 |
TÜRK ANESTEZİYOLOJİ VE REANİMASYON DERNEĞİ DERGİSİ
MART / NİSAN 2004
|
Moleküler Biyoloji, Genetik ve Anestezi |
Zeynep Kayhan, Feride İffet Şahin |
|
|
İnsan Genom Projesi'nin, DNA'nın çift sarmallı yapısının keşfinin 50. yıldönümü olan 2003 yılında tamamlanması genetik ve moleküler biyoloji devrinin önemli bir dönüm noktası olmuştur. İnsan genomunun baz dizisinin açığa çıkması ile genetikte olacak yeni gelişmeler artık sadece hayal olmaktan çıkıp gerçeğe dönüşmüştür. Bu yeni gelişmeler birçok bilim ile birlikte tıbbı da içine almaktadır. Çağdaş tıpta tüm disiplinler artık hastalık patogenezini DNA düzeyinde açıklamaya çalışmaktadır. Bu bakış açısıyla biz de moleküler biyoloji ve genetik kavramlarından bazılarını kısaca gözden geçirmeyi ve anesteziyoloji alanındaki önemlerini vurgulamayı hedefledik.
Anahtar kelimeler: Anestezi, genetik, genetik polimorfizm |
|
Dengeli Anestezide Mivakuryumun, Rokuronyum ve Süksinilkolin İle Entübasyon Koşulları ve Klinik Etki Süresi Açısından Karşılaştırılması |
Aygen Türkmen, Aysel Altan, Namigar Turgut, Alaeddin Uluç, Fikret Kutlu, Hülya Üstün, Sedat Kamalı
|
|
|
Bu çalışma, Mivakuryum kloridin entübasyon zamanı, klinik etki süresi ve entübasyon kalitesi açısından rokuronyum bromid ve süksinilkolin ile karşılaştırması amacıyla planlandı.
Ameliyatı planlanan ASA I-II 60 hasta rastgele 3 gruba bölündü. Anestezi indüksiyonu için 2 mg kg-1 fentanil, 2 mg kg-1 propofol kullanıldı. Kas gevşetici olarak I. gruba (n=20) 0.25 mg kg-1 mivakuryum, II. gruba (n=20) 0.6 mg kg-1 rokuronyum, III. gruba ise (n=20) 1 mg kg-1 süksinilkolin verildi. Sinir-kas bloğunun derecesi ulnar sinir trasesi üzerinden TOF-Guard ile izlendi. Entübasyon kalitesi mükemmel, iyi, kötü ve olanaksız olarak skorlandı. Hastaların ameliyat öncesi, indüksiyondan ve kas gevşeticisi verilmesinden sonra ortalama arter basınçları (OAB) ve kalp atım hızları (KAH) ölçüldü ve kaydedildi.
Entübasyon zamanı mivakuryum ile 145.5 sn, rokuronyum ile 66.1 sn, süksinilkolin ile 51.3 sn olarak saptandı. Klinik etki süresi ise mivakuryum ile 1050 sn, rokuronyum ile 2439 sn, süksinilkolin ile 360 sn bulundu. Mivakuryum veya süksinilkolinin klinik etki süresi rokuronyuma göre istatiksel açıdan anlamlı derecede kısa bulundu (p<0.0001).
Mivakuryum ile entübasyon skorları 11 hastada mükemmel, 7 hastada iyi, 2 hastada kötü olarak bulundu. Rokuronyum ve süksinilkolin ile 20 hastadan 19'unda entübasyon koşulları mükemmel, 1 hastada ise iyi olarak değerlendirildi (p<0.05).
Sonuçta, rokuronyum ve süksinilkolinin entübasyon koşulları mivakuryuma göre daha iyidir. Ancak, mivakuryum klinik etki süresinin daha kısa olması nedeniyle kısa süreli ve günübirlik olgularda kullanılabilir .
Anahtar kelimeler: Nöromusküler blokörler, mivakuryum, rokuronyum, suksinilkolin |
Düşük Akımlı Anestezide İzofluran ve Desfluran İle Vücut Ağırlığına Göre Uygulanan Taze Gaz Akımlarının Karşılaştırılması |
Türkan Toğal, Alaattin Ayas, Semra Demirbilek, Ender Gedik, Ahmet Köroğlu, Kazım Karaaslan, M.Özcan Ersoy |
|
|
Çalışmamızda, vücut ağırlığına göre (10-20-30 mL kg-1 dk-1) hesaplanan taze gaz akımı ile uygulanan izofluran ve desfluranın hemodinami, vücut ısısı, oksijen ve kullanılan anestezik gaz konsantrasyonları üzerine etkisinin araştırılması amaçlandı.
Etik kurul ve hasta onayı alındıktan sonra, elektif cerrahi geçirecek ASA I-II 60 erişkin olgu rasgele olarak izofluran ve desfluran uygulanan iki gruba ve bu iki grup da 10, 20 ve 30 mL kg-1 dk-1 taze gaz akımı uygulanan 10'ar olgu içeren 3 alt gruba ayrıldı. Standart anestezi indüksiyonundan ve entübasyondan sonra ilk 10 dk taze gaz akımı 4 L dk-1 (%50 O2:N2O) izofluran % 1.5 ve desfluran % 6 olarak uygulandı. Başlangıç fazı sonrasında izofluran % 2 ve desfluran % 8 konsantrasyona ve taze gaz akımı hızları ise gruplara göre ayarlandı. KAH, OAB, SpO2; ösefagus ısısı, vaporizör ayarı konsantrasyonu, inspire ve ekspire edilen oksijen ve gaz konsantrasyonu çalışma protokolüne göre belirli aralıklarla kaydedildi.
İnspire ve ekspire edilen gaz konsantrasyonu 10 mL kg-1 dk-1 akım gruplarında diğer gruplara göre anlamlı azaldı (p<0.05). İnspire edilen oksijen konsantrasyonu (FiO2) anestezi süresine paralel olarak azaldı. İzofluran 10 mL kg-1 dk-1 akım uygulanan grupta 2 olguda, desfluran 10 mL kg-1 dk-1 akım uygulanan grupta 8 olguda FiO2 düşük saptandı (p<0.05).
Sonuç olarak, izofluran ve desfluranın 10 ve 20 mL kg-1 dk-1 düşük taze gaz akımında ve güvenle kullanılabileceği ve hemodinamiği etkilemediği kanısındayız. Ancak 10 mL kg-1 dk-1 taze gaz akımında % 50/% 50 O2/N2O kullanımında inhalasyon ajanı olarak desfluran kullanılan olgularda hipoksi riski olduğu, bununla beraber hipoksinin FiO2 oranı artırılarak önlenebileceği düşüncesindeyiz.
Anahtar kelimeler: Anestezi: düşük akım; desfluran,izofluran, vücut ağırlığı |
Monitörize Anestezi Bakımında: Propofol ve Deksmedetodiminin Karşılaştırılması |
Alparslan Turan, Özgür Şapolyo, Beyhan Karamanlıoğlu, İmran Kurt, Zafer Pamukçu |
|
|
Çalışmamızda, septoplasti ve endoskopik sinus ameliyatlarında, monitorize anestezi bakımında, propofol ile deksmedetomidinin, hemodinami, analjezi, sedasyon ve yan etkiler açısından karşılaştırılması amaçladı. 40 olgu, her grupta 20 olgu olacak şekilde rastgele iki gruba ayrılarak, 0.06 mg kg-1 midazolam ve 0.01 mg kg-1 atropin ile premedike edildi. Sedasyon indüksiyonu grup I hastalarda 0.8 mg kg-1 iv propofol ile gerçekleştirildikten sonra, 2 mg kg-1 sa-1 dozda propofol infüzyonuna başlandı, grup II hastalarda 1 mg kg-1 iv deksmedetomidin (5 dk'da) yapıldıktan sonra, 0.4 mg kg-1 sa-1 dozda deksmedetomidin infüzyonuna başlandı ve sedasyon skalasına göre infüzyon ayarlandı. Tüm olgulara sedasyon indüksiyonunu takiben 1 mg kg-1 ve ameliyat sırasında verbal ağrı skoru (VRS) 4 ve üstü, veya hasta talep ettiğinde 0.5-1 mg kg-1 iv fentanil uygulandı. Ameliyat sırasında 5., 10., 20., 30., 40. ve 50. dk'larda hastaların ortalama arter basıncı, kalp atım hızı, periferik oksijen satürasyonu ve VRS kaydedildi. Postoperatif dönemde Aldrete skorları değerlendirildi. Postoperatif 1., 2., 4., 6., 12. ve 24.saatlerde ortalama arter basıncı, kalp atım hızı, dakika solunum sayısı ve ağrı visual analog skala (VAS) ile değerlendirildi. VAS skorları 4 ve üstü olduğu zaman 75 mg diklofenak yapıldı.
Aldrete skorları 15.dk'da Grup II'de daha düşük bulundu (p<0.05). VRS değerleri farklı bulunmazken, postoperatif VAS değerleri 1., 2., 4. ve 6.saatlerde Grup I'de Grup II'ye göre anlamlı olarak yüksek bulundu (p<0.05). İntraoperatif sedasyon skorları ölçülen tüm zamanlarda, Grup II'de Grup I'e göre yüksek bulundu (p<0.05). İlk analjezik gereksinim zamanı Grup II'de Grup I'e göre anlamlı uzun bulundu (p<0.05). Total diklofenak tüketimi Grup I'de 123.8±83.5 mg, Grup II'de 33±48.7 mg ve Grup I hastalarında anlamlı olarak fazla bulundu (p<0.05). Sonuç olarak, deksmedetomidinin monitorize anestezi bakımında kullanılabileceği ve propofole alternatif olabileceği sonucuna varıldı.
Anahtar kelimeler: Monitorize anestezi bakımı, deksmedetomidin, propofol |
Tramadole, Subanaljezik Dozda Ketamin İlavesi Analjezik Gereksinimini Azaltmıyor |
E. Alp Yentür, İsmet Topçu, Gönül Tezcan Keleş, Taner Taşyüz, Melek Sakarya |
|
|
Tramadol opiyoid reseptörleri üzerinde agonistik etki gösteren bir analjeziktir. Bu çalışmada tramadol ile birlikte subanaljezik dozda ketamin uyuglamasının, postoperatif analjezik ihtiyacına olan etkisi araştırılmış, dolaylı olarak tramadolün NMDA reseptörleri üzerinde morfin uyarısına benzer bir aljezik etkiye neden olup olmadığı ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Genel anestezi altında alt karın ameliyatı olacak 30 hasta bu plasebo kontrollü, prospektif, çift kör çalışmaya dahil edildi. Anestezi indüksiyonu 2-2.5 mg kg-1 propofol ile yapıldı, idamesinde N2O/O2 içinde sevofluran kullanıldı. Kas gevşemesi veküronyum ile, analjezi ise remifentanil infüzyonu ile sağlandı. Ameliyatın bitiminden 15 dk önce remifentanil infüzyonu durduruldu. Anestezinin sonlandırılmasından 5 dk önce hastalar rastgele intravenöz bolus 1 mg kg-1 tramadol ve 75 mg kg-1 ketamin (5 mL) (ketamin grubu) veya 1 mg kg-1 tramadol ve izotonik sodyum klorür (5 mL) solüsyonu (plasebo grubu) verilmek üzere iki gruba ayrıldı. Her iki grup hastaya da derlenme odasında, 24 saat süreyle kullanılmak üzere tramadol içeren hasta kontrollü analjezi cihazı bağlandı. Hastalar derlenme odasından servise yollanıncaya kadar 15 dk aralıklarla sedasyon dereceleri ve ağrı skorları kayıt edildi. Derlenme odasından çıkarılma kriteri olarak Aldrete Post Anesthesia Recovery skoru (?9) kullanıldı. 6. ve 24. saatlerde, kullanılan toplam tramadol miktarları saptandı.
Derlenme odasından çıkışta grupların Vizüel Analog Skala değerleri (6.1±1.1 ve 6.6±1.1) ve kullanılan toplam tramadol miktarları (51.5±26.4 ve 53.7±18.3 mg) bakımından fark yoktu (p>0.05). 6. ve 24. saatlerdeki toplam tramadol kullanımları da her iki grupta istatistiksel olarak benzer bulundu (6. saat 188.9±82.9 ve 215.3±104.7; 24.saat 365.0±118.6 ve 403.8±243.8) (p>0.05).
Sonuç olarak subanaljezik dozda ketaminin tramadolün analjezik etkisini artırmadığı gözlendi. Bu bulgular tramadolün NMDA reseptörleri üzerinde morfin gibi aktive edici (aljezik) özelliğinin olmadığını düşündürmektedir.
Anahtar kelimeler: Ketamin, tramadol, opiyoidler, hiperaljezi |
Laparoskopi Sonrasında Uygulanan Rekruitment Manevrasının Arteryel Oksijenasyon ve Akciğer Kompliyansına Etkileri |
Alper Kararmaz, Sedat Kaya, Selim Turhanoğlu, M. Ali Özyılmaz |
|
|
Laparoskopik kolesistektomi yapılan olgularda intraabdominal basınç normale döndükten sonra uygulanan alveolar rekruitment manevrasının akciğer kompliyansına ve parsiyel arteryel oksijen basıncına etkilerini araştırdık.
Elektif laparoskopik kolesistektomi planlanan, akciğer patolojisi bulunmayan 36 hasta çalışmaya dahil edildi. Anestezi indüksiyonu propofol, sisatraküryum ve fentanil ile sağlandıktan sonra olgular entübe edildi. Anestezi idamesi % 100 oksijen, sevofluran % 2-4, gerektikçe sisatraküryum ve fentanil ile sağlandı. Ameliyat sonunda, batın içindeki karbondioksit boşaltıldıktan sonra, Grup R'de 10 solunum boyunca pik hava yolu basıncı 40 cmH2O ve ekspiryum sonu pozitif basınç (PEEP) 20 cmH2O yapılarak rekruitment manevrası uygulandı. Daha sonra ekspiryum sonu pozitif basınç 5 cmH2O'ya düşürüldü. Grup K'de ise sadece 5 cmH2O PEEP uygulandı. Anestezi indüksiyonundan, abdominal CO2 insuflasyonundan, CO2 boşaltıldıktan ve rekruitment manevrasından sonra hava yolu basınçları ve kompliyans kaydedildi.
Her iki grupta da abdominal karbondioksit insuflasyonundan sonra, parsiyel arteryel oksijen basıncı ve kompliyans azaldı (p<0.001). Grup R'de rekruitment manevrası parsiyel arteryel oksijen basıncını ve kompliyansı anlamlı düzeyde yükseltti (p<0.01). Kompliyans ve parsiyel arteryel oksijen basıncı arasında pozitif korelasyon saptandı (r=0.525, p<0.01). Çalışma süresince herhangi bir komplikasyon gözlenmedi.
Laparoskopik kolesistektomi sonrası oluşan oksijenasyon bozukluğunun tedavisinde rekruitment manevrasının etkili bir yöntem olabileceğine inanıyoruz.
Anahtar kelimeler: Laparoskopi, atelektazi, akciğer kompliyansı, oksijenasyon |
Koroner Arter Cerrahisinde Desfluran-Fentanil ve Midozolam-Fentanil Anestezisinin Hemodinamik, Hepato-Renal ve Postoperatif Etkileri |
A. Kadir But, Mahmut Durmuş, H. İlksen Toprak, Erdoğan Öztürk, Semra Demirbilek, M. Özcan Ersoy |
|
|
Bu çalışmada koroner arter cerrahisinde desfluran-fentanil ve midazolam-fentanil anestezisinin hemodinamik, hepato-renal ve postoperatif etkilerini karşılaştırmayı amaçladık. Elektif koroner arter bypass greftlemesi planlanan, ejeksiyon fraksiyonu % 45'in üzerinde 60 olgu çalışmaya alındı. Olgular, rastgele desfluran (Grup D, n=30) ve midozolam (Grup M, n=30) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Anestezi indüksiyonu; Grup D'de 0.2 mg kg-1 etomidat ve 5 µg kg-1 fentanil, Grup M'de 0.1-0.3 mg kg-1 midazolam ve 5 µg kg-1 fentanil ile, anestezi idamesi ise hemodinamik duruma göre Grup D'de % 2-6 desfluran ve 15-25 µg kg-1 fentanil, Grup M'de 0.1-0.5 mg kg-1 sa-1 midazolam ve 15-25 µg kg-1 fentanil ile sağlandı. İndüksiyondan önce (t0), indüksiyondan (t1) ve entübasyondan sonra (t2), insizyon sonrası (t3) ve sternotomi sonrası (t4), kardiyopulmoner bypass öncesi (t5), protamin sonrası (t6) ve cerrahi sonunda (t7); kalp hızı, ortalama arter basıncı, santral venöz basınç, ortalama pulmoner arter basıncı, pulmoner kapiller oklüzyon basıncı, kardiyak indeks, sistemik vasküler rezistans indeksi, pulmoner vasküler rezistans indeksi, sol ventrikül stroke work indeksi ve sağ ventrikül stroke work indeksi ölçümleri yapıldı. Total bilirübin, aspartat aminotransferaz, alanin aminotransferaz, g-glutamil transpeptidaz, laktat dehidrogenaz, alkalen fosfataz, kreatinin ve kan üre nitrojeni değerleri için indüksiyondan hemen önce, postoperatif 1, 4 ve 14. günlerde 3-5 mL kan alındı. Sonuç olarak, koroner arter cerrahisinde iki grupta da intraoperatif hemodinamik yanıt birbirine benzer bulunurken, yine her iki grupta postoperatif dönemde karaciğer ve böbrek fonksiyonlarında geçici bozulmalar saptandı. Desfluran-fentanil grubunda ekstübasyon ve YBÜ'de kalış süreleri daha kısa tespit edildi.
Anahtar kelimeler: Koroner arter bypass cerrahisi, desfluran, midazolam, karaciğer, böbrek |
Yoğun Bakımda Aile Memnuniyetinin Değerlendirilmesi |
Seda B. Akıncı, Nevriye Salman, Meral Kanbak, Ülkü Aypar |
|
|
Son yıllarda aile memnuniyeti sorgulamaları yoğun bakım kalitesini gösteren bir parametre haline gelmiştir. Çalışmamızda, Anestezi Yoğun Bakım Ünite'mizde (AYBÜ) aile memnuniyetinin değerlendirilmesi amaçlandı.
Çalışmamıza bir yıl süreyle AYBÜ'de 24 saatten fazla kalmış olan tüm hastaların hasta yakınlarına aile memnuniyeti sorgulaması verildi. Yoğun bakım üniteleri için geliştirilmiş aile memnuniyeti sorgulama formunda; hasta yakınlarına zamanında ve gerçekçi bilgi verilip verilmediği, kendilerinde güven temin edilip edilmediği, kişisel ilişkiler, hasta yakınının fiziksel veya duygusal olarak hastanın yanında olabilmesi, hasta yakınlarına verilen destek, hasta yakınlarının kişisel konforları hakkında sorular vardı. Hasta yakınlarından bu 20 soruyu şikayetçiyim (1 puan), çok memnunum (5 puan) arasında cevaplandırarak, sorgulama formunu doldurup hasta yoğun bakım ünitesinden çıkarken kapalı bir zarf içinde sekreterliğe bırakmaları istendi.
Çalışmamıza dahil olan 103 hasta yakınının 88'i formu doldurdu. Ortalama memnuniyet skorları 86±11'di. 4 soruda hasta yakınlarının >% 90'nı memnun/çok memnun olduklarını belirtirken, 14 soruda >% 80'ni memnun/çok memnun olduklarını belirtti. Hasta yakınlarının % 24'ü bekleme salonunun rahatlığından hoşnut değilken, % 21'i hastası ile ilgili kararların kendisiyle paylaşılmamasından memnun değildi/şikayet etti.
Yoğun bakımımızdaki hastalarımızın ailelerinin yoğun bakım hizmetimizden büyük oranda memnun olduğu kanaatine vardık. Bekleme salonumuzun daha kullanışlı hale getirilmesini ve hastalarımızla ilgili kararlarımızı aileleriyle paylaşabileceğimiz aile görüşmelerinin düzenlenmesini planladık.
Anahtar kelimeler: Yoğun bakım, hasta memnuniyeti, aile ihtiyaçları, iletişim |
Lidokain İle Siyatik-Femoral Sinir Blokajı Sonrası Santral Sinir Sistemi Toksisitesi |
Şaziye Özcan, Alpaslan Apan, Ünase Büyükkoçak, Hülya Başar, Ali Kemal Erdemoğlu |
|
|
Sağ ayak lateral malleolünde lezyonu nedeni ile opere olacak 48 yaşındaki kadın hastaya kombine siyatik-femoral sinir blokajı uygulandı. Bloktan 12 dakika sonra bilinç kaybı meydana geldi. Ancak vital parametrelerin stabil olması ve ilave komplikasyon görülmemesi nedeni ile operasyona izin verildi. Bloğun 95. dakikasında hasta ağrılı uyaranlara cevap vermeye başladı ve bloktan 135 dakika sonra bilinci tamamen geri döndü.
Hastanın semptomları klasik santral sinir sistemi bulguları ile uyumlu olmamakla birlikte; göreceli olarak yüksek doz lidokain kullanılmış olması, aneminin varlığı, nöbet aktivitesi olarak değerlendirilen kas seğirmelerinin olması ve bu kas seğirmelerinin düşük doz midazolam ile ortadan kalkması lokal anestezik toksisitesini düşündürdü.
Anahtar kelimeler: Anestezik, lokal, lidokain, toksisite, anemi |
Joubert Sendromunda Anestezi Yönetimi |
Karamehmet Yıldız, Halit Madenoğlu, Mustafa Akçakuş, Kudret Doğru, Tamer Güneş, Adem Boyacı |
|
|
Joubert Sendromu, hipoplaziden ageneziye kadar değişen ağırlıkta serebellar vermis defekti, neonatal dönemde epizodik takipne ve apne nöbetleri, ağır psikomotor gerilik, sıçrayıcı göz hareketleri, retinal distrofi, ritmik dil protrüzyonu, ataksi ve hipotoni ile karakterize otozomal resesif bir bozukluktur. Joubert Sendromunda serebellar vermis agenezisiyle birlikte görülen beyin sapı anormallikleri, kliniğe özellikle yeni doğan döneminde görülen solunum bozuklukları olarak yansımaktadır. Bu nedenle, Joubert sendromlu hastaların anestezi yönetiminde kullanılan ilaçların solunumsal etkileri ve solunumun kontrolü önem arzetmektedir. Bu olgu sunumunda Joubert Sendromlu hastamıza tekrarlayan genel anestezi uygulamalarımız irdelenmiştir.
Anahtar kelimeler: Anestezi, sevofluran, azot protoksit, Joubert Sendromu |
Renal Hücreli Karsinoma Bağlı İntraoperatif Masif Pulmoner Tümör Embolisi |
Gürkan Türker, Suna Gören, Sevda Tan, Gülsen Korfalı |
|
|
Renal hücreli karsinom sıklıkla renal venleri ve inferior vena kavaya invazyon gösterir ve buradan küçük pulmoner emboliler gönderir. Ancak, masif pulmoner embolizm daha nadir olarak gelişir ve genellikle ölümcüldür. Biz renal hücreli karsinomun çıkarılması sırasında masif pulmoner embolizm gelişen 32 yaşındaki erkek olguyu sunduk. Preoperatif dönemde çekilen abdominal bilgisayarlı tomografi, renal ven ve inferior vena kavada tümör tutulumunun olduğunu gösterdi. Diyafragma altında inferior vena kavaya invazyon olduğu için olguya kardiyopulmoner "bypass" uygulanmadan elektif koşullarda radikal nefrektomi ve vena kaval trombektomi planlandı. Venöz trombüsün diseksiyonu sırasında, olguda ani kardiyovasküler kollaps gelişti. Masif pulmoner embolizmden şüphelenildi, ancak düşük "endtidal" karbondioksit ve yüksek santral venöz basınç dışındaki diğer hemodinamik ve solunumsal parametrelerin çoğu aşırı kanamaya bağlı olarak da gelişmiş olabilirdi. Büyük olasılıkla intraoperatif pulmoner embolizm geliştiği düşünülmesine rağmen, ancak postoperatif çekilen torakal spiral bilgisayarlı tomografi ile kesin tanı konulabildi. Kontrastlı torakal spiral bilgisayarlı tomografide, sağ ana pulmoner arter lümenini tutan büyük bir emboli belirlendi. Olgu tümör embolisinin çıkarılması amacıyla ameliyata alındı. Ameliyatta, pulmoner arter bifurkasyonundan büyük bir tümör trombüsü çıkartıldı.
Anahtar kelimeler: Pulmoner emboli, karsinom, renal hücreli, embolektomi |
|
|