 |
TÜRK ANESTEZİYOLOJİ VE REANİMASYON DERNEĞİ DERGİSİ
KASIM / ARALIK 2008
|
Türk Anest Rean Der Dergisi 2008; 36(6):340-345
Bispektral İndeks (BIS) ile Anestezi Derinliği İzlemenin; Volatil Ajan Tüketimi, Derlenme Kriterleri ve Hastanede Kalış Süresine Etkisi
|
Nilay Taş*, Ayla Tür**, Serhat Kocamanoğlu**
Artvin Devlet Hastanesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği* Artvin, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji Anabilim Dalı**, Samsun
|
|
|
Amaç: Çalışma, bir serebral izleme yöntemi olan Bispektral İndeks (BIS) ile anestezi derinliği izlemenin, kullanılan anestezik madde miktarı, derlenme kriterleri ve hastanede kalış süresi üzerine etkilerini araştırmak üzere planlandı.
Gereç ve Yöntem: Genel anestezi ile tiroidektomi planlanan, 20-60 yaş arası, ASA I-II, 80 hasta çalışmaya alındı. Olgular rasgele 2 gruba ayrıldı. Bispektral indeks monitörizasyonu ile izlenen grup; Grup BIS, ortalama arter basıncı ve kalp atım hızı gibi hemodinamik parametrelerle izlenen grup; Grup HEMO olarak adlandırıldı. Tüm olgulara aynı yöntemle genel anestezi uygulandı. İndüksiyon; 2,5 mg kg-1 propofol, 0,2 mg kg-1 sisatrakuryum ve 1 µg kg-1 fentanil ile sağlandıktan sonra, anestezi uygulaması 2.0 L O2 + 2.0 L N2O + % 3 desfluran ile sürdürüldü. Olgulara 30 dk ara ile 0.5 µg kg-1 fentanil ve idame dozunda sisatrakuryum yapıldı. Kullanılan volatil ajanın konsantrasyonu, HEMO Grubunda hemodinamik parametrelerin izlenmesine göre, BIS Grubunda ise, BİS değeri 40-60 arasında tutulacak şekilde ayarlandı. Olguların ekstübasyon süreleri, göz açma süreleri, volatil anesteziğin kesilmesinden, operasyon odasından çıkışa kadar geçen süreler ve her operasyonun sonunda kaç ml desfluran kullanıldığı kaydedildi. Olguların derlenme ünitesinden kliniklerine gönderilmesi için Modifiye Aldrete Skorları 9 ve üzerinde olması ölçüt olarak alındı. Olguların hastanede yatış süreleri kaydedildi.
Bulgular: BIS Grubunda kullanılan desfluran miktarı HEMO Grubuna göre anlamlı olarak düşük (p<0,05), desfluran MAC değerlerleri HEMO Grubunda daha yüksek(p<0,05); ekstübasyon, göz açma ve operasyon odasından çıkış süreleri BIS Grubunda HEMO Grubuna göre daha kısa bulundu (p<0,05). Her iki grup, kalp atım hızları, ortalama arteriyel basınçları ve hastanede kalış süreleri bakımından benzerdi.
Sonuç: Anestezi derinliğinin izlenmesinde BIS monitörü kullanılmasının, objektif bilgi sağlayarak fazla anestezik ajan kullanımını önlemeye ve anesteziden daha hızlı derlenmeye yardımcı olduğu kanısına varıldı.
Anahtar kelimeler: Genel anestezi, EEG, bispektral indeks, volatil ajan |
Türk Anest Rean Der Dergisi 2008; 36(6):346-350
Ortopedik Cerrahi Anestezisinde İntratekal Levobupivakain ile İzobarik Bupivakain Etkilerinin Karşılaştırılması
|
Alev Üstüner, Nevin Eren, Galip Karabağ, Hacı Başaran, Cem Topuz, Emine Özyuvacı
İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Servisi, İstanbul
|
|
|
Amaç: Ortopedik cerrahi anestezisinde, intratekal yol ile en çok kullanılan lokal anestezik, uzun etkili olma özelliğiyle bupivakaindir. Ancak bupivakainin, kardiyovasküler ve sinir sistemi ile ilgili ciddi komplikasyonları olduğu da bilinmektedir. Levobupivakain, bupivakainin saf S (-) enantiomeri olarak geliştirilmiş, kardiyovasküler sisteme ve santral sinir sistemine daha az toksik, uzun etkili lokal anesteziktir. Çalışmada, ortopedik cerrahi anestezisinde spinal anestezi yöntemi uygulamasında, levobupivakainin bupivakaine alternatif, daha güvenli, benzer hemodinamik ve anestezik profile sahip yeni bir lokal anestezik ilaç olup olamayacağının araştırılması amaçlandı.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, ASA II-III, 55-75 yaşları arasında, nöroaksiyel blok kontrendikasyonu bulunmayan, farklı ortopedik cerrahi uygulanacak 84 hasta alındı. Olgular randomize iki gruba ayrıldı. Premedikasyon uygulanmayan olgulara, işlem öncesi 7mL kg-1 Ringer Laktat ile sıvı replasmanı yapıldı. Grup B: bupivakain; (n=42) 12, 5 mg % 0.5 izobarik bupivakain, Grup L: levobupivakain; (n=42) 12, 5 mg % 0, 5 izobarik levobupivakain intratekal olarak uygulandı. Preoperatif, intraoperatif 5., 10., 15., 30., 45., 60., 90., dakikalarda sistolik arter basıncı, diyastolik arter basıncı, kalp atım hızı, oksijen saturasyonu izlendi. Duyusal blok, motor blok, iki dermatom gerileme süreleri ve komplikasyonlar kaydedildi.
Bulgular: Hemodinamik parametrelerde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Grup L’de duyusal blok başlama süresi: 5.81±3.21 dk, Grup B’de 2.15±0.89 dk olup, aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.001). İki dermatom gerileme zamanı, Grup L’de: 87.02±47.88 dk iken Grup B’de 126.9±33.04 dk bulundu (p<0.001). Hipotansiyon, başağrısı, bel ağrısı, idrar yapamama; Grup L’de11, Grup B’de ise 13 olguda görüldü, fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı.
Sonuç: Levobupivakain, bupivakaine göre anestezi başlangıcı daha yavaş, iki dermatom gerileme süresi daha hızlı olup, hemodinamik parametrelerde ise benzer bir lokal anestezik olduğu kanısına varıldı.
Anahtar kelimeler: Levobupivakain, bupivakain, ortopedik cerrahi, nöroaksiyel blok
|
Türk Anest Rean Der Dergisi 2008; 36(6):351-357
Yüzüstü Pozisyonda Genel Anestezi Uygulanarak, Göz Dışı Nedenlerle Operasyon Geçiren Hastalarda Korneal Abrazyon
|
K. Serap Karacalar, İnci Güngör *, Ebru Kelsaka, Sibel Barış, Binnur Sarıhasan, Ayla Tür
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon, Göz* Anabilim Dalları, Samsun
|
|
|
Amaç: Genel anestezi uygulaması ile, gözdışı nedenlerle operasyon geçirecek hastalarda, en sık görülen göz travması korneal abrazyondur. Gözün korunması amacıyla, göz kapaklarının göz bandı ile kapatılması ve konjuktival keseye göz kayganlaştırıcı sürülmesinden bahsedilebilir. Literatürde genel anestezi altında sırtüstü pozisyonda operasyon geçirecek hastalarda uygulanan göz koruma yöntemlerini karşılaştıran pek çok çalışma olmasına karşılık, yüzüstü pozisyonda operasyon geçirecek hastalarda, göz koruma amacı ile uygulanan yöntemleri karşılaştıran çok az çalışma vardır. Çalışma yüzüstü pozisyonda operasyon geçirecek hastalarda uygulanan dört farklı koruma yönteminin korneal abrazyonları engelleme üzerine etkinliklerini ve uygulanan yöntemlere ait oluşabilecek yan etkileri karşılaştırmak amacı ile planlandı.
Gereç ve Yöntem: Üniversitemiz Etik kurul izni alındıktan sonra, 120 hasta (240 göz) çalışmaya alındı. Hastalar göz koruma gözlüğü, pamuk göz pedi, pamuk göz pedi ile birlikte oftalmik göz jeli, pamuk göz pedi ile birlikte göz merhemi kullanılan dört farklı göz koruma yönteminin uygulandığı dört gruba ayrıldı. Operasyon sonrası otuzuncu dakika, altıncı saat ve yirmi dördüncü saatlerde, göz uzmanı tarafından, göz bulguları (göz kapaklarında yapışıklık, ağrısız yabancı cisim hissi, bulanık görme, kaşınma, konjuktivada kızarıklık, ağrı hissi) sorgulanarak, fluorosein boyama testi ile korneal abrazyon olup olmadığı değerlendirildi.
Bulgular: Gruplar arasında korneal abrazyon oranı benzerdi (p>0.05). Gruplar arasında göz kapaklarında yapışıklık açısından fark yoktu (p>0.05). Yabancı cisim hissi ve bulanık görme bulguları, pamuk göz pedi ile birlikte göz merhemi kullanılan grupta, diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede fazlaydı. Kaşınma ve konjuktival kızarıklık pamuk göz pedi ile birlikte oftalmik göz jeli sürülen grupta diğer gruplara oranla daha yüksek saptandı (p<0.05). Gruplardaki hiçbir hastada operasyon sonrası gözde ağrı bulgusuna rastlanmadı.
Sonuç: Genel anestezi altında, yüzüstü pozisyonda operasyon geçirecek hastalarda oluşabilecek korneal abrazyonların önlenmesinde karşılaştırdığımız dört farklı yöntemin de ideal koruma sağladığı, ancak pamuklu göz pedleri ile birlikte kullanılan jel ve merhemlerin, korneal abrazyonu engellemede katkı sağlamadan istenmeyen yan etkilere neden olabilecekleri değerlendirildi.
Anahtar kelimeler: Genel anestezi, yüzüstü pozisyon, korneal abrazyon |
Türk Anest Rean Der Dergisi 2008; 36(6):358-365
Alt Batın Cerrahisinde Kombine Epidural-Genel Anestezinin İntraoperatif Stres Yanıt ile Postoperatif
Analjezik Tüketimi ve Gastrointestinal Fonksiyonlar Üzerine Etkisi
|
G. Ulufer Sivrikaya, Ebru H. Koç Bekil*, Ayşe Hancı, Leyla T. Kılınç, Melahat K. Erol
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği, *Gemlik Muammer Ağım Devlet Hastanesi Anestezi Kliniği
|
|
|
Giriş: Çalışmada, jinekolojik alt batın cerrahisinde epidural ve genel anestezi uygulaması kombinasyonu ile standart genel anestezi uygulamasının; intraoperatif cerrahi stres yanıt ve postoperatif analjezik tüketimi ile gastrointestinal fonksiyonlar üzerine etkilerinin karşılaştırılması amaçlandı.
Gereç ve Yöntem: Abdominal histerektomi uygulanacak ASA I-II grubundan 50 olgu rasgele iki gruba ayrıldı. Olgulara; epidural+genel anestezi uygulama grubunda, ameliyattan önce lomber epidural kateter yerleştirilerek 10 mL % 0.75 ropivakain verildikten sonra genel anestezi, genel anestezi grubunda standart genel anestezi uygulandı. Non-invaziv kan basıncı değerleri ve kalp atım hızı, anesteziden önce ve ameliyat sonrası 30. dakikaya kadar 10 dk. aralıklarla kaydedildi. Kan şekeri, kortizol, ACTH, insülin değerleri ameliyattan önce (kontrol) ve ameliyat sırasında (intraoperatif) stres yanıt kriterleri olarak ölçüldü. Ameliyat sonrası ağrı tedavisi intravenöz hasta kontrollü analjezi yöntemiyle morfin kullanılarak sağlandı. Post-operatif 24 saatlik toplam analjezik tüketimi, gaz-gaita çıkış zamanları ile yan etkiler kaydedildi.
Bulgular: Kan şekeri, kortizol ve ACTH’nın intraoperatif değerlerinin her iki grupta kontrol değerlerle karşılaştırıldığında arttığı saptandı (p<0.05). Kortizol ve ACTH’nın intraoperatif değerleri epidural+genel anestezi uygulama grubunda, genel anestezi grubuna göre anlamlı olarak düşüktü (p<0.05). İnsülin değişiklikleri, her iki grupta anlamlı olmayan seviyelerde kaldı (p>0.05). 24 saatlik toplam analjezik tüketimi; genel anestezi grubunda, epidural+genel anestezi uygulama grubuna göre anlamlı olarak yüksekti (p<0.05). Gastrointestinal fonksiyonların geri dönüşü gruplar arasında benzerdi (p>0.05).
Sonuç: Total abdominal histerektomi geçiren hastalarda epidural ve genel anestezi kombinasyonu uygulamasının, genel anestezi uygulaması ile karşılaştırıldığında; intraoperatif stres yanıtı kısmen azalttığı, ama tam olarak önlemede yetersiz olduğu, gastrointestinal fonksiyonların geri dönüşüne minimal bir etkisinin olduğu, bununla birlikte postoperatif analjezi açısından daha etkili olduğu sonucuna varıldı.
Anahtar kelimeler: Epidural anestezi, stres yanıt, postoperatif analjezi |
Türk Anest Rean Der Dergisi 2008; 36(6):366-372
Kardiyopulmoner Resusitasyonun Başarısına Etkisi Olan Faktörler
|
Nursen Koltka, Melek Çelik, Aydemir Yalman, Mustafa Süren, Fatih Öztekin
S.B. İstanbul Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği, İstanbul
|
|
|
Amaç: Hastanemizde uygulanan kardiyopulmoner resüsitasyon (KPR) uygulamalarını irdelemek, karşılaşılan sorunları belirlemek amacıyla, girişimde bulunulan kardiyopulmoner arrest (KPA) olguları değerlendirildi.
Gereç ve Yöntem: Ekim 1999-Ocak 2005 yılları arasında KPR uygulanan 610 olgu retrospektif olarak değerlendirildi. Olguların yaşı, cinsiyeti, durumları, arrest tanısı konulduktan sonra kliniğimize haber verilme süresi, olguya ulaşım süresi, klinik personeli tarafından yapılan ilk girişimler ve sonuçların kaydedildiği formlar değerlendirildi.
Bulgular: Formların geriye dönük değerlendirilmesinde; % 10.65 olguda solunum yetersizliği, % 30.49 olguda sadece solunum arresti, % 30.32 olguda kardiyopulmoner arrest(KPA), % 14.09 olguda basit solunum problemleri olduğu görüldü. KPA tanısı konulduktan sonra haber verilme süresinin ortalama 6.98±3.72 dk., KPR ekibinin ulaşma süresinin ortalama 4.02±2.51 dk. olduğu değerlendirildi. Sağ kalan olgularda haber verilme ve ulaşma sürelerinin anlamlı olarak kısa olduğu belirlendi. Kliniklerin Reanimasyon Kliniği’ne uzaklığının ulaşım süresine etkili olduğu saptandı. Olguların % 33.93’üne, klinik personeli tarafından hiçbir girişimde bulunulmamıştı. Klinik personeli tarafından erken girişimde bulunulan olgularda mortalitenin daha yüksek olduğu (tüm olguların % 66.10’u öldüğü), % 18.42’si yoğun bakımda, % 15.48’i servisinde izlemeye alındığı görüldü.
Sonuç: KPA olgularının geç haber verilmesi, kliniklerde monitör eksikliğine bağlı olarak tüm olguların asistoli olarak kabul edilmesi, ilgili klinik hekim veya hemşirelerinin KPA’yı değerlendirememeleri veya tanı koysalar dahi girişimde yetersiz kalmaları; sağ kalım oranlarının düşük kalmasının başlıca nedenlerinden olduğu; özellikle asistan ve hemşirelerin Temel ve İleri Yaşam Desteği eğitimini almaları ve etkili KPR için gerekli olan donanımların tüm kliniklerde bulundurulması gerekliliğinin dikkate alınması kanısına varıldı.
Anahtar kelimeler: Kardiyopulmoner resüsitasyon, sağkalım, eğitim |
Türk Anest Rean Der Dergisi 2008; 36(6):373-376
Pediyatrik Ortotopik Karaciğer Transplantasyonu Sırasında Gelişen Venöz Hava Embolisi
|
Işık Alper, Sezgin Ulukaya, Uğur Küpeli, S. Taner Balcıoğlu, Murat Kılıç
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, İzmir
|
|
|
Sunumda; pediyatrik olguda, canlı vericiden karaciğer transplantasyonunun diseksiyon döneminde gelişen ve kardiyak kompresyonlarla birlikte vazokonstriktör ilaç tedavisi ve hızlı volüm replasmanı gerektiren hava embolisinin tanınması ve tedavisi tartışılmaktadır.
Anahtar kelimeler: Karaciğer transplantasyonu, hava embolisi |
Türk Anest Rean Der Dergisi 2008; 36(6):377-380
Kardiyoversiyonda Propofol Enjeksiyonu ile Sinüs Ritmine Dönen Atriyal Fibrilasyon
|
Kamer Dere, Hüseyin Şen, Ertan Teksöz, Süleyman Yeyen, Sezai Özkan, Güner Dağlı
GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Servisi, İstanbul
|
|
|
Paroksismal Atriyal Fibrilasyon, farmokolojik veya elektriksel kardiyoversiyon ile ivedi olarak tedavi edilmesi gereken bir aritmidir. Tedaviye sıklıkla farmakolojik ajanlarla başlanır. Yanıt alınamayan durumlarda elektriksel kardiyoversiyon uygulanır. Elektriksel kardiyoversiyonda sedasyon için çeşitli anestezik ilaçlar kullanılmaktadır. Hipnotik etkisi hızlı başlayan propofol, bu ilaçların başında gelir. Bu yazıda, farmakolojik tedaviyle yanıt alınamayan ve kardiyoversiyon planlanan bir olguda, elektriksel kardiyoversiyona gerek kalmadan propofol ile tek başına normal sinüs ritmine dönen paroksismal atriyal fibrilasyonlu bir olgu sunulmaktadır.
Anahtar kelimeler: Propofol, Atriyal fibrilasyon, Elektriksel kardiyoversiyon
|
Türk Anest Rean Der Dergisi 2008; 36(6):381-384
Çocukta Zor Havayolu Yönetiminde Açılabilir Düğüm Yöntemiyle Uygulanan Retrograd Entübasyon
|
Şebnem Atıcı, Nurcan Doruk, Davud Yapıcı, Çağlar Çolak
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Mersin
|
|
|
Retrograd entübasyon, zor entübasyon için kullanılan yöntemler arasındadır. Bu yöntemin gerek kullanılan araç, gerekse girişim yeri açısından değişik modifikasyonları bulunmaktadır. Mukopolisakkaridoz ve gelişme geriliği tanılarıyla izlenen ve inguinal herni nedeniyle operasyonu planlanan 10 yaşındaki olgumuzda, yüz ve boyun bölgesindeki anatomik sorunları nedeniyle, zor hava yolu yönetimi ile karşılaşılabileceği düşünüldü. Gerekli hazırlıklar tamamlandı. Anestezi indüksiyonunda ventilasyon maske ile sağlandı. Laringoskopi sırasında Cormack-Lehane 4 olarak saptandı. Laringeal maske uygulaması ile yeterli ventilasyon sağlanamadı. Fiberoptik bronkoskopi ile entübasyon gerçekleştirilemedi. Açılabilir düğüm tekniği ile retrograd entübasyon uygulandı. Trakeal entübasyon komplikasyonsuz gerçekleştirildi. Çocukta entübasyonun zor ve/veya teknik donanımın yetersiz olduğu durumlarda, açılabilir düğüm tekniği kullanılarak yapılacak retrograd entübasyonun seçenekler arasında yer alabileceği kanısına varıldı.
Anahtar kelimeler: Hava yolu yönetimi, mukopolisakkaridoz, retrograd endotrakeal entübasyon, zor hava yolu, zor entübasyon |
Türk Anest Rean Der Dergisi 2008; 36(6):385-388
Laparoskopik Feokromositoma Cerrahisinde Anestezik Yaklaşım
|
Ebru Kelsaka, Deniz Karakaya, Binnur Sarıhasan, Ersin Köksal, Serap Karacalar
Ondokuzmayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Samsun
|
|
|
Adrenal feokromositomanın cerrahi rezeksiyonu, sıklıkla laparoskopik girişimle yapılır. Laparoskopik girişimle yapılan feokromositoma rezeksiyonunun; ağrıyı ve hastanede kalış süresini kısaltması, hastanın normal aktiviteye dönüşünün hızlı olması gibi avantajları bulunmaktadır. Pnömoperitonyum ve tümör manüplasyonu sırasında, katekolamin sekresyonuna ve intraabdominal basıncın yükselmesine bağlı olarak hipertansif atakla karşılaşılabilinir.
Bu olgu sunumunda, laparoskopik feokromositoma rezeksiyonunda oluşan hemodinamik değişikliklerin intraabdominal basıncın azaltılması ile kontrol edildiği bir olgunun paylaşılması amaçlandı.
Anahtar kelimeler: Feokromositoma, anestezi, laparoskopi, intraabdominal basınç
|
Türk Anest Rean Der Dergisi 2008; 36(6):389-392
Santral Venöz Kateterizasyona Bağlı Nadir Bir Komplikasyon: Kılavuz Tel Ayrılması
|
Volkan Hancı, Serhan Yurtlu, Hilal Ayoğlu, Serhat Bilir, Işıl Özkoçak Turan
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Zonguldak
|
|
|
Yazıda, santral venöz kataterizasyonun ciddi bir komplikasyonu olan kılavuz tel ayrılması sunulmaktadır. Santral venöz kataterizasyon sırasında kılavuz tel ayrılması çok nadir görülmektedir. Uygulama yönteminin yanısıra, yapım ve üretimden kaynaklanan hatalar da bu nadir komplikasyona neden olabilir.
Anahtar kelimeler: Santral venöz kataterizasyon, kılavuz tel ayrılması
|
|
|