TÜRK ANESTEZİYOLOJİ VE REANİMASYON DERNEĞİ DERGİSİ

 

TÜRK ANESTEZİYOLOJİ VE REANİMASYON DERNEĞİ DERGİSİ
KASIM / ARALIK 2007

 


Türk Anest Rean Der Dergisi 2007; 35(6):379-392
Sepsis Tedavisinde Erken Yaklaşımın Önemi

Nihan Yapıcı *, İsmail Cinel**
Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, II. Anesteziyoloji ve Reanimasyon*, Department of Critical Care Medicine, Cooper University Hospital, Robert Wood Johnson Medical School, University of Medicine and Dentistry** of New Jersey, NJ/USA

ÖZET

Sepsiste sağkalım yararı olan tedavilerin çoğu zamana duyarlıdır. Tedavide altın standart erken tanı, erken antibiyoterapi ile birlikte hipoperfüzyonun önlenerek organ yetmezliklerinin önüne geçilmesidir. Makro hemodinamik göstergeleri iyi olan sepsis hastalarinda bile mikrosirkülasyonun bozulmuş olabileceğinin ve hipoperfüzyonun sürebildiğinin akılda tutulması gerekmektedir. Bu bağlamda erken hedefe yönelik tedavinin uygulanması ile birlikte laktat değerlerinin izlenmesi hipoperfüzyon açısından bizlere yol gösterici olabilir. Mikrosirkulasyondaki heterojenitenin artması, sepsiste zamanla gelişecek organ yetmezliklerinin ilk habercisidir. Hasarlanmış akciğerleri korumaya yönelik, alveolleri aç ve açık tut yaklaşımında “recruitment” ve PEEP uygulamasının değeri kadar, inflamasyon ve koagulasyonun aynı anda yoğun bir şekilde tetiklendiği sepsiste de, mikrosirkülasyonun açık tutulmasında sıvı resusitasyonunun önemi büyüktür. Protokol temelli yaklaşımlarla hem erken tanı, hem de tedavide sepsiste önemli ilerlemeler saptandığı gözlenmektedir. Yoğun bakım tıbbında protokol temelli yaklaşımların yaygın kullanılarak subjektifler yerine objektiflere daha fazla bağlı kalınması, bilimsel arenada olması gerektiği gibi, yaşamsal önem taşımaktadır.

Anahtar kelimeler: sepsis, erken hedefe yönelik tedavi, prokalsitonin, laktat, protokollere bağlı tedavi


Türk Anest Rean Der Dergisi 2007; 35(6):393-398
Esmololün Anestezik ve Analjezik Gereksinimi Üzerine Etkisi

İsmet Topçu, Tülin Öztürk, Taner Taşyüz, Ruşen Işık, İsmail Çetin, Melek Sakarya
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Manisa

ÖZET

Amaç: Genel anestezi uygulamaları sırasında anestezik ve analjezik ajan gereksinimini azaltan birçok adjuvan ajan bulunmaktadır. Bu randomize, çift kör, kontrollü çalışmada kısa etkili b1 reseptör antagonisti esmololün anestezik, analjezik ve kas gevşetici ilaç tüketimi üzerine etkilerinin araştırılması amaçlandı.

Gereç ve Yöntem: 18-70 yaş arası, ASA I-II, genel anestezi ile elektif batın operasyon planlanan 60 (39E/51K) olgu 2 eşit gruba ayrıldı. Grup E (esmolol); esmolol indüksiyon öncesi 1 mg kg-1 dozunda yavaş infüzyon şeklinde uygulanıp, operasyon süresince 250 µg kg-1 dk-1 dozunda infüzyona devam edildi. Grup K (kontrol); aynı volümde serum fizyolojik verildi. Olgulara anestezi idamesinde propofol (BİS değerlerine göre) ve remifentanil (kalp atım hızı ve kan basıncına göre) ile TİVA uygulandı. Kas gevşetici ajan olarak rokuronyum kullanıldı. Olguların hemodinamik değerleri, indüksiyonda ve sonrasında tüketilen anestezik, analjezik ve kas gevşetici miktarları kaydedildi.

Bulgular: Gruplar arasında yaş, cins, operasyon türü, operasyon süresi ve indüksiyon dozları açısından fark saptanmadı (p>0.05). Grup E’de kontrol grubuna göre kas gevşetici tüketimi etkilenmezken, analjezik ve anestezik gereksinimi azaldı (p<0.05). Grup E’de perioperatif dönemde ortalama arter basıncı ve kalp atım hızı değişiklikleri daha stabildi. Ayrıca, bu grupta entübasyon ve ekstübasyona hemodinamik yanıt engellendi.

Sonuç: Perioperatif dönemde cerrahiye ve anesteziye bağlı sempatik uyarılara akut otonomik yanıtların önlenmesinde esmolol infüzyonu kullanılarak, analjezik ve anestezik ajan gereksinimi azaltılabilir.

Anahtar kelimeler: esmolol, remifentanil, propofol, anestezik tüketimi

Türk Anest Rean Der Dergisi 2007; 35(6):399-404
Açık Kalp Cerrahisinde Remifentanil ve Desfluranin Pankreatit İlişkili Protein ile
Pankreatit Gelişimine Etkisi

Bilge Çelebioğlu, Semih Değerli, A. Heves Karagöz, İbrahim Uçar*, M. Ali Yükselen, Meral Kanbak,
Gülşen Hasçelik**
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Kalp Damar Cerrahisi Anabilim Dalı*, Biyokimya Anabilim Dalı**, Ankara

ÖZET

Amaç: Pankreatit ile ilişkili protein (PAP) normal pankreatit sekresyonunda tespit edilemezken, pankreatitin akut fazında artmış olarak bulunmuştur. Remifentanil infüzyonu ve desfluran anestezisinin idamede kullanılmasının açık kalp cerrahisinde PAP aracılığı ile pankreatit gelişimi üzerine olan etkilerini araştırmayı amaçladık.

Gereç ve Yöntem: Açık kalp cerrahisi yapılacak ASA III 32 hasta çalışmaya dahil edildi. Anestezi indüksiyonu etomidat ve vekuronyum bromid ile gerçekleştirildi. Grup I’de % 6 Desfluran, % 50 O2 ve % 50 N2O ile ve Grup II’de 1-1.5 µg kg-1 dk-1 remifentanil infüzyonu ve % 50 O2 ve % 50 N2O ile anestezi idamesi sağlandı. Hastaların pankreatik fonksiyonlarını değerlendirmek için kardiyopulmoner bypas öncesi ve operasyondan sonraki 1., 2. ve 7. günlerde PAP, amilaz ve lipaz değerleri kaydedildi. 10 µg L-1’nin altındaki PAP değerleri normal kabul edildi . İstatiksel analiz için Freidman, unpaired students t, ki-kare, Mann-Whitney U ve Wilcoxon testleri kullanıldı.

Bulgular: Demografik veriler bütün gruplarda benzerdi. Grupların içinde ve gruplar arasında amilaz, lipaz ve PAP plazma konsantrasyonları açısından farklılık yoktu. Hiçbir hastada mezenterik ve pankreatik iskemi bulguları saptanmadı. Grup I’de inotropik ajan kullanımı belirgin derecede yüksekti (p=0.008).

Sonuç: Her ne kadar PAP aracılığıyla izlenen pankreatik hasarda gruplar arasında fark olmasa da desfluran grubunda inotropik ajan kullanımı daha fazlaydı. Remifentanilin rutin kullanılan volatil ajanların yanında açık kalp cerrahilerinde postoperatif pankreatit ve hemodinamik instabiliteye yol açmaksızın kullanılabileceği kanısına varılmıştır.

Anahtar kelimeler: pankreas-ilişkili protein, remifentanil


Türk Anest Rean Der Dergisi 2007; 35(6):405-412
Laparoskopik Kolesistektomi Cerrahisinde Proseal Laringeal Mask ve Endotrakeal Entübasyonun Karşılaştırılması

Zümrüt Buharalı, Aysel Altan, Aygen Türkmen, Namigar Turgut
Sağlık Bakanlığı Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İstanbul

ÖZET

Amaç: Endoskopik cerrahi olgularında, batın içine CO2 insuflasyonu yapıldıktan sonra artan intraabdominal basınç, intratorasik basıncı da artırmakta, mide distansiyonu, biliyer ve gastroözefageal reflüye neden olabilmektedir. Artmış intratorasik basınç sonucu havayolu basıncı yükselebilmekte ve ventilasyon parametreleri olumsuz yönde değişebilmektedir. Bu çalışmada, endoskopik kolesistektomi anestezisinde endotrakeal entübasyon ile PLMA (Proseal LMA) uygulamasını, stres yanıt, hemodinamik etkiler, ventilasyon parametreleri ve gastroözefageal reflü açısından karşılaştırmayı amaçladık.

Gereç ve Yöntem: Çalışmaya yaşları 20-75 arasında değişen (ASA I-II) laparoskopik kolesistektomi uygulanması planlanan 60 hasta dahil edildi. Kalp atım hızı (KAH), ortalama arter basıncı (OAB), periferik oksijen satürasyonu (SpO2), pik havayolu basıncı (Pmax) ve endtidal karbondioksit basıncı (ETCO2), mide ve nazofarenks pH’sı, plazma kortizol düzeyleri ölçülerek kaydedildi.

Bulgular: OAB, ETT (endotrakeal entübasyon) grubunda entübasyondan 1 dk. sonraki ölçümde anlamlı düzeyde yüksek bulundu. PLMA grubunda kalp atım hızının entübasyondan sonraki değeri, preoperatif değerinden anlamlı olarak düşüktü. SpO2, ETCO2, Pmax, mide ve nazofarenks pH ölçümlerinde gruplar arasında farklılık yoktu. Gastroözofageal reflü düşündürecek nazofarenks pH düşüşü her iki grupta da kaydedilmedi. Grup PLMA’da entübasyondan 1 dk. sonraki kortizol değerleri preoperatif ölçümlerden anlamlı olarak düşük bulundu.

Sonuç: Sonuç olarak, PLMA uygulamasının hemodinamik ve endokrin yanıtı olumlu yönde etkilediği, doğru yerleştirilmiş PLMA’nın etkin ventilasyon sağladığını gözlemledik. Gastroözefageal reflü açısından güvenilir olduğu kanaatine vardık.

Endoskopik cerrahi olgularında PLMA’nın endotrakeal entübasyona alternatif olabileceğini söyleyebiliriz.

Anahtar kelimeler: ProSeal LMA, aspirasyon, laparaskopik kolesistektomi


Türk Anest Rean Der Dergisi 2007; 35(6):413-419
Bronkoalveolar Lavaj (Bal) Sıvısındaki Nötrofillerin Kemotaktik Fonksiyonları Üzerine Sevofluran, Desfluran ve Propofol Anestezisinin Etkileri

Cevdet Acat, Atilla Erol, Ahmet Topal, Ruhiye Reisli, İsmail Reisli*, Şeref Otelcioğlu
S.Ü. Meram Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon, Çocuk Allerji ve İmmunoloji* Anabilim Dalları, Konya

ÖZET

Amaç: Desfluran, sevofluran veya propofol ile gerçekleştirilen anestezi uygulamasının, bronkoalveolar lavaj (BAL) materyalindeki nötrofillerin kemotaktik fonksiyonları üzerine olan etkilerini akımsitometri yöntemi ile değerlendirmeyi amaçladık.

Gereç ve Yöntem: ASA I grubu, 18-40 yaş arasında, 30 hasta rasgele üç gruba (Grup D=Desfluran, Grup S=Sevofluran, Grup P=Propofol) ayrıldı. Hastalar diazepam ve atropin ile premedike edildi. Hastaların sistolik ve diastolik arter basıncı, oksijen saturasyonu ve end-tidal CO2 değerleri ile desfluran ve sevofluranın minimum alveoler konsantrasyon ve % değerleri kaydedildi. Anestezi indüksiyonunda tüm hastalara 2-3 mg kg-1 propofol 1 mcg kg-1 fentanil ve 0.6 mg kg-1 rokuronyum bromür uygulandı. Anestezi idamesinde inhalasyon ajanları 1-1,5 MAC olacak şekilde, propofol infüzyonu ise, 12 mg kg-1 dozunda başlanıp 9, 6 ve sonunda 4 mg kg-1 dozuna düşürülerek uygulandı. Fiberoptik bronkoskopla indüksiyondan ve operasyon bitiminden hemen sonra bronkoalveolar lavaj yapıldı. Elde edilen BAL örneklerindeki nötrofillerin, bazal (BAHO) ve N-formil-met-leu-phe (fMLP) ile uyarılmış (UAHO) aktive hücre oranları akım sitometrik yöntemle ölçüldü.

Bulgular: Hastaların demografik özellikleri, anestezi/cerrahi süreleri ve hemodinamik bulgular gruplar arasında benzerdi. Grup P’de propofol verilmeden önceki bazal aktive hücre oranları (BAHO), propofol uygulaması sonrası BAHO ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksekti. Propofol anestezisi sonrasında N-formil-met-leu-phe (fMLP) ile uyarılmış aktive hücre oranları (UAHO), BAHO’na göre anlamlı olarak daha yüksekti. Grup D’de desfluran anestezisi sonrasında UAHO’ları, BAHO’larına göre anlamlı olarak daha yüksekti. Grup S’de sevofluran verilmesinden önce ve sonra, BAHO ve UAHO arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu.

Sonuç: Bu çalışmanın sonuçları BAL nötrofillerinin kemotaksi fonksiyonu üzerine en az etkili ajanın sevofluran olduğunu göstermiştir.

Anahtar kelimeler: akım sitometri, anestezikler, bronkoalveolar lavaj, kemotaksi

Türk Anest Rean Der Dergisi 2007; 35(6):420-429
Jinekolojik Operasyonlarda Preemptif Lornoksikam Uygulamasının Postoperatif Ağrı Tedavisi ve Cerrahi Stres Yanıt Üzerine Etkileri

Sinem K. Tolu*, Ali Abbas Yılmaz, Asuman Uysalel
Bartın Kadın Doğum Hastanesi Anestezi Kliniği*, Ankara Üniversite Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Ankara

ÖZET

Amaç: Bu çalışmada, jinekolojik cerrahi planlanan olgularda, preemptif oral yolla verilen lornoksikamın postoperatif analjezik etkinliği ile endokrin ve metabolik stres yanıt üzerine erken ve geç dönem etkileri araştırıldı.

Gereç ve Yöntem: Çalışmaya; elektif şartlarda benign olduğu düşünülen jinekolojik cerrahi geçirecek ASA I-II grubu, 20-70 yaş arası 48 kadın hasta dahil edildi. Hastalar rasgele 2 gruba ayrıldı. Cerrahi girişimden 1 saat önce plasebo grubuna daha önceden hazırlanmış kaşe (nişasta), lornoksikam grubuna da 8 mg lornoksikam tablet oral yolla verildi. Tüm hastalara anestezi indüksiyonu öncesi epidural kateter yerleştirildi ve genel anestezi altında operasyonları tamamlandı. Her iki gruba da postoperatif analjezi için epidural morfin HKA uygulandı. Postoperatif 0., 1., 2., 4., 6., 12. ve 24. saatlerde ağrı değerlendirmesi kategori ( VRS ) ve görsel ( VAS ) ağrı skalaları kullanılarak yapıldı. Perioperatif kanama miktarı izlendi. Karşılaşılan yan etkiler kaydedildi. Cerrahiye metabolik ve endokrin yanıtın değerlendirilmesi için preoperatif, insizyon sonrası ve postoperatif 24. saat kan şekeri, hemoglobin, hemotokrit, trombosit, PTZ, aPTT, INR, kortizol, CRP ve sedimentasyon ölçümleri yapıldı.

Bulgular: Gruplar, ağrı skorları açısından karşılaştırıldığında VAS ve VRS değerleri açısından anlamlı farklılık görülmedi. Plasebo grubunun lornoksikam grubundan daha erken dönemde analjezik gereksinimi olduğu ve HKA’e daha erken başlandığı görüldü. Ayrıca, lornoksikam grubunda 24 saatte toplam morfin tüketim miktarı daha düşük olarak tespit edildi. Hem yan etkiler hem de cerrahi travmanın oluşturduğu stres ile ilişkili olarak kan şekeri, kortizol, CRP ve sedimentasyon değerlerindeki değişimler bakımından gruplar arasında fark bulunmadı.

Sonuç: Preemptif uygulanan 8 mg oral lornoksikam postoperatif dönemde HKEA’de morfin tüketimini azatlığından hasta kontrollü analjeziye adjuvan olarak kullanılabileceğini düşünmekteyiz.

Anahtar kelimeler: hasta kontrollü epidural analjezi, jinekolojik cerrahi, preemptif analjezi, lornoksikam, morfin


Türk Anest Rean Der Dergisi 2007; 35(6):430-437
Sezaryen Sonrası Epidural Analjezide Sürekli Levobupivakain İnfüzyonuna Üç Farklı Dozda Fentanil İlavesi

Aysel Er, Suna Akın Takmaz, Asutay Orak Göktuğ, Hülya Başar
S.B. Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği, Ankara

ÖZET

Amaç: Bu çalışmada, epidural anesteziyle elektif sezaryen ameliyatı sonrası, % 0.125 levobupivakain ile sürekli epidural infüzyona ilave edilecek üç farklı dozda fentanilin; postoperatif ağrı, yan etkiler ve hasta memnuniyeti üzerine olan etkisi araştırılmıştır.

Gereç ve Yöntem: Elektif sezaryen operasyonu planlanan ASA I-II grubundan, 18-45 yaş arası, 60 gebe çalışmaya dahil edildi. % 0.125 levobupivakain infüzyonuna Grup I-II-III ve IV’de sırası ile 0-1-2-3 mcg ml-1 fentanil ilave edildi. Gebeler, postoperatif 0,1/2,1,2,3,4,6, 8,12,24. saatlerde ağrı, motor blok, sensoriyel blok ve yan etkiler açısından (bulantı, kusma, kaşıntı, sedasyon, hipotansiyon, bradikardi, solunum depresyonu-idrar retansiyonu) değerlendirildi.

Bulgular: Genel olarak III ve IV. Gruptaki hastaların istirahatte ve harekette VAS skorları, I ve II. Gruptakilere göre daha düşüktü (p<0.05). İlave meperidin gereksinimi Grup I ve II’de, daha fazlaydı (p<0.05). III. Gruptaki hastaların memnuniyet skorları grup I’dekilerden, IV. Gruptaki hastaların skorları ise, Grup I ve Grup II’dekilerden daha yüksek olarak izlenirken (p<0.05), III ve IV. Gruptaki hastaların memnuniyet skorları arasında fark gözlenmedi (p>0.05). Motor blok skorları benzer olup, gruplar arasında sensoriyel blok düzeyi ile VASİ-VASH düzeyleri arasında korelasyon saptanmadı (p>0.05). Tüm gruplarda yan etki olarak yalnızca bulantı ve kaşıntı görülürken gruplar arasında bu açıdan fark yoktu (p>0.05).

Sonuç: Sonuç olarak, sezaryen sonrası epidural analjezide, % 0.125 konsantrasyonda sürekli levobupivakain infüzyonuna ilave edilen 2 mcg ml-1 fentanil dozunun, yan etki sıklığını arttırmaksızın, ağrı şiddeti ile birlikte, ilave analjezik gereksinimini azaltarak, hasta memnuniyetini arttıran, optimal doz olduğu kanaatine varıldı.

Anahtar kelimeler: sezaryen, postoperatif analjezi, levobupivakain, fentanil


Türk Anest Rean Der Dergisi 2007; 35(6):438-442
Bebekte Ekstübasyon Sonrası Gelişen Akciğer Ödemi - Olgu Sunumu

İsmet Topçu, Gönül Tezcan Keleş, E. Alp Yentür, N. Zeynep Ekici, Melek Sakarya
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Manisa

ÖZET

Ekstübasyon sonrası laringospazma bağlı oluşan üst havayolu obstrüksiyonu, negatif basınçlı pulmoner ödeme yol açabilir. Olası mekanizma; pulmoner ödem ve alveoler hemorajiye neden olan laringospazm ve kapalı glottis ile birlikte solunum eforu sırasında akciğerlerde yüksek negatif basıncın oluşmasıdır.

Prematür ikiz doğan, 2.5 aylık, 6 kg erkek olgu genel anestezi ile tanısal amaçlı sistoskopi operasyonuna alındı. Sorunsuz tamamlanan operasyonda, ekstübasyondan yaklaşık 5 dk sonra gelişen laringospazmla birlikte solunum sıkıntısı, taşipne, siyanoz ve periferik oksijen satürasyonunda düşme gözlendi. Olgu yeniden entübe edilerek mekanik ventilasyon desteği ve medikal tedavi amacıyla anesteziyoloji yoğun bakım ünitesine alındı. Olgu 4 saat mekanik ventilasyon desteği sonrasında 6. saatte ekstübe edildi. Postoperatif 48. saatte şifa ile pediyatrik cerrahi servisine gönderildi.

Negatif basınçlı pulmoner ödem; pediyatrik olgularda da yaşamı tehdit edebilen, uzamış hastanede kalım süresine yol açan, reentübasyon ve mekanik ventilasyon desteğini gerektirebilen ciddi bir klinik tablodur. Laringospazmın önlenmesi ve riskli hastaların önceden belirlenebilmesi önemlidir. Ektübasyon sonrası oksijen satürasyonundaki belirgin azalma, negatif basınçlı pulmoner ödemi de akla getirmelidir.

Anahtar kelimeler: pulmoner ödem, infant, hava yolu obstrüksiyonu

Türk Anest Rean Der Dergisi 2007; 35(6):443-446
İmidakloprid İntoksikasyonu

Tayfun Adanır, Atilla Şencan, Murat Aksun, Aynur Atay, Nagihan Karahan
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi II. Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği, İzmir

ÖZET

İmidakloprid yeni sınıf insektisidlerden olan kloronikotinil neonikotinoid’in alt grubudur. Oldukça güçlü bir insektisiddir ve Environmental Protection Agency tarafından organofosfat alternatifi olarak tanımlanmıştır. Neonikotinoidler, sinir sisteminde postsinaptik nikotinik asetilkolin reseptörleri üzerinden etki gösterirler. Ülkemizde ilk zehirlenme olgusu olması nedeniyle yoğun bakım ünitemizde izlediğimiz imidakloprid adlı insektisidden oral olarak 200 mL alan 26 yaşındaki bir olguyu literatür eşliğinde tartıştık.

Anahtar kelimeler: imidakloprid, insektisid, intoksikasyon, yoğun bakım


Türk Anest Rean Der Dergisi 2007; 35(6):447-450
Operasyon Öncesi Değerlendirmede Kafa Karıştıran Bir Olgu, İnferolateral Duvarda İskemiyi Taklit Eden Wolff-Parkinson-White Sendromu

Bülent Özdemir, Çağdaş Akgüllü, Ali Emül, Yusuf Aktürk
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı, Bursa

ÖZET

İ26 yaşında erkek hasta nazal septoplasti operasyonu öncesi araştırma hastanesinde değerlendirildi. Elektrokardiyografisinde (EKG) inferiyor derivasyonlarda derin Q dalgaları olması ve atipik angina tarif etmesi nedeniyle kardiyoloji bölümünce konsülte edildi. Q dalgalarına eşlik eden uzamış QRS süresi, kısa PR mesafesi, V1-V3’de izlenen delta dalgaları Wolff-Parkinson-White (WPW) sendromu ile uyumluydu. Q dalgası olan derivasyonlarda negatif T dalgası izlenmemesi, miyokard enfarktüsünü dışlamasa da infarktüs olmayabileceği yönünde kuvvetli bir bulgu olarak yorumlandı. Ekokardiyografide duvar hareket bozukluğu izlenmemesi WPW sendromu tanısını doğruladı. Hastada senkop veya hemodinamiyi bozan taşikardi yoktu. 24 saatlik Holter incelemesi normaldi. Anestezinin ve ilaç seçiminin, katekolamin salgılanmasını azaltacak şekilde yapılması önerildi.

Anahtar kelimeler: Wolff-Parkinson-White sendromu, anestezi, inferiyor miyokard infarktüsü

Türk Anest Rean Der Dergisi 2007; 35(6):451-454
Obstruktif Uyku Apne Sendromu ve Anestezi

E. Nursen Koltka, Sibel Devrim, Sinem Gülme, Osman Arpaz, Melek Çelik
SB Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği, İstanbul

ÖZET

Obstruktif uyku apne sendromu; entübasyonda veya intraoperatif havayolu açıklığını sağlamada güçlük, kas gevşeticilere aşırı yanıt, perioperatif hipoksi, postoperatif solunum depresyonu riskinde artma nedeniyle anestezistleri özellikle ilgilendirmektedir. Anamnezinde obstruktif uyku apne sendromu öyküsü olan, 48 yaşında, acil şartlarda sol ulna proksimal uç kırığı nedeniyle açık redüksiyon yapılması planlanan hastada yaşanan postoperatif solunum depresyonu nedeniyle bu hastalık gözden geçirildi. Amacımız bu olgu ile günümüzde sık rastlanan ve tanısı konan obstruktif uyku apne sendromunun anestezi pratiğine katkıda bulunulmasıdır.

Anahtar kelimeler: obstruktif uyku apne sendromu, anestezi, postoperatif solunum sıkıntısı

 

 

 

 

 

 


 

Yazarlara Bilgi

Yayın Kurulu

 

ARŞİV

      Son Sayı
      Anestezi Mart / Nisan 2010
      Anestezi Ocak / Subat 2010
2009
      Anestezi Kasim / Aralik 2009
      Anestezi Eylül / Ekim 2009
      Anestezi Temmuz / Agustos 2009
      Anestezi Mayis / Haziran 2009
      Anestezi Mart / Nisan 2009
      Anestezi Ocak / Subat 2009
2008
      Anestezi Kasim / Aralik 2008
      Anestezi Eylül / Ekim 2008
      Anestezi Temmuz / Agustos 2008
      Anestezi Mayıs / Haziran 2008
      Anestezi Mart / Nisan 2008
      Anestezi Ocak / Şubat 2008
2007
      Anestezi Kasim / Aralik 2007
      Anestezi Eylül / Ekim 2007
      Anestezi Temmuz / Ağustos 2007
      Anestezi Mayıs / Haziran 2007
      Anestezi Mart / Nisan 2007
      Anestezi Ocak / Şubat 2007
2006
      Anestezi Kasim / Aralik 2006
      Anestezi Eylül / Ekim 2006
      Anestezi Temmuz / Agustos 2006
      Anestezi Mayıs / Haziran 2006
      Anestezi Mart / Nisan 2006
      Anestezi Ocak / Subat 2006
2005
      Anestezi Kasim / Aralik 2005
      Anestezi Eylül / Ekim 2005
      Anestezi Temmuz / Agustos 2005
      Anestezi Mayıs / Haziran 2005
      Anestezi Mart / Nisan 2005
      Anestezi Ocak / Subat 2005
2004
      Anestezi Kasim / Aralik 2004
      Anestezi Eylül / Ekim 2004
      Anestezi Temmuz / Agustos 2004
      Anestezi Mayıs / Haziran 2004
      Anestezi Mart / Nisan 2004
      Anestezi Ocak / Subat 2004
2003
      Anestezi Aralik 2003
      Anestezi Kasim 2003
      Anestezi Ekim 2003
      Anestezi Agustos / Eylül 2003
      Anestezi Haziran / Temmuz 2003
      Anestezi Mayıs 2003
      Anestezi Nisan 2003
      Anestezi Mart 2003
      Anestezi Şubat 2003
      Anestezi Ocak 2003



 

 

Logos Tıp Yayıncılığı 2008 - 2010
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36 D.66-67
Gayrettepe 34349 Istanbul
Tel: 02122880541 ve 02122885022
eXTReMe Tracker