 |
TÜRK ANESTEZİYOLOJİ VE REANİMASYON DERNEĞİ DERGİSİ
KASIM / ARALIK 2006
|
Ratlarda Oluşturulan Serebral İskemi Modelinde Adrenalin ve Noradrenalinin Histopatolojik Etkilerinin Karşılaştırılması 2006; 34(6):347-354 |
Neval Boztuğ, Zekiye Bigat, Bilge Karslı, Güzide Gökhan*, İnanç Gürer*, Ertuğrul Ertok
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon ve Patoloji* Anabilim Dalları, Antalya |
|
|
İntrakraniyal operasyonlarda hipotansiyon varlığında hemodinamik stabiliteyi sağlamak amacıyla katekolaminler sıklıkla uygulanmaktadır. Bu çalışmada, orta serebral arter (MCA) oklüzyonu ile oluşturulan iskemide noradrenalin ve adrenalinin histopatolojik etkilerini göstermeyi amaçladık.
26 dişi wistar rat çalışmaya dahil edildi. Sol arteriyel kanül yerleştirilerek hemodinami izlenimi. Femoral ven kanülasyonu yapıldı ve % 0.9 NaCl infüzyonu uygulandı. Tüm ratlar trakeal kanül ile ventile edildi. Bilateral karotis kommunis arter disseksiyonu sonrasında (CCA) 3 mg kg-1 tiyopental intravenöz uygulandı. Hemodinamik parametreler 5 dk. boyunca bir dakika aralıklarla kaydedildi. Sistolik arter basıncında (SAB) % 20 düşme olduğunda adrenalin veya noradrenalin 1-5 µg kg dk-1 infüzyonu başlandı. SAB'de değişiklik olmayan ratlar kontrol grubuna alındı ve adrenalin veya noradrenalin uygulanmadı. Kontrol grubunda tiyopental sonrası 5. dk.'da, adrenalin ve noradrenalin grubunda SAB ? 140 mmHg olduğunda sağ ve sol CCA ile sağ eksternal karotis arter (ECA) bağlandı. MCA, internal karotis arterden (İCA) ilerletilen oklüzyon kateteri ile oklüze edildi. 60 dk. boyunca hemodinamik veriler kaydedildi ve sonrasında ratlar dekapite edilerek beyinleri patolojik inceleme için hazırlandı. Hipoksemi ve iskeminin göstergesi olarak kırmızı nöron oluşumu, mikrogliyal proliferasyon, vasküler konjesyon ve perinöral dejenerasyon değerlendirildi.
Hemodinamik olarak noradrenalin grubunda SAB değerleri ve kalp atım hızında daha fazla artış saptandı. Hipoksi ve iskemi bulguları kontrol ve noradrenalin grubunda benzer şiddetteyken, adrenalin grubunda daha hafifti.
Sonuç olarak, MCA oklüzyonu ile serebral iskemi oluşturulan ratlarda adrenalin ile iskeminin önlenebileceği kanısına vardık.
Anahtar kelimeler: Serebral iskemi, adrenalin, noradrenalin |
|
Sezaryenlerde Bupivakain ve Ropivakainin Hemodinami Üzerine Etkileri 2006; 34(6):355-360 |
Erdoğan Öztürk, Abdulkadir But, Nurçin Gülhaş, Zekine Begeç, Zafer Doğan, Engin Yapıcı, Mehmet Özcan Ersoy
İnönü Ünviversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Malatya
|
|
|
Giriş: Spinal anestezide lokal anestezikler, yaptıkları duyusal-motor blok nedeniyle hasta ve cerrah için konforlu bir anestezi sağlarken gelişen sempatik blok hastada hipotansiyon meydana gelmesine neden olur. Hipotansiyon, hastada bulantı-kusma ve uterin kan akımının azalmasına yol açabilir. Bu çalışmada elektif sezaryen olgularına eşdeğer dozda uygulanan bupivakain ve ropivakainin, spinal anestezideki hemodinamik etkilerinin karşılaştırılması amaçlandı.
Gereç ve Yöntem: ASA I-II, 36 elektif sezaryen olgusu çalışmaya alındı. Olgulara 15 mL kg-1 Ringer laktat verildikten sonra oturur pozisyonda kombine spinal-epidural anestezi uygulandı. Olgular rasgele Grup B (n=18) (bupivakain heavy 11 mg) ve Grup R (n=18) (ropivakain heavy 11 mg) olarak ayrıldılar. Lokal anesteziklere 25 µg fentanil eklendi. Sistolik arter basıncı (SAB), kalp atım hızı (KAH) ve duyusal blok seviyesi operasyon boyunca izlendi. Operasyon boyunca olgulara stabil hemodinami sağlamak için efedrin infüzyonu verildi.
Bulgular: Grup R'de total efedrin infüzyonu ile total efedrin tüketimi Grup B'ye göre fazla tespit edildi (p< 0.01). Grup B'de başlangıca göre 2., 4., 6., 8., 10. dakikalardaki SAB değerleri anlamlı düşük bulundu (p< 0.05). Grup R'de başlangıca göre 2., 4., 6. ve 8. dakikalarda ölçülen kalp atım hızı (KAH) değerleri anlamlı yüksek bulundu (p< 0.05). Grup B'de başlangıca KAH değeri ile karşılaştırıldığında KAH 20 hariç ölçülen diğer zamanlarda anlamlı yüksek bulundu (p< 0.05). Ortalama duyusal blok seviyesi Grup R'de (T6) Grup B'den (T4) daha düşük tespit edildi (p=0.001). Grup R'de 8 olguya epidural kataterden ek lokal anestezik verildi (p=0.001). Grup B'de hiçbir olguya ek LA gerekmedi.
Sonuç: Eşdeğer dozdaki bupivakain ile karşılaştırıldığında ropivakain daha düşük duyusal seviye sağlamıştır. Opioid eklenmesine rağmen, bupivakainin ropivakainden daha potent olduğu sonucuna varıldı.
Anahtar kelimeler: Bupivakain, ropivakain, sezaryen, spinal anestezi |
Total İntravenöz Anestezide (TİVA) Remifentanil ile Alfentanilin Anestezik Etkilerinin ve Peroperatif Toleransın Karşılaştırılması 2006; 34(6):361-367 |
Kenan Kaygusuz, Sinan Gürsoy, Banu Aldemir**, İhsan Bağcıvan*, Haluk Kafalı, Caner Mimaroğlu
Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon ve *Farmakoloji Anabilim Dalları, Sivas, **Antalya Devlet Hastanesi Anesteziyoloji Kliniği, Antalya |
|
|
Amaç: Bu çalışmanın amacı, total intravenöz anestezide (TIVA) remifentanil ile alfentanilin anestezik özelliklerinin ve peroperatif toleransın karşılaştırılmasıdır.
Gereç ve Yöntem: Bu randomize, çift-kör çalışma, ASA I-II grubuna giren en az 2 saat sürecek elektif batın ve ürogenital cerrahi uygulanacak 30 hasta üzerinde yapıldı. Hastalar rasgele remifentanil-propofol (grup remifentanil) (n=15) ya da alfentanil-propofol (grup alfentanil) (n=15) alan gruplara ayrıldı. Anestezi indüksiyonunda 1,5 mg kg-1 propofol ile birlikte remifentanil 1 µg kg-1 veya alfentanil 40 µg kg-1 uygulandı. Anestezi idamesinde 70 µg kg-1 dk-1 propofol infüzyonu ile birlikte remifentanil 0.5 µg kg-1 dk-1 ya da alfentanil 1 µg kg-1 dk-1 infüzyon şeklinde verildi. İki grupta da propofol dozları sabit tutuldu. Gereksinime göre opioid dozları % 50 arttırıldı veya azaltıldı. Hemodinamik parametreler (sistolik ve diastolik kan basıncı, kalp hızı), ekstübasyon zamanı, aldrete derlenme skoru ve operasyon süresince remifentanil ve alfentanilin tüketimleri kaydedildi. Postoperatif bulantı-kusma ve diğer yan etkilerde kaydedildi.
Bulgular: İki grupta da demografik veriler ve operasyon süreleri benzerdi (p>0.05). Entübasyon anındaki kan basıncı ve kalp hızı değerleri grup remifentanilde grup alfentanile göre anlamlı şekilde arttı (sırasıyla; 127.93±5.64 mmHg, 98.53±6.25 mmHg ve 94.53±4.75 atım dk-1, 79.46±3.91 atım dk-1) (p< 0.05). Ekstübasyon zamanı grup remifentanilde (8.60±0.70 dk.) grup alfentanil'e (14.00±1.40 dk.) göre daha kısaydı (p< 0.05). Peroperatif dönemde her iki grupta da opioid infüzyon hızlarını arttırmak gerekmemiştir. Operasyon boyunca tüketilen toplam remifentanil 5.9±0.76 mg, alfentanil 13.3±2.1 mg'dı.
Sonuç: Trakeal entübasyonda alfentanil remifentanilden daha iyi hemodinamik stabilite sağlamasına rağmen, ekstübasyon zamanı remifentanilden daha uzundur. Bununla birlikte remifentanil ve alfentanil'e tolerans gelişmediği görüldü.
Anahtar kelimeler: Total intravenöz anestezi, remifentanil, alfentanil, tolerans |
Tiroidektomi Operasyonu Sonrası Ağrı Tedavisinde Preoperatif Lornoksikam ve Diklofenak Uygulamasının Postoperatif Tramadol Gereksinimi Üzerine Etkinliği 2006; 34(6):368-376 |
Zekeriyya Alanoğlu, Enver Özgencil, Sanem Çakar, Yeşim Ateş, Filiz Tüzüner
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Ankara |
|
|
Amaç: Bu randomize, çift kör çalışmanın amacı preoperatif dönemde uygulanan 8 mg lornoksikamla 75 mg diklofenakın postoperatif ağrı tedavisindeki etkinliğinin incelenmesidir.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya tiroidektomi operasyonu geçirmesi planlanan ASA I-II grubundaki 75 hasta randomize olarak 3 gruba ayrıldı. Grup L, D ve P'deki hastalara sırasıyla preoperatif olarak 8 mg lornoksikam, 75 mg diklofenak ve 3 mL % 0.9 NaCl uygulandı. Ekstübasyon sonrası dinlenim, boyun hareketi ve öksürme sırasında baş, boyun ve omuz ağrısı, hasta memnuniyeti, solunum sayısı ve derlenme kalitesi VAS ile değerlendirildi. Bu parametrelerden birinde dört ve üzeri VAS durumunda Tramadol 100 mg intramusküler olarak uygulandı. Hastalardaki ilk analjezik uygulama zamanı, maksimum ağrı skoru ve zamanı, cerrahi sonrası ilk 24 saatteki toplam tramadol kullanımı kaydedildi. İstatistiksel analiz için tek yönlü varyans analizi, ki-kare testi, Mann-Whitney U testleri kullanıldı.
Bulgular: Demografik özellikler gruplar arasında benzerdi. Dinlenim, hareket ve öksürme sırasındaki boyun ağrısı skorları plasebo grubunda ilk iki saatte daha yüksek bulunmuştur. Hasta memnuniyeti skoru postoperatif ilk 4 saat içinde plasebo grubunda daha düşük bulunmuştur. İlk analjezik uygulama ve maksimum ağrı skoru zamanı Grup P'de daha kısa bulunmuştur. Postoperatif ilk 24 saatte uygulanan toplam tramadol miktarı, dinlenim sırasında tariflenen en yüksek ağrı skoru Grup P'de daha yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak, tiroidektomi sonrası ağrı tedavisinde lornoksikam ve diklofenak için benzer etkinlik bulunmuştur.
Anahtar kelimeler: Tramadol, lornoksikam, postoperatif ağrı |
Septoplasti Cerrahisinde Lornoksikam ve Tramadolün Analjezik Etkilerinin Karşılaştırılması 2006; 34(6):377-385 |
F. Artukoğlu, Nalan Çelebi, Özgür Canbay, Varol Çeliker, Ülkü Aypar
Hacettepe Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Ankara |
|
|
Amaç: Septoplastinin lokal anestezi ve sedasyon altında uygulanması; genel anestezi ile karşılaştırıldığında, daha az cerrahi kanama ve kısa hastanede kalış süresi sağlamaktadır. Septoplasti cerrahisinde tek başına analjezik olarak yeni bir parenteral non-steroidal antiinflamatuar (NSAİİ) olan lornoksikamın kullanılması etkili olabilir. Amacımız, septoplasti sırasında tek başına kullanılan lornoksikam ve tramadolün intraoperatif ve postoperatif analjezik etkinliğini karşılaştırmaktır.
Gereç ve Yöntem: Bu randomize çalışmaya, 16-50 yaş aralığındaki 41 hasta dahil edildi. Randomize olarak 2 gruba ayrılan hastalara ameliyattan 30 dk. önce, Grup T, 3,5 mg iv midazolam ve 100 mg tramadol verilirken, Grup L 3,5 mg midazolam ile 16 mg lornoksikam verildi. Cerrahi sahaya ait kanama skorları, sözel ağrı skalasına ait skorlar (VRS), ekstra analjezik gereksinimleri ve genel anesteziye geçiş ile birlikte preoperatif ve postoperatif komplikasyonlar kaydedildi. Postoperatif dönemde ise, hastaların analjezik gereksinimleri, herhangi bir yakınma ve komplikasyon belirtisi, 24 saatlik ağrılarına yönelik VRS skorları ile memnuniyet dereceleri kaydedildi.
Bulgular: Grup T ve L, genel anesteziye geçiş gereksi-nimleri ve cerrahi sahadaki kanama skorları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark gösterdi. İntraoperatif ekstra analjezik gereksinimleri ile intraoperatif VRS skorları 2 grupta da benzerdi. Postoperatif değerlendirilen parametreler (yakınmalar, analjezik yakınmaları, postoperatif ağrı skorları ve memnuniyet dereceleri) karşılaştırıldığı zaman 2 grup benzerdi.
Sonuç: Sedasyon altında yapılan septoplasti sırasında 16 mg lornoksikam tek başına analjezik olarak kullanıldığında, 100 mg tramadole göre daha iyi tolere edilebildi. Lornoksikam aynı zamanda; uygulandıktan sonraki ilk 24 saat boyunca da postoperatif analjezi sağlanmasında, tramadol kadar etkili ve güvenli bulundu.
Anahtar kelimeler: Septoplasti, lornoksikam, tramadol, sedasyon |
Ofis Histeroskopilerde Intramusküler Lornoksikamın Analjezik Etkisi 2006; 34(6):386-390 |
Özgür Canbay, Nalan Çelebi, Lütfiye Peker, Heves Karagoz, Fehmi Coşkun, Ülkü Aypar
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Ankara |
|
|
Amaç: Ofis histeroskopi sırasında ve sonrasında lornoksikamın analjezik etkinliğini araştırmayı amaçladık.
Gereç ve Yöntem: Diagnostik ve gerektiğinde operatif histeroskopi yapılacak nullipar, ASA I-II 52 hasta Grup L (n=26) (Lornoksikam) veya Grup P (n=26) (Plasebo) olarak rasgele 2 gruba ayrıldı. İşlemden 25 dk. önce 12 mg Lornoksikam veya aynı volümde salin intramusküler olarak verildi. Histeroskopinin her safhasında hastalar tarafından 5 puanlı ağrı/rahatsızlık skalasıyla değerlendirme yapıldı. Skorları 4 veya 5 olan hastalar (5 dk.'dan fazla) propofol ile sedatize edildi.
Bulgular: Histeroskopi sırasında huzursuzluk/ağrı skorları bakımından gruplar arasında fark bulunamadı. İnternal servikal ostan geçiş sırasında hastaların % 34.6'sında güçlükle tolere edilebilen ağrı tariflenirken, rahatsızlık-ağrı skoru 4'tü. Operatif histeroskopi grubunun % 50'si dayanılmaz ağrıyı güçlükle tolere ederken, cerrahi boyunca rahatsızlık/ağrı skorları 4-5'di. Bir hasta propofol ile hasta kontrollü sedasyona ihtiyaç gösterdi ve cerrahi işlemden bağımsız olarak, işlemden 10 dakika sonra her iki grupta da minimal rahatsızlık tespit edildi. Cerrahi komplikasyon veya vagal reaksiyon olmadı.
Sonuç: Ofis histeroskopi sırasında verilen im 12 mg lornoksikamın yeterli analjezi sağlamamaktadır.
Anahtar kelimeler: Ofis histeroskopi, lornoksikam, hasta kontrollü sedasyon |
Laparoskopik Radikal Prostatektomilerde Anestezi Deneyimlerimiz 2006; 34(6):391-397 |
Fatma Ertuğrul, Bilge Karslı, Tibet Erdoğru*
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon ve *Üroloji Anabilim Dalları, Antalya |
|
|
|
|
Laparoskopik radikal prostatektomi (LRP), ürolojide laparoskopik cerrahi uygulamalarında ileri tecrübeyi gerektiren bir tedavi yöntemi olup, özellikle 2000 yılından sonra birçok merkezde organa sınırlı prostat kanserinin cerrahi tedavisinde yoğun şekilde uygulanmaktadır. Laparoskopik radikal prostatektomide perioperatif bakım diğer abdominal laparoskopik girişimlerde olduğu gibi operasyon sırasındaki pozisyon, CO2 basıncının etkileri ve postoperatif analjeziyi kapsamaktadır. Bu çalışmada, transperitoneal asendan LRP -Heilbronn Tekniği- ile tedavi edilmiş olguların operasyon verileri ve özellikleri, kan gazı analizleri, intraoperatif kan kaybı, cerrahi takip sonuçları, beraberinde morbiditeleri ve postoperatif analjezik gereksinimleri retrospektif olarak incelenmiştir. Preoperatif Hb değerine göre postoperatif Hb değerindeki düşme % 18.1±8.7; peroperatif kan transfüzyonu gereken hasta oranı % 16.3; açık cerrahiye geçiş % 1 olarak belirlenmiştir. 34 hastada postoperatif 24 saat içinde narkotik analjezik gereksinimi olmuş, 13 hastada intraoperatif dönemde ciltaltı amfizemi geliştiği görülmüştür. Laparoskopik prostatektomilerde özellikle uzun süren ve retroperitoneal yaklaşılan olgularda ciltaltı amfizemi gelişimi yönünden dikkatli olunmalı ve kan gazı takipleri düzenli aralıklarla yapılmalıdır.
Anahtar kelimeler: Cerrahi girişimler, laparoskopik, ürolojik cerrahi girişimler, Prostatektomi |
Hiponatremili Bir Olguda Zor Entübasyon ve Hipoksi 2006; 34(6):398-400 |
Şennur Uzun, Nalan Çelebi, Birsen Yeşilırmak, Varol Çeliker
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Ankara |
|
|
|
|
|
Hiponatremi, anestezistin sıklıkla karşılaşabileceği bir durumdur. Klinik belirtileri primer olarak nörolojiktir ve ciddiyeti genellikle ekstrasellüler hipoosmolalitenin gelişme hızı ile ilişkilidir. Genel anestezi verilecek hastalarda 130 mEq L-1 sodyum konsantrasyonu güvenli kabul edilir. Semptomlar olmasa bile, tüm elektif girişimlerde plazma sodyumu 130 mEq L-1 üzerine çıkarılmalıdır. Daha düşük konsantrasyonlar intraoperatif dönemde minimum alveolar konsantrasyonda azalma veya postoperatif dönemde ajitasyon, konfüzyon veya somnolansla kendini gösteren belirgin serebral ödeme neden olabilir. Hiponatremi tek başına ya da hipoksi ile beraber ciddi nörolojik defisite neden olabilir. Hiponatremi ve hipoksinin birlikte görüldüğü olgunun anestezi sonrası ortaya çıkan nörolojik defisiti tartışılmıştır.
Anahtar kelimeler: Hiponatremi, hipoksi, zor endotrakeal entübasyon |
Sezaryende Hiperbarik Bupivakain ile Spinal Anestezi Sonrası Uzamış Geçici Parestezi 2006; 34(6):401-404 |
Kerem İnanoğlu, B. Çağla Özbakış Akkurt, Çağcıl Yetim*
Mustafa Kemal Üniversitesi Tayfur Ata Sökmen Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon ve Kadın Hastalıkları ve Doğum* Anabilim Dalları, Hatay |
|
|
Spinal anestezi, gerek obstetrik cerrahide, gerekse farklı cerrahi alanlarda sıklıkla başvurulan bir yöntem olup, spinal blok sonrası gerek uygulama yöntemine, gerekse anestezik maddelere bağlı olarak çeşitli nörolojik problemler görülebilmektedir.
38 yaşında tekrarlanmış sezaryen öyküsü olan bayan hasta elektif sezaryene alındı. Sorunsuz spinal blok ve komplikasyonsuz cerrahi sonrası spinal blok kalkmasına rağmen, sağ bacak dizüstü lateral bölgede 4 cm. çapında bir alanda ağrı ve dokunma duyusunun kaybı devam etti. Operasyon sonrasında 4 ay kadar devam eden his kaybı, 4. ay sonunda tamamen düzeldi.
Spinal anestezi sonrası görülen komplikasyonlardan olan parestezinin genellikle geçici olduğunun ve ender de olsa uzun sürebileceğinin akılda tutulmasının gerekli olduğunu düşünmekteyiz.
Anahtar kelimeler: Spinal anestezi, parestezi, sezaryen, bupivakain |
Mukopolisakkaridoz Olgusuna Anestezik Yaklaşım 2006; 34(6):405-408 |
Asutay Göktuğ, Esra Uyar, Belkıs Ceyla Çetinsoy, Mustafa Kotanoğlu, Bülent Baltacı
S.B. Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği, Ankara |
|
|
|
|
|
Mukopolisakkaridozlar, mukopolisakkaritlerin birikimi ile karakterize progresif seyreden kalıtsal, metabolik, heterojen bir grup hastalıktır. Hurler sendromu, kalıtsal, mukopolisakkaridozların prototipidir. Anestezistler için mukopolisakkaridozlu olgularda hava yolunun sağlanması ve sürdürülmesi en önemli problemdir. Bu vakada, genel anestezi altında muayene edilmesi gereken Hurler sendromlu pediatrik bir olguya sorunsuz anestezik yaklaşım, literatür bilgileri gözden geçirilerek tartışılmıştır.
Anahtar kelimeler: Genel anestezi, mukopolisakkeridoz |
|
|