 |
TÜRK ANESTEZİYOLOJİ VE REANİMASYON DERNEĞİ DERGİSİ
EYLÜL / EKİM 2005
|
Pediyatrik Kardiyak Anestezide Güncel Konular 2005; 33(5):263-274 |
Elif A. Akpek
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Ankara |
|
|
Pediyatrik kalp cerrahisinde kullanılan biyolojik olarak abartılı uygulamalar nedeni ile vital fonksiyonların izlenmesi ve korunmasında anesteziyologlara çok önemli görevler düşmektedir. Bu nedenle de, pediyatrik kardiyak anestezi ile ilgilenen anestezi uzmanlarının kardiyak anestezi ve pediyatrik anestezinin temel prensiplerinin yanında, çok geniş yelpazedeki konjenital kardiyak patofizyolojiye hakim olmaları, hızlı ilerleyen teknolojik gelişmeleri takip etmeleri ve bunları pratikte uygulayabilmeleri beklenmektedir. Bu yazıda pediyatrik kardiyak anestezi ile ilgili olarak güncel ve/veya tartışmalı konulardan sadece birkaçına değinilecektir.
Anahtar kelimeler: Pediyatrik kalp cerrahisi, anestezi |
|
Canlıdan Parsiyel Karaciğer Transplantasyonu Deneyimlerimiz 2005; 33(5):275-287 |
Zekeriyya Alanoğlu, Yeşim Ateş, İbrahim Aşık, Ufuk Bülent Dilek, Filiz Tüzüner
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Ankara
|
|
|
Amaç: Canlı vericilerden karaciğer transplantasyonu, kadavradan yapılan transplantasyondan teknik ve yaklaşım açısından farklıdır. Burada canlı vericiden karaciğer transplantasyonu programı ile ilgili başlangıç gözlemlerimiz sunulmaktadır.
Gereç ve Yöntem: Fulminan hepatik yetmezlik ve ensefalopati nedeniyle beşi acil şartlarda olmak üzere Ocak 1994-Ekim 2002 tarihleri arasında, toplam 19 hastada canlıdan parsiyel karaciğer transplantasyonu uygulandı. Bütün hastalarda genel anestezi altında invaziv hemodinamik monitörizasyon gerçekleştirildi. Transplantasyon alıcılarında, radiyal ve femoral arter basınçları, santral venöz basınç, pulmoner arter basınçları, cilt sıcaklığı ve idrar çıkışı monitorize edildi. Transfüzyon ihtiyacını karşılamak için iki adet santral venöz ve üç adet periferik venöz kateter yerleştirildi. Donörler ameliyat sonunda ekstübe edildi, alıcılar ise mekanik ventilasyon desteğinde takip edildi. Retrospektif toplanan veriler t-testi ile değerlendirildi.
Bulgular: Alıcıların transplantasyon endikasyonları: Hepatit B siroz (n=9), Wilson sirozu (n=4), neonatal (n=2) ve otoimmün hepatit (n=2), primer biliyer siroz (n=1) ve isoniyazid hepatotoksisitesi (n=1) idi. Alıcılar ve donörlerin yaşları sırasıyla 32±12, 33±10 yıl, anestezi süresi, 9.9±1.9, 7.8±1.9 saat, kan replasmanı 11±6, 2.8±3 ünite, sıvı replasmanı 9919±2788, 7073±4286 mL, yoğun bakımda kalma süresi, 3.6±2.4, 1.0±0.8 gün olarak bulundu. Donörlerden karaciğerin çıkarılma süresi 379±105 dk.'ydı. İntraoperatif karşılaşılan sorunlar alıcılarda; hipoglisemi, hava embolisi ve kanamaydı. Erken postoperatif dönemde, greftte vasküler sorun, yetersiz greft fonksiyonu, sepsis ve akciğer ödemi nedeniyle dört hasta eksitus oldu. Donörlerde mortalite olmadı. Alıcılarda erken yaşam yüzdesi % 79 bulundu.
Sonuç: Uygun hasta seçimi, yeterli monitorizasyon, yakın takip ve konu hakkında deneyimli anestezi ile cerrahi ekiplerinin varlığında, canlı dönerlerden karaciğer transplantasyonu gerçekleştirilebilir.
Anahtar kelimeler: Karaciğer transplantasyonu, canlı donör, anestezi, komplikasyon |
Çocuklarda Kaudal Blok: 2262 Olgunun Geriye Dönük İncelenmesi 2005; 33(5):288-294 |
Zekine Begeç, Mahmut Durmuş, Hüseyin İlksen Toprak, Ahmet Köroğlu, Hacer Ülger*, M. Özcan Ersoy
İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon ve *Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalları, Malatya |
|
|
Amaç: Kaudal blok, infant ve çocuklarda sık kullanılan bölgesel anestezi yöntemlerinden biridir. Fakat komplikasyon oranları hakkında sınırlı bilgi bulunmaktadır. Haziran 1995-Mayıs 2004 tarihleri arasında kliniğimizde kaudal blok uygulanan 2262 pediyatrik hastanın anestezi kayıtlarını inceleyerek, morbidite ve komplikasyonları araştırmayı amaçladık.
Bulgular: Anestezi indüksiyonu hastaların 1.633'nde inhalasyon, 629'unda intravenöz ajanlarla yapılmıştır. Toplam volüm 1 mL kg-1 olacak şekilde hastaların 1.563'üne % 0.25 bupivakain, 400'üne % 0.25 bupivakain ve % 1 prilokain, 61'ine % 0,25 bupivakain ve 0.5 mg kg-1 ketamin, 106'sına % 0.25 bupivakain ve 1 µg kg-1 fentanil, 132'sine % 0.2 ropivakain verilmiştir. Komplikasyon oranları açısından 10 kg. ve altındaki hastalarla, 10 kg.'ın üstündeki hastalar arasında fark bulunmazken, toplam komplikasyon oranları ve ciltaltı infiltrasyon açısından 1-2 yıl asistanı-2-3 yıl asistanı, 1-2 yıl asistanı-3-4 yıl asistanı, 1-2 yıl asistanı ve uzman arasındaki fark anlamlıydı (p<0.05).
Sonuç: Kaudal blok uygulaması umblikus altı cerrahi geçirecek pediyatrik hastalarda uygun bir anestezi yöntemidir. Komplikasyon oranı bir yıllık anestezi eğitiminden sonra azalmaktadır.
Anahtar kelimeler: Kaudal blok, pediyatrik, anestezi, bupivakain, ketamin |
Sezaryenlerde Fetal Cinsiyetin Lokal Anestezik İhtiyacına Etkisi 2005; 33(5):295-299 |
Nurçin Gülhaş, Semra Demirbilek, Erdoğan Öztürk, A. Kadir But, Zafer Doğan, M. Özcan Ersoy
İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Malatya |
|
|
Amaç: Anestetik ilaçlara olan gereksinim erişkin kadın veya erkek cinsiyete göre değişebilmektedir. Fetal cinsiyetin annenin lokal anestetik ihtiyacı üzerine olan etkisi yeterince araştırılmamıştır. Çalışmamızda elektif sezaryen uygulanacak olgularda fetus cinsiyetinin annenin rejyonal anestetik ihtiyacı üzerine olan etkisini karşılaştırmayı amaçladık.
Gereç ve Yöntem: Etik kurul onayı alındıktan sonra, elektif sezaryen planlanan ASA I-II sınıfı toplam 46 olgu çalışma kapsamına alındı. 10 mL kg-1 Ringer Laktat ile prehidrasyon sağlandıktan sonra, kombine spinal epidural anestezi uygulandı 7.5 mg hiperbarik bupivakain ile spinal blok uygulandı. T4 duyusal blok seviyesi sağlanamayan olgulara 5 mL'lik % 7.5 ropivakain ile ek dozlar epidural kateterden uygulandı.
Bulgular: Subaraknoid enjeksiyondan 5 dk. sonraki blok yüksekliği kız fetus sahibi olan annelerde istatistiksel olarak daha yüksekti (p<0.05). Kız fetus annelerinde T4 duyusal blok seviyesine ulaşma zamanı daha kısa ve bu bloğu sağlamak için kullanılan ropivakain miktarı daha düşüktü (p<0.05).
Sonuç: Bu çalışmanın sonuçları kız fetus sahibi olan annelerde rejyonal anestetik ihtiyacının azaldığını gösterdi, ancak daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Anahtar kelimeler: Sezaryen, cinsiyet, rejyonal anestezi |
Orta Kulak Cerrahisinde Hipotansif Anestezide Remifentanil-Sevofluran ve Remifentanil-Propofol Kombinasyonlarının Karşılaştırılması 2005; 33(5):300-305 |
G. Ulufer Sivrikaya, Melahat K. Erol, Ayşe Hancı, Leyla T. Kılınç, Hale Dobrucalı
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 2. Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği, İstanbul |
|
|
Amaç: Bu çalışmada orta kulak cerrahisine yönelik hipotansif anestezide remifentanil-sevofluran ve remifentanil-propofol kombinasyonlarının perioperatuvar kanama, hemodinami ve postoperatuvar derlenme üzerine etkilerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: ASA I-II grubu 36 olgu rastgele 2 gruba ayrıldı. Anestezi indüksiyonunda, 1 µ kg-1 remifentanil 0.6 mg kg-1 roküronyum, Grup S'de % 6 sevofluran, Grup P'de 2 mg kg-1 propofol uygulandı. Anestezi idamesinde 0.25 µ kg-1 dk-1 remifentanil infüzyonu, Grup S'de % 1-2 sevofluran, Grup P'de 6 mg kg-1 saat-1 propofol infüzyonu ile O2-N2O karışımı kullanıldı. Olgular sistolik, diastolik, ortalama arter basınçları (SAB, DAB, OAB), kalp atım hızı (KAH), tahmini kan kaybı derlenme kriterleri bakımından değerlendirildi.
Bulgular: Her iki gurupta da OAB ve KAH anestezi döneminde induksiyon öncesi değerine göre düşüktü. Gruplar arasında hemodinamik açıdan farklılık yoktu. Her iki gurupta da MAP induksiyon öncesi değerlere göre ekstübasyondan sonra yüksekti, bununla beraber guruplar arasında fark yoktu. KAH ekstübasyon sonrasında, bazal değerlere göre yüksekti, ancak anlamlı fark Grup S'de mevcuttu (p<0.05). Peroperatuvar kanama skoru ve derlenme süreleri gruplar arasında benzer olarak değerlendirildi.
Sonuç: Orta kulak cerrahisine yönelik hipotansif anestezide, remifentanilin sevofluran veya propofol ile kullanımında hemodinamik etkileri birbirine benzer olarak değerlendirilmiş, etkin bir kontrollü hipotansiyon ilave bir potent hipotansif ajan kullanımı gerektirmeden sağlanmış, iyi bir cerrahi görüş alanı, çabuk ve sakin bir derlenme elde edilmiştir.
Anahtar kelimeler: Remifentanil, sevofluran, propofol, kontrollü hipotansiyon |
Pnömoperitonyum ve Hasta Pozisyonun Endotrakeal Tüp Kaf Basıncı Üzerine Etkileri 2005; 33(5):306-310 |
Nurhan Kul, Büşra Tezcan, Yeşim Çetintaş, Dilber İşler, Pınar Durak, Özcan Erdemli
Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği, Ankara |
|
|
Amaç: Genelde, anestezi pratiğinde trakeal kapiller kan dolaşımın etkisini azaltmak için kullanılan endotrakeal tüplerin kaf basınç değerlerinin 20 cmH2O altında tutulması hedeflenir. Anestezik gazların, özellikle de nitroz oksitin kaf içerisine diffüze olarak kaf basıncını artırdığı da gösterilmiştir. Bu çalışmada pnömoperitonyumun ve hasta pozisyonun nitroz oksit etkisi olmadan kaf basıncına etkileri araştırıldı.
Gereç ve Yöntem: ASA I-II grubu 40 hasta prospektif olarak çalışmaya dahil edildi. Grup I'deki hastalar (n=20), CO2 pnömoperitonyum ve masa pozisyonu baş yukarı, sol yan ile laparoskopik kolesistektomi için opere edildi Grup II'deki hastalar (n=20) supin pozisyonda inguinal herni onarımı için opere edildi Anestezi indüksiyonunda pentotal, roküronyum ve fentanil, anestezi idamesinde ise, oksijen, hava ve sevofluran kullanıldı. Kaf basınçları; inguinal herni grubunda, entübasyondan hemen sonra, her 10 dakikada bir ekstübasyona kadar ölçüldü. Grup I de ise, buna ilave olarak kaf basıncı entübasyon sonrası, pnömoperitonyum sonrası-pozisyon verilmeden önce, pozisyon verildikten sonra ölçüldü.
Bulgular: Laparoskopik kolesistektomi olgularında, pnömoperitonyum sonrası kaf basınçları, entübasyon sonrası döneme göre anlamlı bir şekilde yükseldi (p<0.05). İnguinal herni onarımı olgularında ise, çalışmanın hiçbir döneminde kaf basınçları değişmedi.
Sonuç: Kaf basıncının pnömoperitonyum ve pozisyon değişikliklerinden etkilendiği sonucuna varıldı.
Anahtar kelimeler: Endotrakeal tüp kaf basıncı, pnömoperitonyum, hasta pozisyonu |
Farklı Zamanlarda Uygulanan Fentanilin Derlenme Ajitasyonu Üzerine Etkisi 2005; 33(5):311-317 |
Berrin Işık, Mustafa Arslan, Alper Tunga Doğan, Ömer Kurtipek
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Ankara |
|
|
Amaç: Narkotikler tanısal girişim nedeniyle genel anestezi uygulanan çoçuklarda derlenme ajitasyonunu önleyebilir. Çalışmamızda, manyetik rezonans görüntüleme (MRG) sırasında iv yolla verilen 1 µg kg-1 fentanilin ajitasyonunu önlemedeki etkinliği araştırıldı.
Gereç ve Yöntem: Araştırmaya MRG yapılacak ASA I-II 18 ay ve 10 yaş arasında 51 çocuk dahil edildi. Anestezi % 50 O2 %50 N2O içerisinde % 8 sevofluran ile indüksiyonun ardından, % 1.5-2 sevofluran ile sürdürüldü. Randomize olarak 3 eşit gruba ayrılan olgulardan P grubuna (n=17) indüksiyonda ve anestezi sonlanmadan 10 dk. önce iv 2 mL serum fizyolojik Fi grubuna (n=17) indüksiyonda iv 1 µg kg-1 fentanil ve anestezi sonlanmadan 10 dk. önce iv 2 mL serum fizyolojik, Fe grubuna (n=17) ise indüksiyonda 2 mL serum fizyolojik ve anestezi sonlanmadan 10 dk. önce iv 1 µg kg-1 fentanil uygulandı. İşlem boyunca kalp atım hızı (KAH), sistolik kan basıncı (SKB), diyastolik kan basıncı (DKB) ve periferik oksijen satürasyonu (SpO2) monitorize edildi. Olguların spontan ve sözel uyarana göz açma, ekstübasyon zamanları ile kol ve bacağı kaldırma zamanları ölçülerek derlenme parametreleri olarak, 5 dk. aralıklarla 25 dakika ölçülen "Ajitasyon Skorları" da ajitasyon parametreleri olarak kaydedildi. Postoperatif ajitasyon skorunun birbirini takip eden iki veya daha fazla ölçümde 4 ve üzerinde olması uzamış deliryum olarak belirlendi. Anestezi ve işlem süreleri ile peroperatif ve postoperatif yan etkiler kaydedildi.
Bulgular: Ajitasyon görülme sıklığı Grup P'de Grup Fi ve Grup Fe'ye göre belirgin olarak yüksek bulundu (% 47.1, % 11.8, % 5.9, sırasıyla) (p=0.007). Grup P'de 5, Grup Fi'de 1 olguda olmak üzere deliryum gözlenirken, Grup Fe'de hiçbir olguda uzamış deliryum gözlenmedi (% 29.4, % 5.9,% 0, sırasıyla) (p=0.009). Derlenme parametreleri guruplar arasında benzer olarak bulundu.
Sonuç: MRG nedeniyle sevofluran anestezisi uygulanan olgularda anestezi indüksiyonunda veya sevofluran sonlanmadan önce iv yolla verilen düşük doz fentanilin derlenme ajitasyonunu azalttığı ve güvenle kullanılabileceği kanısına vardık.
Anahtar kelimeler: Sevofluran, derlenme ajitasyonu, MRG, fentanil |
TUR-P Ameliyatlarında İntratekal Neostigmin ve Fentanilin Analjezik ve Postoperatif Bulantı-Kusma Üzerine Etkisi 2005; 33(5):318-323 |
Surhan Özer Çınar, Sibel Oba, Ayda Başgül, Leyla Türkoğlu
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği, İstanbul |
|
|
Amaç: Bu çalışmada, TUR-P ameliyatlarında intratekal yoldan kullanılan hiperbarik bupivakaine ilave edilen neostigmin ve fentanilin analjezik etkinliği, emniyeti ve postoperatif bulantı ve kusma üzerine etkilerini karşılaştırılması amaçlandı.
Gereç ve Yöntem: Bu randomize, prospektif ve çift-kör çalışma TUR-P ameliyatı planlanan, ASA I-II risk grubunda 60 hastada yapıldı. Hastalar 2 mL intratekal % 0.5'lik hiperbarik bupivakaine ilave olarak 25 µg neostigmin, 25 µg fentanil veya 1 mL normal salin alacak şekilde ayrıldı. Analjezi başlama zamanı maksimal ulaşılan dermatom seviyesi, sensoriyal bloğun S1-S2'ye inme süresi, Bromage skoru, analjezi ve antiemetik kullanımı ve süreleri, ilk postoperatif 24 saatlik ağrı skorları (VAS) ve yan etkileri kaydedildi.
Bulgular: Neostigmin grubunda, Bromage skoru ortalaması yüksek bulundu ve antiemetik tedavi neostigmin grubunda daha fazlaydı. Fentanil ve neostigmin grubunda yan etkiler bulantı ve kusma hariç benzerdi. Bulantı ve kusma neostigmin grubunda kontrol ve fentanil grubuna göre daha sıklıkla görüldü.
Sonuç: TUR-P ameliyatlarından sonra intratekal hiperbarik bupivakain ilave edilen fentanil ve neostigmin etkin analjezi sağlar. Buna karşılık bulantı ve kusmanın neostigmin kullanılan hastalarda daha sık görülmesi kullanımını kısıtlar.
Anahtar kelimeler: İntratekal neostigmin, intratekal fentanil, postoperatif bulantı ve kusma |
Koca Engerek (Kör Yılan) Isırılması Sonrası Gelişen Ciddi Trombositopeni ve Ödemin Yılan Antiserumu ile Tedavisi 2005; 33: 324-328 |
Mustafa Cengiz, Sezgin Sarban*, Süleyman Ganidağlı
Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon ve Ortopedi ve Travmatoloji* Anabilim Dalları, Şanlıurfa |
|
|
Vipera Lebetina (koca engerek-kör yılan), Türkiye'de yaşayan en uzun, en kalın ve en zehirli yılan türüdür. Zehirinin sistemik ve lokal etkilerini önlemek için özgün yılan antiserumu kullanılmaktadır. Bu tip zehirlenmelerde, tek doz yılan antiserumunun kas içine uygulanması sonrasında destekleyici tedavi de uygulanmaktadır. Sözü edilen yılan türüyle zehirlenen 2 olgu, hafif ödem ve ağrı yakınmaları ile yoğun bakım ünitemizde takip edilirken, hastalarda 48-72 saat içinde, ciddi trombositopeni, ödem, ekimoz ve prekompartman sendromu gelişti. Trombosit transfüzyonlarına rağmen trombositopeni düzeltilemedi. Damar içine uygulanan ek yılan antiserum infüzyonları klinik durum ve laboratuvar bulgularını hızlıca düzeltti.
Koca engerek türü yılan sokmalarında, gelişen trombositopeni ve ödemin tedavisi amacıyla ilave yılan antiserumları kullanılmalıdır.
Anahtar kelimeler: Yılan sokması, engerek, trombositopeni, ödem, antiserum tedavisi |
|
|