 |
TÜRK ANESTEZİYOLOJİ VE REANİMASYON DERNEĞİ DERGİSİ
KASIM / ARALIK 2005
|
Magnezyumun Deneysel Subaraknoid Kanama Sonrası Artmış Kan-Beyin Bariyeri Geçirgenliği ve Beyin Ödemi Gelişimi Üzerine Etkisi 2005; 33(6):443-450 |
Tülin Erdem, Zerrin Emanet Demir*, Damla Aktan, Figen Esen, Lütfi Telci
İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Çorlu Şifa Hastanesi*, Çorlu, Tekirdağ |
|
|
Amaç: Bu çalışmanın amacı, subaraknoid kanama sonrası ortaya çıkan kan-beyin bariyeri geçirgenlik artışı ve beyin ödemi gelişiminin belirlenmesi ve magnezyumun kan-beyin bariyeri geçirgenlik artışı ve beyin ödemi gelişimi üzerine etkisinin gösterilmesidir.
Gereç ve Yöntem: Çalışma, 40 adet New-Zealand tavşanda yapıldı. Subaraknoid kanama, sisterna magna'ya perkütan otolog kan enjeksiyonu ile oluşturuldu. Subaraknoid kanama ve "kontrol" gurubu tavşanlarda magnezyumun etkisi, intravenöz 750 µmol kg-1 doz uygulaması ile araştırıldı. Kontrol subaraknoid kanama ve kontrol "kontrol" gurubu tavşanlara eşit volümde serum fizyolojik verildi. 24 saat sonra tavşanlar genel anestezi altında, beyin dokusu özgül ağırlığının belirlenmesi ve kan-beyin bariyeri bütünlüğünün Evans mavisi boyasının ektravazasyonun spektrofotometrik olarak ölçümü ile saptanması için dekapitize edildiler.
Bulgular: Subaraknoid kanama Evans mavisinin kan-beyin bariyeri geçirgenliğini belirgin oranda arttırmıştır. Beyin dokusu Evans mavisi boya miktarı magnezyum ile tedavi edilen subaraknoid kanama grubunda tüm beyin bölgelerinde kontrol grubu ile karşılaştırıldığında anlamlı derecede azalmıştır. Magnezyum uygulamasının beyin ödemi oluşumunu azalttığının göstergesi olarak magnezyumla tedavi edilen subaraknoid kanamalı tavşanların beyin dokusu özgül ağırlık değerleri tedavi edilmeyenlere göre anlamlı oranda yüksek bulunmuştur.
Sonuç: Tavşanlarda oluşturulan subaraknoid kanama modelinde magnezyum uygulaması, kan-beyin bariyeri geçirgenlik artışı ve beyin ödemi oluşumunu sınırlandırmıştır.
Anahtar kelimeler: Subaraknoid kanama, kan beyin bariyeri, beyin ödemi, magnezyum |
|
Deneysel Sepsis Modelinde Siklosporin-A'nın Akciğer ve ‹leum Dokusunda Apoptozis ve Nükleer Faktör-kappaB Ekspresyonuna Etkileri 2005; 33(6):451-462 |
Hülya Okçu, İsmail Cinel, Leyla Cinel*, Gürbüz Polat**, Uğur Oral
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon, Patoloji* ve Biyokimya** Anabilim Dalları, Mersin
|
|
|
Amaç: Çalışmamızda Siklosporin A'nın (CsA); Çekal ligasyon ve delme (CLP) ile deneysel sepsis modelinde ve akciğer dokularında reaktif oksijen ve nitrojen türevleri aracılı sitotoksisitede, doku apoptozisinde ve nükleer faktor-kappa B (NF-kB) ekspresyonundaki olası etkileri değerlendirildi.
Gereç ve Yöntem: Fakülte etik kurul onayı alındıktan sonra 220-250 gr. ağırlıklarında 60 erkek Wistar rat rasgele 4 eşit gruba ayrıldı; I-Kontrol grubu (n=15), II-CLP grubu (n=15), III-CsA uygulanan kontrol grubu (n=15), IV-CLP + CsA uygulanan grup (n=15). III. ve IV. gruptaki ratlara; laparotomi işleminden sonra 6. ve 24. saatlerde 10 mg kg-1 dozda Siklosporin-A (CsA) intraperitoneal olarak verildi. 36. saatte tüm ratlardan akciğer ve ileum doku örnekleri alındı. Doku örneklerinde malondialdehit (MDA) ve 3-L nitrotirozin (3-NT) düzeyleri ölçüldü, agaroz-jel elektroforez yöntemiyle "DNA laddering" çalışıldı. Doku histopatolojisi hematoksilen-eozin boyama ile nükleer faktor-kappa B ekspresyonu ise immunhistokimyasal boyama ile değerlendirildi.
Bulgular: CLP grubunda ileum dokusunda ölçülen 3-NT değerleri belirgin arttı. CLP+CsA grubunda ise bu artışın önlendiği saptandı. Doku MDA düzeylerinde; gerek ileum gerekse akciğer dokularında gruplar arasında anlamlı bir farklılık izlenmedi (p=0.119). Histopatolojik değerlendirmede; CLP grubunda morfolojik hasarlanma bulgularının görülmesine ragmen, CLP+CsA grubunda ise bu değişiklikler daha azdı. ‹leum dokusunda Siklosporin-A tedavisiyle agaroz-jel elektroforez yöntemiyle ölçülen DNA kırılmalarının % 25 oranında önlendiği izlendi. NF-kB ekspresyonunda ileum ve akciğer dokusunda gruplar arasında immunohistokimyasal olarak bir farklılık izlenmedi.
Sonuç: Sonuçlarımız sepsis modelinde Siklosporin-A'nın ileum ve akciğer dokusunda hasarlanmayı önlediği yönündedir. Bu bulgular Siklosporin-A'nın ‹leum dokusunda peroksinitrit kökenli hasarlanmayı önlerken apoptozisi de baskıladığını göstermektedir. Sepsis tedavisinde, Siklosporin-A'nın hücresel düzeyde etkin olduğu düşünüyoruz.
Anahtar kelimeler: Sepsis, apoptozis, siklosporin-A, nükleer faktor-kappa B, peroksinitrit |
Laringoskopi, Entübasyon ve Ekstübasyona Bağlı Hemodinamik Yanıtın Önlenmesinde Esmolol ve Lidokainin Etkilerinin Karşılaştırılması 2005; 33(6):463-470 |
H. Emrah Keskin, Hülya Bilgin
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Bursa |
|
|
Amaç: Laringoskopi ve entübasyonun yanı sıra ekstübasyona bağlı oluşan hemodinamik yanıtın kontrolünde intravenöz lidokain ile esmololün etkinliğini karşılaştırmayı amaçladık.
Gereç ve Yöntem: ASA I-II, 18-70 yaş, Mallampati sınıf I 150 olgu rasgele ayrıldı. ‹ndüksiyondan sonra esmolol (n=50), lidokain (n=50) veya serum fizyolojik (SF-kontrol) (n=50) bolus, takiben infüzyon dozları uygulandı. Kalp hızı (KH), sistolik kan basıncı (SKB), diastolik kan basıncı (DKB) ve ortalama kan basıncı (OKB) kontrol, ilacın bolus dozu uygulamasından sonra, laringoskopi öncesinde, entübasyonun 1., 3., 5., 7., 10. dakikası, cerrahi bitiminde, ekstübasyondan sonra 1., 5., 10., 15. dakikalarda kaydedildi. Sonuçlar Kruskal-Wallis, One way Anova, ki-kare, eşleştirilmiş ve eşleştirilmemiş T-Testi, Wilcoxon Signed Ranks ve Mann-Whitney U testleri ile değerlendirildi.
Bulgular: Entübasyonun 3. dk.'nda SKB ve OKB lidokain grubunda esmolol grubundan düşüktü. Esmolol grubunda SKB ilacın bolus dozu uygulanmasından sonra, laringoskopi öncesi, entübasyonun 1., 3., 5., 7. ve 10. dk.'larında kontrol grubundan anlamlı oranda düşüktü. Lidokain grubunda entübasyonun 3., 5. ve 7. dk.'larında SKB, 3. ve 5. dk.'larında OKB kontrol grubundan anlamlı derecede düşüktü. Lidokain grubunda ekstübasyonun 5. ve 10. dk.'larında DKB, 10. dk.'nda OKB değerleri esmolol grubundan önemli oranda düşüktü. Esmolol grubunda KH ekstübasyonun 1. dk.'nda kontrol grubundan düşüktü.
Sonuç: Esmolol ve lidokainin entübasyona bağlı SKB yanıtının kontrolünde etkin olmakla beraber birbirlerine bir üstünlüklerinin olmadığı, ekstübasyonda ise hemodinamik yanıtı baskılamada yetersiz oldukları sonucuna varıldı.
Anahtar kelimeler: Hemodinamik yanıt, entübasyon, ekstübasyon, esmolol, lidokain |
Farklı Anestezi Yöntemlerinin Cerrahi Stres Yanıt Üzerindeki Etkisi 2005; 33(6):471-479 |
Dindar Kaş*, Mustafa Gönüllü**, İclal Özdemir Kol**
Devlet Hastanesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği* Fatsa, Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı**, Sivas |
|
|
Amaç: Bu çalışmada, propofol-alfentanil ve propofol-remifentanil kullanılan total intravenöz anestezi (T‹VA) ile sevofluran anestezisinin cerrahi strese karşı hemodinamik, metabolik ve leptin dahil endokrin yanıtları karşılaştırıldı.
Gereç ve Yöntem: ASA I-II grubunda, batın operasyonu planlanan 45 hasta rasgele üç gruba ayrıldı. Genel anestezi indüksiyonu tüm gruplarda 1.5 mg kg-1 propofol ve nöromuskuler paralizi 0.1 mg kg-1 veküronyum ile yapıldı ve ek olarak Grup I'e 1 µg kg-1 fentanil, Grup II'e 40 µg kg-1 alfentanil, Grup III'e 1 µg kg-1 remifentanil kullanıldı. Anestezi idamesinde; I. grupta; % 1.5-3 sevofluran + % 50 N2O/O2, II. grupta 100 µg kg-1 dk-1 propofol + 2 µg kg-1 dk-1 alfentanil, 1. saatten sonra 1 µg kg-1 dk-1 alfentanil, III. grupta 100 µg kg-1 dk-1 propofol ve 0.25 µg kg-1 dk-1 remifentanil infüzyonu yapıldı. Hemodinamik değişiklikleri kaydedildi. Plazma kortizol, ACTH, prolaktin, insülin, glukoz ve leptin düzeylerinin ölçümleri, indüksiyon öncesi, indüksiyondan 60. dk. sonra ve postoperatif 24. saatte R‹A veya ‹RMA yöntemleri ile yapıldı.
Bulgular: Entübasyon ve cerrahi insizyona hemodinamik yanıt alfentanil ve remifentanil gruplarında baskılandı (p<0.05). ACTH ve kortizol düzeyleri remifentanil grubunda anlamlı bir şekilde baskılandı (p<0.05). Prolaktin düzeyleri üç grupta da anlamlı bir şekilde yüksekti (p<0.05). Kan şekeri düzeyleri T‹VA gruplarında daha azdı. Tüm gruplarda leptin düzeyleri preoperatif döneme göre entübasyondan sonraki 1. saatte azaldı ve postoperatif 24. saatte arttı.
Sonuç: Abdominal cerrahi geçiren sağlıklı hastalarda propofol-remifentanil ile TIVA, sevofluran anestezisi ile karşılaştırıldığında hemodinamik, metabolik ve endokrin yanıtları baskılamaktadır. Leptin seviyesi ise, önce azalmış cerrahiden sonraki ilk 24 saatte ise artmıştır.
Anahtar kelimeler: Total intravenöz anestezi, alfentanil, remifentanil, sevofluran, stres yanıt |
Pediatrik Hastalarda İnfraklavikülar Blok Uygulamaları 2005; 33(6):480-483 |
Yavuz Gürkan, Dilek Özdamar, Asena Selbes Yılmaz, Kamil Toker, Mine Solak
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Kocaeli |
|
|
Amaç: İnfraklaviküler blokta lateral sagital yaklaşım erişkin hastalarda başarı ile uygulanan bir tekniktir. Biz de bu yazıda lateral sagital yaklaşım ile bir seri pediatrik olguda uyguladığımız infraklaviküler blok sonuçlarımızı sunuyoruz.
Gereç ve Yöntem: Dört onbir yaşları arasındaki beş hastaya kombine anestezi ile Üst ekstremite cerrahisi yapıldı. Genel anestezi ile larengeal maske yerleştirildikten sonra sinir stimülatörü kullanılarak lateral sagital infraklaviküler blok yapıldı. Olgulara 0.5 mL kg-1 % 0.5 ropivakain uygulandı.
Bulgular: Postoperatif dönemde 6-13 saat süreyle analjezi sağlandı. Hiçbir hastada post operatif ağrı vasküler ponksiyon, pnomötoraks ya da lokal anestezik toksisitesi gözlenmedi.
Sonuç: Bizim olgu serimiz pediatrik olgularda infraklaviküler blokta lateral sagital tekniğin başarı ile uygulanabilir olduğunu göstermekte. Bu tekniğin başarılı ve emniyetli kullanılabileceğini söylemek için daha geniş hasta serilerine ihtiyaç vardır.
Anahtar kelimeler: pediatrik anestezi, infraklaviküler blok, analjezi lateral sagital |
Sezaryen Ameliyatı Geçirecek Panhipopituitarizmli Gebede Kombine Spinal Epidural Anestezi 2005; 33(6):484-489 |
Berrin Günaydın, Derya Arslan
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Ankara |
|
|
Cerrahi geçirecek panhipopituitarizmli olguların anestezisi, dikkatli bir preoperatif değerlendirme ile titizlikle gerçekleştirilen per- ve postoeperatif hasta takip ve yaklaşımını içerir. Kombine spinal epidural anestezi ile sezaryen ameliyatı yapılan panhipopituitarizmli bir gebe olgudaki anestezi yöntemini ve perioperatif yönetimi sunmayı amaçladık.
Anahtar kelimeler: Yüksek riskli gebelik; panhipopituitarizm, kombine spinal epidural, sezaryen |
Bupivakaine Bağlı Toksik Reaksiyon: Konvülziyon ve Kalıcı Şuur Kaybı 2005; 33(6):490-493 |
Murat Yılmaz, Arif Yeğin, Levent Döşemeci, Melike Cengiz, Necmiye Hadimioğlu, Babür Dora*, Atilla Ramazanoğlu
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon ve Nöroloji* Anabilim Dalları, Antalya |
|
|
Bupivakain etki süresinin uzun olması nedeniyle belirgin postoperatif agrı ile birlikte uzun süreli operasyonlarda tercih edilen bir lokal anestetiktir. Santral sinir sistemi ve kardiyovasküler sistem toksisitesi çok iyi tarif edilmiştir.
Bu yazıda, brakiyal pleksus blokajı sırasında bupivakainin yanlışlıkla intravasküler yolla verilmesine bağlı olarak jeneralize konvülziyon gelişen ve yoğun bakımda yattığı 150 gün boyunca şuuru kapalı olarak takip edilen bir olgu sunulmuştur.
Literatürde lokal anestezik toksisitesi nedeniyle uzun süre tekrarlayan konvülziyon atakları geçiren ve şuuru açılmayan bir olguya rastlamadığımız için bu olguyu sunmaktayız.
Anahtar kelimeler: Bupivakain, toksisite, konvülziyon |
|
|