TÜRK ANESTEZİYOLOJİ VE REANİMASYON DERNEĞİ DERGİSİ

 

TÜRK ANESTEZİYOLOJİ VE REANİMASYON DERNEĞİ DERGİSİ
MART / NİSAN 2009

 

 

Türk Anest Rean Der Dergisi 2009; 37(2):65-68
Avrupa Tıp Uzmanları Birliği (ATUB) Anesteziyoloji Bölümü ve Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği’nin İlişkileri

Zuhal Aykaç
TARD Bord Kurulu Dış İlişkilerden Sorumlu Üyesi, ATUB Anestezi Bord’u TARD Temsilcisi

ÖZET

Bu yazıda Avrupa Tıp Uzmanları Birliği’nin (ATUB-The European Union of Medical Specialists-UEMS) Anesteziyoloji Bölümü ve Yeterlik Kurulu (European Section and Board of Anaesthesiology-EBA) tanıtılmaya çalışılarak Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği’nin bu iki kurumla ilişkileri ve bunun topluluğumuza yansımalarının neler olduğu irdelenecektir.

Anahtar kelimeler: Avrupa Tıp Uzmanları Birliği, Anesteziyoloji Bölümü ve Yeterlik Kurulu

Türk Anest Rean Der Dergisi 2009; 37(2):69-73
Genel Anestezi Uygulanacak Nöroradyoloji Hastalarında Bilgilendirme Formunun Anlaşılabilirliğinin Değerlendirilmesi

Metin Su, A. Gülsün Pamuk, İ. Aydın Erden, Ülkü Aypar
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Ankara

ÖZET

Amaç: Kullandığımız anestezi öncesi bilgilendirme formunun hastalar tarafından ne kadar anlaşılabildiğini ve yeterliliğini değerlendirmek.

Gereç ve Yöntem: Üniversite etik kurul onayı alındıktan sonra nöroradyoloji ünitesinde genel anestezi uygulanacak 200 hastaya, işlemden bir gün önce anestezi öncesi bilgilendirme formunun genel anestezi uygulamaları ile ilgili bölümü verildi. Operasyon günü olgulara, operasyon odasına alınmadan önce, verilen bilgilendirme formundaki bilgileri ne kadar anladıklarına yönelik anket formu verilerek değerlendirmeleri alındı. Veriler ki-kare, t-test ve ANOVA ile değerlendirildi, p<0.05 değerler istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.

Bulgular: Bilgilendirme formunun anlaşılabilirliği ve yeterliliği; yaş ve önceden anestezi deneyimi olan olgularla karşılaştırıldı ve anlamlı bir fark bulunamadı. Ancak, eğitim seviyesi ve yaşla karşılaştırma yapıldığında, eğitim düzeyi düşüklüğü ve ileri yaşın bilgilendirme formunun anlaşılabilirliğini azalttığı gözlendi (p<0.05).

Sonuç: Kullanmakta olduğumuz anestezi öncesi bilgilendirme formunun, hastaların hedeflenen temel bilgiyi anlamaları için yeterince açık ve detaylı olduğu değerlendirildi. Özellikle yazılı materyali anlamada daha fazla zorluk çeken ileri yaş ve düşük eğitim düzeyli hastalarda görsel-işitsel bilgilendirme yöntemlerinin de kullanıma sokulması yararlı olabileceği kanısına varıldı.

Anahtar kelimeler: Bilgilendirilmiş onam, anlaşılabilirlik, genel anestezi

Türk Anest Rean Der Dergisi 2009; 37(2):74-79
Sol ve Sağ Torasik Sempatektominin Peroperatif Hemodinamiye Etkilerinin Karşılaştırılması

Kamer Dere, Ertan Teksöz, Hüseyin Şen, Oryal Erdik*, Süleyman Yeyen, Sezai Özkan, Güner Dağlı
GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Servisi ve Göğüs Cerrahisi Servisi*, İstanbul

ÖZET

Amaç: T2-T3 endoskopik torasik sempatektomi; palmar hiperhidrozis için etkin ve güvenli bir tedavi yöntemi olarak uygulanmaktadır. Sol T2 ve T3 gangliyonlar kalbin doğrudan innervasyonundan sorumlu olup, vazomotor sinirlerin parçalarıdır. Bu nedenle, çalışmamızda sağ ve sol torasik sempatektominin peroperatif dönemde hemodinamik ve kardiyak fonksiyonlar üzerine etkilerinin karşılaştırılmasını amaçladık.

Gereç ve Yöntem: Çalışmaya ASA-I grubundan yaşları 21 ile 29 arasında değişen 40 erkek olgu alındı. Olgular rasgele 2 gruba ayrıldı. Grup I (n=20) olgulara sol T2-T3, Grup II (n=20) olgulara sağ T2-T3 torasik sempatektomi uygulandı. Tüm olgulara standart genel anestezi yöntemi uygulandı. Operasyon boyunca, sempatektomi öncesi ve sonrasında; kalp atım hızı, kan basıncı, non-invaziv kardiyak output cihazı ile kardiyak output, atım volumü ve kardiyak indeks ölçüldü. Ayrıca, sempatektomiden önce ve sonra bilateral palmar sıcaklık değerleri kaydedildi.

Bulgular: Çalışmamızda yalnızca sol sempatektomiden sonra, sempatektomi öncesine göre; sistolik, diyastolik ve ortalama arter basınçlarında istatistiksel olarak anlamlı bir azalma saptandı (p<0.05). Kardiyak output, atım volumü, kardiyak indeks ve kalp atım hızında ise herhangi bir değişiklik saptanmadı. Sempatektomi yapılan tarafta palmar sıcaklıkta her iki grupta da istatistiksel olarak anlamlı bir artış saptandı (p<0.05).

Sonuç: Sağa göre solda T2-T3 ETS sonrasında sistolik, diyastolik ve ortalama arter basınçlarında azalma saptadık. Bunun nedeni olarak da toplam periferik rezistanstaki azalmayı göstermekteyiz. Bu azalma, olgu grubumuz genç ve ASA-I olduğundan klinik olarak anlamlı olmamasına karşın; yaşlı, ASA II ve yukarı, özellikle de kardiyak sorunlu hastalarda ani ve daha fazla olabileceğinden anestezistlerin bu duruma karşı dikkatli ve hazırlıklı olmaları gerektiği kanısındayız.

Anahtar kelimeler: Torasik sempatektomi, kan basıncı, kalp atım hızı, palmar sıcaklık

Türk Anest Rean Der Dergisi 2009; 37(2):80-85
Yoğun Bakıma Kabul Edilen Akut Zehirlenme Olgularında Bireysel ve Etiyolojik Özelliklerin Mortalite ile İlişkisi*

Atilla Şencan, Tayfun Adanır, Murat Aksun, Nagihan Karahan, Gülçin Aran
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği, İzmir

ÖZET

Amaç: Yoğun bakım ünitesi (YBÜ)’ne kabul edilen akut zehirlenme olgularında bireysel ve etiyolojik özelliklerin mortalite ile ilişkisini değerlendirmek.

Gereç ve Yöntem: Ocak 2002-Temmuz 2005 tarihleri arasında yoğun bakım ünitesine kabul edilen zehirlenme olgularının tıbbi kayıtları retrospektif olarak gözden geçirildi. Bireysel veriler [yaş, cins, başvurudaki Glaskow koma skalası (GKS) skoru, APACHE II skoru], etiyolojik veriler ve klinik sonuç [YBÜ’nde kalış süresi (YBKS), mekanik ventilasyon süresi ve YBÜ mortalitesi] incelendi.

Bulgular: Yüz yirmi bir zehirlenme hastası (66 kadın, 55 erkek) vardı ve bu hastaların ortalama yaşları 38,15 ±14,34 idi. GKS ve APACHE II sırası ile 8,47±4,10 ve 15,80±8,74 olarak bulundu. Zehirlenmeye yol açan ajanlar, azalan sıra ile bildirildiklerinde, organofosfatlar (% 45,5), trisiklik antidepressanlar (% 14,8), birden fazla ilaç (% 14,8), metanol (% 9), farklı tipte ilaç (% 10,7), gıda (% 3,3) ve karbon monoksitten (% 1,6) oluşmaktaydı. Genel mortalite oranı 15,7% idi ve en yüksek fataliteye yol açan toksik ajanın da metanol ve ardından organofosfatlar (sırası ile % 54,5 ve % 21,7) olduğu saptandı. Trisiklik antidepressanlar ve birden fazla ilaçlarla zehirlenmeler daha çok genç kadınlarda görüldü. Metanol zehirlenmesi olanlarda, APACHE II, YBÜ’de kalış süresi diğer gruplardan önemli derecede daha yüksek ve GKS ise daha düşük bulundu. Ayrıca, yaşamayan hastalarda yaş, APACHE II ve mekanik ventilasyon süresinin yaşayanlardan daha yüksek, GCS’nin ise daha düşük olduğu saptandı.

Sonuç: Yaş, GKS, APACHE II skoru ve toksik maddenin tipi, zehirlenen hastalarda mortalite belirleyicisi olabilir. Zehirlenmelerin çoğu organofosfatlarla gelişmiş olmakla beraber, trisiklik antidepressanlar ve birden fazla ilaç içimine genç kadınlarda daha sık rastlandı.

Anahtar kelimeler: Akut zehirlenme, yoğun bakım, mortalite

Türk Anest Rean Der Dergisi 2009; 37(2):86-95
Türkiye’de Obstetrik Anestezi Uygulamalarındaki Değişimin Değerlendirilmesi

Gülbin Töre, Alp Gurbet, Şükran Şahin, Gürkan Türker, Belgin Yavaşcaoğlu, Serdar Korkmaz
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Bursa

ÖZET

Amaç: İleri yaştaki gebeliklerin ve eşlik eden sistemik hastalıkların sayısında görülen artış obstetrik anestezi ve analjezide anesteziyoloğun rolünü artırmakta ve önemli kılmaktadır. Bu makalede, 1998 yılında yapılıp Türkiye’de obstetrik analjezi ve anestezi uygulamaları ile ilgili verileri içeren çalışma; 2005 yılında aynı alanda elde edilen verilerle karşılaştırılarak, uygulamalarda değişiklik olup olmadığının araştırılması amaçlandı.

Gereç ve Yöntem: Çalışmamızın anket formları eğitim hastanelerine (üniversite ve devlet) ve özel hastanelere gönderildi. Hastane kategorileri, toplam doğum, sezaryen ya da spontan vajinal doğum sayıları ile sezaryen uygulamalarının acil veya elektif sayıları araştırıldı. Ayrıca, spontan vajinal doğum için kullanılan doğum analjezisi yöntemi ve sayısı, sezaryende kullanılan anestezi uygulama yöntemi ve sayısı, postoperatif analjezi kullanılıp kullanılmadığı da soruldu.

Bulgular: Hastanelerin 51’inden gelen formlar değerlendirildi. Tüm doğumlar içerisinde sezaryen oranı % 34,4’tü ve 1998’deki orana göre artış anlamlı bulundu (p<0.001). Sezaryende uygulanan rejyonal anestezi oranlarında, tüm hastane kategorilerinde anlamlı artış saptandı (p<0.001). Üniversite ve devlet hastanelerinde en sık seçilen rejyonal anestezi yönteminin spinal anestezi olduğu ve 1998 yılına göre uygulamada anlamlı artış olduğu belirlendi (p<0.001). Doğum analjezisinde üniversitelerde uygulanan rejyonal analjezi oranı anlamlı olarak artmıştı (p<0.001).

Sonuç: Ülkemizde 1998 ve 2005 yılları arasında; obstetrik anestezi ve analjezi uygulamalarında rejyonal anestezi yöntemlerinin seçilme sıklığı artmış olarak bulundu. Rejyonal yöntemlerin kullanımının 1998 yılından bu yana artış göstermesi, bu yıllar içinde anesteziyoloji uzmanlığı alan doktorların obstetrik anestezi ve analjezi konusunda aldıkları eğitime bağlı olarak deneyimin artması sonucunda olduğunu düşündürmektedir. Son yıllarda anesteziyologların obstetrik analjezi ve anestezi eğitimine verdiği önemin artmasının, anne adaylarının bilinçlenmesi ile de ilgili olduğunu düşünüyoruz.

Anahtar kelimeler: Obstetrik anestezi, sezaryen, rejyonal anestezi, doğum analjezisi


Türk Anest Rean Der Dergisi 2009; 37(2):96-102
Çok Kullanımlık Solunum Devresinde Tek Kullanımlık Filtrenin Trakeal Tüp ve Laringeal Maske ile Birlikte Kullanılmasının Bakteriyel Kontaminasyon Yönünden Güvenilirliği

Güray Demir*, Gülay Aşık Eren*, Özlem Açıkgöz**, Zafer Çukurova*, Oya Hergünsel
Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği*, Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Kliniği**, İstanbul

ÖZET

Amaç: Çalışmada, çok kullanımlık solunum devrelerinin % 2 gluteraldehit ile temizliğinin etkinliği, bakteriyel üreme oranı ile filtre kullanımının, laringeal maske ve trakeal tüp kullanımının üreme sıklığını nasıl etkilediği araştırılmıştır.

Gereç ve Yöntem: Çalışmada, günlük temizliği % 2’lik gluteraldehit solüsyonu ile yapılmış çok kullanımlık solunum devrelerinden örneklem tarzı 198 örnek alınmıştır. Örnekler, devrelerin filtre ile trakeal tüp (Grup FTT), filtre olmaksızın trakeal tüp (Grup TT), filtre ile laringeal maske (Grup FLM), filtre olmaksızın laringeal maske (Grup LM) ile kullanımı ve devrenin strelizasyonu sonrası (Grup SS) devrenin Y-parçası içinden sürüntü tarzı alınıp, buyyonlu transfer besiyerine ekilerek bekletilmeden laboratuvara ulaştırılmışlardır. Örnek alındığında devrenin temizlik sonrası kaç dk. ve kaç hastada kullanıldığı kayıt edilmiştir.

Bulgular: Yüz doksan sekiz örnekten 64 tanesinde (% 32,3) üreme saptanmıştır. En yüksek üreme % 85,0 sıklıkta Grup LM’de, en düşük üreme ise % 6,9 sıklıkta Grup SS’de görülmüştür. Filtre ve trakeal tüp kullanımı, filtresiz kullanıma ve laringeal maske kullanımına oranla bakteriyel bulaşmayı azaltmıştır (p=0,009, p=0,015). Devrenin kontamine olma sıklığı, kullanım zamanından bağımsız, kullanıldığı hasta sayısı ile orantılıdır. Özellikle iki hastadan fazla hastada kullanılan devrelerde üreme anlamlı olarak yükselmiştir (p=0.001).

Tartışma ve Sonuç: % 2’lik gluteraldehit ile soğuk sterilizasyon işlemi sonrası % 6,9 sıklıkta üreme görülmesi yöntemin çok kullanımlık solunum devrelerinde etkin olmadığını göstermiştir. Her ne kadar tek kullanımlık filtre ve trakeal tüp kullanımı üreme sıklığını azaltsa da, bu çalışmada; çok kullanımlık solunum devresi kullanımının bakteriyel kontaminasyon ve devrelerin bakteriyel vektör olabilmesi yönünden güvenli olmadığı görüşüne varılmıştır.

Anahtar kelimeler: Çok kullanımlık solunum devreleri, bakteriyel kontaminasyon, bakteriyel filtreler

Türk Anest Rean Der Dergisi 2009; 37(2):103-107
Açık Kalp Cerrahisi Sırasında Oluşan Masif Hava Embolisinin Yönetimi ve Tedavisi

Engin Ertürk, Habib Bostan, Ahmet Eroğlu, Hülya Ulusoy, Gökalp Altun*
Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Kalp ve Damar Cerrahisi* Anabilim Dalı, Trabzon

ÖZET

Açık kalp cerrahisi sırasında mikro hava embolilerine sıklıkla rastlanılmasına karşın, büyük damarların kanülasyonu sırasında kazara oluşan masif hava embolisi sık karşılaşılan bir durum değildir. Masif emboli tablosu embolinin gittiği yere göre birçok komplikasyona neden olabilir. Serebral emboliler gibi yaşamsal organlara ulaşan emboliler ölümcül olabilirler. Bu nedenle masif hava embolisinde durumun yönetimi ve tedavinin şekli hasta prognozunda belirleyici rol oynar. Böyle bir olguda anestezi yönetimi ve bu durumun tedavisi netlik kazanmış değildir. Bu olgu sunumunda mitral kapak değişimi nedeniyle açık kalp cerrahisi sırasında masif arteriyel hava embolisine maruz kalan 65 yaşındaki erkek hastamızı sunduk. Olgumuz 26°C’ye kadar soğutularak, erken ve derin sedasyon ve barbitürat infüzyonu ile başarılı bir şekilde tedavi edildi.

Anahtar kelimeler: Hava embolisi, kalp cerrahisi, hipotermi, sedasyon

Türk Anest Rean Der Dergisi 2009; 37(2):108-113
Santral Ven Kateterizasyonuna Bağlı Tromboz ve Superiyor Vena Kava Sendromu

Alper Yosunkaya, Jale Bengi Çelik, Mürüvet Dayıoğlu, Rabia Erkoçak, Yahya Paksoy
Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı ve Radyoloji* Anabilim Dalı, Konya

ÖZET

Yoğun bakım hastalarında katetere bağlı santral ven trombozu santral venöz kateterizasyonun sık görülen bir komplikasyonudur ve nadiren superiyor vena kava sendromu ile birliktedir.

Bu olgu sunumunda, aynı bölgeden birden fazla kateter yerleştirilen yoğun bakım hastasında santral venöz kateterizasyona bağlı gelişen tromboz ve superiyor vena kava sendromu tartışıldı. Sezaryen ile doğum sonrası kardiyak arrest gelişen 35 yaşındaki olguda, yoğun bakımda yattığı 4 aylık süre boyunca sağ ve sol internal juguler venlerden birden fazla başarısız santral venöz kateterizasyon girişimi ve sağ internal juguler venden birden fazla kateter yerleştirilme öyküsü vardı. Son girişimden sonra yüz, boyun ve göğsün sağ kısmında ödem ve eritem gözlendi. Manyetik rezonans incelemesinde sağ internal ve eksternal juguler venler ile sağ subklavyan vende trombozis gözlendi.

Sonuç olarak, santral venöz kateterizasyon, önemli komplikasyonlarına karşın modern tıp uygulamasında önemli yere sahiptir. Ancak bu girişimi gerçekleştirecek olanlar, santral venöz kateterizasyon uygulamasında komplikasyonla karşılaşılabileceği konusunda duyarlı olmalıdır.

Anahtar kelimeler: Tromboz, superiyor vena kava sendromu, santral ven kateteri

Türk Anest Rean Der Dergisi 2009; 37(2):114-117
Behçet Hastalığında Anestezi Uygulaması - Rejyonal mi, genel mi?*

Engin Ertürk, A. Can Şenel, Müge Koşucu, Ferdane Kaya, Nesrin Erciyes
Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Trabzon

ÖZET

Behçet Hastalığı, yineleyen oral ve genital ülserasyonlar, göz ve deri lezyonları, eklem, damar ve sinir sistemi tutulumu gösteren, multisistemik, inflamatuvar bir hastalıktır. Yineleyen ataklar sonucu orofariks bölgesinde gelişmiş olan skar dokusu ve yapışıklıklar entübasyon ve ventilasyon sorunlarına yol açabilmektedir. Tedavide kullanılan ilaçlara bağlı olarak bazı organ ve sistemlerde birtakım değişiklikler meydana gelmekte ve bu durum anestezi uygulamasında yönetimi daha da karmaşık hale getirmektedir. Bu olgu sunumunda, histerektomi yapılacak olan hastamıza uygulanan rejyonal (spinal) anestezi deneyimi sunuldu.

Anahtar kelimeler: Behçet hastalığı, histerektomi, spinal anestezi


Türk Anest Rean Der Dergisi 2009; 37(2):118-121
Subklavyen Ven Kateterinin Yer Değiştirmesine Bağlı Kontrlateral Hidropnömotoraks

Hüseyin Şen, Rauf Görür,* Kamer Dere, Hasan Türüt,* Emre Kılıç, Sezai Özkan, Güner Dağlı
Gülhane Askeri Tıp Akademisi Haydarpaşa Eğitim Hastanesi, Anestezi ve Reanimasyon Servisi, Göğüs Cerrahi Servisi* İstanbul

ÖZET

Elli altı yaşında bayan hasta, araç dışı trafik kazasına bağlı çoklu vücut travması tanısı ile acil servise kabul edildi. Yapılan klinik ve radyografik incelemeler sonucunda çoklu kırık ve sol hemitoraksta pnömotoraks saptandı. Bu yazıda; sağ subklavyen ven kateterizasyonu işlemi sırasında herhangi bir komplikasyon gelişmemesine karşın, geç dönemde kateterin yer değiştirmesine bağlı olarak kontrlateral hidropnömotoraks gelişen bir olgu sunuldu.

Anahtar kelimeler: Subklavyen ven, kateter, hidrotoraks, hidropnömotoraks

Türk Anest Rean Der Dergisi 2009; 37(2):122

Editör’e Mektup

Sayın Editör,

Malign Hipertermi için Hazırlıklı Olmak

Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği Dergisi’nde (2008;36(4):250-2)  yayınlanan, “Malign Hipertermi Öyküsü Olan Çocuk Olguda Genel Anestezi Yönetimi” başlıklı olgu sunumunu ilgiyle okuduk. Yazarların; yaşamsal tehlike arz eden malign hipertermi öyküsü olan çocuk olguda başarılı genel anestezi yönetimini kutluyor ve önemle vurguladıkları konulara katılıyoruz.

Bu yazımızla; malign hipertermi eğilimi olan olguda, genel anestezi uygulaması öncesi hazırlık için önemli olduğunu düşündüğümüz bazı katkılarda bulunmak istiyoruz. 

Shukry ve ark.(1), malign hipertermi eğilimi olan hastalarda; halojenli volatil anestezik ajanlar ve depolarizan kas gevşeticiler gibi klasik farmakolojik tetikleyici ajanlar kullanılmasa da, total intravenöz anestezi yapılsa bile, anestezistlerin tedaviye hazır olmasını önermektedir. Malign hipertermi eğilimli hastalara genel anestezi uygulanacağında; gelişebilecek patofizyolojik değişikliklerin spesifik antagonisti olan “dantrolen sodyum”un ulaşılabilir olmasında yarar olduğu belirtilmektedir.(2) Pratik uygulamada, ülkemizde bu konuda sıkıntılar yaşanabilmektedir. Daha önce, malign hipertermi eğilimi olan Duchenne tipi musküler distrofili bir hastamız için, anestezi öncesi hazırlık sırasında dantrolen sodyum, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanları Derneği ile iletişim kurularak sağlanabilmişti. Bu hasta için gerekli olabilecek farmakolojik ajanların yanı sıra soğutma için buz torbaları da hazırlandı. Hastada miyoglobinüri gelişebileceğinden, intraoperatif ve postoperatif monitörizasyon parametrelerine, foley sonda ile idrar rengi ve debisinin izlenmesi de eklendi. Anestezi cihazının devreleri ile sodalaym değiştirildi ve devreler % 100 O2 ile yıkanarak hazırlandı.(3) 

Rosenberg ve ark.(2), bu tip hastalarda genel anestezi uygulamasından önce anestezi cihazının en az 20 dk. süreyle, 10 L dk-1  % 100 oksijen ile yıkanarak hazırlanmasının yararlı olduğunu bildirmekte ve bu işlemin ventilatör kısmını da kapsamasını önermektedirler. Malign hipertermi eğilimi olan hastalar için, anestezi cihazının 10 L dk-1 taze gaz akımı ile yıkanarak hazırlanması ile ilgili yapılan çeşitli çalışmalara göre, anestezik konsantrasyonunu düşürmek için gerekli sürenin kullanılan anestezi cihazına göre 10 dk. ile 70 dk. arasında değiştiği bildirilmektedir.(4-6)

Literatürde; klasik tetikleyici ajanlarla karşılaşmadığı halde, genel anestezi altında gelişen malign hipertermi olgularına da rastlanmaktadır. Malign hipertermi gelişmesi halinde, erken tanı ve hızlı tedavi yaşam kurtarıcıdır.(1) Bu tedavi sürecinde gerekli olan dantrolen sodyumun, hızlı temininde ülkemiz şartlarında yaşanabilecek güçlükler düşünülerek, önceden hazır bulundurulmasının ve malign hipertermi eğilimi olan hastalarda anestezi öncesinde ayrıntılı hazırlık yapmanın önemini vurgulamak istiyoruz.  

Hilal Sazak, Eser Şavkılıoğlu

KAYNAKLAR

1. Shukry M, Guruli ZV, Ramadhyani U. Suspected malignant hyperthermia in a child with laminin alpha 2 (merosin) deficiencies in the absence of a trigger agent. Paediatr  Anaesth 2006; 16:462-5.
2. Rosenberg H, Davis M, James D, Pollock N, Stowell K. Malignant hyperthermia. Review. Orphaned Journal of Rare Diseases 2007; 2:21.
3. Günal H, Ün C, Bilgili T,  Tunç MŞ, Şavkılıoğlu E. Duchenne tipi muskuler distrofili olguda anestezik yaklaşım (Olgu sunumu). Anestezi Dergisi 2000; 8:306-8.
4. Schönell LH, Sims C, Bulsara M. Preparing a new generation anaesthetic machine for patients susceptible to malignant hyperthermia. Anaesth Intensive Care 2003; 31:58-62.
5. Petroz GC, Lerman J. Preparation of the Siemens KION anesthetic machine for patients susceptible to malignant hyperthermia. Anesthesiology 2002; 96:941-6.

6. Prinzhausen H, Crawford MW, O’Rourke J, Petroz GC. Preparation of the Dräger Primus anesthetic machine for malignant hyperthermia-susceptible patients. Can J Anaesth 2006; 53:885-90

Türk Anest Rean Der Dergisi 2009; 37(2):123-124

Editör’e Mektup

Sayın Editör,

TARDD 2008 yılı 6. sayısında yayımlanan “BIS ile anestezi derinliği izlemenin; volatil ajan tüketimi, derlenme kriterleri ve hastanede kalış süresine etkisi” isimli klinik çalışma ile ilgili olarak:

Yazarlar, Bispektral İndeks (BIS) kullanılan grupta desfluran tüketimini daha az, derlenmenin daha kısa sürede olduğunu değerlendirmişlerdir. Literatür bilgisi olarak, anestezi maliyetlerinin daha az olduğunu bildirmişler, ancak çalışmalarında hasta başına maliyeti değerlendirmemişlerdir. Eğer değerlendirilmiş olsaydı; iki grup arasındaki volatil anestezik tüketim miktarları arasındaki farkın yaklaşık 24 ml olmasından kaynaklanan, yaklaşık 9 TL fazla volatil anestezik tüketimine neden olduğu bulunacaktı. Bir adet BIS elektrotunun 30-40 TL olduğu düşünülürse, aslında BIS monitörizasyonunun daha maliyetli olduğu bulunacaktı. Lui (1) maliyet ile ilgili yaptığı meta-analizde; BIS monitörizasyonun, elektrot fiyatından dolayı, anestezi maliyetini 5,5 dolar artırdığı sonucuna varmıştır. BIS kullanmanın sanılanın, ya da iddia edilenin aksine, maliyeti artırabileceği üzerinde durulsaydı; tartışmanın daha çarpıcı ve objektif olacağını düşünüyoruz.

İstatistiksel değerlendirmelerde; non-parametrik olarak değerlendirilen parametrelerde Ortalama ± Standart sapma vermek oldukça hatalıdır. Bu sonuçlar, Median ± (min-max) ya da median ± (% 25-% 75) gibi verilmesi uygundur. Normal dağılıma uygun olmayan parametrelerin Mann-Whitney U testi ile değerlendirildiğinin belirtilmesine karşın, sonuçlarda non-parametrik değerlendirilen veri görülmemektedir. Veri analizlerinde bu konuya dikkat edilmesinin, sonuçlar üzerinde sağlıklı tartışma yapılmasına yardımcı olacağı kanısındayız.

Bünyamin Muslu
Burhanettin Usta

KAYNAKLAR

Liu SS. Effects of Bispectral Index monitoring on ambulatory anesthesia: a meta-analysis of randomized controlled trials and a cost analysis. Anesthesiology 2004;101(2):311-5

 

Editör’e Mektup (Yanıt)

Sayın Editör,

Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği Dergisi 2008 yılı Kasım-Aralık sayısında yayımlanan “BIS ile Anestezi Derinliği İzlemenin; Volatil Ajan Tüketimi, Derlenme Kriterleri ve Hastanede Kalış Süresine Etkisi” isimli klinik çalışmamızın amacı, bir serebral izleme yöntemi olan Bispektral İndeks (BIS) kullanımının, seçilen üç parametre üzerine olan etkisini araştırmaktı. Çalışmamızın sonuçlarında; anestezik ajan miktarında düşme ve derlenme süresinde kısalma saptanmış, hastanede kalış süreleri arasında ise bir fark olmadığı değerlendirilmişti.

Bu çalışmada maliyet konusuna girmeyi birçok nedenden dolayı düşünmedik. Çalışmanın planlanmasında; bazı maliyet değerlerinin sabit olamayacağı ve özellikle ülkemiz şartlarında bu tip değerlerin sık değişkenlik gösterebileceği göz önüne alındı. BIS monitörizasyonu bilindiği üzere tek kullanımlık problarla yapılabilmektedir. BIS ile ilgili olarak yapılmış çalışmaların bir çoğunda BIS monitörü kullanımının avantajları belirtilmişse de, BIS monitörizasyonun bu avantajlara (ajan tüketiminde azalma, derlenme kriterlerinde üstünlük, derlenme ünitelerindeki iş yükünün azalması gibi) karşılık, hem monitörün kendisinden, hem de tek kullanımlık BIS problarından kaynaklanan ek maliyete neden olabilmesi de olası görünmektedir.

Aslında her bir BİS probunun, anestezik madde fiyatlarının, derlenme maliyetleri ve hastane maliyetlerinin de çıkarılarak tartışılması, BİS monitörizasyonunu temel alan çalışmalarda, belki daha etkili ve çarpıcı sonuçlar çıkarabilir. Ayrıca, karşılaştırmalar farklı anestezik ajanlar arasında da yapılabilir. Ancak, yine de fiyatlarda karşılaşabileceğimiz değişkenliklerin bu tip çalışmalarda net sonuçlara ulaşabilmeyi engelleyeceğini de akılda tutmanın faydalı olacağını düşünmekteyiz.

Değerlendirme ve eleştirilerinize teşekkür eder, saygılarımızı sunarız.

Nilay Taş

Artvin Devlet Hastanesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği, Uzm. Dr.
ekinnilay@hotmail.com

 

 

 

 

 

 


 

Yazarlara Bilgi

Yayın Kurulu

 

ARŞİV

      Son Sayı
      Anestezi Mart / Nisan 2010
      Anestezi Ocak / Subat 2010
2009
      Anestezi Kasim / Aralik 2009
      Anestezi Eylül / Ekim 2009
      Anestezi Temmuz / Agustos 2009
      Anestezi Mayis / Haziran 2009
      Anestezi Mart / Nisan 2009
      Anestezi Ocak / Subat 2009
2008
      Anestezi Kasim / Aralik 2008
      Anestezi Eylül / Ekim 2008
      Anestezi Temmuz / Agustos 2008
      Anestezi Mayıs / Haziran 2008
      Anestezi Mart / Nisan 2008
      Anestezi Ocak / Şubat 2008
2007
      Anestezi Kasim / Aralik 2007
      Anestezi Eylül / Ekim 2007
      Anestezi Temmuz / Ağustos 2007
      Anestezi Mayıs / Haziran 2007
      Anestezi Mart / Nisan 2007
      Anestezi Ocak / Şubat 2007
2006
      Anestezi Kasim / Aralik 2006
      Anestezi Eylül / Ekim 2006
      Anestezi Temmuz / Agustos 2006
      Anestezi Mayıs / Haziran 2006
      Anestezi Mart / Nisan 2006
      Anestezi Ocak / Subat 2006
2005
      Anestezi Kasim / Aralik 2005
      Anestezi Eylül / Ekim 2005
      Anestezi Temmuz / Agustos 2005
      Anestezi Mayıs / Haziran 2005
      Anestezi Mart / Nisan 2005
      Anestezi Ocak / Subat 2005
2004
      Anestezi Kasim / Aralik 2004
      Anestezi Eylül / Ekim 2004
      Anestezi Temmuz / Agustos 2004
      Anestezi Mayıs / Haziran 2004
      Anestezi Mart / Nisan 2004
      Anestezi Ocak / Subat 2004
2003
      Anestezi Aralik 2003
      Anestezi Kasim 2003
      Anestezi Ekim 2003
      Anestezi Agustos / Eylül 2003
      Anestezi Haziran / Temmuz 2003
      Anestezi Mayıs 2003
      Anestezi Nisan 2003
      Anestezi Mart 2003
      Anestezi Şubat 2003
      Anestezi Ocak 2003



 

 

Logos Tıp Yayıncılığı 2008 - 2010
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36 D.66-67
Gayrettepe 34349 Istanbul
Tel: 02122880541 ve 02122885022
eXTReMe Tracker