 |
TÜRK ANESTEZİYOLOJİ VE REANİMASYON DERNEĞİ DERGİSİ
TEMMUZ / AĞUSTOS 2004
|
Beyin Cerrahisi Hastalarında İntraoperatif Sıvı Tedavisi: Kristalloidler ve Kolloidler 32(4):255-268, 2004 |
Hülya BİLGİN
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Bursa |
|
|
Beyin cerrahisi olgularında travmaya bağlı hemoraji, beyin ödemi ya da intrakraniyal hipertansiyonun tedavisi için güçlü diüretiklerin kullanılması, tanısal amaçlı intravenöz kontrast madde uygulanması, uygunsuz antidiüretik hormon salınımı veya diabetes insipidus gelişmesi nedeniyle ani intravasküler volüm değişiklikleri ile oldukça sık karşılaşılır. Bu olgularda preoperatif dönemde beyin ödemi ve intrakraniyal hipertansiyonu azaltmak amacıyla sıvı kısıtlaması önerilir. Oysa postoperatif dönemde preoperatif istemli oluşturulan dehidratasyonun ve vazospazmın tedavisi ve hemodinamik stabilitenin sağlanması amacıyla da yüksek volümde sıvı tedavisi önerilmektedir. Bu derlemenin amacı beyin cerrahisi olgularının tedavisinde sıvı seçiminin rolünü ve önemini var olan literatür bilgileri ışığında gözden geçirmektir.
Anahtar kelimeler: İnfüzyon, intravenöz, beyin ödemi, intrakraniyal hipertansiyon |
|
Elektrokonvülzif Tedavide Remifentanilin Tiyopental Dozu, Konvülziyon Süresi ve Hemodinamik Yanıta Etkisi 32(4):269-273, 2004 |
Yavuz Gürkan, Tülay Yıldız, Ümit Tural *, Emin Önder *, Mine Solak, Kamil Toker
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon, Psikiyatri * Anabilim Dalları, Kocaeli
|
|
|
Bu çalışmanın amacı, elektrokonvülzif tedavi uygulanacak olgularda anestezi indüksiyonu öncesi uygulanan 1 µg kg-1 iv remifentanilin; indüksiyonda kullanılan tiyopental dozu, konvülziyon süresi ve elektrokonvülzif tedavi sonrası hemodinamik değişkenler üzerine etkilerini araştırmaktı.
Psikiyatrik hastalığı nedeni ile elektrokonvülzif tedavi uygulanan 26-44 yaşları arasında, ASA I-II 15 olguda randomize, prospektif ve çaprazlama olacak şekilde iki farklı anestezi indüksiyon tekniği uygulandı. Aynı hastalara anestezi indüksiyonu bir seansta yalnızca tiyopental (Grup T) ile diğer seansta önce 1 µg kg-1 remifentanil iv ardından tiyopental (Grup TR) ile doz titre edilerek sağlandı. İndüksiyon için gerekli tiyopental dozu ve motor konvülziyon süresi kaydedildi. Kalp hızı, sistolik ve diyastolik kan basınçları elektrokonvülzif tedavi öncesi ve sonrasında 1 dk. arayla 5 dk. süreyle kaydedildi.
Tiyopental dozu Grup TR'de (295 mg) Grup T'den (205 mg) % 30 daha azdı (p<0.05). Grup TR'de konvülziyon süresi Grup T'den daha uzundu (P<0.05). Grup TR'de elektrokonvülzif tedavi sonrası yapılan her ölçümde sistolik ve diyastolik kan basınçları ve kalp atım hızı Grup T'den daha düşüktü. Ancak, elektrokonvülzif tedavi sonrası sistolik kan basıncında sadece 2., 4. ve 5. dakikada, diyastolik kan basıncında ise sadece 2. ve 5. dakikalarda istatistiksel olarak anlamlı farklılığa ulaşıldı (p<0.05).
Sonuç olarak, elektrokonvülzif tedavi için anestezi indüksiyonu öncesinde 1 µg kg-1 remifentanil uygulamasının tiyopental dozunun azalmasına, konvülziyon süresinin uzamasına ve elektrokonvülzif tedaviye hemodinamik yanıtın baskılanmasına neden olduğu gösterildi.
Anahtar kelimeler: Elektrokonvülzif tedavi, remifentanil, tiyopental, konvülziyon, hemodinamik |
Sevofluran Anestezisinde Rokuronyum ile Sisatrakuryumun Entübasyon Koşullarının ve İnfüzyon ile Kullanımda Etki ve Derlenmelerinin Karşılaştırılması 32(4):274-278, 2004 |
Güldem Turan, Emine Dinçer, Asu Özgültekin, Burak Yalçıntuna, Nur Akgün
Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi II. Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği, İstanbul |
|
|
Kraniyotomi operasyonlarında kas gevşeticilerin entübasyon aşamasında etkinliği ve uzun süren operasyonlarda ilaç etkisinin en kısa sürede geçmesi önemlidir. Çalışmamızda kraniyotomi uygulanan, en az 5 saat süreceği düşünülen vakalarda, sevofluran anestezisi altında entübasyon koşulları ve derlenme açısından rokuronyum ile sisatrakuryumu karşılaştırmayı amaçladık.
Hastane etik komite onayı alınarak, ASA I-III grubunda 15-70 yaş arası intrakraniyal tümör nedeniyle operasyonu planlanan toplam 40 hasta rasgele seçilerek iki gruba (n=20) ayrıldı. Premedikasyondan sonra, indüksiyonda her iki gruba 1 µg kg-1 remifentanil ve 5-7 mg kg-1 tiyopental (iv) verildi. 1. gruba rokuronyum 1 mg kg-1, 2. gruba sisatrakuryum 0.2 mg kg-1 dozunda bolus uygulandı. Anestezi idamesine % 50-50 O2- N2O+ % 1-2 sevofluran, 1. grupta rokuronyum 0.3-0.6 mg kg-1 sa-1, 2. grupta sisatrakuryum 1-3 µg kg-1dk-1 infüzyonu ile devam edildi. Peroperatif hemodinamik parametreler takip edildi. Entübasyon kalitesi Goldberg skalası ile değerlendirildi. Nöromusküler monitorizasyon (TOF Watch) ile etki başlama zamanı (T95), klinik etki zamanı 1 (T125 başlangıç dozundan sonra), klinik etki zamanı 2 (T225 infüzyon kesildikten sonra), derlenme indeksi (T25-75), spontan derlenme zamanı (T70) kaydedildi.
Demografik özellikler, hemodinamik parametreler, anestezi ve kas gevşetici infüzyon süreleri açısından gruplar arasında fark bulunmadı (p>0.05). T95 2. grupta anlamlı olarak uzun bulundu (p<0.001) Entübasyon koşulları, T25, T25-75, T70 süreleri arasında fark gözlenmedi (p>0.05).
Rokuronyum ve sisatrakuryum uzun süren beyin cerrahisi olguları için uygundur. Sisatrakuryum kolay metabolize olması özelliğiyle uzun süren infüzyonlarda tercih edilebilir.
Anahtar kelimeler: Nöromuskuler blok, rokuronyum, sisatrakuryum, sevofluran |
Total Kalça Protezi Cerrahisinde Hipotansif Anestezinin Sistemlere Olan Etkileri 32(4):279-288, 2004 |
Özgen Ilgaz Koçyiğit, Aysun Yılmazlar, Ömer Faruk Bilgen*
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon, Ortopedi ve Travmatoloji* Anabilim Dalları, Bursa |
|
|
Hipotansif anestezi yöntemi kanama miktarını azaltarak daha iyi cerrahi görüş sağlamak, operasyon süresini kısaltmak, kan transfüzyon ihtiyacını azaltarak olası transfüzyon reaksiyonlarını önlemek için uygulanabilir. Çalışmamızda hipotansif anestezinin sistemler üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır.
Primer total kalça protezi uygulanacak, ASA I - II grubuna dahil, yaşları 22-76 arasında, 23 kadın ve 14 erkek toplam 37 olgu rasgele iki gruba ayrıldı. Epidural anestezi sonrası hipotansif gruba (n=18) cerrahi insizyondan önce, ortalama arter basıncı 60-70 mmHg olacak şekilde nitrogliserin infüzyonu başlandı, insizyon kapatılmaya başlanırken durduruldu. Kontrol grubuna (n=19) ise sadece epidural normotansif anestezi uygulandı. Tüm olgulara elektrokardiogram, periferik oksijen satürasyonu, santral venöz basınç, idrar çıkışı, invaziv kan basıncı monitörizasyonu uygulandı. Olguların operasyon süresi, peroperatif hemodinamik değişimleri, kardiyak yönden klinik şikayetleri, serebral yönden oryantasyon ve hafıza durum muayenesi, preoperatif ve postoperatif 1. gün alınan kan örnekleri ile hematolojik, böbrek ve karaciğer fonksiyon parametreleri, operasyon sırasında kanama miktarı, transfüzyon gereksinimi olan hasta sayısı ve miktarı kaydedildi.
Her iki grubun karakteristik özellikleri, preoperatif parametreleri ile laboratuvar değerleri, operasyon süreleri benzerdi. Kanama miktarı, transfüzyon miktarı ve gereksinimi olan olgu sayısı hipotansif grupta istatistiksel olarak az bulundu (p< 0.05).
Sonuç olarak, etkin monitörizasyon ve laboratuvar takipleri yapılarak, total kalça protezi cerrahisinde kan kaybının azaltılması ve diğer potansiyel avantajları nedeniyle hipotansif anestezi yöntemi tercih edilebilir.
Anahtar kelimeler: Hipotansif anestezi, epidural, nitrogliserin, total kalça protezi |
Günübirlik Artroskopi Girişimleri İçin Spinal Anestezide Düşük Doz Bupivakain ve Bupivakain+Fentanil Kombinasyonunun Değerlendirilmesi 32(4):289-295, 2004 |
Zekiye Bigat, Neval Boztuğ, Nihan Çete, Necmiye Hadimoğlu, Ertuğrul Ertok
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Antalya |
|
|
Günübirlik artroskopi girişimlerinde 27 G "kalem uçlu" spinal iğne kullanarak düşük doz izobarik bupivakain ve bupivakaine eklenen fentanilin motor ve duyu blok üzerine olan etkileri ile günübirlik uygulamada oluşabilecek komplikasyonları araştırmayı amaçladık.
Artroskopi girişimi yapılacak ASA I-II 40 olgu rasgele 2 eşit gruba ayrıldı. Çift kör yöntemle grup B'de (n=20) % 0.5'lik 7.5 mg izobarik bupivakain + 1.5 mL SF toplam 3 mL, grup BF'de (n=20) % 0.5'lik 7.5 mg izobarik bupivakain + 25 µg fentanil + 1 mL SF toplam 3 mL solüsyon lateral dekubit pozisyonunda L3-4 veya L4-5'den 27 G kalem uçlu spinal iğne ile intratekal verildi. Duyu ve motor blok başlama ve bitiş zamanı ile maksimum duyu ve motor blok seviyesi ve derecesi kaydedildi. Kan basıncı, kalp hızı, periferik oksijen satürasyonu değerleri preoperatif ve postoperatif 2. saate kadar belli aralıklarla kaydedildi. Kaşıntı, titreme, bulantı, kusma, allerjik reaksiyonlar, solunum depresyonu görülen olgular kaydedildi. Olgular ilk ürinasyon, ambulasyon ve eve gönderilme süreleri kaydedilerek, postoperatif 3 gün süresince postspinal baş ağrısı ve geçici nörolojik semptomlar açısından telefon görüşmeleri ile değerlendirildi.
Grupların demografik verileri ve operasyon süreleri, duyu ve motor blok başlama ve bitiş süreleri ile motor blok dereceleri, ilk ambulasyon ve ürinasyon süreleri benzer bulundu (p>0.05). Grup BF'de maksimum duyu blok seviyeleri daha yüksek bulundu (p<0.05). Grup B de toplam 4 olguda, grup BF'de 3 olguda tek doz oral analjezik ile geçen nonspesifik baş ağrısı gözlendi.
27 G kalem uçlu spinal iğne ile fentanilli veya fentanilsiz düşük doz dilüe bupivakainin günübirlik alt ekstremite cerrahisinde güvenle kullanılabileceği, ancak yüksek duyu bloğu istenen cerrahi girişimlerde bupivakaine 25 µg fentanil ilavesinin avantaj sağlayacağı sonucuna varıldı.
Anahtar kelimeler: Spinal anestezi, günübirlik cerrahi, artroskopi, bupivakain, fentanil |
Pediyatrik Olgularda İntranazal Ketamin ile Midazolam Premedikasyonunun Karşılaştırılması 32(4):296-301, 2004 |
Gülay Ok, İdil Tekin Mirzai, Hilal Leblebici, Koray Erbüyün
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Manisa |
|
|
Çalışmamızda, pediatrik hastalarda, intranazal ketamin ve midazolam premedikasyonunun, etkinliği ve güvenilirliği karşılaştırıldı. Etik kurul onayından sonra, 2-7 yaş arasında ASA I, 40 olgu 2 gruba ayrıldı. Operasyondan 30 dk. önce Grup K'ya (ketamin grup) 5 mg kg-1 ketamin, Grup M'ye (midazolam grup) 0.25 mg kg-1 midazolam intranazal uygulandı. Olguların periferik O2 saturasyonu (SpO2), sistolik arter basıncı (SAB), diastolik arter basıncı (DAB), kalp atım hızı (KAH) ve solunum sayısı 0., 10., 20. ve 30. dakikada kaydedildi. Olguların sedasyon düzeyleri Ramsey sedasyon skalasına göre değerlendirildi. Aileden ayrılma 3 basamaklı skala (0:Ajite, 1:Sakin 2:Uyuyor), iv kanül yerleştirme 3 basamaklı skala (1:Ajite, 2:Elini çekiyor, 3:Tepki yok) ve operasyon sonrası derlenme skorları Aldrete skorlaması ile değerlendirildi ve yan etkiler kaydedildi. Demografik veriler, SpO2 ve solunum sayısı açısından gruplar arasında fark bulunmadı. Her iki grupta da bazal değere göre KAH, SAB, DAB'ında düşme görüldü. Ancak, Grup M'de sistolik arter basıncındaki düşme Grup K'dan daha belirgindi (p<0.05). Sedasyon skorları 20. dakikadan itibaren Grup M'de, diğer gruba oranla daha yüksek izlendi (p=0.02). İv kanül yerleştirilmesi açısından Grup M daha yüksek skorlara sahip olmakla birlikte, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Aileden ayrılma skorları her iki grupta farklı bulunmadı. Aldrete skorları, Grup K'da daha yüksek bulunmasına karşın, istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p=0.17). Grup K'da 4 olguda diplopi ve nistagmus izlendi. Bulgularımızda izlenen midazolam ile daha derin sedasyon ve ketamin ile daha hızlı derlenmenin premedikasyonda, ajan seçiminde yönlendirici olabileceği kanısına varıldı.
Anahtar kelimeler: Premedikasyon, midazolam, ketamin, intranazal uygulama |
Supratentoriyal Yer Kaplayan Oluşumlarda Remifentanil ve Fentanilin Hemodinami ve Postoperatif Erken Dönem Uyanıklılık Üzerine Etkilerinin Karşılaştırılması 32(4):302-309, 2004 |
Hülya Korkmaz, Ferim Günenç, Leyla İyilikçi, Murat Çelik, Serhat Erbayraktar, Semih Küçükgüçlü, Atalay Arkan
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, İzmir |
|
|
Bu araştırmada supratentoriyal yer kaplayan oluşumlar nedeniyle kraniyotomi yapılan hastalarda, remifentanil ve fentanilin, intraoperatif hemodinami ve postoperatif erken dönem uyanıklılık üzerine etkilerinin karşılaştırılması amaçlandı.
Etik kurul izni ve yazılı hasta onamından sonra, ASA I-III grubunda, elektif kraniyotomi planlanan 25 erişkin hasta rasgele 2 gruba ayrıldı. İndüksiyonda R grubuna (n=12) 1 mg kg-1, idamede 0.15 mg kg-1 dk-1 remifentanil, F grubuna (n=13) indüksiyonda 2 mg kg-1, idamede 0.03 mg kg-1 dk-1 fentanil uygulandı. Her iki grupta vekuronyum 0.1 mg kg-1 ve propofol 2 mg kg-1 ile entübasyon gerçekleştirilerek, idame propofol 50-200 mg kg-1 dk-1, % 40 O2 ve % 60 N2O ile sağlandı. Bazal, entübasyon, çivili başlık takılması, cerrahi kesi, burr-hole açılması, kemik flep kaldırılması, kemik flep yerleştirilmesi, cilt kapatılması ve cerrahi sonu dönemlerinden 1 dk. sonra ortalama arter basıncı ve kalp atım hızı değerleri; spontan solunumun başlama, solunumun yeterli hale gelme, komutla göz açma, ekstübasyon ve modifiye Aldrete skorunun ? 9 ulaşma süreleri ve yan etkiler kaydedildi.
Fentanil grubunda, entübasyon, cerrahi kesi, burr-hole açılması, kemik flep kaldırılması, kemik flep yerleştirilmesi ve cerrahi sonu ortalama arter basıncı ile cerrahi kesi ve kemik flep yerleştirilmesi kalp atım hızı, remifentanil grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulundu (p<0.05). Remifentanil grubunda Aldrete skorunun ?9 ulaşma süresi, fentanil grubuna göre anlamlı olarak daha kısaydı (p=0.03).
Supratentoriyal yer kaplayan oluşumlar için yapılan kraniyotomilerde remifentanilin iyi kontrol edilebilen bir hemodinami sağlaması ve derlenme süresinin kısalığı nedeniyle, fentanile alternatif olarak tercih edilebileceği sonucuna varıldı.
Anahtar kelimeler: Remifentanil, fentanil, derlenme, kraniyotomi |
Kolşisin Zehirlenmesi 32(4):310-313, 2004 |
Süleyman Ganidağlı, Cevdet Becerik, Mustafa Cengiz
Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Şanlıurfa |
|
|
Kolşisin, çeşitli hastalıkların tedavisinde oldukça etkili olan seçkin bir ilaçtır. Kasıtlı aşırı doz alımıyla nadiren karşılaşılır. 25 yaşında, 50 kg ağırlığında bir hasta 55 mg kolşisin oral alımından 19 saat sonra yoğun bakım ünitesine kabul edildi. Olguda oral kolşisin alımından 36 saat sonra çoklu organ yetmezliği gelişti.
Bu olguda kolşisin zehirlenmesinin klinik özellikleri ve sonuçlarının tartışılması amaçlandı.
Anahtar kelimeler: Zehirlenme, kolşisin, intihar |
Travmatik Makroglossi ve Acil Hava Yolu Sağlanması 32(4):314-318, 2004 |
Mustafa Cengiz, Süleyman Ganidağlı, İmran Şan*
Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon ve Kulak Burun Boğaz Hastalıkları* Anabilim Dalları, Şanlıurfa |
|
|
Akut travmatik makroglossi nadir görülür, ancak üst hava yollarında tıkanıklığa neden olduğundan acil müdahaleler gerekebilmektedir.
Eklampsi sırasında, dilin ısırılması sonucu makroglossi gelişen hastanın, sezaryen ameliyatı için genel anestezi altında endotrakeal entübasyonu başarıyla uygulandı. Ekstübasyon sonrasında solunumun güçleşmesi üzerine hasta tekrar entübe edildi. İyileşme sürecinde güvenli bir hava yolu için, elektif trakeotomi açıldı. Steroid, antibiyotik, ıslak kompres ve aktif-pasif dil egzersizleriyle yapılan dil ödemi tedavisi sonucunda, 48-72 saat içinde dildeki şişme hızlıca azaldı. Bu olgu sunumunda travmatik makroglosside, tedavi ve acil hava yolu yönetimi tartışılacaktır.
Anahtar kelimeler: Makroglossi, hava yolu tıkanıklığı, etyoloji, eklampsi |
Malatyon Entoksikasyonunda Akut İnterstisyel Pankreatit ve Akciğer Ödemi 32(4):319-322, 2004 |
Hüseyin Fidan, Remziye Gül Sıvacı, Ender Ellidokuz*, Demet Erol, Canan Balcı
Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon ve İç Hastalıkları* Anabilim Dalları, Afyon |
|
|
Organofosfat ve karbamat insektisitler en sık pestisid zehirlenmesine neden olan kimyasal ajanlardır. Organofosfat entoksikasyonunda akciğer ödemi ile nadir bir patoloji olan pankreatitin birlikteliği sık görülmemektedir. On altı yaşında bayan hasta, malatyon içimi ile suisid girişimi sonrası hastanemize başvurdu. Bir saat içinde hastada hipotansiyon gelişti ve periferik oksijen satürasyonu (SpO2) oksijen desteğine rağmen % 79'a düştü. Hiperventile etmeye ve pembe köpüklü balgam çıkarmaya başladı. Hasta entübe edilerek mekanik ventilatöre bağlandı. Pozitif inotropik destek ve atropin infuzyonu başlandı. İlk 24 saat içinde serum amilaz değeri 984 U L-1 idi. Hastanın serum amilaz değeri 4. günde normal sınırlara indi. Serum psödokolinesteraz düzeyleri 5. günde normal sınırlara geldi. Pulmoner ödem gelişen ve akut interstisyel pankreatit kriterlerine uyan olguda atropin infuzyonu ve PAM tedavisi ile biyokimyasal parametreler ve klinik tablo dramatik olarak düzeldi. Atropin tedavisinin insanlarda organofosfat entoksikasyonlarında pankreatit gelişmesini engelleyip engellemediği ve nasıl bir tedavi protokolüyle uygulanması gerektiği araştırılmalıdır.
Anahtar kelimeler: Organofosfat, pankreatit, pulmoner ödem, atropin |
|
|