TÜRK ANESTEZİYOLOJİ VE REANİMASYON DERNEĞİ DERGİSİ

 

TÜRK ANESTEZİYOLOJİ VE REANİMASYON DERNEĞİ DERGİSİ
EYLÜL / EKİM 2004

 

 

Türkiye'de Yoğun Bakım 32(5):335-343,2004
Kutay Akpir
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, İstanbul
ÖZET
         Türkiye'de, dünyada olduğu gibi yoğun bakım bilim dalı anesteziyolojinin önderliğinde 1960'lı yıllarda başlamış ve yurt dışı eğitimleri sırasında Avrupa'daki yoğun bakım çalışmalarına katılan iki hoca Cemaletin Öner ve Sadi Sun'un liderliğinde gelişmiştir.
      1962 yılında Anestezi Uzmanlık Diploması'na Anestezi ve Reanimasyon Uzmanlığı adının eklenmesi, anestezi uzmanlarını yoğun bakım konusunda yetkili kılmıştır. Böylece bir grup anestezi uzmanı, yoğun bakım bilim dalını 2000'li yıllara taşımıştır. Yoğun bakım multidisipliner bir bilim dalıdır, bu nedenle 2000'li yıllara gelirken diğer bilim dalları içerisinde de yoğun bakım ile ilgilenenler olmuştur. 2004 yılında yapılan Yoğun Bakım Kongresi yoğun bakımın dışa açıldığı, diğer bilim dalları ile bütünleştiği bir kongre olmuştur.
      Bu yazıda Türkiye'deki gelişmeler, kronolojik bir sıra içerisinde belgelere ve bizzat yaşayanların naklettikleri gerçeklere dayalı olarak anlatılmaya çalışılmıştır.
      Anahtar kelimer: Yoğun bakım, tarihçe, gelişim

Rokuronyum Enjeksiyon Ağrısının Önlenmesinde Deksmedetomidin İle Lidokainin Karşılaştırılması 32(5):344-348,2004

Gaye Kaya, Dilek Memiş, Alparslan Turan, Beyhan Karamanlıoğlu, Şermin Şeker, Zafer Pamukçu
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji Anabilim Dalı, Edirne

ÖZET
          Çalışmamızda, deksmedetomidinin rokuronyum enjeksiyon ağrısını önlemedeki etkinliğini lidokainle karşılaştırmayı amaçladık.
      Etik komite onayı ve hasta oluru alınan, ASA I-II grubu, 90 hasta randomize olarak 3 gruba ayrıldı. Tüm gruplara standart premedikasyon uygulandı. Olgular monitorize edildikten sonra ilaç uygulanacak koluna turnike yerleştirildi ve 70 mmHg basınca kadar şişirildi. Grup S'ye (n=30) 1 mL serum fizyolojik, Grup L'ye (n=30) 20 mg lidokain (1 mL) ve Grup D'ye (n=30) 0.25 µgr kg-1 deksmedetomidin intravenöz olarak verildi. Turnike 20 sn. tutulduktan sonra açıldı. Toplam 0.9 mg kg-1 rokuronyum enjeksiyonu dozunun 1/8'i intravenöz yolla yapıldı ve olguların ağrı skorları sorularak kaydedildi. Daha sonra anestezi indüksiyonu yapıldı ve kalan rokuronyum intravenöz olarak verildi. Anestezi idamesi %50 O2/N2O karışımı içinde % 1-2 sevofluran ile sağlandı.
      Grup L'de ağrı skoru Grup S ve D'ye göre anlamlı derecede düşük (p<0.05, p<0.01, p<0.001) olduğu tespit edilirken, Grup D'de Grup S'ye göre düşük olmakla birlikte istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.05).
      Sonuç olarak, rokuronyum enjeksiyon ağrısını önlemede lidokainin etkili olduğu, buna karşın deksmedetomidinin belirgin etkisinin olmadığı belirlendi.
      Anahtar kelimeler: Rokuronyum, lidokain, deksmedetomidin, enjeksiyon ağrısı

Laparoskopik Kolesistektomilerde Remifentanil ve Alfentanilin Hemodinami ve Derlenme Üzerine Etkileri 32(5):349-355,2004
Arif Yeğin, Suat Sanlı, İbrahim Emer, Hanife Karakaya, Nursel Şahin
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Antalya
ÖZET
      Etik kurul onayı alınan 62 hasta, 2 mg kg-1 propofol ve 0.15 mg kg-1 sis-atrakuryum ile anestezi indüksiyonundan sonra rasgele iki gruba ayrıldı. Remifentanil grubuna, remifentanil 1 µg kg-1 bolus, insizyona kadar 1 µg kg-1 dk-1, daha sonra 0.5 µg kg-1 dk-1; alfentanil grubuna, alfentanil 8 µg kg-1 bolus, insizyona kadar 2 µg kg-1 dk-1, daha sonra 1 µg kg-1 dk-1 hızında verildi. Olguların ortalama arter basıncı (OAB,) kalp atım hızı (KAH), SpO2 değerleri, derlenme süreleri, postoperatif ilk analjezik uygulama zamanı ve komplikasyonlar kaydedildi.
      OAB değerleri açısından gruplar arasında anlamlı fark olmadığı, KAH değerlerinde ise, intraoperatif dönemde remifentanil grubunda alfentanil grubuna göre anlamlı azalma olduğu görüldü. Uyanma, ekstübasyon ve postoperatif ilk analjezik gereksinim zamanı ile komplikasyonlar açısından gruplar arasında fark bulunmadı. Modifiye Aldrete skoruna göre ortalama derlenme süreleri 10. ve 15. dakikalarda remifentanil grubunda daha yüksekti.
      Sonuç olarak, laparoskopik kolesistektomilerde remifentanilin alfentanile göre daha stabil bir hemodinami sağladığını, yüzeyel anesteziyi tedavi etmek amacıyla daha az intraoperatif opioid doz ayarlaması gerektirdiğini, ancak remifentanil kullanılan olgularda postoperatif analjezinin remifentanil infüzyonu sonlandırılmadan önce planlanması gerektiğini düşünmekteyiz.
      Anahtar kelimeler: TIVA, kolesistektomi, remifentanil, alfentanil, derlenme

Kas Gevşeticisiz Endotrakeal Entübasyon: Propofol İndüksiyonunu Takiben Uygulanan Üç Farklı Remifentanil Dozunun Karşılaştırılması 32(5):356-361,2004
Mustafa Cengiz, Süleyman Ganidağlı, Gönül Ölmez*
Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Şanlıurfa, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı*, Diyarbakır
ÖZET
       Çeşitli dozlarda propofol ve remifentanil kullanılarak, kas gevşeticisiz endotrakeal entübasyon uygulanmaktadır. Bu çalışmada propofol bolus dozu sonrası uygulanan üç farklı remifentanil dozunun, entübasyon koşulları üzerine olan etkileri araştırıldı.
      45 olgu rasgele üç eşit gruba ayrıldı. 2.5 mg kg-1 propofol iv bolus uygulamasını takiben Grup I'e 0.5 mg kg-1, Grup II'ye 1 mg kg-1, Grup III'e 2 mg kg-1 remifentanil iv olarak 30 saniyede enjekte edildi. Remifentanilin enjeksiyonudan 60 saniye sonra hastaların laringoskopi ve endotrakeal entübasyonları yapıldı. Maske ile solutma koşulları, çenenin gevşemesi, vokal kordların pozisyonu, endotrakeal entübasyon ve tüp kafının şişirilmesine hastaların cevapları ve eş zamanlı olarak hemodinamik değerler izlendi.
      Grup III'de diğer gruplara oranla toplam entübasyon kalite skoru anlamlı olarak daha yüksekti (p<0.05). Tüm gruplarda indüksiyon sonrası kan basınçları, kontrol değerlerine göre düşüktü (p<0.05). Grup I ve Grup II'de entübasyondan sonra kalp atım hızı (KAH) değerleri, indüksiyon öncesi değerlere göre anlamlı olarak yüksekti (p<0.05). İndüksiyon sonrası ölçülen KAH değerleri, indüksiyon öncesi değerlere göre Grup III' de anlamlı olarak düşüktü (p<0.05).
      Propofol indüksiyonu sonrası uygulanan 2 mg kg-1 remifentanilin kas gevşeticisiz entübasyon için uygun koşullar sağladığı kanısına varıldı.
      Anahtar kelimeler: Entübasyon, endotrakeal, propofol, remifentanil

Azotprotoksitin Zamana Göre Endotrakeal Kaf Basıncına Etkisi 32(5):362-366,2004
Hanife Altunkaya, Seden Çıtır, Işıl Özkoçak, Yetkin Özer, Hilal Ayoğlu, Osman Yapakçı
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Zonguldak
ÖZET
   Çalışmamızda; azotprotoksit+oksijen ile uygulanan genel anestezi sırasında endotrakeal kaf basıncı artışının zamana göre değerlendirilmesi amaçlandı. Genel anestezi altında baş boyun cerrahisi ve laparoskopik cerrahi dışında supin pozisyonda opere olacak ASA I-III grubunda 60 olgu çalışmaya dahil edildi. Tüm olgulara; 2 mg kg-1 propofol ve 2 µg kg-1 fentanil ile anestezi indüksiyonu, 0.6 mg kg-1 rokuronyum ile kas gevşemesi sağlandı ve polivinil klorürden yapılmış, yüksek volüm, düşük basınçlı, kaflı uygun çapta endotrakeal tüp ile entübasyon yapıldı. Endotrakeal tüp kafı hava ile, kaçak sesi olmayacak şekilde şişirildi ve basınç manometresine bağlandı. Başlangıçtaki kaf basınçları kaydedildi. Olgular rasgele 2 gruba ayrıldı. Grup A (Azotprotoksit grubu) olgulara % 60 N2O+% 40 O2+% 2-2.5 sevofluran, Grup H (Hava grubu) % 50 hava+% 50O2+1 µ kg-1 sa-1 fentanil infüzyonu+% 2-2.5 sevofluran uygulandı. Başlangıç kaf basıncı 35 cmH20'dan fazla ise kaf basıncı kaçak olmayacak şekilde 25-30 cmH2O basıncına indirildi. Kaf basıncı entübasyondan sonraki 5-10-15-30-45-60-75-90-120. dk.'larda kaydedildi. Kaf basıncı, 45 cmH20 basıncınca ulaştığında ölçüm zamanı beklenmeksizin başlangıç değerine indirildi. Postoperatif derlenme odasında ve postoperatif 1.gün boğaz ağrısı olup olmadığı soruldu. Kaf basınçları karşılaştırıldığında 30. dk.'dan itibaren Grup A'da yüksekti ve 45.dk' da 45 cmH2O değerini aşmaktaydı (p<0.05). Grup H'de kaf basınçları 60.dk'dan itibaren başlangıç değerlerine göre anlamlı olarak düşüktü (p<0.05). Sonuç olarak; genel anestezi uygulamalarında azotprotoksit kullanıldığında, ortalama 45 dk. içinde kaf basıncı trakeal epitel perfüzyonunu bozacak düzeylere çıkmaktadır.
      Anahtar kelimeler: Azotprotoksit, kaf basıncı

Midazolam İle Sevofluranın Okulokardiyak Refleks Üzerine Etkilerinin Karşılaştırılması 32(5):367-372,2004
Varol Çeliker, Didem Dal, Fatma Sarıcaoğlu, Elif Başgül, Ülkü Aypar
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Ankara
ÖZET
 Çalışmamızda, şaşılık cerrahisi sırasında major bir problem olan okulokardiyak refleks üzerine sevofluran ile midazolamın etkilerini karşılaştırmayı amaçladık.
      Çalışma, fakülte etik kurulu ve ailelerinin onayı alınan, elektif tek taraflı şaşılık cerrahisi uygulanacak, 1-7 yaşlarında, ASA I grubundan 40 çocuk olguda gerçekleştirildi. Premedikasyon amacıyla tüm hastalara peroral atropin ve midazolam uygulandı. Olgular rasgele iki gruba ayrılarak, Grup S'de sevofluran, Grup M'de midazolam uygulandı. Grup S'de anestezi indüksiyonu için yüz maskesi ile %8 sevofluran ve % 40 O2/ % 60 N2O kullanıldı. Anestezi idamesinde ise % 2 sevofluran uygulandı. Grup M'de midazolam, anestezi indüksiyonunda 0.5-1 mg kg-1 iv ve anestezi idamesinde 4 µg kg dk-1 dozlarında uygulandı. Her iki grupta da anestezi idamesinde % 40 O2 /% 60 N2O karışımı kullanıldı. Tüm hastalar, 0.1 mg kg-1 vekuronyum verilerek entübe edildiler. Ameliyat boyunca kalp hızı, sistolik kan basıncı, endtidal CO2, okulokardiyak refleks ve aritmi olup olmadığı, opere edilen kas sayısı ve postoperatif bulantı-kusma kaydedildi.
      Her iki grupta kas sayıları ve endtidal CO2 değerleri benzerdi. Okulokardiyak refleks insidansı anlamlı şekilde sevofluran grubunda düşük bulundu (p=0.001). Postoperatif bulantı-kusma insidansı ise her iki grupta da düşüktü.
      Sonuç olarak, sevofluran çocuk şaşılık cerrahisi için uygun bir ajan olup, peroral premedikasyonla desteklendiğinde okulokardiyak refleks insidansını belirgin azaltmaktadır.
      Anahtar kelimeler: Refleks, okulokardiyak, şaşılık, sevofluran, midazolam

Artroskopik Cerrahi Uygulanan Hastalarda Remifentanil-Propofol Anestezisinin Postoperatif Derlenme Kriterleri Üzerine Etkisi: Farklı Remifentanil Dozlarının Karşılaştırılması 32(5):373-378,2004
Murat Gündüz, Yasemin Güneş, Hayri Özbek, Dilek Özcengiz, Geylan Işık
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji Anabilim Dalı, Adana
ÖZET
    Bu çalışmada; günübirlik artroskopi uygulanacak olgularda, sabit doz propofol ile farklı infüzyon hızlarında uygulanan remifentanil kombinasyonunun derlenme kriterleri üzerine etkilerinin mental ve psikomotor fonksiyonlar yönünden değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
      Çalışmaya artroskopi planlanmış, ASA I-II grubundan 90 erişkin olgu dahil edildi. Anestezi uygulaması öncesinde değerlendirilen mental (VAS) ve psikomotor fonksiyonlar "digit symbol substitution test" (DSST) kontrol değerler olarak kabul edildi. Tüm olgularda propofol (2 mg kg-1) ve remifentanil (1 µg kg-1 dk-1) ile anestezi indüksiyonu gerçekleştirildi. Endotrakeal entübasyonu gerçekleştirmek amacıyla cis-atrakuryum 0.15 mg kg-1 uygulandı. Anestezi uygulaması 4-5 mg kg-1 sa-1 propofol ve remifentanil infüzyonu ile sağlandı. Olgular rasgele üç gruba ayrıldı; remifentanil infüzyonu, grup I'de 0.20 mg kg-1 dk-1, grup II'de 0.25 mg kg-1 dk-1 ve grup III'de ise 0.30 mg kg-1 dk-1 olarak uygulandı. Anestezi sonrası olguların göz açma, emirlere uyma, oryantasyon, oturma ve yürüme zamanları ile taburcu olma zamanları kaydedildi. VAS ve DSST değerleri postoperatif 1., 5., 15., 30., 45., ve 60. dakikalarda izlendi ve not edildi.
      Grupların demografik verileri ve anestezi süreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı. Göz açma, komutlara uyma, oryantasyon zamanı grup I'de diğer gruplarla kıyaslandığında daha kısa olarak saptandı. Olguların oturma zamanı grup I ve II'de grup III'e oranla daha erken olarak belirlendi. Postoperatif 5.dakikada DSST'nin % 100 olduğu olgular, grup I ve II'de, grup III'e göre daha fazlaydı (p<0.05).
      Sonuç olarak; düşük doz remifentanil uygulamasının diğer gruplara göre daha kısa sürede ve iyi koordineli derlenme sağladığı kanısına varıldı.
      Anahtar kelimeler: Remifentanil, anesteziden derlenme periyodu, psikomotor fonksiyon

Total İntravenöz ve İnhalasyon Anestezisinin Kas Gevşetici Ajan Tüketimine Etkileri 32(5):379-382,2004
Ömer L. Erhan, M. Akif Yaşar, Azize Beştaş, Levent Avcı, Hasan Okuducu
Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Elazığ
ÖZET
 Genel anestezi (inhalasyon/total intravenöz) uygulamalarında laringoskopi-intübasyon yanında cerrahi sahada rahatlık için kas gevşeticiler kullanılmaktadır. Halojenli inhalasyon ajanları azçok nondepolarizan kas gevşetici etkisini potansiyelize ederken, total intravenöz anestezide (TİVA) bu durum nasıldır? Çalışmamızda inhalasyon ve TİVA'da veküronyumun tekniğe bağımlı sarfı araştırılmıştır. Yerel etik kurulu onayından sonra, ASA I-II grubundan olgular rastgele gruplandırıldı. İnhalasyon anestezisi 82 olgu (Grup 1: 40 olgu, izofluran+veküronyum), Grup II: 42 olgu, sevofluran+veküronyum) ve TİVA 50 olgu (Grup III, propofol+veküronyum) olmak üzere indüksiyondan sonra 0.08 mg kg-1 ve ek dozlarda 0.02-0.03 mg kg-1 veküronyum uygulandı. Son veküronyum dozuna kadar kullanılan veküronyumun toplam miktarı gruplar için hesaplandı. Gruplar arası istatistiksel incelemede Kruskal-Wallis varyans analiz yöntemi kullanıldı. Gruplar arasında anestezi sürelerinin istatistiksel değerlendirilmesinde anlamlılık görülmedi. Grup I'de ortalama veküronyum sarfı 0.01±0.07 mg dk-1, Grup II'de 0.01±0.09 mg dk-1 ve Grup II'te 0.01±0.05 mg dk-1 bulundu. Bu değerler istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0.2038). Sevofluran ve izofluran veküronyumun etkisini artırırken, TİVA'da yoğun olarak kullanılan propofolün miyorelaksan özelliğinin varlığı tartışmalıdır. EMG çalışmalarında propofolün elektriksel aktivitesinde azalma yaptığı, bunun da propofolün santral etkisinden kaynaklandığı bilinmektedir.
      Çalışmamızda TİVA uygulamalarında kas gevşetici sarfının inhalasyon anestezisine göre önemli farklılık göstermediği görülmüştür.
      Anahtar kelimeler: Propofol, kas gevşetici, sevofluran, izofluran

Deneysel Çalışan Kalp Modelinde Tiroid Hormonları ve Kortizol Düzeylerindeki Değişiklikler 32(5):383-390,2004
Fatma Nur Kaya, Suna Gören, Remzi İşçimen, İlkin Çavuşoğlu*, Gülsen Korfalı
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon ve Histoloji ve Embriyoloji* Anabilim Dalları, Bursa
ÖZET
  Deneysel çalışan kalp modelinde, miyokardiyal iskemi öncesi,sonrası ve reperfüzyon sonrası dönemlerde, tiroid hormonları ve kortizol düzeylerindeki değişiklikler araştırıldı. 10 Mongrel köpek (20-25 kg) ketamin (5 mg kg-1) ve ksilazin (2 mg kg-1) ile sedatize edildi. Anestezi indüksiyonunda tiyopental-Na (7 mg kg-1) ve fentanil (1 mg kg-1), idamede ise isofluran (% 1-1.5) ile fentanil (1 mg kg-1) ve vekuronyum kullanıldı. Kalp sol torakotomi ve perikardın vertikal açılımı ile eksplore edildi. Sol anterior koroner arter Octopus® 2 stabilizatör kullanılarak stabilize edildi ve 15 dakika "buldog" klemp ile oklüze edilerek iskemi sağlandı. Hemodinamik parametreler torakotomi öncesi ve sonrası, iskemi öncesi, iskemi döneminin sonunda ve 10 dakikalık reperfüzyondan sonra kaydedildi. Aynı dönemlerde, plazma tiroid stimulan hormon, total tiroksin, serbest tiroksin, total triiodotironin, serbest triiodotironin ve kortizol düzeylerinin değerlendirilmesi için kan örnekleri alındı. Ayrıca, iskemi öncesi ve reperfüzyon sonrası "Tru-cut" iğne ile transmural miyokard biyopsi örnekleri alındı. İskemi ve reperfüzyon sonrası kortizol düzeyleri, torakotomi öncesine göre yüksek olarak bulunurken (p<0.05), tiroid hormon düzeylerinde anlamlı değişiklik saptanmadı. Torakotomi öncesine göre, kalp hızı, ortalama pulmoner arter basıncı ve pulmoner kapiller oklüzyon basıncı anlamlı olarak değişiklik göstermemesine rağmen, sistolik ve diyastolik arter basınçları iskemi öncesi, iskemi ve reperfüzyon sonrası dönemlerde düşük bulundu (p<0.05). Ayrıca, santral venöz basıncında iskemi sonrası yükselme saptandı (p<0.01). Reperfüzyon sonrası alınan biyopsi örneklerinde nukleus, sarkolemma korunurken, miyofibril bandında bozulma, mitokondriyum ve intertisyumda ödem, sarkoplazmik vakuoller saptandı.
      Sonuç olarak, deneysel çalışan kalp modelinde, kortizol düzeyleri, torakotomi öncesi dönemine göre iskemi ve reperfüzyon sonrası dönemlerinde yüksek olarak bulunurken, tiroid hormon düzeylerinde anlamlı değişiklik saptanmadı.
      Anahtar kelimeler: Çalışan kalp, tiroid hormonları, kortizol

Sarkoidozlu Bir Hastada Anestezi Yönetimi 32(5):391-394,2004
Nurten Kayacan, Mert Akbaş, Gülbin Arıcı, Bilge Karslı
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Antalya
ÖZET
   Sarkoidoz granulomatoz bir hastalık olup, herhangi bir doku veya organ etkilenebilir. Preoperatif dönemde anesteziyolog hastanın genel durumunun farkında olmalı ve kardiyak ve solunumsal patolojileri araştırmalıdır. Bunlara ek olarak, ameliyat sırasında yakın hemodinamik ve solunumsal monitorizasyon gereklidir. Bu olgular anesteziyolog için potansiyel problem oluşturabilir.
      Olgu sunumuzda, sarkoidozlu bir hastadaki başarılı spinal anestezi deneyimimizi bildirmekteyiz. 68 yaşında sarkoidozlu kadın hasta total abdominal histerektomi nedeni ile opere edildi. Anamnezinde hipertansiyon öyküsü mevcut olan olgumuza genel anesteziye göre minimal solunumsal ve kardiyak değişiklikler oluşturması nedeni ile spinal anesteziyi tercih ettik. Perioperative monitorizasyon, EKG, noninvaziv kan basıncı ve periferik oksijen satürasyonu monitorizasyonunu içermekteydi. % 0.9 NaCl solüsyonu 10 mL kg-1 iv uygulandıktan sonra, sol yan pozisyonda 25 gauge spinal iğne ile 22.5 mg (3 mL) % 7.5 ropivakain subaraknoid aralığa enjekte edildi. Anestezi süresince hemodinami stabil seyretti ve hiçbir komplikasyon ile karşılaşılmadı.
      Sonuç olarak, Spinal anestezinin sarkoidozlu hastalarda güvenli bir yöntem olduğunu düşünmekteyiz.
      Anahtar kelimeler: Sarkoidoz, granulomatoz hastalık, spinal anestezi, ropivakain

Miyastenia Gravisli Olguda Laparoskopik Cerrahide Remifentanil ve Propofol ile Total İntravenöz Anestezi 32(5):395-399,2004
Suat Sanlı, Nurten Kayacan, Mert Akbaş, Fatma Ertuğrul, Münire Akar, Bilge Karslı
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Antalya
ÖZET
   Miyastenia gravis (MG), nöromüsküler kavşaktaki postsinaptik asetilkolin reseptörlerinin IgG antikorları ile inaktivasyonu veya azaltılması ile seyreden otoimmün bir hastalıktır. Bu hastalarda anestezistler açısından en büyük problem kas gevşetici kullanımıyla ilgilidir. Çünkü MG'li hastalarda tipik olarak nondepolarizan kas gevşeticilere aşırı duyarlılık, depolarizan ajanlara karşı da direnç söz konusudur. Nondepolarizan kas gevşeticilerin priming veya defasikülasyon için küçük dozlarda kullanılması bile, asiste ventilasyon ihtiyacı gerektirecek postoperatif solunum depresyonuna neden olabilmektedir.
      MG'li hastaların anestezik yönetimlerinde çeşitli genel anestezi teknikleri bildirilmekle birlikte, hiçbirinin diğerine üstünlüğü kanıtlanamamıştır. Bu hastalarda, remifentanil ve propofolün kas gevşetici kullanmadan, total intravenöz anestezide birlikte uygulanması ile ilgili az sayıda çalışma rapor edilmiştir.
      Bu olgu sunumunda, miyastenia gravis tanısı alan ve primer infertilite nedeniyle diagnostik laparoskopi planlanan bir hastada, remifentanil-propofol ile kas gevşetici kullanmadan, uyguladığımız total intravenöz anestezi tekniğini tartışmayı amaçladık.
      Anahtar kelimeler: Miyastenia gravis, intravenöz anestezi, laparoskopi

 

 

 

 

 

 


 

Yazarlara Bilgi

Yayın Kurulu

 

ARŞİV

      Son Sayı
2011
      Anestezi Eylül / Ekim 2011
      Anestezi Temmuz / Agustos 2011
      Anestezi Mayis / Haziran 2011
      Anestezi Mart / Nisan 2011
      Anestezi Ocak / Subat 2011
2010
      Anestezi Kasim / Aralik 2010
      Anestezi Eylül / Ekim 2010
      Anestezi Temmuz / Agustos 2010
      Anestezi Mayis / Haziran 2010
      Anestezi Mart / Nisan 2010
      Anestezi Ocak / Subat 2010
2009
      Anestezi Kasim / Aralik 2009
      Anestezi Eylül / Ekim 2009
      Anestezi Temmuz / Agustos 2009
      Anestezi Mayis / Haziran 2009
      Anestezi Mart / Nisan 2009
      Anestezi Ocak / Subat 2009
2008
      Anestezi Kasim / Aralik 2008
      Anestezi Eylül / Ekim 2008
      Anestezi Temmuz / Agustos 2008
      Anestezi Mayıs / Haziran 2008
      Anestezi Mart / Nisan 2008
      Anestezi Ocak / Şubat 2008
2007
      Anestezi Kasim / Aralik 2007
      Anestezi Eylül / Ekim 2007
      Anestezi Temmuz / Ağustos 2007
      Anestezi Mayıs / Haziran 2007
      Anestezi Mart / Nisan 2007
      Anestezi Ocak / Şubat 2007
2006
      Anestezi Kasim / Aralik 2006
      Anestezi Eylül / Ekim 2006
      Anestezi Temmuz / Agustos 2006
      Anestezi Mayıs / Haziran 2006
      Anestezi Mart / Nisan 2006
      Anestezi Ocak / Subat 2006
2005
      Anestezi Kasim / Aralik 2005
      Anestezi Eylül / Ekim 2005
      Anestezi Temmuz / Agustos 2005
      Anestezi Mayıs / Haziran 2005
      Anestezi Mart / Nisan 2005
      Anestezi Ocak / Subat 2005
2004
      Anestezi Kasim / Aralik 2004
      Anestezi Eylül / Ekim 2004
      Anestezi Temmuz / Agustos 2004
      Anestezi Mayıs / Haziran 2004
      Anestezi Mart / Nisan 2004
      Anestezi Ocak / Subat 2004
2003
      Anestezi Aralik 2003
      Anestezi Kasim 2003
      Anestezi Ekim 2003
      Anestezi Agustos / Eylül 2003
      Anestezi Haziran / Temmuz 2003
      Anestezi Mayıs 2003
      Anestezi Nisan 2003
      Anestezi Mart 2003
      Anestezi Şubat 2003
      Anestezi Ocak 2003



 

 

Logos Tıp Yayıncılığı 2008 - 2011
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36 D.66-67 Gayrettepe 34349 Istanbul
Tel: 02122880541 ve 02122885022
eXTReMe Tracker