 |
Ankem Dergisi - EKİM 2007
|
ANKEM Derg 2007;21(3):137-141
1999-2006 YILLARI ARASINDA DIŞKI KÜLTÜRLERİNDEN İZOLE EDİLEN 439 SHIGELLA KÖKENİNİN TÜR DAĞILIMI VE ANTİBAKTERİYEL DİRENÇ DURUMLARI |
Hüsnü PULLUKÇU*, Şöhret AYDEMİR**, Oğuz Reşat SİPAHİ*, Tansu YAMAZHAN*, Alper TÜNGER**
*Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, Bornova, İZMİR
**Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, Bornova, İZMİR |
|
|
Shigella türleri tüm dünyada en sık gastroenterit etkenleri arasındadır. Dirençli kökenler ile ortaya çıkan infeksiyonlarda tekrarlama sıklığı ve kompikasyonlar, empirik tedavide uygun antibiyotik seçiminin önemini artırmaktadır. Bu çalışmada bakteriyoloji laboratuvarımıza 1999-2006 yılları arasında gönderilmiş ve Shigella kökenleri üremiş dışkı örneklerinin sonuçları retrospektif olarak incelenmiştir. İzole edilen 439 adet Shigella kökeninin 16’sı S.boydii (% 4), 19’u S.dysenteriae (% 4), 108’i S.flexneri (% 25) ve 296’sı S.sonnei (% 67)’dir. Trimetoprim/sülfametoksazol, ampisilin ve kloramfenikole direnç oranları sırasıyla % 69, % 24 ve % 12 olarak saptanmıştır. Siprofloksasin ve sefotaksime direnç saptanmamıştır. Bölgemizde ampisilin ve trimetoprim/sülfametoksazolün ampirik tedavideki rollerini kaybettikleri görülmüştür. Bununla birlikte izole edilen kökenlerde siprofloksasin ve üçüncü kuşak sefalosporinlere direnç görülmemesi oldukça sevindiricidir.
Anahtar sözcükler: dışkı kültürü, direnç, gastroenterit, Shigella |
|
ANKEM Derg 2007;21(3):142-145
YOĞUN BAKIM İZOLATI GRAM NEGATİF BAKTERİLERDE TİGESİKLİN DUYARLILIĞI |
Ilgın KAYA, Günay GÖKER, Çiğdem BAL KAYACAN, Nezahat GÜRLER
İstanbul Tıp Fakültesi, Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, İSTANBUL
|
|
|
Tigesiklin, glisilsiklinler adı verilen antibiyotik grubunun ilk üyesidir. Yoğun bakım ünitesindeki hastalara ait örneklerden izole edilen Gram negatif çomaklara tigesiklinin in-vitro etkisi araştırılmıştır. Tigesiklinin beklendiği gibi Pseudomonas cinsi bakteriler dışında Gram negatif çomaklara etkili bir antibiyotik olduğu sonucuna varılmıştır.
Anahtar sözcükler: Gram negatif çomak, tigesiklin, yoğun bakım ünitesi |
ANKEM Derg 2007;21(3):146-149
YOĞUN BAKIM ÜNİTESİNDE YATAN HASTALARIN KAN KÜLTÜRLERİNDEN İZOLE EDİLEN CANDIDA ALBICANS SUŞLARINDA ANTİFUNGALLERE DUYARLILIK |
Gülgün YENİŞEHİRLİ, Yunus BULUT, Ebru GÜNDAY
Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi, Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, TOKAT |
|
|
Yoğun bakım ünitesinde yatan hastaların kan kültürlerinden izole edilen 68 Candida albicans izolatının, amfoterisin B, flukonazol, itrakonazol ve flusitozin duyarlılıkları belirlenmiştir. Tüm izolatlar amfoterisin B, flukonazol ve flusitozine duyarlı bulunmuştur. İki C.albicans izolatının itrakonazole doza bağımlı duyarlı olduğu gözlenmiştir. Sonuç olarak hastanemiz yoğun bakımında yatan hastaların kan kültürlerinden izole edilen C.albicans suşlarında antifungal direnci bulunmamaktadır.
Anahtar sözcükler: antifungal direnç, Candida albicans, yoğun bakım |
ANKEM Derg 2007;21(3):150-154
DİCLE ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE ALET İLİŞKİLİ HASTANE İNFEKSİYONLAR |
Mehmet Faruk GEYİK, Cemal ÜSTÜN, Salih HOŞOĞLU, Mustafa Kemal ÇELEN, Celal AYAZ
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi, İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, DİYARBAKIR |
|
|
Dicle Üniversitesi Hastanesi’nde alet kullanımı ve alet ilişkili hastane infeksiyonları (AİHİ) irdelenmiştir. AİHİ’lerin tanımlanmasında Centers for Diseases Control and Prevention kriterleri kullanılmıştır. AİHİ hızları 1000 alet-gün sayısına göre hesaplanmıştır. Bir yıllık sürede 2006 yılında hastanemizde 42843 hasta izlenmiştir. Bu sürede 545 hastada 602 hastane infeksiyonu saptanmıştır. Bu infeksiyonların 174’ü AİHİ olarak tanımlanmıştır. AİHİ’nın 78’i üriner sistem infeksiyonu, 66’sı ventilatör ilişkili pnömoni ve 30’u santral venöz kateter infeksiyonu olarak belirlenmiştir. Araştırma sonucunda, 1000 alet kullanım gününe göre santral venöz kateter ilişkili bakteriyemi 2.7, üriner kateter ilişkili üriner sistem infeksiyonu 2.4 ve ventilatör ilişkili pnömoni 12.7 olarak bulunmuştur. İnvaziv girişim endikasyonlarının iyi konulması, kullanılan ekipmanın mümkün olduğunca erken çıkartılması AİHİ hızını azaltacaktır.
Anahtar sözcükler: alet ilişkili infeksiyonlar, hastane infeksiyonları, VİP |
ANKEM Derg 2007;21(3):155-160
GENİŞLEMİŞ SPEKTRUMLU BETA-LAKTAMAZ (GSBL) ÜRETEN ESCHERICHIA COLI VE KLEBSIELLA PNEUMONIAE SUŞLARININ ANTİBİYOTİKLERE DİRENCİ |
Hüseyin GÜDÜCÜOĞLU, Sanem BAYKAL, Hicran İZCİ, Mustafa BERKTAŞ
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi, Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, VAN |
|
|
Genişlemiş spektrumlu beta-laktamazlar (GSBL), Gram negatif bakterilerde beta-laktam antibiyotiklere direncin en önemli mekanizmasıdır. Bu çalışmada, bir yıllık bir süre içerisinde laboratuvarımıza gönderilen örneklerden izole edilen hastane ve toplum kaynaklı Escherichia coli ve Klebsiella pneumoniae suşlarında GSBL pozitifliği, GSBL pozitif ve negatif suşlarda diğer antibiyotiklere direnç oranları belirlenmiştir. Klinik örneklerden izole edilen bakterilere konvansiyonel metodlarla tanı konmuş, otomatize sistemlerle (Phoenix-Becton Dickinson, USA) tanı doğrulanarak antibiyogram yapılmıştır.
Bir yıllık bir süre içerisinde (Haziran 2005-Haziran 2006) izole edilen 672 E.coli suşunun 193’ü (% 29), 154 K.pneumoniae suşunun 75’i (% 49) GSBL oluşturmuştur (p<0.001). Yatan hastalardan izole edilen E.coli suşlarının % 47’si, poliklinik hastalarından izole edilen suşların % 18’i GSBL pozitif bulunmuştur (p<0.001). Aynı oranlar K.pneumoniae suşları için % 63 ve % 30 olmuştur (p<0.001).
GSBL pozitif suşlarda, bu enzimler için substrat olmayan birçok antibiyotik için de direnç oranları, GSBL negatif suşlardan yüksek bulunmuştur.
GSBL üreten E.coli ve K.pneumoniae suşlarının tanımlanması, bu suşlarla infekte hastaların tedavisinde antibiyotik seçimi için çok önemlidir ve bir bölgede GSBL pozitif E.coli ve K.pneumoniae suşlarının oranının bilinmesi empirik tedavide antibiyotik seçimi için yol göstericidir.
Anahtar sözcükler: Escherichia coli, GSBL, Klebsiella pneumoniae |
ANKEM Derg 2007;21(3):161-164
METİSİLİNE DUYARLI VE DİRENÇLİ STAPHYLOCOCCUS AUREUS SUŞLARININ ANTİSEPTİK VE DEZENFEKTAN MADDELERE DUYARLILIKLARININ KARŞILAŞTIRILMASI |
Yaşar NAKİPOĞLU, Seyda İĞNAK, Bülent GÜRLER, Zayre ERTURAN, Derya AYDIN
İstanbul Tıp Fakültesi, Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, İSTANBUL |
|
|
Çalışmamızda üçü antiseptik [% 70 izopropil alkol (İPA), % 10 povidon-iyot, % 10 povidon-iyot/etanol], biri çamaşır suyu olmak üzere toplam dört preparata karşı metisiline duyarlı (MS) 50 ve metisiline dirençli (MR) 50 S.aureus (SA) suşunun duyarlılıkları karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak MSSA ve MRSA suşları arasında % 10 povidon-iyot ve % 10 povidon-iyot/etanole direnç açısından anlamlı fark bulunmamış (p>0.05) olmakla birlikte, MRSA suşlarında % 70 İPA’ya (p<0.01) ve çamaşır suyuna (p<0.001) karşı MSSA suşlarına kıyasla direncin anlamlı derecede daha yüksek olduğu saptanmıştır.
Anahtar sözcükler: antiseptik, çamaşır suyu, dezenfektan, izopropil alkol (İPA), povidon iyot, povidon iyot/etanol, Staphy-lococcus aureus |
ANKEM Derg 2007;21(3):165-170
KAN KÜLTÜRLERİNDEN İZOLE EDİLEN KLEBSIELLA PNEUMONIAE SUŞLARINDA GENİŞLEMİŞ SPEKTRUMLU BETA-LAKTAMAZLARIN BELİRLENMESİNDE ÜÇ YÖNTEMİN KARŞILAŞTIRILMASI |
Ferhat IŞIK, Uğur ARSLAN, İnci TUNCER
Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi, Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, KONYA |
|
|
Yatan hastaların kan kültür örneklerinden soyutlanan Klebsiella pneumoniae suşlarında GSBL sıklığı, GSBL saptanmasında çift disk sinerji testi (ÇDST), kombine (modifiye) disk sinerji testi ve CT/CTL E-testin karşılaştırılması amaçlanmıştır.
Laboratuvarımızda izole edilen 102 Klebsiella pneumoniae suşunda kombine (modifiye) disk sinerji testi ile % 63.7 oranında GSBL varlığı tespit edilmiştir. ÇDST ve E-test yöntemlerinin kombine disk yöntemine göre seçicilikleri % 100, duyarlılıkları ise çift disk sinerji testinde % 96.9, CT/CTL E-test yönteminde ise % 93.9 olarak saptanmıştır. Üç yöntemin tutarlılık analizlerinde istatistiksel olarak birbirleriyle uyumlu olduğu görülmüş, gözlenen tutarlılıkları % 95’in üzerinde bulunmuştur (p<0.05).
GSBL tespitinde, rutin antibiyogramda disk dizilimleri değiştirilerek uygulanan ÇDST; hızlı, ucuz ve güvenilir bir yöntem olarak değerlendirilmiş ve kuşkulu suşlara ek olarak kombine (modifiye) disk sinerji testinin de uygulanması ile duyarlılığın daha da yükselebileceği sonucuna varılmıştır.
Anahtar sözcükler: çift disk sinerji testi, E-test, genişlemiş spektrumlu beta-laktamaz, kombine disk sinerji testi |
ANKEM Derg 2007;21(3):171-174
KAN KÜLTÜRLERİNDEN İZOLE EDİLEN ETKENLERDE TİGESİKLİN DUYARLILIĞI |
Mustafa ALTINDİŞ*, Birol ŞAFAK*, Tuna DEMİRDAL**, Zafer ÇETİNKAYA*, Orhan Cem AKTEPE*
*Afyonkarahisar Kocatepe Üniversitesi, ANS Araştırma ve Uygulama Hastanesi, Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, AFYONKARAHİSAR
**Afyonkarahisar Kocatepe Üniversitesi, ANS Araştırma ve Uygulama Hastanesi, İnfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı, AFYONKARAHİSAR |
|
|
Kan kültürlerinden Ocak-Ekim 2006 döneminde izole edilen ve infeksiyon etkeni olarak kabul edilen 70 bakteriye tigesiklinin etkinliği potansiyel ampirik ajanların in-vitro etkinlikleri ile karşılaştırılmıştır.
Bakterilerin 28’i GSBL pozitif Escherichia coli, 19’u MRSA, 9’u Enterococcus spp., 7’si Klebsiella spp., 6’sı Enterobacter spp., 1’i S.pneumoniae olarak identifiye edilmiştir.
Tüm izolatlar otomatize Phoenix system (BD Diagnostic Systems) ile tanımlanmıştır. Tigesiklinin MİK değerleri CLSI kriterlerine uygun olarak Mueller Hinton agarda E test yöntemi ile belirlenmiş ve bütün suşlar duyarlı bulunmuştur. Ayrıca her izolat için Kirby-Bauer disk difüzyon metoduyla piperasilin-tazobaktam, siprofloksasin, tetrasiklin ve imipenem duyarlılığı test edilmiştir.
Anılan patojenler üzerine, piperasilin-tazobaktam, imipenem, siprofloksasin ve tetrasiklinin in-vitro etkinlikleri ile karşılaştırıldığında tigesiklinin daha etkin olduğu gözlenmiştir.
Sonuç olarak tigesiklin çalışmaya alınan mikroorganizmaların tümüne karşı etkili bir antimikrobiyal olarak bulunmuştur.
|
ANKEM Derg 2007;21(3):175-178
GENTAMİSİNE DUYARLI STAPHYLOCOCCUS AUREUS SUŞLARINDA GENTAMİSİNİN BİYOFİLM VE KOAGÜLAZ OLUŞUMUNA ETKİSİ |
Vahide BAYRAKAL*, Yavuz DOĞAN**, Hüseyin BASKIN**, İ.Hakkı BAHAR**
* Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, İnciraltı, İZMİR
** Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, İnciraltı, İZMİR |
|
|
Klinikte önemli patolojilere neden olabilen Staphylococcus aureus’un patojenitesinde biyofilm ve plazma koagülaz enzimi oluşturmanın da önemi vardır. Bu çalışmada kateter ucundan ayrıştırılmış bir klinik suş (KSA) ile standart bir ATCC 25923 suşunun (SSA), gentamisinin en düşük baskılayıcı yoğunluk (MİK) altındaki ve üstündeki yoğunluklarda biyofilm ve bağlı ve serbest koagülaz oluşturma özellikleri karşılaştırılmıştır. Mikrodilüsyon yöntemi ile gentamisinin MİK değerleri KSA suşu için 4 µg/mL, SSA suşu için MİK 0.125 µg/mL olarak belirlenmiştir. Kristal viyole yöntemi ile belirlenen biyofilm oluşumunun ve lamda belirlenen bağlı koagülaz testinin iki suş için de MİK ve altındaki gentamisin yoğunluklarında inhibe edilmediği, MİK üstündeki yoğunluklarda ise inhibe edildiği saptanmıştır. Tüpte serbest koagülaz testinde ise ilk 2 saatte iki suşta da ancak belirli MİK altındaki yoğunluklarda inhibisyon görülürken, 4 ve 24 saatte KSA suşunda 2xMİK’de bile inhibisyon olmamıştır. Bu sonuçlara göre; her iki suşta da biyofilm oluşumunu başlatan genetik ekspresyonun, gentamisinin MİK yoğunluğunda bile pozitif bulunmasının klinikteki uygulamalarda dikkat edilmesi gereken bir özellik olduğu düşünülmüştür.
Anahtar sözcükler: biyofilm, koagülaz, Staphylococcus aureus |
ANKEM Derg 2007;21(3):179-183
YOĞUN BAKIM ÜNİTESİ’NDE HASTANE İNFEKSİYONU ETKENLERİ VE EN SIK SOYUTLANAN MİKROORGANİZMALARDA YILLARA GÖRE DEĞİŞEN ANTİBİYOTİK DİRENÇ PROFİLİ |
Meltem AVCI, Onur ÖZGENÇ, Ayten COŞKUNER, Gülşen MERMUT, Alpay ARI
İzmir Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Birimi, İZMİR |
|
|
Hastanemiz Anesteziyoloji ve Reanimasyon Yoğun Bakım Ünitesi’nde 2000-2005 yıllarında hastane infeksiyonu etkeni olarak soyutlanan mikroorganizmaların saptanması ve en sık soyutlanan etkenlerde 2000-2002 dönemi ile 2003-2005 dönemleri antibiyotik direnç oranlarının karşılaştırılarak 2003 Bütçe Uygulama Talimatı’nın direnç paternleri üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Pseudomonas aeruginosa ve Acinetobacter türleri en sık soyutlanan mikroorganizmalar olmuştur. Bütçe Uygulama Talimat’ının direnç paternlerine olan etkisini incelemek amacıyla 2000-2002 ve 2003-2005 dönemi karşılaştırıldığında, test edilen tüm antibiyotikler içinde P.aeruginosa suşlarının sefepim, seftazidim, amikasin (p<0.001) ve gentamisin (p<0.01) direncinde düşüş, siprofloksasin (p<0.001) direncinde artış; Acinetobacter türlerinde tobramisin (p<0.05) direncinde düşüş, siprofloksasin (p<0.001) direncinde artış olduğu bulunmuştur. Yoğun Bakım Ünite’lerinde dirençli bakterilerle infeksiyonların önlenmesi için; etkin infeksiyon kontrol programlarının uygulanması, sürveyans sonuçlarının düzenli olarak değerlendirilmesi ve antibiyotik duyarlılıklarının izlenerek, akılcı antibiyotik politikalarının uygulanılması gerekmektedir.
Anahtar sözcükler: direnç değişimi, hastane infeksiyonları, nosokomiyal mikroorganizmalar, yoğun bakım üniteleri |
ANKEM Derg 2007;21(3):184-187
METİSİLİN DİRENÇLİ STAPHYLOCOCCUS AUREUS’UN ETKEN OLDUĞU DİYABETİK AYAK İNFEKSİYONLARINDA TEİKOPLANİNİN ETKİNLİĞİ |
Sibel GÜNDEŞ *, Zerrin YULUĞKURAL **
* Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Klinik Bakteriyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı, KOCAELİ
** Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Klinik Bakteriyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı, EDİRNE |
|
|
Diyabetik ayak lezyonlarında en sık etken olan mikroorganizmalar Staphylococcus aureus, koagülaz negatif stafilokoklar ve grup B streptokok gibi Gram pozitif bakterilerdir. Bu çalışmada, 2005-2006 yıllarında yatarak tedavi edilen ve kültürlerinde metisiline dirençli S.aureus (MRSA) üremesi saptanan 29 diyabetik ayak infeksiyonunda teikoplaninin etkinliği incelenmiştir. Üç-altı haftaya tamamlanan tedavi süresince bir hasta (% 3) gelişen yan etki nedeniyle çalışmadan çıkarılmıştır. Yirmisekiz hastanın 25’inde (% 89) klinik şifa ve düzelme saptanırken, üç hastada (% 11) ondördüncü günde MRSA üremesi devam etmiştir. Sonuç olarak, teikoplaninin, MRSA suşlarının etken olduğu diyabetik ayak infeksiyonlarının tedavisinde iyi bir seçenek olduğu görülmüştür. Teikoplaninin özellikle tek doz, intramüsküler ve ayaktan parenteral tedavi koşullarında uygulanabilir olması, diyabetik ayak gibi uzun tedavi seçeneklerini kolay uygulanabilir ve ekonomik kılmaktadır.
Anahtar sözcükler: diabetik ayak infeksiyonları, MRSA, stafilokoklar, teikoplanin |
ANKEM Derg 2007;21(3):188-191
GUILLAIN-BARRÉ SENDROMU KLİNİĞİ İLE BAŞVURAN BİR DİFTERİK POLİNÖROPATİ OLGUSU |
Yusuf TAMAM *, Mustafa Kemal ÇELEN **, Kenan İLTUMUR ***, Banu TAMAM ****
* Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi, Nöroloji Anabilim Dalı, DİYARBAKIR
** Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi, Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı, DİYARBAKIR
*** Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kardiyoloji Anabilim Dalı, DİYARBAKIR
**** Devlet Hastanesi, DİYARBAKIR |
|
|
Difteri, çocukluk çağında rutin olarak yapılan aşılama sayesinde yetişkin insanlarda sık olarak görülmeyen akut toksik bir infeksiyondur. Distalden başlayıp proksimale doğru ilerleyen güçsüzlük, yumuşak damak paralizisi, göz hareket bozuklulukları gibi nörolojik komplikasyonları difteriye bağlı toksik polinöropatinin Guillain-Barré sendromunda gözlenen polinöropati ile karışmasına neden olabilir.
Bu yazıda, Guillain-Barré sendromu (GBS) belirtileriyle acil polikliniğine başvuran ve kliniğimizde yapılan değerlendirme sonrası difterik polinöropati tanısı konan ve tedavi edilen 20 yaşındaki bir kadın olgu sunulmuştur. İlk değerlendirmedeki nazone konuşması, bilateral horizontal nistagmus, distalden başlayıp proksimale doğru ilerleyen güçsüzlük, yumuşak damak paralizisi, ağır disfaji ve disfoni gibi nörolojik bulguları nedeniyle GBS ön tanısı konan hastanın yatış sonrası alınan ayrıntılı öyküsünde, yaklaşık 1 ay önce bir üst solunum yolu infeksiyonu sonrası kardiyoloji kliniğinde yatırıldığı ve o dönemdeki incelemeleri sonrası difteriye bağlı miyokardit tanısı konduğu saptanmıştır. Ayrıca mikrobiyolojik incelemeler ve öykünün derinleştirilmesi sonrasında mevcut tablosu ile difteriye bağlı polinöropati tanısının daha uygun olacağı kanısına varılmıştır.
Erken evrede birbiriyle çok benzeşen GBS’na bağlı polinöropati ve difterik polinöropati tablosunun ayırıcı tanısını yapmak ve doğru tanıyı koymak, tedavi yaklaşımı ve sonrasında hastalığın prognozunu etkileyecektir.
Anahtar sözcükler: difteri, difterik polinöropati, Guillain-Barré sendromu, miyokardit |
ANKEM Derg 2007;21(3):192-196
ÇOCUKLARDA TONSİLLOFARENJİT TEDAVİSİ |
Cemal CİNGİ *, Halil GÜMÜŞ **
* Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kulak Boğaz Burun Anabilim Dalı, Meşelik, ESKİŞEHİR
** Kükürtlü Çekirge Cad., Gökalp Sok., Duduoğlu Apt., No.50, D.13, Osmangazi, BURSA |
|
|
Çocuklarda tonsillofarenjitlerin mikrobiyolojik tanı konmaksızın tedavisi gereksiz ve aşırı antibiyotik tüketimine ve direncine yol açmaktadır. Çoğunluğu (% 85-90) viral olan tonsillofarenjitlerin antibiyotik kullanmaksızın da kendiliğinden iyileşebileceğini uygulama ile ana-babalara kanıtlamak ve aydınlatmak akılcı tedavinin gereğidir.
Anahtar sözcükler: akılcı antibiyotik kullanımı, antibiyotik direnci, tonsillofarenjit tedavisi
|
ANKEM Derg 2007;21(3):197-201
BİYOYARARLANIM TEDAVİDE NEDEN ÖNEMLİDİR? |
Betül DORTUNÇ
Marmara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, Farmasötik Teknoloji Anabilim Dalı, Haydarpaşa, İSTANBUL |
|
|
Sistemik etkili ilaçlardan beklenen terapötik cevabın elde edilip edilemeyeceği biyoyararlanım çalışmaları ile saptanır. Gerek yeni, gerekse jenerik ilaçların geliştirilmesinde önemli olan biyoyararlanım, absolu ve relatif biyoyararlanım olmak üzere iki farklı şekilde araştırılabilir ve bu iki kavram bize etkin madde ve onu içeren preparat hakkında farklı bilgiler aktarır. Farmasötik eşdeğer preparatların relatif biyoyararlanımları farklılık göstermiyorsa “biyoeşdeğer” olarak tanımlanırlar. Karşılaştırmada kullanılan başlıca parametreler, eğri altı alanı, maksimum kan konsantrasyonu, maksimum kan konsantrasyonuna ulaşma süresi, idrarla atılan kümülatif miktar ve idrarla atılma hızlarıdır. Preparatların biyoyararlanımında başta etkin maddenin çözünürlük ve permeabilitesi olmak üzere birçok farmasötik faktör etkilidir.
Anahtar sözcükler: biyoeşdeğerlik, biyoyararlanım, farmasötik faktörler |
|
Yazarlara Bilgi
Yayın Kurulu
|