 |
TÜRK ANESTEZİYOLOJİ VE REANİMASYON DERNEĞİ DERGİSİ
MART / NİSAN 2010
|
Türk Anest Rean Der Dergisi 2010; 38(2):77-90
Rejyonal Anestezide Ultrasonografi Kullanımı
|
Ercan Kurt
Gülhane Askeri Tıp Akademisi, As. Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı
|
|
|
Rejyonal anestezide başarılı bir blok için temel gereksinim, lokal anesteziğin sinir yapıların etrafında uygun bir biçimde dağılımının sağlanmasıdır. Bu nedenle, blok uygulanacak periferik sinirin lokalizasyonu, başarılı bir rejyonal bloğun anahtarıdır. Günümüzde sinir lokalizasyonunda periferik sinir stimülatörü, parestezi, transarteriyal veya direnç kaybı yöntemlerinden biri kullanılmaktadır. Ancak, bu yöntemlerin hepsi kör yapılan işlemler olup, blok yapılırken iğnenin sinirle olan ilişkisi ve iğne aracılığıyla verilen lokal anesteziğin nereye dağıldığı bilinmemektedir. Ultrasonografi ile sinirin lokalizasyonunun bulunması sırasında, sinir stimülatörü ile sinirin hangi noktasına ulaşıldığı ve uygulanan blokla lokal anesteziğin sinirin ne kadar yakınına dağıldığı eşzamanlı olarak görülebilir. Ultrasonografinin rejyonal blok uygulamasındaki en önemli avantajı lokal anestezik dozunu ve komplikasyonları azaltmasıdır.
Anahtar kelimeler: Ultrasonografi, rejyonal anestezi, sonoanatomi
|
Türk Anest Rean Der Dergisi 2010; 38(2):91-100
Çocuklarda Magnetik Rezonans Görüntüleme Sedasyonunda Propofol ve Ketamin
|
Dilek Özdamar, Tülay Hoşten, Yavuz Gürkan, Kamil Toker, Mine Solak
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı
|
|
|
Amaç: Pediyatrik hastalarda magnetik rezonans görüntülemede (MRG) propofol/ketaminin sedasyon etkinliği, yan etkisi ve derlenmesini karşılaştırmaktır.
Gereç ve Yöntem: Yaşları 6-60 ay arası 102 çocuk rasgele iki gruba (ketamin/propofol) ayrıldı. Grup K’ya 0,6 mg kg-1 rektal midazolam ardından bolus 1,5 mg kg-1 i.v ketamin ve her 15 dk.’da, 0,5 mg kg-1 i.v ketamin, Grup P’ye 1,5 mg kg-1 i.v propofol ardından anestezi uygulamasının sürdürülmesinde propofol 100 µg kg-1 dk-1 infüzyon olarak verildi. Kan basıncı (KB) kalp hızı (KH), periferik oksijen saturasyonu (SpO2), The Children’s Hospital of Wisconsin Sedation Scale’e (CHWSS) göre sedasyon düzeyleri, Aldrete skorlamasına göre taburcu zamanı kaydedildi.
Bulgular: Grup P’de 15. dk.’da sistolik kan basıncı değeri, 10. dk., 15. dk., 20. dk., 25. dk., 30. dk., 35. dk.’larda diyastolik kan basıncı değeri, 20. dk.’da kalp hızı Grup P’de Grup K’dan daha düşük seyrederek iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark oluşturmuştur (p<0.05). Yirminci dk.’daki SpO2 değeri, 10. dk., 15. dk., 20. dk., 25. dk., 30. dk., 35. dk.’larda sedasyon düzeyleri, Grup K’dan daha düşüktü (p<0.05). Derlenme Grup P’de daha kısaydı (p<0.05). Grup P’de 1 olguda apne, Grup K’da 2 olguda irritabilite görüldü.
Sonuç: Çocuklarda MRG’de propofol ketamine göre daha derin sedasyon, hızlı uyanma sağladığı belirlendi. Ancak, ketamin sedasyonu özellikle kardiyovasküler ve solunumsal riskli çocuklarda avantaj olabilir.
Anahtar kelimeler: Çocuk, sedasyon, propofol, ketamin, MRG |
Türk Anest Rean Der Dergisi 2010; 38(2):101-112
N-Asetilsistein’in Koroner Arter Baypas Uygulanan Hastalarda İskemi Reperfüzyona Etkisi
|
Demet Çınar**, Şennur Uzun**, Kamer Kılınç***, Meral Kanbak**, Bilge Çelebioğlu**
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon**, Biyokimya*** Anabilim Dalı
|
|
|
Amaç: Koroner arter bypass greftleme operasyonlarından sonra miyokardiyal hasarlanmanın nedeninin reperfüzyonun ilk dakikalarındaki serbest oksijen kökü aktivitesi olduğunu gösteren birçok kanıt olmakla beraber, temizleyici ajanların uygun kullanımı miyokardiyal iskemi periyodundan sonra kontraktil fonksiyonun iyileşmesini sağlar. Böylece oksidanların neden olduğu hasarın inhibisyonunu inceleyen en popüler yöntemlerden birisi glutatyon düzenleyici ajanların kullanımı olmuştur. Glutatyan prekürsörü ajanlar içinde de N-asetilsistein (NAS) büyük olasılıkla en çok ilgi duyulan ajandır. Bu çalışmada, kardiyopulmoner bypass ile ilişkili oksijen köklerinin neden olduğu iskemi-reperfüzyon hasarında N-asetilsistein’in total antioksidan kapasite (TAK), lipid peroksidasyonu, glutatyon peroksidaz (GPO) ve myeloperoksidaz (MPO) ve kardiyak parametreler üzerine etkileri araştırılmıştır.
Gereç ve Yöntem: Randomize, kontrollü klinik çalışma. Anestezi indüksiyonu sonrası Grup N’ye (n=15) 50 mg kg-1 intravenöz (iv) NAS yüklemesi yapılıp, daha sonra 50 mg kg-1 NAS (500 cc % 0.9 NaCl içinde) 12 saatte iv infüzyonla verildi. Grup K’ye (n=15) anestezi indüksiyonu ile başlayan ilk 12 saat içinde 500 cc % 0.9 NaCl verildi. Her iki grupta da önceden belirlenen zamanlarda alınan kan örneklerinde, TAK, lipid peroksit, GPO ve MPO düzeylerine bakıldı. Kalp debisi (KD), kalp indeksi (Kİ), ortalama pulmoner arter basıncı (OPAB) ve ortalama pulmoner kapiller uç basıncı (OPKUB) ölçüldü.
Bulgular: NAS verilen grupta, KD, Kİ değerlerinde istatistiksel anlamlı artış bulunurken, OPKUB’da 24. saatte anlamlı düşüş gözlendi (p<0.05). Her iki grupta da GPO, TAK, MPO değerleri bazal düzeylere göre azaldı, lipid peroksidasyonu arttı (p<0.05). MPO düzeyinde kardiyopulmoner bypass öncesi, NAS verilen grupta artış, verilmeyen grupta azalma izlendi (p<0.05).
Sonuç: N-asetilsistein, kardiyopulmoner bypass ile ilişkili oksidatif stresin azaltılmasında umut verici bir madde olarak gözükmektedir.
Anahtar kelimeler: N-Asetilsistein, koroner arter bypass cerrahisi, antioksidan, glutatyon peroksidaz, lipid peroksidasyon
|
Türk Anest Rean Der Dergisi 2010; 38(2):113-120
Perkütan Dilatasyonal Trakeostomi Uygulamalarında Fiberoptik Bronkoskop ile Işıklı Stilenin Karşılaştırılması
|
Hafize Öksüz, Nimet Şenoğlu, Hüseyin Yıldız, Zafer Doğan
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı
|
|
|
Amaç: Son yıllarda, perkütan trakeostomi (PT) uzun süre mekanik ventilasyon gereken YB hastaları için rutin bir uygulama olmuştur. PT’nin komplikasyonları kanama, hava yolu kontrolünün kaybı, çevre yapılarının istenmeyen hasarı, malzeme hasarı, zayıf görüş ve yetersiz oryantasyonu içerir. Bu çalışmada, perkütanöz dilatasyonal trakeostomi (PDT) yönteminde ışıklı stile veya fiberoptik bronkoskopi (FB) kullanımının hemodimamik değişiklikler ve komplikasyonlar üzerine etkilerini karşılaştırmayı amaçladık.
Gereç ve Yöntem: PDT işlemi Haziran 2007 ve Şubat 2009 döneminde yoğun bakım ünitesinde yatmakta olan 30 erişkin hastada rasgele seçimle gerçekleştirildi. PDT yöntemi Grup 1’de FB eşliğinde, Grup 2’de ise ışıklı stile eşliğinde uygulandı. İşlem süresince, Griggs yöntemi ve Portex set kullanıldı. Tüm işlemler PDT yöntemi konusunda deneyimli aynı anestezist tarafından oluşturuldu. Bireysel veriler, APACHE II skorları, mekanik ventilasyon süresi, işlem süresi, arteriyel kan gaz analizleri, kanama ve komplikasyon oranları kaydedildi.
Bulgular: Olgularımızda PDT nedeniyle herhangi bir mortalite gözlemedik ve PDT süreleri dışında, komplikasyon oranları ve diğer verilerde farklılık yoktu. Kanama, FB eşliğinde trakeostomi grubunda % 10 ve ışıklı stile eşliğinde trakeostomi grubunda % 0 gözlendi.
Sonuç: Işıklı stile eşliğinde PDT basit, efektif ve güvenli yöntemdir. Bu yöntem, entübasyon tüpünün ve/veya kafının delinmesi riskini önleyebilir, böylece PDT süresince yeterli ventilasyon ve oksijenasyona izin verir. Bu yöntem ucuzdur ve FB gibi cihaz hasarlanmalarının riskini azaltır. Ancak, yöntemin güvenli olacağına tam olarak karar vermek için daha geniş hasta serileri gereklidir.
Anahtar kelimeler: Perkütanöz dilatasyonal trakeostomi, fiberoptik bronkoskopi, ışıklı stile
|
Türk Anest Rean Der Dergisi 2010; 38(2):122-128
İğnesiz Enjeksiyon Sistemi (INJEX®)’nin Spinal İğne Ağrısını Azaltmadaki Etkisi
|
Hüseyin Sert, Bünyamin Muslu, Burhanettin Usta, Muhammet Gözdemir, Rüveyda İrem Demircioğlu
Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı
|
|
|
Amaç: INJEX®, başlangıçta aşı ve insülin uygulamalarında kullanılmak amacıyla geliştirilmiş iğnesiz enjeksiyon sistemidir. Günümüzde farklı anestezi uygulamalarında da başarılı olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada, spinal anestezi öncesi iğnesiz enjeksiyon sistemi (INJEX®) ve iğne ile lokal anestezi uygulamasının, spinal iğne giriş ağrısı ve hasta memnuniyeti üzerine etkisinin karşılaştırılması amaçlandı.
Gereç ve Yöntem: Spinal anestezi uygulanarak cerrahi girişim planlanan 60 hasta randomize olarak 2 gruba ayrıldı. Spinal anestezi işlemi uygulamasından hemen önce spinal iğnenin uygulanacağı bölgeye Grup 1 hastalara 27 Gauge dental iğne ile 1,5 mL % 2 lidokain, Grup 2 hastalara iğnesiz enjeksiyon sistemi (INJEX® model 210) ile 0,3 mL % 2 lidokain kullanılarak infiltrasyon anestezisi uygulandı. Lokal anestezik uygulaması ve spinal anestezi sırasındaki ağrı skorları VAS ile hasta memnuniyeti ise 4 nokta skalası ile karşılaştırıldı.
Bulgular: Lokal anestezi uygulaması sırasında ağrı skorlarının değerlendirilmesinde, INJEX® kullanılan hastalarda görsel ağrı skalası (VAS) değerleri iğne ile uygulananlara göre düşük bulundu (p=0,001). Spinal iğne giriş ağrısında iki grup arasında anlamlı bir farklılık saptanmadı (p=0,382). İstatistiksel olarak sınırda anlamlı olmakla beraber, INJEX® ile hasta memnuniyetinin daha fazla olduğu saptandı (p=0,049).
Sonuç: Spinal anestezi öncesi INJEX® ile lokal anestezi uygulaması, dental iğne ile lidokain uygulamalarına göre daha az ağrılı işlem olup, hasta memnuniyetinin iyi olduğu alternatif bir yöntem olabileceği değerlendirildi.
Anahtar kelimeler: Spinal anestezi, iğnesiz enjeksiyon, lokal anestezi, lidokain
|
Türk Anest Rean Der Dergisi 2010; 38(2):129-132
Yoğun Bakım Hastasında Comamonas Testosteroni Enfeksiyonu
|
Kaan Katırcıoğlu**, Murat Y. Özkalkanlı**, Sureyya Gül Yurtsever***, Serdar Savacı**
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi; **1. Anesteziyoloji ve Reanimasyon Servisi, ***Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Servisi
|
|
|
Bin dokuz yüz seksen yedi yılına kadar Pseudomonas testosteroni olarak adlandırılan Comamonas testosteroni, ender bir enfeksiyon etkeni olmakla birlikte hayvansal kaynaklardan, yiyecek artıklarından, hastane donanımlarından, idrar ve balgam gibi insan örneklerinden izole edilmektedir. Bu sunumda mikroorganizmanın patojenik potansiyelini göstermek amacıyla gelişen bir C. testosteroni sepsisi olgusu bildirilmektedir.
Öyküsünde yüksek tansiyon ve iskemik serebrovasküler olay olan 83 yaşında erkek hasta yoğun bakımımıza bilinç kaybı ve solunum sıkıntısı nedeni ile kabul edildi. Ventilatör tedavisinin 42. gününde koltukaltı ateşinin yeniden 38,5ºC olması sonrası alınan iki kan kültüründe etken patojen olarak C. testosteroni üredi. Etken mikroorganizma piperasilin-tazobaktam, siprofloksasin ve amikasine duyarlı, seftazidim, sefaperazon-sulbaktam, tobramisin, sefepim, imipenem, aztreonam, seftriaksona dirençli idi. Hastanın antibiyoterapisi 10 gün piperasilin-tazobaktam ve amikasin ile gerçekleştirildi. Yoğun bakım ünitemizde 125 gün yatan olgu, solunum parametreleri düzeldikten sonra bakım hastası olarak E2M3V2 nörolojik skoru ile servise gönderildi.
C. testosteroni insanlarda ender olarak karın içinde, kardiyovasküler sistemde, sinir sisteminde ve idrar yollarında enfeksiyonlara ve bakteriyemiye yol açabilmektedir. Örnekler klinik mikrobiyoloji laboratuvarları tarafından dikkatle incelenmez ise ve mikroorganizma klinisyenler tarafından potansiyel patojen olarak düşünülmez ise tanı gecikebilir.
Anahtar kelimeler: Comamonas Testosteroni, sepsis
|
Türk Anest Rean Der Dergisi 2010; 38(2):133-136
Negatif Basınç Akciğer Ödemi ile İki Olgu Sunumu
|
Altan Bayar, Zerrin Sungur Ülke, Ayşen Yavru, Mert Şentürk
İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Anesteziyoloji Anabilim Dalı
|
|
|
Negatif basınç akciğer ödemi, genel anestezi sonrası erken postoperatif dönemde görülen ve sıklıkla hipoksi ile seyreden bir klinik tablodur. Gelişiminden üst hava yolu obstrüksiyonu, güçlü inspiryum eforu, kronik hava yolu tıkanmasının ortadan kalkması gibi faktörler sorumlu tutulmuştur. Genel anestezi uygulamasından sonra erken dönemde, sıklıkla hipoksi ve yapay solunum gereksinimi ile birlikte görülmektedir. Bu yazıda sunacağımız iki olgu ile negatif basınç akciğer ödemini tartışmayı amaçladık.
Anahtar kelimeler: Akciğer ödemi, nonkardiyojenik, üst hava yolu darlığı, postoperatif hipoksi.
|
Türk Anest Rean Der Dergisi 2010; 38(2):137-141
Düşük Doğum Ağırlıklı Preterm İnfantta Spinal Anestezi (Olgu Sunumu)
|
Seza Apilioğulları*, Funda Gök*, İsak Akıllıoğlu**, Can Acıpayam***
Dr Faruk Sukan Obstetrics and Children’s Hospital, *Anesthesia and Intensive Care, **Pediatric Surgery, ***Pediatrics
|
|
|
Yenidoğan ve bebeklerde spinal aneztezi uygulaması; özellikle yüksek riskli veya preterm bebeklerde genel anestezinin olası zararlı etkilerinden kaçınmak amacıyla halen güncelliğini koruyan bir yöntemdir. Spinal anestezinin Türkiyede genellikle yetişkinlerde kullanıldığı, preterm bebekleri de içerene 16 yaş altı çocuklarda oldukça nadir uygulandığı görülmektedir. Bu çalışmada, postkonsepsiyonel 34 haftalık, 1600 gr ağırlığında, bronkopulmoner displazisi olan preterm erkek çocuğa kasık fıtığı tamiri için başarıyla spinal anestezi uygulanan bir olgu sunulmaktadır.
Anahtar kelimeler: Bronkopulmoner displazi, preterm infant, spinal anestezi
|
Türk Anest Rean Der Dergisi 2010; 38(2):142-146
Epidural Kateter Çekilmesi Sonrası Spinal Hematom
|
Nezih Sertöz, Füsun Demir, Hilmi Ömer Ayanoğlu
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı
|
|
|
Gonartroz tanılı 78 yaşında kadın olguya, kombine epidural spinal anestezi altında sağ diz protezi ameliyatı planlandı. Lateral dekubit pozisyonunda L4-5 aralıktan18G Tuohy epidural iğne ile tek, kansız girişimle kombine epidural spinal anestezi uygulandı. Postoperatif 48 saati ağrısız geçiren olgunun rutin biyokimya değerleri normal olduğu için epidural kateteri çekildi. Epidural kateter sorunsuz olarak çekildikten bir buçuk saat sonra hastaya düşük molekül ağırlıklı heparin yapıldı. Kateter çekildikten üç saat sonra bel ve kalçada hareketle artan şiddetli ağrı ve parestezi gelişti. Opere bacakta ödem gelişmesi nedeniyle kalp damar cerrahisi konsültasyonu istendi. Derin ven trombozu tanısı ile Doppler Ultrasonografi, düşük moleküler ağırlıklı heparin dozunun artırılması ve 100 mg asetilsalisilik asit tedavisi önerildi. Postoperatif bel ve kalçadaki ağrıların artması üzerine çekilen lomber manyetik rezonans görüntülemede T12-L2 düzeyinde epidural hematom saptandı. Postoperatif 90. saatte düşük ayak gelişmesi üzerine ortopedi ameliyathanesinde operasyona alınarak laminektomi uygulandı ve hematom boşaltıldı. Laminektomi ve hematom boşaltılmasını izleyen on beşinci günde hasta nörolojik sekelsiz taburcu edildi.
Rejyonal Anestezi Birliği kriterlerine uygun olmayan kateter çekilmesi ve erken antikoagülan kullanılması sonrası spinal hematom gelişmiştir. Ayırıcı tanısı da iyi yapılmadan derin ven trombozu düşünülerek antikoagülasyonun artırılması, artan nörolojik bulgularla seyreden bir spinal hematoma neden olmuştur.
Anahtar kelimeler: Spinal hematom, düşük moleküler ağırlıklı heparin
|
|
|