 |
TÜRK ANESTEZİYOLOJİ VE REANİMASYON DERNEĞİ DERGİSİ
EYLÜL / EKİM 2009
|
Türk Anest Rean Der Dergisi 2009; 37(5):265-279
İntraoperatif Uyanıklık
|
Tayfun Güler
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı
|
|
|
Genel anestezi altında uyanıklık, sık görülmeyen ancak, ciddi psikolojik sonuçları olabilen bir deneyimdir. Anestezi sırasında uyanıklık veya anımsama deneyimi yaşayan hastalar bu deneyimi sık olarak işitsel algılama, anksiyete, panik, yardım alamama, paralizi hissi ve anesteziste ağrı duyduğunu söyleyememe şeklinde tanımlamaktadır. Ağrı hissi ise oldukça enderdir. İntraoperatif uyanıklık yaşayan olguların bir kısmında daha sonra geceleri uyku bozukluğu, rüya ve kâbuslar, gündüzleri ise geçmişe dönük anımsamalar ve anksiyete yakınmaları olmaktadır. Çok küçük bir grupta ise anksiyete, irritabilite ve ölüm kaygısının eşlik ettiği posttravmatik stres sendromu gelişmektedir.
Günümüzde genel anestezi altında uyanıklık sıklığının non-obstetrik ve non-kardiyak cerrahide % 0,1–0,2 olduğu kabul edilmektedir. Sezaryen, kardiyak cerrahi ve majör travma cerrahisi bu riski artırabilmektedir. Genel anesteziklerin düşük dozlarda kullanılması predispozan bir faktör olabileceği gibi; opiyoidler, benzodiyazepinler ve azot protoksitin tek başına ya da birlikte kullanıldığı olgularda bu oran daha yüksek olabilmektedir. Bu kombinasyonlara volatil anestezik ya da yeterli dozda tiyopental, etomidat ve propofol gibi potent intravenöz anesteziklerin eklenmesi ile intraoperatif uyanıklık riskinin azaltılmasının olası olabileceğini ileri süren çalışmacılar da bulunmaktadır.
Bu makalede; erişkin olgularda intraoperatif uyanıklık gelişimi için risk faktörleri, intraoperatif uyanıklık gelişimini saptamaya yönelik yöntemler, uyanıklığı önleyecek ya da sıklığını azaltacak yaklaşımlar ile intraoperatif uyanıklık gelişen olguların yönetimi özetlenecektir.
Anahtar kelimeler: Anestezi, komplikasyon, uyanıklık, hatırlama |
Türk Anest Rean Der Dergisi 2009; 37(5):280-286
% 6 Hidroksietil Nişasta (130/0.4) ve % 4 Süksinilli Jelatin Solüsyonlarının Koagülasyona Etkileri
|
Sezgin Ulukaya, Işık Alper, S. Taner Balcıoğlu
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı |
|
|
Amaç: Çalışmada, koagülasyonu normal hastalardan alınan kanlarda, % 6 hidroksietil nişasta (HES) (130/0.4) ve % 4 süksinilli jelatin solüsyonlarının koagülasyon üzerine etkilerini, in vitro koşullarda trombelastogram verileri ile değerlendirmek amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: Her iki tip kolloid ile % 0, % 20, % 30 ve % 40 hemodilüsyon sağlanmış kan örnekleri trombelastograf cihazında çalışıldı.
Bulgular: Her iki solüsyon ile, bu hemodilüsyon oranlarında pıhtı başlangıç süresi (reaksiyon süresi) etkilenmedi. Ancak, hemodilüsyon düzeyi arttıkça pıhtı oluşum hızı (koagülasyon-k süresi ve alfa-açısı) ve pıhtının maksimum gerginliği (maksimum amplitüd-MA) HES ile jelatine göre anlamlı azalmış olarak bulundu (p<0.05).
Sonuç: Net hemodilüsyon oranları ile gerçekleştirilen bu in vitro düzenli çalışma sonuçları; % 6 HES (130/0.4) solüsyonlarının, koagülasyon eğiliminin tehlikeli artışı nedeni ile zayıflatılması gereken klinik durumlarda; % 4 süksinilli jelatin solüsyonlarının ise koagülasyon eğiliminde azalma saptanan durumlarda avantajlı olabileceğini işaret etmekle birlikte, kesin etkilerin in vivo daha geniş hasta içeren çalışmalarla desteklenmesi gerektiğini düşünmekteyiz.
Anahtar kelimeler: Hidroksietil nişasta, jelatin, koagülasyon, trombelastogram |
Türk Anest Rean Der Dergisi 2009; 37(5):287-296
Hipervolemik Hemodilüsyonda, Hipertonik (% 3’lük) NaCl Solüsyonu ve % 6’lık Hidroksi Etil Nişasta 130/0,4’ün Hemodinami ve Koagülasyon Etkilerinin Değerlendirilmesi
|
Seda Banu Akıncı*, Fatma Sarıcaoğlu*, Didem Dal*, Yalçın Erem*, Bülent Atilla**, Osman Özcebe***, Meral Kanbak*, Ülkü Aypar*
*Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, **Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı, ***Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Anabilim Dalı
|
|
|
Amaç: Total kalça protezi yapılacak olgularda, intraoperatif hipervolemik hemodilüsyonda, hipertonik salin (HS, % 3 NaCl) solüsyonu ile % 6’lık Hidroksi Etil Nişasta (HES, ortalama molekül ağırlığı 130kDA/0,4) solüsyonunun hemodinami ve koagülasyon testleri üzerine etkilerini karşılaştırmaktır.
Gereç ve Yöntem: Standart spino-epidural anestezi ile total kalça protezi yapılacak 20 hasta rasgele iki gruba ayrıldı. % 3’lük HS veya % 6’lık HES içeren kodlanmış torbalardaki çalışma sıvısı, 20 dk.’da 250 mL m2-1 verildi. Çalışma sıvısı verilmesi öncesinde ve sonrasında, cerrahi bitiminde ve cerrahiden 24 saat sonra; vital bulgular, tam kan sayımı, protrombin zamanı, aktive parsiyel tromboplastin zamanı, fibrinojen ve koagülasyon faktörleri ölçüldü.
Bulgular: Çalışma sıvısı olarak ortalama±SD 382±135 mL HS ve 459±67 mL HES verildi. Zamanla hemoglobin konsantrasyonu ve trombosit sayısında azalma saptandı (p<0.05). Sıvı yüklemesi öncesi ve sonrasında ortalama kan basınçları ve kalp hızı stabil seyretti. Gruplar arasında ölçüm zamanlarında, transfüzyon gereksinimi, hemodinami, tam kan sayımı veya herhangi bir koagülasyon parametresinde anlamlı bir farklılık bulunmadı.
Sonuç: Yüzde 3’lük hipertonik salin ve % 6’lık HES yüklemesi total kalça protezi replasmanı yapılan hastalarda benzer koagülasyon ve hemodinamik değişikliklere neden olmaktadırlar.
Anahtar kelimeler: Hipertonik salin, kolloid, HES |
Türk Anest Rean Der Dergisi 2009; 37(5):297-303
Sistemik Ondansetron Kullanımının Subaraknoid Blok Üzerine Etkisi*
|
Aydın Selçuk**, Yaşar Pala***, Vildan Taşpınar****, N. Ferah Dönmez****, Bayazit Dikmen****
**Ankara Şereflikoçhisar Devlet Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği, ***Çerkezköy Özel Optimed Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği, ****Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği
|
|
|
Amaç: Ondansetron selektif bir 5-hidroksitriptamin antagonistidir. Ondansetronun lokal anestezik aktiviteye sahip olduğu, ancak lidokain ile gerçekleştirilen subaraknoid anestezide sensoryal blok düzeyini antagonize ettiği gösterilmiştir. Çalışmanın amacı, intravenöz ondansetronun, bupivakain+fentanil kullanılarak oluşturulan subaraknoid blok karakteristikleri ve postoperatif dönemde ilk analjezik gereksinim zamanı üzerine etkisi olup olmadığını araştırmaktır.
Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza, inguinal herniografi operasyonu yapılacak ASA I-III grubundan 42 olgunun alınması planlandı. Grup I’de (n=21) subaraknoid enjeksiyondan 15 dk. önce 8 mg iv ondansetron, Grup II’de (n=21) eşit volümde % 0,9 serum fizyolojik iv verildi. Subaraknoid blok kombine spinal-epidural anestezi ile uygulandı. İntratekal 5 mg % 0,5 bupivakain+25 µg fentanil+1,5 mL distile su enjekte edildi. Tüm olgulara ait; hemodinamik parametreler, başlangıç zamanı, maksimum düzey, gerileme zamanı ve izlenen yan etkiler kaydedildi.
Bulgular: Olguların bireysel verileri, hemodinamik parametreler, yan etkiler, T6 dermatomuna ulaşma zamanı ve iki segment regresyon zamanı benzer bulundu. S2 regresyon ve total anestezi zamanı ondansetron grubunda daha kısa saptanmasına karşın, motor blok parametreleri her iki grupta benzer bulundu.
Sonuç: Çalışmamızda; subaraknoid enjeksiyondan önce iv olarak kullanılan ondansetron, bupivakain ve fentanil ile oluşturulan sensoryal bloğu antagonize etmesine karşın, ondansetronun nosisepsiyon üzerine etki mekanizmasını ve diğer lokal anesteziklerle ilişkisini belirlemek için ileri çalışmalara gereksinim olduğu kanısına varıldı.
Anahtar kelimeler: Spinal anestezi, bupivakain, ondansetron |
Türk Anest Rean Der Dergisi 2009; 37(5):304-313
Oturur Pozisyonda Venöz Hava Embolisi Görülme Sıklığı: 185 Olgunun Analizi
|
Remzi İşçimen, Hülya Bilgin, Gülsen Korfalı, Ahmet Atlas, Serdar Korkmaz
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı
|
|
|
Amaç: Oturur pozisyonun, posteriyor fossa ve servikal vertebra cerrahisinde cerrahi girişimi kolaylaştırdığı için birçok avantajı vardır. Temel kaygı venöz hava embolisi (VHE) riskidir. Çalışmada; hastanemizde, oturur pozisyonda posteriyor fossa ve servikal vertebra cerrahisi yapılan hastalarda VHE insidansının belirlenmesi amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: Prospektif düzenlenen çalışmamıza, 2004-2008 tarihleri arasında, beyin cerrahisi kliniği tarafından oturur pozisyonda operasyona alınan hastaların tamamı alındı. Tüm hastalarda elektrokardiyografi ve kılavuz yöntemi ile sağ atriyuma yerleştirilen santral venöz kateteri ile izlem gerçekleştirildi. VHE izlemi için prekordiyal Doppler ve kapnografi monitorizasyonu yapıldı. VHE tanısı; prekordiyal Doppler cihazında ses değişikliği saptanması, end-tidal karbondioksitte 3 mmHg’dan fazla azalma olması ya da ortalama kan basıncında % 20’den fazla ani azalma ölçütlerinden en az birinin bulunması ile konuldu.
Bulgular: Ortalama yaş 44,56±16,3 yıl olan 78 erkek, 107 kadın toplam 185 olgu çalışmaya alındı. VHE 185 operasyonun 51’inde saptandı ve 13 olguda aynı operasyon sırasında birden fazla oluştu. Toplam 75 ayrı VHE atağı görüldü. Olguların 48 (% 94,1)’inde santral kateterden hava aspire edildi. On üç olguda hipotansiyon görüldü (% 25,5). VHE tedavisi amacıyla 16 (% 33,1) olgunun pozisyonu supinden pron pozisyonuna, cerrahi girişim sırasında değiştirildi. Tüm VHE atakları tedaviye yanıt verdi, VHE ile ilişkili peroperatif morbidite veya mortalite gözlenmedi.
Sonuç: Oturur pozisyonda VHE, cerrahinin her döneminde görülebildiği gibi en sık kraniyotomi ve tümör rezeksiyonu evresinde görülmüştür. Özellikle bu dönemler VHE embolisi açısından sıkı izlenmelidir. VHE, önceden prekordiyal doppler probunun yerleştirilmesi ile hızlı saptanabilir. VHE’nin erken saptanması, embolinin eliminasyonu gibi tedavi edici girişimleri hızlandırabilir.
Anahtar kelimeler: Venöz hava embolisi, oturur pozisyon, beyin cerrahisi, prekordiyal Doppler ultrason |
Türk Anest Rean Der Dergisi 2009; 37(5):314-317
Ankilozan Spondilit Hastasında Tek Akciğer Ventilasyonu
|
Hilal Günal Sazak, Müge Taşdelen, Ayçin Sıcakkan, M. Cenk Çetin, Eser Şavkılıoğlu
Atatürk Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Servisi
|
|
|
Ankilozan spondilit, eklemlerde hareket kısıtlılığı ile karakterize, ilerleyici inflamatuvar bir hastalıktır. Servikal vertebral kolon, atlantooksipital ve temporomandibular eklem tutulumu entübasyon güçlüğüne yol açabilir. Tek akciğer ventilasyonu (TAV), göğüs cerrahisi uygulanan hastalarda anestezi uygulamasının çok önemli bir unsurudur. Bu hastaların çoğunda çift lümenli tüp kullanılması seçilen TAV yöntemidir. Çift lümenli tüp yerleştirmenin zor veya uygunsuz olduğu durumlarda, Univent® bronşiyal bloker tüpe gereksinim olabilir.
Bu yazımızda; entübasyon zorluğu beklediğimiz ve postoperatif dönemde mekanik ventilasyon gereksinimi olabilecek bir ankilozan spondilit olgusunda, TAV için Univent® bronşiyal bloker tüp kullanımı deneyimimizi paylaşmak istedik.
Anahtar kelimeler: Ankilozan spondilit, tek akciğer ventilasyonu, Univent bronşiyal bloker tüp |
Türk Anest Rean Der Dergisi 2009; 37(5):318-323
Term Gebede Miyokard İnfarktüsünden Sonra Sezaryen Anestezisi
|
Ayça Taş*, Aydan Biri**, Berrin Günaydın*
*Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı,**Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı
|
|
|
Miyokard infarktüsü (Mİ) insidansı gebelik döneminde oldukça nadir olup, insidansı 1/10 000’dir. Akut Mİ; gebeliğin en sık son üç ayında ve herhangi bir yaşta gözlenebilir. Bu olgu sunumunda 32 yaşında, multipar, ST elevasyonsuz inferiyor Mİ geçirmiş 38. gestasyonel haftasında sezaryen planlanan gebede uygulanan genel anestezi yönteminin sunulması amaçlandı.
Anahtar kelimeler: Miyokard infarktüsü, term gebelik, sezaryen, genel anestezi
Türk Anest Rean Der Dergisi 2009; 37(5):324-327
Baş Ağrılı Çocukta Epidural Kan Yaması ve Epidural Salin Uygulaması: İki Olgu Sunumu*
|
Funda Gök, Seza Apilioğulları
Dr. Faruk Sükan Doğum ve Çocuk Hastanesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği
|
|
|
Çocuklarda spinal, epidural anestezi ve tanısal lomber ponksiyon uygulamalarından sonra, dural ponksiyon sonrası baş ağrısı (DPSB), ender olarak bildirilse de iyi bilinen bir komplikasyondur. Eğer baş ağrısı yatak istirahatı, analjezik, sıvı replasmanı gibi tedavilere yanıt vermezse epidural kan yaması uygulanmalıdır. Yetişkinlerde DPSB için epidural serum fizyolojik uygulaması, kan yaması yerine kullanılmış diğer bir uygulamadır. Bu iki olgumuzda konservatif tedaviye yanıt vermeyen DPSB için, epidural kan yaması ve epidural serum fizyolojik uyguladığımız 8 ve 10 yaşında iki çocuk hastamızı sunuyoruz.
Anahtar kelimeler: Çocuk, postspinal baş ağrısı, epidural kan yaması, epidural serum fizyolojik |
|
|