TÜRK ANESTEZİYOLOJİ VE REANİMASYON DERNEĞİ DERGİSİ

 

TÜRK ANESTEZİYOLOJİ VE REANİMASYON DERNEĞİ DERGİSİ
MART / NİSAN 2005

 

 

Anesteziyoloji'de Türk-Alman İlişkilerinin Dünü ve Bugünü 2005; 33: 111-113
Oya Kutlay
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Bursa
ÖZET
         Amaç: Çalışmamızda, desfluran anestezisinde remifentanil ve klonidinin peroperatif stres cevap üzerine olan etkiler   Bu yazıda askeri alandaki tıbbi çalışmalarla başlayan ve Alman-Türk Anestezistleri İşbirliği'nin oluşumuna kadar süregelen, Almanya ve Türkiye arasındaki ortak çalışmalardan söz edilmektedir.

Feokromositoma ve Anestezi 2005; 33: 114-120

Dilek Özdamar, Erdem Okay*, Berrin Çetinarslan**, Kamil Toker
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon, Genel Cerrahi* Anabilim Dalları, İç Hastalıkları Anabilim Dalı Endokrin ve Metabolik Hastalıklar Bilim Dalı**, Kocaeli

ÖZET
          Amaç: Feokromositoma, aralıklı katekolamin salınımıyla karakterize arter kan basıncında hızlı değişiklikler oluşturan tehlikeli bir tümördür. Buna bağlı olarak arter kan basıncında ani değişiklikler oluşur. Operasyon sırasında herhangi ciddi bir komplikasyon ile karşılaşılmaması için operasyon öncesinde multidisipliner, kapsamlı ön hazırlık gereklidir.
      Çalışmamızda 1998-2002 yılları arasında tedavisini gerçekleştirdiğimiz toplam 9 hastamızdaki deneyimlerimizi aktardık.
      Gereç ve Yöntem: Hastalarımızın kan basıncı kontrolü tek başına a-1 blokerlerle ya da b-blokerlerle kombine edilerek gerçekleştirildi.
      Bulgular: Sürrenalektomi sırasında sistolik /diyastolik arter basıncı (SAB/DAB) en yüksek 230/140 mmHg, en düşük 65/40 mmHg, kalp hızı ise ortalama 116 dk-1 olarak saptandı. Sinüs taşikardisi dışında aritmi izlenmedi. İki olguda sürrenalektomiyi takiben başlayıp, postoperatif dönemde de devam eden hipotansiyon gözlendi. Bunun dışında başka postoperatif komplikasyon saptanmadı.
      Sonuç: Sonuç olarak, feokromostoma olgularında preoperatif hazırlığın, cerrahi sırası ve sonrasının hastaların sağaltımı açısından önemli olduğunu düşünmekteyiz.
      Anahtar kelimeler: Feokromositoma, anestezi

Retrobulber Blok Öncesi Uygulanan Propofol ve Remifentanilin Sedasyon, Hareketlilik ve Göz İçi Basıncı Üzerine Etkilerinin Karşılaştırılması 2005; 33: 121-126
Nurcan Doruk, Şebnem Atıcı, Özlem Yıldırım*, Handan Birbiçer, Davud Yapıcı, İlhan Yılmaz, Uğur Oral
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon ve Göz* Anabilim Dalları, Mersin
ÖZET
      Amaç: Çalışmamızda lokal anestezi ile gerçekleştirilen katarakt cerrahisinde retrobulber blok öncesi uygulanan propofol ve remifentanilin ağrı, sedasyon, hasta hareketliliği ve göz içi basıncı üzerine etkileri karşılaştırıldı.
      Gereç ve Yöntem: Katarakt cerrahisi planlanan 40 hasta (ASA I-III) rastgele iki gruba ayrıldı. Blok öncesi Grup P'ye 0.5mg kg-1 propofol, Grup R'ye 0.3 mg kg-1 remifentanil iv bolus olarak uygulandı. İki dakika sonra retrobulber blok uygulanmasına izin verildi. İlaç uygulanmasından önce ve 2 dk. sonra ve blok uygulanması sonrası 1. ve 10. dk.'larda göz içi basıncı (GİB), nabız, kan basıncı, solunum sayısı ve SpO2 değerleri kaydedildi. Aynı dönemlerde sedasyon Observer's Assesment of Alertness/Sedation Scale (OAA/S) ve ağrı Visual Analog Skala (VAS) ile değerlendirildi. Blok uygulaması sırasında hasta hareketliliği kaydedildi.
      Bulgular: Hasta hareketliliği ve ilaç uygulaması sonrası 2. dk.'da OAA/S değerleri Grup R'de Grup P'ye göre istatistiksel olarak düşük bulundu (p<0.05). VAS ortalama değerleri her iki grupta da her ölçüm döneminde 3'ün altındaydı ve gruplar arasında istatistiksel fark saptanmadı. Kan basıncı değerleri ilaç uygulaması sonrası 2. dk. ve blok sonrası 10. dk.'da, GİB değerleri ise, ilaç uygulaması sonrası 2. dk. ve blok sonrası 1. dk.'da Grup P'de Grup R'ye göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüktü (p<0.05).
      Sonuç: Remifentanil ve propofol retrobulber blok için yeterli sedasyon sağlamasına karşın, hasta hareketliliğinin remifentanil ile daha az saptanması bu ajanın retrobulber blok uygulanması sırasında sedasyon için daha uygun olabileceğini düşündürmektedir.
      Anahtar kelimeler: Propofol, remifentanil, retrobulber blok, sedasyon

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Çalışanlarında Hepatit B, Hepatit C ve HIV Belirteçlerinin Taranması 2005; 33: 127-130
Aysun Yılmazlar, E. Başağan-Moğol, Oya Kutlay, H. Akalın*
Uludağ Universitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon ve Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları* Anabilim Dalları, Bursa
ÖZET
        Amaç: Anestezistler ve anestezi personeli, çoğu zaman hepatit B, hepatit C veya HIV virus enfeksiyonu bulaşmasına neden olabilecek kan veya diğer vücut sıvılarına temas etmek zorunda kalabilirler. Çalışmamızda Uludağ Üniversitesi Tip Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı'nda anestezi personelinde hepatit B, hepatit C veya HIV virus prevalansını ve immünizasyon gereken kişilerin oranını araştırmayı amaçladık.
      Gereç ve Yöntem: Çalışmaya katılan, 54 kişinin onayları aldıktan sonra kan örnekleri toplandı. Katılımcılar demografik bilgilerini, klinikte çalışma süresini, hepatit enfeksiyonu hikâyesini ve immünizasyon durumlarını sorgulayan bir anket formu doldurdu. Hepatit B yüzey antijeni, yüzey antikoru (anti-HBs), çekirdek antikoru, anti-HCV ve anti-HIV varlığı "enzyme linked immunosorbent assay" metodu kullanılarak araştırıldı.
      Bulgular: Çalışmaya 40 kadın % 74.1 ve 14 erkek % 25.9 katıldı. Yirmi beşi doktor % 46.3 ve 29'u anestezi teknisyeniydi % 53.7 .Otuz altı anestezi personelinden % 66.8'i 9 yıldan az, % 16.6'ı 10-19 yıl, dokuzu % 16.6'ı 20 yıldan fazla çalışmıştı. Bir veya daha fazla hepatit B belirteci pozitif olanların oranı % 26'ydı. Anestezi doktorlarındaki hepatit B prevalansının istatistiksel açıdan farklı olmadığı görüldü. Hepatit hikayesi olmayan 50 kişinin 10'unda % 20 hepatit B belirteçlerinin pozitif olduğu saptandı. Katılımcıların tümünde anti-HCV ve anti-HIV negatifti.
      Sonuç: Bu çalışma standart önlemlerin uygulanmasının önemini ve anestezi personeli için hepatit aşısının gerekliliğini ortaya koymaktadır.
      Anahtar kelimeler: Enfeksiyon; hepatit, kazanılmış immün yetmezlik sendromu, seroprevalans, Anestezi; anestezi personeli

Tavşanlarda İntratekal Yoldan Verilen Magnezyum Sülfat ve Lidokainin Anestezik Etkinliklerinin Karşılaştırılması ve Nörotoksik Potansiyellerinin Araştırılması 2005; 33: 131-138
Seval Dervişbey, Özlem Aydın, Kaan Katırcığlu, Neşe Ekinci*, Atilla Şencan, Serdar Savacı, Tayfun Adanır
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği ve Patoloji* Kliniği, İzmir
ÖZET
    Amaç: Çalışmamızda doğal bir N-metil-D-aspartat (NMDA) reseptör antagonisti olan magnezyum sülfatın (MgSO4), tavşanlarda intratekal olarak verildiğinde spinal anestezi oluşturup oluşturmadığını ve MgSO4 ile lidokainin nörotoksik olup olmadığını incelemeyi  amaçladık.
      Gereç ve Yöntem: Yirmi tavşan randomize olarak 4 gruba ayrıldı. Sinir stimülatörü aracılığı ile subaraknoid aralığa birinci gruba 0.15 mL % 2'lik lidokain, ikinci gruba 0.15 mL % 5'lik lidokain, üçüncü gruba 0.15 mL % 15'lik MgSO4 ve son gruba ise 0.15 mL % 0.9 serum fizyolojik verildi.
      Subaraknoid enjeksiyonu takiben 1., 2., 3., 4., 5., 15., 30., 45. ve 60. dakikalarda motor blok skorlaması yapıldı. Duyusal blok olup olmadığı forceps-pinch testiyle değerlendirildi.
      Enjeksiyondan 8 gün sonra deneklerin laminektomileri yapılarak servikal, torakal, lomber ve sakral seviyelerinden medulla spinalis doku örnekleri alındı ve ışık mikroskobik olarak incelendi. Histopatolojik incelemede nörotoksisite bulguları araştırıldı.
      Bulgular: MgSO4 ve serum fizyolojik verilen gruplarda motor ve duyusal blok görülmedi. Lidokain verilen gruplarda ise, deneklerin tümünde hem motor blok hem de duyusal blok belirlendi.
      Medulla spinalisin histopatolojik incelemesinde (servikal, torakal, lomber ve sakral), serum fizyolojik verilen grup ile karşılaştırıldığında intratekal MgSO4 ve % 5'lik lidokain kullanılan gruplarda daha fazla denekte nörotoksik bulguya rastlandı.
      Sonuç: İntratekal MgSO4'ın klinik olarak duyu bloğu oluşturmaması ve histopatolojik incelemede medulla spinaliste nörotoksisite bulgularının belirlenmesi, bu ajanın spinal anestezide lokal anesteziklere iyi bir alternatif olamayacağını düşündürmüştür.
      Anahtar kelimeler: İntratekal enjeksiyon, magnezyum sülfat, lidokain, nörotoksisite

Dura Delinmesine Bağlı Baş Ağrısı: Mediyan ve Paramediyan Yaklaşımların Karşılaştırılması 2005; 33: 139-144
Gürkan Türker, Alp Gurbet, Nermin Kelebek Girgin, Deniz Tuna Erşaylı, Müberra Doğan Karaağaçlı, Nesimi Uçkunkaya
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Bursa
ÖZET
  Amaç: Çalışmamızın amacı; mediyan veya paramediyan yaklaşım ile uygulanan spinal anestezi sonrası, dura delinmesine bağlı baş ağrısı insidanslarını karşılaştırmaktır.
      Gereç ve Yöntem: Spinal anestezi altında ürolojik cerrahi girişim planlanan, ASA I-III grubuna giren, 30-80 yaşları arasındaki 400 erkek olgu üzerinde çalışıldı. Olgular, 15 mg % 0.5 hiperbarik bupivakain ile mediyan veya paramediyan yaklaşımla spinal anestezi uygulanmak üzere randomize olarak iki gruba ayrıldılar. Spinal anestezi, sol lateral dekubitus pozisyonda L3-4 veya L4-5 spinal aralığından, 25-G Quincke iğne kullanılarak mediyan yaklaşımla (Grup M) veya paramediyan yaklaşımla (Grup P) uygulandı. Postoperatif ilk günden itibaren olgular; ayağa kalkma ile şiddetlenen, oksipital ve bifrontal baş ağrısı açısından çalışmadan bağımsız bir anestezist tarafından değerlendirildiler.
      Bulgular: Toplam 400 olgunun 42'sinde (% 10.5) dura delinmesine bağlı baş ağrısı gelişti. İki grup karşılaştırıldığında, Grup M'de 16 (% 8) olguda, Grup P'de ise 26 (% 13) olguda tipik dura delinmesine bağlı baş ağrısı belirlendi. 30-40 yaş grubundaki olgular için dura delinmesine bağlı baş ağrısı insidansı, paramediyan yaklaşımda mediyan yaklaşıma göre anlamlı şekilde yüksek bulundu (p<0.05).
      Sonuç: Bulgularımız, paramediyan yaklaşımla spinal anestezi uygulandığı zaman, 30-40 yaş arasındaki genç olgularda dura delinmesine bağlı baş ağrısı insidansının daha yüksek olduğunu gösterdi. Bununla birlikte bulgularımız, daha yaşlı olgularda lumbar ponksiyon tekniğinin dura delinmesine bağlı baş ağrısı açısından çok az öneme sahip olduğunu düşündürdü.
      Anahtar kelimeler: Anestezi, spinal, komplikasyonlar, dura delinmesine bağlı baş ağrısı

Bupivakain ya da Ropivakain ile İnsizyon Bölgesi İnfiltrasyonunun Postoperatif Analjezi Üzerine Etkileri 2005; 33: 145-150
Banu Çevik, Özlem Sezen, Hülya Büyükkırlı, Elif Bombacı, Serhan Çolakoğlu
Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hast, II. Anesteziyolji ve Reanimasyon Kliniği, İstanbul
ÖZET
     Amaç: Lokal anestezik infilitrasyonu postoperatif analjezi sağlıyabilir. Çalışmamızda, bupivakain ya da ropivakain infiltrasyonunun, postoperatif ağrı tedavisindeki etkinliklerinin karşılaştırılması amaçlandı.
      Gereç ve Yöntem: ASA I-II grubunda, 30-65 yaş arası kolesistektomi yapılması planlanan toplam 40 kadın olgu randomize olarak iki gruba ayrılarak (Grup I:2.5 mg mL-1) bupivakain veya (Grup II: 3.75 mg mL-1) ropivakain infilitrasyonu yapıldı. Bütün olgulara standart anestezi uygulandı. 1 mcg kg-1 fentanil, 6 mg kg-1 tiyopental, 0.1 mg kg-1 vekuronyum ile % 1 ile yapılan anestezi indüksiyonundan sonra anestezi idamesi sevofluran ve % 50 N2O/O2 karışımı ile sağlandı. Ek doz opiyoid ihtiyaçları kaydedildi. Operasyonun sonunda her kata 10'ar ml olmak üzere periton, kas, fasya ve cilt altına lokal anestezik infiltrasyonu yapıldı. Ağrı şiddetleri, postoperatif dönemde 1., 3. ve 5. saatlerde Sözel Numerik Skala ile değerlendirildi. Bulantı derecelerinin belirlenmesi için Görsel Analog Skalası (VAS) kullanıldı.
      Bulgular: Cerrahiyi takip eden ilk saatte her iki grubun anestezi süreleri, toplam fentanil kullanımları ve değerleri arasında fark saptanmadı. Sözel Numerik Skala değerleri ilk saatte istatistiksel olarak farklı bulunmazken, 3. saatteki değerler arasında anlamlı fark saptandı (Grup I: 1.73±0.79, Grup II: 1.16±0.59, p<0.05). İlk analjezik ihtiyacına kadar geçen süre Grup II'de daha uzun bulundu (128±84.63, 190.67±91.94 dk., p<0.05).
      Sonuç: 150 mg ropivakain, 100 mg bupivikainden daha az ağrı skoru ile daha uzun süreli postoperatif analjezi sağladı.
      Anahtar kelimeler: İnfiltrasyon anestezisi, bupivakain, ropivakain, postoperatif ağrı

Aksiller Blokta Farklı Stimülasyon Akım Değerleri ve Lokal Anestezik Volümlerinin Blok Oluşumuna Etkileri 2005; 33: 151-157
Müberra Doğan Karaağaçlı, Aysun Yılmazlar
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Bursa
ÖZET
 Amaç: Aksiller blokta, periferik sinir stimülatörü ile 0.5 mA'in altında sinir lokalizasyonunun blok başarı oranını artırıp artırmadığı ve kullanılan lokal anestezik solüsyonun volümünün azaltılmasına katkı sağlayıp sağlayamayacağının araştırılması amaçlandı.
      Gereç ve Yöntem: Etik kurul izni alındıktan sonra, ASA I-II grubundan aksiller blok uygulanan 80 hasta rastgele 4 gruba ayrıldı.Grup 1 ve grup 3'de minimum 0.5 mA akımda, grup 2 ve grup 4'de minimum 0.3 mA akımda sinir lokalizasyonu yapıldı. Daha sonra; % 0.5'lik bupivakainden (20 mL) + % 2'lik lidokainden (10 mL)+ 10 mL serum fizyolojik olarak hazırlanmış solusyondan, grup 1 ve 2'de 40 mL, grup 3 ve grup 4'de 30 mL enjekte edildi. Olguların hemodinamik verileri, VAS değerleri, blok uygulama ve primer blok oluşma zamanları, blok başarı oranları ve yan etkiler kaydedildi.
      Bulgular: Gruplar arası demografik veriler, cerrahi özellikler, VAS, blok uygulama ve primer blok oluşma zamanı, blok başarı oranları, yan etki görülme sıklığı bakımından anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05).
      Sonuç: 0.5 mA'den düşük akımlar ile periferik sinirlerin lokalize edilmesinin başarı oranını ve gereken lokal anestezik volümünü etkilemediği sonucuna varılmıştır.
      Anahtar kelimeler: Aksiller blok, periferik sinir stimülatörü

Aksiller Brakiyal Pleksus Anestezisinde Ropivakain Volümünün Anestezik Özellikler Üzerine Etkileri 2005; 33: 158-162
Gönül Ölmez, Mehmet Ali Özyılmaz, Ziya Kaya, Tülin Tekeli
Dicle Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Diyarbakır
ÖZET
    Amaç: Lokal anesteziğin volümünün artırılması brakiyal perivasküler kılıf içinde daha fazla dağılımını sağlayabilir. Bu çalışmada değişik volümlerde uygulanan ropivakainin brakiyal pleksus bloğuna etkisi araştırıldı.
      Gereç ve Yöntem: Etik kurul onayı alındıktan sonra aksiller blok yapılan ASA I-II grubu 40 hasta randomize olarak iki gruba ayrıldı. Grup I'e 20 mL % 1'lik ropivakain, Grup II'ye ise 20 mL % 1'lik ropivakain salin ile 40 mL'ye dilüe edilerek uygulandı. Duyusal ve motor bloğun başlangıç süresi, motor bloğun regresyon süresi, postoperatif ağrının başlangıç zamanı ve blok kalitesi kaydedildi.
      Bulgular: Gruplar arasında duyusal ve motor bloğun başlangıç süresi, motor bloğun ortadan kalkma süresi ve postoperatif ağrının başlangıcı açısından anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Cerrahi anestezi, Grup I'de 6 hastada, Grup II'de 4 hastada yetersizdi ve cerrah tarafından ek lokal anestezik yapıldı.
      Sonuç: Aksiller brakiyal pleksus bloğunda 200 mg'lık ropivakain volümünün 20 veya 40 mL'ye dilüe edilmesinin anestezik ve analjezik özellikler üzerinde farklılık oluşturmadığı sonucuna varıldı.
      Anahtar kelimeler: Aksiller brakiyal pleksus, ropivakain

Sezaryenlerde Endotrakeal Entübasyon İçin Kullanılan Remifentanilin Anne ve Yenidoğandaki Etkileri 2005; 33: 163-170
Mehmet Özalevli, Murat Gündüz, Hakkı Ünlügenç, Salih Ağar, Nejat Narlı*, Geylan Işık
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Çocuk Hastalıkları Anabilim Dalı, Yenidoğan Bilim Dalı*, Adana
ÖZET
      Amaç: Prospektif, randomize çift-kör çalışmamız; sezaryenlerde endotrakeal entübasyon için kullanılan remifentanil'in entübasyon kalitesi, anne ve yenidoğandaki etkilerini süksinilkolin ile karşılaştırmak amacıyla planlandı.
      Gereç ve Yöntem: Fakülte etik kurul ve anne adaylarının yazılı onayı alınarak doksan altı anne adayı rastgele 3 gruba ayrıldı. İntravenöz 0.5 mg atropin uygulamasını takiben, 5 mg kg-1 tiyopental sodyum ile anestezi indüksiyonu sağlandı. Birinci gruba remifentanil 2,5 µg kg-1 (Grup R2) (n=32), ikinci Gruba remifentanil 3 µg kg-1 (Grup R3) (n=32) ve üçüncü gruba süksinilkolin 1,5 mg kg-1 (Grup S) (n=32) uygulandı. Entübasyon kalitesi ve hemodinamik parametreler kaydedildi. Preoperatif ve göbek kordonu klemplenmesini takiben plazma renin, glikoz ve kortizol ölçümü için anneden, göbek kordonunun kan gazı ölçümü için ise yenidoğandan kan örnekleri alındı. Yenidoğanlar APGAR ve nöro-adaptif kapasite skoru (NAKS) ile değerlendirildi.
      Bulgular: Entübasyon kalitesi grup R3 ve S'de, grup R2'ye göre istatistiksel olarak daha iyi bulundu (p<0.05). Anestezi indüksiyonundan hemen sonra ve endotrakeal entübasyondan sonra 1., 2., 4 ve 6. dakikalarda kalp atım hızı ve kan basıncı değerlerinin grup R2 ve R3 de grup S'ye oranla önemli derecede düşük olduğu tespit edildi (p<0.05). Göbek kordununun klemplenmesini takiben ölçülen kortizol düzeylerinin grup R2 ve R3 de preoperatif değerlere göre önemli derecede düşük olduğu grup S'de ise istatistiksel olarak yüksek olduğu tespit edildi (p<0.05).
      Sonuç: Süksinilkolin ile karşılaştırıldığında, sezaryen seksiyoda endotrakeal entübasyon sağlamak amacıyla uygulandığında remifentanilin (3 µg kg-1) benzer entübasyon kalitesi sağladığı, hemodinamik değişikliğe daha az neden olduğu, daha düşük kortizol düzeylerine yol açtığı, ancak 15. dakikadaki NAKS'de düşmeye neden olduğu kanısına varıldı.
      Anahtar kelimeler: Remifentanil, sezaryen, APGAR skoru, Nöroadaptif kapasite skoru

Servikal Osteofite Bağlı Entübasyon Güçlüğü 2005; 33: 171-176
Canan Balcı*, H. Selim Karabekir**, M. Deniz Yılmaz***, Hülya Sungurtekin****
Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon*, Nöroşirürji**, KBB*** Anabilim Dalları, Ayfon, Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı****, Denizli
ÖZET
 Servikal osteofitler hipertrofik ve genel olarak asemptomatik lezyonlardır. Eğer semptom verirlerse, bunlar genellikle disfaji, odinofaji ve otalji şeklindedir. Dispne çok nadirdir. Servikal osteofitlere bağlı akut veya kronik solunum yetmezliği literatürde sadece birkaç vakada bildirilmiştir. Servikal osteofitler, hava yolunda mekanik obstrüksiyon dışında postkrikoid bölgede ülserasyon ve ödeme de neden olabilirler. Ülserasyon ve ödem ise anestezi indüksiyonu sırasında entübasyon güçlüğüne yol açabilir. 68 yaşında erkek hasta beyin cerrahisi kliniğine yürüme güçlüğü, sağ bacakta ağrı ve hissizlik şikayetiyle başvurdu. Fizik muayene ve radyolojik değerlendirme sonucu hastaya lumbar disk hernisi tanısı konuldu. Hastanın hikayesinde minimal dispne ve boyun ağrısı şikayeti de vardı. Bu nedenle çekilen lateral boyun grafisinde hava yolunu daraltan servikal osteofitler saptandı. Hastaya lumbar disk hernisi için operasyon planlandı. Anestezi indüksiyonu sırasında entübasyon güçlüğü olabileceği düşünülerek gerekli tedbirler alındı. Operasyon öncesi tahmin edildiği gibi endotrakeal entübasyonun olanaksız olması nedeniyle hastaya trakeostomi açıldı. Trakeostomiden sonra disk hernisi operasyonu ve devamında median faringotomi yoluyla girilerek servikal osteofitler eksize edildi. Genellikle asemptomatik olan, nadiren semptom veren servikal osteofitlerin çok çok nadir de olsa endotrakeal entübasyonu imkânsız kılacak kadar ciddi sorunlar yaratabileceğini, her hastanın anestezi öncesinde dikkatle değerlendirilmesinin önemini ve yine acil koşullarda operasyonu planlanan her hastada da bu tür hava yolu problemleriyle karşılaşılabilineceğini önemle vurgulamak istiyoruz.
      Anahtar kelimeler: Servikal osteofit, güç entübasyon

Ropivakainin Oluşturduğu İdrar İnkontinansı 2005; 33: 177-180
Azize Beştaş, Aslı Yıldırım
Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Elazığ
ÖZET
   Epidural yoldan ropivakain verilmesiyle % 1-5 oranında idrar retansiyonu gelişebilmektedir. Ropivakain ile epidural anestezi sağlanan bu olgu, uzun süreli idrar retansiyonu ve sonrasında idrar inkontinansı gelişmesi nedeniyle ele alınmıştır.
      Kırk bir yaşında ve 74 kg. ağırlığında, ASA I erkek olgu, sağ diz menisküs yırtığı nedeniyle epidural anestezi altında, artroskopi ile rüptür eksizyonu uygulanmak üzere operasyona alındı. Premedikasyon 2.5 mg midazolam ve 0.5 mg atropin im yapılarak sağlandı. L4-5 epidural aralığa kateter yerleştirildikten sonra test dozu olarak 3 mL % 2'lik epinefrinli (1:200000) lidokain verildi. Kateterin yerinden emin olunduktan sonra 18 mL % 1'lik ropivakain epidural kateterden verildi. Yaklaşık 15 dk. sonra T10 seviyesinde duyusal blok ve Bromage skalası ile 2. derecede motor blok geliştiği saptandı. Postoperatif ilk 6 saat içinde idrar retansiyonu ve sonrasında idrar inkontinansı gelişti. Eksternal mesane masajı ve neostigmin (0.5 mg, iv) ile mesane fonksiyonları 12 saat içinde normale döndü.
      Ropivakainin anestezik ve istenmeyen etkileri, kullanılan dozlar ve konsantrasyonuyla ilişkilidir. Yüksek konsantrasyonlarda ropivakain kullanılan olgularda idrar retansiyonunu idrar inkontinansının izleyebileceği ve üretral kateterizasyonunun gerekebileceği dikkate alınmalıdır.
      Anahtar kelimeler: Ropivakain, idrar retansiyonu, idrar inkontinansı, epidural anestezi

Von Hippel-Lindau Sendromlu Bir Hastada Serebellar Hemangioblastoma ve Feokromositoma Ameliyatında Anestezi Yaklaşımı 2005; 33: 181-185
Ahmet Bilen, Nusa Tuna, Suat Özer Öner, Şule Akın, Ayda Türköz
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Adana Uygulama ve Araştırma Merkezi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Adana
ÖZET
       Von Hippel-Lindau Sendromu (VHLS) retinanın veya santral sinir sisteminin kapiller hemangioblastomu ile karakterize, ender görülen otozomal dominant bir hastalıktır. Renal veya pankreatik kist, hipernefroma ve feokromositoma patolojiye eşlik edebilir.
      VHLS tanısı konan olguda serebellar kitle ve feokromositoma operasyonu için uygulanan anestezi yönetimi literatür eşliğinde sunulmuştur.
      Anahtar kelimeler: Von Hippel-Lindau sendrom, serebellar hemangioblastoma, feokromositoma

Paratiyon ve Malatiyon ile Gelişen İki Organik Fosfor Entoksikasyonu 2005; 33: 186-191
Tayfun Adanır, Firdevs Çetin Uysal, Murat Aksun, Yener Kurt, Yonca Özvardar, Serdar Savacı
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği, İzmir
ÖZET
       Oldukça güçlü organik fosforlar olan paratiyon ve malatiyonu suisid amacıyla içilen iki zehirlenme vakası anestezi yoğun bakım ünitemizde izlenmiştir.
      Yoğun bakıma gelişte, Glasgow Koma skorları 3 olan hastaların, serum kolinesteraz düzeyleri normalin % 10'unun altında bulunmuştur. Paratiyon zehirlenmesi olan olguda yaygın cilt lezyonları gelişmiştir. Aktif kömür (4 kez), pralidoksim (PAM) (12 kez) ve atropin infüzyonu ile destek tedavisi uygulanan hastalar yoğun bakıma yatışlarından sonraki 25. ve 26. günlerde sekelsiz olarak servislerine gönderilmiştir. Her iki hastada, 150-250 mg sa-1'e kadar varan dozlarda atropin infüzyonu uygulaması ile toplam 120 gr. atropin uygulanmıştır ve 800 yataklı hastanemizin yaklaşık 6 aylık atropin stoku tükenmiştir.
      Biyolojik silahların gündemde olduğu günlerde izlediğimiz bu hastalar, bizde şu soruyu akla getirdi: Böyle bir olayda çok fazla sayıda hasta ile nasıl baş edebiliriz? Bu konuya dikkat çekmek istedik.
      Anahtar kelimeler: Malatiyon, paratiyon, zehirlenme, atropin dozu

 

 

 

 

 

 


 

Yazarlara Bilgi

Yayın Kurulu

 

ARŞİV

      Son Sayı
2011
      Anestezi Eylül / Ekim 2011
      Anestezi Temmuz / Agustos 2011
      Anestezi Mayis / Haziran 2011
      Anestezi Mart / Nisan 2011
      Anestezi Ocak / Subat 2011
2010
      Anestezi Kasim / Aralik 2010
      Anestezi Eylül / Ekim 2010
      Anestezi Temmuz / Agustos 2010
      Anestezi Mayis / Haziran 2010
      Anestezi Mart / Nisan 2010
      Anestezi Ocak / Subat 2010
2009
      Anestezi Kasim / Aralik 2009
      Anestezi Eylül / Ekim 2009
      Anestezi Temmuz / Agustos 2009
      Anestezi Mayis / Haziran 2009
      Anestezi Mart / Nisan 2009
      Anestezi Ocak / Subat 2009
2008
      Anestezi Kasim / Aralik 2008
      Anestezi Eylül / Ekim 2008
      Anestezi Temmuz / Agustos 2008
      Anestezi Mayıs / Haziran 2008
      Anestezi Mart / Nisan 2008
      Anestezi Ocak / Şubat 2008
2007
      Anestezi Kasim / Aralik 2007
      Anestezi Eylül / Ekim 2007
      Anestezi Temmuz / Ağustos 2007
      Anestezi Mayıs / Haziran 2007
      Anestezi Mart / Nisan 2007
      Anestezi Ocak / Şubat 2007
2006
      Anestezi Kasim / Aralik 2006
      Anestezi Eylül / Ekim 2006
      Anestezi Temmuz / Agustos 2006
      Anestezi Mayıs / Haziran 2006
      Anestezi Mart / Nisan 2006
      Anestezi Ocak / Subat 2006
2005
      Anestezi Kasim / Aralik 2005
      Anestezi Eylül / Ekim 2005
      Anestezi Temmuz / Agustos 2005
      Anestezi Mayıs / Haziran 2005
      Anestezi Mart / Nisan 2005
      Anestezi Ocak / Subat 2005
2004
      Anestezi Kasim / Aralik 2004
      Anestezi Eylül / Ekim 2004
      Anestezi Temmuz / Agustos 2004
      Anestezi Mayıs / Haziran 2004
      Anestezi Mart / Nisan 2004
      Anestezi Ocak / Subat 2004
2003
      Anestezi Aralik 2003
      Anestezi Kasim 2003
      Anestezi Ekim 2003
      Anestezi Agustos / Eylül 2003
      Anestezi Haziran / Temmuz 2003
      Anestezi Mayıs 2003
      Anestezi Nisan 2003
      Anestezi Mart 2003
      Anestezi Şubat 2003
      Anestezi Ocak 2003



 

 

Logos Tıp Yayıncılığı 2008 - 2011
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36 D.66-67 Gayrettepe 34349 Istanbul
Tel: 02122880541 ve 02122885022
eXTReMe Tracker