2) artış TVS/5L ve 4 DS/30 sn. grubunda daha yüksekti. SpO2'nin % 99'a düşmesi için geçen süre 8 DS/60 sn grubunda daha uzun bulundu.
En yüksek PaO2 değerleri, en uzun desatürasyon süresi, en az PaCO2 ve pH değişikleri birlikte değerlendirilince preoksijenasyon için 10 L dk-1 akımla 8 DS/60 sn ve 8 L dk-1 akımla TVS/3 dk. tekniklerinin daha iyi olduğu kanısına varıldı.
Anahtar kelimeler: Obezite, preoksijenasyon, hipoksi, desatürasyon, resatürasyon |
Kalça Protezi Ameliyatı Geçiren Olgularda Postoperatif Morbidite ile İlişkili Faktörler 32(6):460-466, 2004 |
Alper Kararmaz, Ali Menekşe, Şahin Yüksel, Sedat Kaya, Selim Turhanoğlu
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Diyarbakır |
|
|
Çalışmamızda kalça protezi ameliyatı için seçilen anestezi tipinin, hastanın preoperatif kondisyonunun ve intraoperatif dönemdeki kanama, hipotansiyon gibi olayların postoperatif morbiditeye etkilerini araştırdık.
Olgular ameliyattan bir gün önce değerlendirilerek preoperatif risk faktörleri kaydedildi. 90 hasta rastgele epidural ya da genel anestezi alacak şekilde ikiye ayrıldılar. Bradikardi, hipotansiyon, taşikardi gibi intraoperatif olaylar kaydedildi. Postoperatif dönemde major komplikasyonlar ve mortalite kaydedildi. Risk faktörlerinin ve anestezi tipinin postoperatif morbiditeye etkisi lojistik regresyon analizi kullanılarak araştırıldı.
Yaş (p=0.003), ASA (p=0.015), diyabet varlığı (p=0.045), konjestif kalp yetmezliği (p=0.024) ve Goldman indeksi (p=0.014) postoperatif morbidite ile ilişkili faktörler olarak saptandı. Epidural anestezi grubunda ambulasyon zamanı daha kısaydı (p<0.05). Genel anestezi grubunda mortalite oranı % 9, epidural anestezi grubunda % 7 olarak saptandı (p=0.666).
Kullanılan anestezi yönteminin postoperatif morbiditeyi etkilemediği sonucuna vardık. Bulgularımız diyabeti ve konjestif kalp yetmezliği olanlarda, ileri yaşta postoperatif morbidite insidansının yüksek olabileceğini göstermektedir. ASA sınıflaması ve Goldman kardiak indeks sistemi postoperatif morbiditenin tahmin edilmesinde yararlı indeks sistemleridir. Kullanılacak anestezi yönteminin seçiminde postoperatif mortalite ve morbidite dışında diğer faktörlerin değerlendirilmesinin uygun olacağına inanıyoruz.
Anahtar kelimeler: Kalça protezi, mortalite, morbidite, genel anestezi, epidural anestezi |
Çocuklarda Kaudal Yolla Uygulanan Bupivakain ile İntravenöz Ketorolak Tromethamin'in Postoperatif Analjezik Etkinliğinin Karşılaştırılması 32(6):467-473, 2004 |
Surhan Özer Çınar, Sibel Oba
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi I. Anestezi ve Reanimasyon Kliniği, İstanbul |
|
|
Çocuklardaki günübirlik cerrahi sonrasında ağrıyı azaltmayı başaran en uygun metod bilinmemektedir. Bu çalışmada çocuklarda kaudal yolla uygulanan bupivakain ve adrenalin ile intravenöz ketorolak'ın postoperatif analjezi üzerine olan etkileri ve yan etkilerinin karşılaştırılması amaçlandı. Ebeveyn rızası ve etik komite onayı sonrası, rastlantısal ve tek-kör olan çalışmaya; 2-5 yaş arası (ASA I-II), günü- birlik ameliyat planlanan 42 hasta alındı. Ameliyattan 30-40 dk. önce rektal veya oral 0.5 mg kg-1 midazolam ile premedikasyon yapıldı. Anestezi indüksiyonu sevofluran ve nitröz oksit inhalasyonu ile sağlandı ve idamede sevofluran ve nitröz oksit kullanıldı. Entübasyondan hemen sonra kaudal anestezi uygulandı. Grup A'ya (n=23) kaudal yolla 1 mL kg-1 %0.2 bupivakain ve 1/200000 adrenalin, Grup K'ya (n=18) ise entübasyondan hemen sonra 1 mg kg-1 intravenöz ketorolak verildi. Postoperatif ağrı; Broadman'ın objektif ağrı skalası, sedasyon; üç nokta skalası ile değerlendirildi. Uyanma odasında postoperatif ilk 4 saat boyunca saat başı arter kan basıncı, kalp atım hızı, SpO2, solunum sayısı, objektif ağrı skalası ve sedasyon skoru kaydedildi. Aileler postoperatif ağrı ve analjezi gereksinimi için objektif ağrı skalası kullandı. Taburcu edilen hastalar 20 saat boyunca telefonla evden takip edildi ve yan etkiler kaydedildi. Postoperatif 6-24 saat arasında grup K'nın ağrı skoru ortalamaları (ASO) grup A'ya göre anlamlı düşük bulundu (p<0.01). Grup K'da ASO ilk saate göre 6. ve12-24 saat arasında anlamlı düşük bulundu (p<0.05). Grup A'da ise ilk saate göre 21. saatteki ASO anlamlı düşük bulundu (p<0.05). Analjezi süresi ortalaması grup A'da 6.3±3.3, grup K'da ise 6.7±4.3 saat bulundu (p>0.05). Sedasyon skorları ilk 2 saatte grup K'nın ortalamaları grup A'ya göre anlamlı düşük bulundu (p<0.05). Ayrıca grup A ve K'da ilk saate göre 3. ve 4. saatlerde sedasyon skorlarında düşmeler anlamlı bulundu (p<0.05). Sonuç olarak, çocuklarda yapılan günübirlik ameliyatlardan sonra intravenöz uygulanan ketrolak postoperatif ağrı kontrolünde etkili bulunmuştur.
Anahtar kelimeler: Pediyatri, kaudal anestezi, ağrı, bupivakain, ketorolak trometamin |
Bleomisin Tedavisi Almış Bir Hastada Anestezi Yönetimi 32(6):474-478, 2004 |
Nurten Kayacan, Bilge Karslı, Suat Sanlı, Murat Yılmaz
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Antalya |
|
|
Bleomisin ile tedavi edilen hastalarda anestezi veya solunum tedavisi sırasında yüksek konsantrasyonda oksijen uygulamasının pulmoner toksisiteyi tetikleyebileceği veya artırabileceği bildirilmektedir. Bu olgu sunumuzda daha önceden bleomisin ile tedavi edilen bir hastadaki başarılı spinal anestezi yönetimini bildirmekteyiz.
Otuz yaşında, daha önce mixt germ hücreli testis tümörü nedeni ile opere edilen erkek hasta, yedi kür bleomisin tedavisini takiben skrotumda lokal rekürrens gelişmesi nedeni ile yeniden opere edildi. Ameliyatun tekrarında olguda bleomisine bağlı pulmoner oksijen toksisitesinden kaçınmak amacı ile genel anestezi yerine spinal anestezi tercih edildi.
Rutin EKG ve non invaziv kan basıncı monitorizasyonunu takiben 500 mL Ringer Laktat solüsyonu anestezi öncesi infüze edildi. Hasta sol yan pozisyonda iken 25 gauge spinal iğne ile L3-4 intervertebral aralıktan girildi. Spinal iğnenin doğru yerleşiminden sonra 15mg % 0.5 hiperbarik bupivakain intraspinal olarak uygulandı. Hemodinamik ve solunumsal parametreler ameliyat süresince kaydedildi. Sensoriyal blok düzeyi T5-6 düzeyine kadar ulaşan olguda intraoperatif ve postoperatif periyodda hipotansiyon, bradikardi gibi bir komplikasyon ile karşılaşılmadı. Bleomisine bağlı muhtemel pulmoner toksisite nedeni ile intraoperatif ve postopertif dönemlerde nazal oksijen kullanılmadı.
Sonuç olarak, bleomisin ile tedavi edilen hastalarda oksijene bağlı pulmoner toksisiteden kaçınmak amacı ile spinal anestezinin güvenli ve etkin olduğu düşüncesindeyiz.
Anahtar kelimeler: Antineoplastikler, bleomisin, anestezi, pulmoner toksisite, oksijen toksisitesi |
Psikiyatrik Bulgularla Seyreden ve Yoğun Bakım Takibi Gerektiren Bir Haşimoto Ensefalopatisi 32(6):479-483, 2004 |
Ercan Türeci, Ercüment Yentür, Levent Kayaalp*, Cengiz Yalçınkaya**
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon, Çocuk Psikiyatrisi* ve Nöroloji** Anabilim Dalları, İstanbul |
|
|
Haşimoto ensefalopatisi, klinik olarak konfüzyon, konvülsiyonlar, bilinçte değişiklikler, "stroke" benzeri epizodlar, miyoklonus ve tremor ile karakterizedir. Patogenez bilinmemekte fakat otoimmün bir serebral disfonksiyon olarak değerlendirilmektedir. Tiroid disfonksiyonu her olguda görülmeyebilir. Biz, çocuklarının doğumunu takiben depresyon gelişmiş, 38 yaşında kadın bir olguyu sunuyoruz. Hasta, ikinci depresyonu takiben amnezi, paranoid psikoz, ardından somnolans gelişen jeneralize konvülsiyonlar, ajitasyon ve deliryum ile psikiyatri kliniği'ne yatırıldı. Daha sonra hasta, jeneralize konvülsiyonlarının yeterince kontrol edilememesi nedeniyle Nöroşirürji Yoğun Bakım Ünitesi'ne alındı. EEG'de diffüz biyoelektriksel aktivite gecikmesi gözlendi ve kranial MR normaldi. Tanısal araştırmalarda infeksiyöz nedenler ekarte edildi. Plazma Anti-tiroid peroksidaz ve Anti-tiroglobulinde yükselme ile tiroid hormon düzeylerinin normal olması, Haşimoto ensefalopatisi için pozitif bulgular olarak değerlendirildi. Günde 120 mg prednisolon tedavisine başlandı ve dozu giderek azaltılarak onuncu günde 40 mg'a inildi. Hasta, klinik durumda belirgin iyileşme ile plazma Anti-tiroid peroksidaz ve Anti-tiroglobulin düzeylerinde azalma olması üzerine servise çıkarıldı. Hasta on gün sonra nörolojik defisitsiz taburcu edildi.
Anahtar kelimeler: Hashimoto ensefalopatisi, tiroidit |
Koroner Arter Stenti İmplante Edilen İki Olguda Kalp Dışı Cerrahi Sonrası Stent Trombozu 32(6):484-489, 2004 |
Yeşim Çetintaş, Bahar Aydınlı, Ayşegül Özgök, Feray Erdil, Özcan Erdemli
Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği, Ankara |
|
|
Koroner arter hastalığı olan hastalarda, kalp dışı cerrahi öncesi, perioperatif kardiyak morbidite ve mortaliteyi azaltmak için koroner stent yerleştirilmesi yaygın bir yaklaşımdır. Bu işlem sonrası, restenoz riskini azaltmak için antiplatelet tedavi uygulanmaktadır. Majör kardiyak komplikasyon riskini azaltabilmek için, elektif operasyon 6 aylık antiplatelet tedavini tamamlanmasının ardından planlanmalıdır. Ancak acil cerrahi girişim gerektiğinde nasıl bir yol izleneceği konusu tartışmaya açıktır. Antiplatelet tedavinin kesilmesi restenoz riskini arttırırken, kesilmemesi operasyon sırasında majör kanamalara neden olabilir. Olgu sunumumuzda, iki vakada, acil operasyon nedeniyle antiplatelet tedavinin kesilmesinin ardından postoperatif dönemde gelişen major kardiyak komplikasyonlar bildirilmiştir.
Anahtar kelimeler: Koroner arter stenozu, kalp dışı cerahi, anestezi |
|
|