 |
TÜRK ANESTEZİYOLOJİ VE REANİMASYON DERNEĞİ DERGİSİ
MAYIS / HAZİRAN 2009
|
Türk Anest Rean Der Dergisi 2009; 37(3):129-137
Anestezide Ekipmanların Bakımı, Temizliği ve Sterilizasyonu
|
Güner Dağlı, Hüseyin Şen
Gülhane Askeri Tıp Akademisi Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Servisi
|
|
|
Hastane enfeksiyonları, günümüzde dünyanın en önemli sağlık sorunlarından biri haline gelmiştir. Anestezi pratiğinde enfeksiyon kontrolüne yönelik yayınlanan rehberlerde sağlık kuruluşlarının enfeksiyonu engellemeye yönelik uygulamalar yapma zorunluluğu bulunmaktadır. Anestezi ekipmanı, mikroorganizmaların kontaminasyonunda potansiyel bir vektör olup, ilaçların ve ekipmanın uygun saklanması, hazırlanması, bakımı ve dikkatli temizlenmesi hastanın enfeksiyon riskini azaltır.
Anestezist, ameliyathanede en güvenli koşulların sağlandığından emin olmalı ve potansiyel patojenlere karşı hastaları korumalıdır. Önlemlerin amacı organizmaların hastalar arasında veya anestezist ile hasta arasında geçişini engellemek ve anestezistler için bunu anestezi pratiğinin günlük uygulaması haline getirmektir.
Anahtar kelimeler: Anestezi, ekipman, sterilizasyon
|
Türk Anest Rean Der Dergisi 2009; 37(3):139-144
Deneysel Organik Fosfor Zehirlenmesinde Pralidoksimin Kan Katekolamin Düzeyine Etkisi*
|
İlkin Çankayalı, Kubilay Demirağ, Oğuz Eriş, İlhami Solak*, Biltan Ersöz**, Ali Reşat Moral
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon AD, *Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD, **Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya AD.
|
|
|
Amaç: Organik fosfor zehirlenmelerindeki klinik bulgular muskarinik reseptörlerin aktivasyonu ile kolinerjik hiperaktivite olarak karşımıza çıksa da nikotinik reseptörler aracılığı ile sempatomimetik hiperaktivite bulguları ve santral etkiler olarak da kliniğe yansıyabilmektedir. Sempatoadrenal sistemin aktive olması immünolojik reaksiyonlar, hemodinamik instabilite gibi istenmeyen sorunların ortaya çıkmasına ve tedavi süresinin uzamasına neden olmaktadır.
Çalışmamızda; asetilkolinesteraz enziminin reaktivatörü pralidoksimin sempatomimetik hiperaktivite üzerine olan etkinliğinin araştırılması amaçlandı.
Gereç ve Yöntem: Wistar türü 17 rat rasgele 2 ayrı gruba ayrıldı. Anestezi uygulaması başladıktan sonra trakeostomi ve arteriya karotis interna kateterizasyonu uygulandı. Grup I’deki (n=9) ratlara 70 mg kg-1 Dichlorvos (DDVP) intraperitoneal (İP) + 10 mg kg-1 İP Atropin, Grup II’deki (n=8) ratlara 70 mg kg-1 İP DDVP + 10 mg kg-1 İP Atropin + 40 mg kg-1 İP pralidoksim yapıldı. Adrenalin, noradrenalin ve dopamin plazma düzeyleri ölçüldü. Katekolamin düzeyleri ve hemodinamik veriler istatistiksel olarak analiz edilerek p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.
Bulgular: Kan katekolamin düzeylerinin ve hemodinamik verilerin gruplar arası yapılan karşılaştırmalarında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı görüldü.
Sonuç: Organik fosfor zehirlenmelerinde pralidoksimin kan nikotinik reseptörler aracılığı ile gelişen sempatomimetik hiperaktiviteyi önleyici bir etkisinin olmadığı kanısına varıldı.
Anahtar kelimeler: Organofosfat, katekolamin, pralidoksim, deneysel
|
Türk Anest Rean Der Dergisi 2009; 37(3):145-151
Humerusun Büyük Tüberkülü Referanslı Yeni Bir İnfraklaviküler Brakiyal Pleksus Bloğu Yönteminin Geriye Dönük Değerlendirme Sonuçları*
|
Mevlüt Çömlekçi, Gökçen Başaranoğlu, Mustafa Süren, Kerem Erkalp, Tayfun Aldemir
Vakıf Gureba Eğitim Hastanesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği
|
|
|
Amaç: Kliniğimizde beş yıldır uygulanan, humerusun büyük tüberkülü referans alınarak geliştirdiğimiz yeni bir infraklaviküler brakiyal pleksus bloğu yönteminin sonuçları geriye dönük olarak değerlendirildi.
Gereç ve Yöntem: Yöntemi uygulamış olduğumuz kol, önkol ve el cerrahisi geçiren 121 hastanın anestezi izlem formları geriye dönük olarak incelendi. Hastaların bireysel özellikleri, cerrahi anestezi yeterliliği, ek sedasyon ve analjezi gereksinimi ile kaydedilmiş komplikasyonlar değerlendirildi.
Bulgular: Hastaların % 85’inde bloğun cerrahi anestezi için yeterli olduğu, % 15 hastada ise cerrahi anestezi sağlanamadığı saptandı. Hastaların hiçbirinde pnömotoraks, hemotoraks, Horner Sendromu, vasküler ponksiyona rastlanmadı. İki hastada sekelsiz konvülsiyon geliştiği görüldü.
Sonuç: Humerusun büyük tüberkülü referans alınarak yapılan infraklaviküler brakiyal pleksus bloğu, üst ekstremite cerrahisi uygulanacak hastalarda diğer brakiyal pleksus bloğu yöntemlerine alternatif olabilir.
Anahtar kelimeler: Brakiyal pleksus bloğu, infraklaviküler blok, anestezi yöntemi, rejyonal
|
Türk Anest Rean Der Dergisi 2009; 37(3):152-158
İzobarik Formlarda Levobupivakain ve Bupivakain ile Spinal Anestezi Uygulaması
|
Sezgin Ulukaya, Işık Alper, Eylem Bayraktaroğlu, Taner Balcıoğlu, Meltem Uyar
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı
|
|
|
Amaç: Çalışmada, inguinal herni onarımında intratekal izobarik levobupivakain ve bupivakainin anestezi kalitesine etkisinin; prospektif, randomize ve çift kör karşılaştırılması amaçlandı.
Gereç ve Yöntem: Hastalara intratekal olarak 3 mL % 0,5 izobarik levobupivakain (LB Grubu, n=18) veya bupivakain (B Grubu, n=18) uygulandı. Duyusal blok pinprik testiyle, motor blok modifiye Bromage skorlamasıyla değerlendirildi. İki grubun anestezi özellikleri ve hemodinamik verileri karşılaştırıldı.
Bulgular: Levobupivakain grubunda 5 (% 27,7) ve bupivakain grubunda 4 (% 22,2) olguda motor blok gelişmesine karşın, duyusal bloğun yetersizliği nedeniyle çalışmadan çıkarıldı. Duyusal blok başlama zamanı [10 (4-20) ve 7,5 (4-20) dk.], motor blok başlama zamanı [3 (2-7) ve 4 (2-11) dk.], iki segment gerileme zamanı [125 (87-187) ve 125 (86-152) dk.] ve duyusal blok süresi [200 (100-427) ve 272 (90-415) dk.] LB ve B grubunda benzerdi. Ancak motor blok süresi B Grubunda LB Grubuna göre uzamış bulundu [316 (150-387) ve 248 (140-360) dk., p<0.05]. Spinal anestezi sonrası iki grupta ortalama arter basıncı ve kalp atım hızı değerlerinde hafif azalma gözlendi. Ortalama arter basıncı LB Grubunda 6., 8. ve 12. dk.’da daha düşüktü (p<0.05). Her iki grupta atropin ve efedrin gerektiren hemodinamik değişiklik olmadı.
Sonuç: Çalışmamızda, inguinal herni onarımında intratekal levobupivakain ve bupivakain uygulamalarında, motor blok süresi dışında benzer duyusal blok özellikler saptandı. Bununla birlikte, motor blok gelişen ancak duyusal blok gelişmeyen hastaların insidansı dikkate alınmalıdır. Bu hastaların anestezi özelliklerinin, her iki lokal anesteziğin hipobarik karakter kazanmasına bağlı olabileceği, bu nedenle supin pozisyondaki hastada yeterli duyusal blok olmadan motor bloğa neden olabileceğini düşünmekteyiz.
Anahtar kelimeler: Spinal anestezi, lokal anestezikler, levobupivakain, bupivakain
|
Türk Anest Rean Der Dergisi 2009; 37(3):159-167
Postoperatif Analjezik Tüketimine Diazepam, Diazepam+Tramadol Premedikasyonlarının Etkisi*
|
Funda Yarba Gök**, Ebru Kelsaka***, Fuat Güldoğuş****
Konya Dr. Faruk Sükan Doğum ve Çocuk Bakımevi**, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı***, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Algoloji Bilim Dalı****
|
|
|
Amaç: Bu çalışma, hem anksiyolitik premedikasyonun hem de preemptif analjezinin postoperatif analjezik tüketimi üzerine olan etkisinin değerlendirilmesi amacıyla planlandı.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya total abdominal histerektomi planlanan 25-60 yaş arası ASA I-II, toplam 90 hasta alınması planlandı. Olgular üç guruba ayrıldı. Grup D’deki olgular; operasyondan önceki gece ve operasyondan 1 saat önce oral 10 mg diazepam, Grup T’deki olgular; operasyondan önceki gece oral 10 mg diazepam ve operasyondan 1 saat önce oral 10 mg diazepam ile 50 mg tramadol, Grup P’dekiler ise, operasyondan önceki gece ve operasyondan 1 saat önce oral plasebo aldı.
Postoperatif, tüm olgulara meperidin kullanılarak HKA cihazı ile iv analjezi uygulandı. Kalp atım hızı, ortalama arter basıncı, ağrı ve sedasyon skorları, ek analjezik miktarı, analjezik istek sayıları ve yan etkiler izlendi.
Bulgular: Postoperatif birinci saatte VAS değerleri, kullanılan meperidin miktarı ve HKA cihazından kaydedilen istek sayıları, ek analjezik miktarı tramadol + diazepam alan olgularda, diazepam ve plasebo alan olgulardan daha düşüktü. Diazepam alan olgularda da toplam meperidin miktarı, istek sayıları, ek analjezik miktarı plasebo grubuna göre daha azdı. Olguların hiçbirinde yan etki gözlenmedi.
Sonuç: Cerrahi girişim sonrası şiddetli ağrı beklenen operasyonlarda, hem diazepamın anksiyolitik etkisinin hem de tramadolun preemptif analjezik etkisinin; postoperatif ağrı üzerine etkili olduğu ve her iki ajanın postoperatif kullanılan analjezik miktarını, yan etki sıklığında artışa neden olmaksızın azalttığı saptandı.
Anahtar kelimeler: Diazepam, tramadol, preemptif analjezi, postoperatif analjezik tüketimi
|
Türk Anest Rean Der Dergisi 2009; 37(3):168-174
Airtraq ile Macintosh Laringoskopların Normal ve Zor Hava Yolunda Entübasyon Etkinliklerinin Karşılaştırılması
|
Kamer Dere, Ertan Teksöz , Hüseyin Şen, Sezai Özkan, Güner Dağlı
GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Servisi
|
|
|
Amaç: Normal ve zor hava yolu simülasyonunda Airtraq ile Macintosh laringoskopların entübasyon etkinliklerinin karşılaştırılmasını amaçladık.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, 20–55 yaş arası, elektif cerrahi girişim planlanan, ASA I-II, 200 hasta alınması planlandı. Olgular rasgele 4 gruba ayrıldı. Grup A’daki olgular (n=50) Airtraq kullanılarak, Grup AK’deki olgular (n=50) Airtraq ve servikal kolar kullanılarak, Grup M’deki olgular (n=50) Macintosh laringoskop kullanılarak ve Grup MK’deki olgular (n=50) Macintosh laringoskop ve servikal kolar kullanılarak entübe edildi. Tüm olgularda; laringoskopların ağız içerisine yerleştirme süresi, larenksin görüntülenme süresi, entübasyon tüpünün yerleştirilme süresi ve toplam entübasyon süresi, bağımsız bir gözlemci tarafından kaydedildi. Tüm olguların entübasyon başarı oranı, entübasyon güçlük skoru ve kullanıcı performans değerleri ile, izlenen komplikasyonlar kaydedildi.
Bulgular: Laringoskopların ağız içi yerleştirme süreleri Grup A ve M’de, Grup AK ve MK’ye göre daha kısaydı ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). Toplam entübasyon süresi Grup A ve M’de, Grup AK ve MK’ye göre daha kısaydı ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). Grup A ve M’de diğer gruplara göre entübasyon güçlük skorlarında istatistiksel olarak anlamlı bir azalma saptandı (p<0.05). Bu azalma Grup A’da en azdı ve Grup M ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptandı (p<0.05). Grup A’da kullanıcı performans değerlendirmesi diğer gruplara göre daha yüksekti ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). Grupların hiçbirinde komplikasyon gözlenmedi.
Sonuç: Airtraq’ın; hem normal, hem de zor hava yolunda Macintosh laringoskopa göre daha üstün entübasyon koşulları sağladığı ve bu nedenle anestezi pratiğinde daha da sık kullanılabileceği kanısındayız.
Anahtar kelimeler: Airtraq, macintosh, normal hava yolu, zor hava yolu
|
Türk Anest Rean Der Dergisi 2009; 37(3):175-180
Eşzamanlı Karotis Endarterektomi, Koroner Revaskülarizasyon, Çift Kapak Replasmanı ve Atriyal Septal Defekt Onarımı Yapılan Bir Hastada Anestezi Yönetimi
|
Sema Turan, Aslı Demir
Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği
|
|
|
Açık kalp cerrahisinde kombine operasyonlar günümüzde sıklıkla uygulanmaktadır. Bu yazıda tek seansta sol karotis endarterektomi, 4 damar koroner baypas, aort-mitral kapak replasmanı ve atriyal septal defekt onarımı yapılan ileri yaştaki bir hastanın anestezi yönetimi sunulmaktadır.
Yetmiş beş yaşında kadın hastaya sol karotis endarterektomi, koroner revaskülarizasyon, aort ve mitral kapak replasmanı planlandı. Önce sol karotis endarterektomi yapıldı. Sürekli elektroensefalografi (EEG) ve serebral oksimetri (NIRS) izlemi altında karotise klemp kondu ve ülsere plak temizlenip damar primer kapatıldı. Karotis klempi 4 dk. sürdü. Şant kullanılmadı. Bu sırada, EEG ve NIRS değerlerinde değişiklik olmadı. Hastaya önce 4’lü koroner greftleme ardından çift kapak replasmanı yapıldı. Bu aşamada kalp boşlukları açıldığında sekundum tip atriyal septal defekt olduğu görüldü ve primer onarıldı. Operasyon süresince etkin bir kalp ve beyin korunması uygulandı. Operasyon sırasında ve sonrasında herhangi bir komplikasyon olmadı. Bu olgu, dikkatli ve iyi monitörize edilerek uygulanan bir anestezi yönetimiyle, eşzamanlı kardiyak operasyonların riskli hastalarda güvenle yapılabileceğini düşündürmektedir.
Anahtar kelimeler: Kombine kardiyak cerrahi, anestezi uygulaması, NIRS, EEG
|
Türk Anest Rean Der Dergisi 2009; 37(3):181-183
Hipertermi*
|
Uğur Göktaş, Murat Tekin, İsmail Katı, Kemal Toprak, H. Yusuf Güneş
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı
|
|
|
Anestezi uygulaması sırasında hızlı ve ilerleyici ateş yükselmesi, başta malign hipertermi olmak üzere pek çok durumu akla getirir. Bu sunuda bir kliniğe ait 3 olguda anestezi uygulaması sırasında ve sonrasında, diğer kliniğe ait 5 olguda ise anestezi sonrası ilerleyici olarak yükselen ateş nedeninin irdelenmesi amaçlanmıştır.
Anahtar kelimeler: Hipertermi, genel anestezi
|
Türk Anest Rean Der Dergisi 2009; 37(3):184-187
Tanı Konmamış Feokromasitoma Olgusunda İntraoperatif Hipertansiyon Kontrolünde Propofol
|
Işık Alper, Eylem Taydaş, Özgür Fırat*, S. Taner Balcıoğlu, Sezgin Ulukaya
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, *Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı
|
|
|
Yazıda, operasyon sırasındaki ilk hipertansif atak üzerine feokromasitoma ön tanısı konan olguda, hipertansiyon kontrolü için nitrogliserin ile birlikte propofol infüzyonunun etkinliği tartışılmaktadır.
Anahtar kelimeler: Feokromasitoma, intraoperatif hipertansiyon, anestezi, propofol
|
Türk Anest Rean Der Dergisi 2009; 37(3):187-191
Glikojen Depo Hastalığı Olan Pediyatrik Hastada Volatil Anestezi ve Kaudal Blok Uygulaması
|
Özge Köner*, Selami Sözübir**, Hatice Türe*, Murat Sayın*, Mahir Gülcan***
*Yeditepe Üniversitesi Hastanesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, **Yeditepe Üniversitesi Hastanesi, Pediatrik Cerrahi Anabilim Dalı, ***Yeditepe Üniversitesi Hastanesi, Pediatri Anabilim Dalı, İstanbul
|
|
|
Tip III glikojen depo hastalığı, glikojenin karaciğer, iskelet kasları ve kalp kasında birikmesine yol açan otozomal resessif bir metabolik hastalıktır. Karaciğer tutulumu, karaciğer fonksiyon bozukluğuna ve siroza neden olabilir. Hepatomegali nedeniyle, gastroösofageal reflü ve pulmoner aspirasyon riski vardır. Kalp hafifçe büyüse de, kalp fonksiyonları genellikle normaldir. Bazı olgularda kardiyomegali gelişebilir. Hipoglisemi atakları, maksiller anomaliler ve makroglossi karşılaşılabilecek diğer sorunlardır. Bu olgu sunumda, günübirlik anestezi uygulaması yapılan, Tip III glikojen depo hastalığı olan bir pediyatrik olguda anestezi deneyimimizi sunmaktayız.
Anahtar kelimeler: Glikojen depo hastalığı, pediyatrik anestezi, kaudal blok
|
|
|