www.ankemdernegi.org.tr
 |
Ankem Dergisi -
EKİM 2011
|
Araştırma ANKEM Derg 2011;25(3):145-149
STAPHYLOCOCCUS AUREUS’DA METİSİLİN DİRENCİNİN SAPTANMASINDA DİSK DİFÜZYON, OKSASİLİN AGAR TARAMA, MİKRODİLÜSYON VE PBP2a LATEKS AGLÜTİNASYON TESTLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI
|
Ahmet VURAL1, İlhan AFŞAR2, Nükhet KURULTAY2, Mustafa DEMİRCİ2
1Tokat Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi, TOKAT
2İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Servisi, İZMİR |
|
|
Hastane ve toplum kökenli metisiline dirençli Staphylococcus aureus (MRSA) infeksiyonları dünyada yaygındır. Metisilin direncinin doğru olarak belirlenmesi uygun antimikrobik ilacın kullanımını sağlamak için gereklidir. Metisiline direncin heterojen olması nedeniyle fenotipik yöntemler ile tespitinde problemler olabilmektedir. Bu çalışmada MRSA tespitinde kullanılan çeşitli testlerin duyarlılık ve özgüllüklerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır.
Çalışmaya 117 S.aureus suşu alınmış, suşların metisilin direncini belirlemek için oksasilin (1 µg) ve sefoksitin (30 µg) disk difüzyon testi, oksasilin agar tarama, PBP2a lateks aglütinasyon, manuel oksasilin mikrodilüsyon ve otomatize sistem sefoksitin mikrodilüsyon testi uygulanmıştır. MRSA tanısında mikrodilüsyon testleri referans olarak alınmıştır. Oksasilin disk difüzyon, sefoksitin disk difüzyon, oksasilin agar tarama ve PBP2a lateks aglütinasyon testlerinin duyarlılıkları % 100 ve özgüllükleri sırasıyla % 100, % 100, % 100 ve % 97 olarak bulunmuştur.
Anahtar sözcükler: disk difüzyon, metisilin direnci, Staphylococcus aureus
|
|
Araştırma
ANKEM Derg 2011;25(3):150-156
YOĞUN BAKIMDA İZOLE EDİLEN PSEUDOMONAS SPP. SUŞLARINDA
METALLO-BETA-LAKTAMAZ SIKLIĞININ ARAŞTIRILMASI
|
Kutbettin DEMİRDAĞ, Mehmet CABALAK, Müge ÖZGÜLER Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi, Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı, ELAZIĞ
|
|
|
Haziran-Aralık 2008 arasında hastanemiz yoğun bakım ünitesinde hastalardan alınan kültür örneklerinden infeksiyon etkeni olarak izole edilen çoğul dirençli 43 Pseudomonas spp. suşunda metallo-beta-laktamaz (MBL) üretimi, modifiye Hodge testi ve kombine disk (IPM-EDTA) yöntemi ile araştırılmıştır. Kombine disk (IPM-EDTA) yöntemi ile 43 suşun 34’ünde, modifiye Hodge testi ile 43 suşun 16’sında MBL üretimi tespit edilmiştir.
Hastanelerde, fenotipik yöntemlerle Pseudomonas suşlarında MBL üretiminin tespit edilmesi, hem bu etkenlerle oluşan infeksiyonların tedavisinde yol gösterici olacak hem de erken başlatılacak kontrol önlemleriyle infeksiyon kontrolüne katkı sağlayacaktır.
Anahtar sözcükler: MBL, metallo-beta-laktamaz, Pseudomonas, yoğun bakım
|
Araştırma
ANKEM Derg 2011;25(3):157-163
AKUT PİYELONEFRİTLİ 133 HASTANIN DEĞERLENDİRİLMESİ |
Meltem IŞIKGÖZ TAŞBAKAN1, Şebnem ŞENOL2, Adnan ŞİMŞİR3, Hüsnü PULLUKÇU1,
Hasip KAHRAMAN1, Oğuz Reşat SİPAHİ1, Tansu YAMAZHAN1, Bilgin ARDA1, Erkan KISMALI4, Alper TÜNGER5, Sercan ULUSOY1
1Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, İZMİR
2Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, MANİSA
3Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İZMİR
4Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim Dalı, İZMİR
5Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, İZMİR |
|
|
Akut piyelonefrit (APN), renal parankim ve toplayıcı sistemin bakteriyel veya fungal infeksiyonudur. Bu çalışmada, Ocak 2003-Mart 2011 tarihleri arasında kliniğimizde takip edilen APN olguları; komplike edici faktörler, klinik gidiş ve laboratuvar bulguları yönlerinden değerlendirilmiştir.
Çalışma süresince 133 hastaya APN tanısı konmuştur (% 38 erkek, % 62 kadın, yaş ortalamaları 48.8±18.7 yıl). Yetmiş iki hasta (% 54) ilk kez APN geçirirken 61 hasta (% 46) yaşamları boyunca ortalama iki ve daha fazla APN atağı geçirmiştir.
Hastaların % 25’inde komplike edici faktör saptanmazken; hastaların % 16’sında birden fazla komplike edici faktör bulunmuştur. En sık komplike edici faktörler obstrüktif üropati ve üriner kateterizasyon olarak belirlenmiştir. Bu çalışmada öyküsünde komplike edici faktör bulunmayan 45 (% 34) hastada batın ultrasonografisinde komplike edici faktör saptanmıştır. Sonuç olarak APN sık bir klinik durum olup, olgular olası komplike edici faktörler açısından değerlendirilmelidir.
Anahtar sözcükler: akut piyelonefrit, komplike edici faktörler, kültür, ultrason
|
Araştırma
ANKEM Derg 2011;25(3):164-168
GENOTİP 1 İLE İNFEKTE KRONİK HEPATİT C HASTALARINDA PEGİNTERFERON VE RİBAVİRİN TEDAVİSİNİN ETKİNLİĞİ: DÜŞÜK VE YÜKSEK VİRAL YÜK ETKİSİNİN KARŞILAŞTIRILMASI *
|
Ali Ilgın OLUT, Alpay ARI, Onur ÖZGENÇ, Meltem AVCI, Sibel ÖZSU CAYMAZ
Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Enfeksiyon Hastalıkları Kliniği, İZMİR |
|
|
Kronik hepatit C (KHC) infeksiyonunun tedavisi halen peginterferon alfa ve ribavirin kombinasyonudur. Hepatit C virüs (HCV) genotip 1’in diğer viral genotiplere göre tedavisi daha zordur. Bu çalışmada HCV genotip 1 ile infekte hastalarda peginterferon alfa-2b ve ribavirin tedavisinin etkinliği araştırılmıştır.
Genotip 1 ile infekte 50 naiv KHC hastasına peginterferon alfa-2b 1.5 µg/kg/hafta ve vücut ağırlığına orantılı ribavirin 1000-1200 mg/gün tedavisi uygulanmıştır. Tedavi sonucunda amaç, kalıcı viral yanıt (KVY), yani tedavi bitiminden 24 hafta sonra duyarlı PCR yöntemi ile serumda HCV-RNA saptanmaması olarak belirlenmiştir.
Toplam 50 hastanın 30’unda (% 60) KVY elde edilmiştir. Serum HCV viral yükü, tedavi başlangıcında hastaların 27’sinde > 500,000 İU/ml ve 23’ünde < 500,000 İU/ml olarak belirlenmiştir. KVY oranı, viral yükü düşük hasta grubunda (% 70), viral yükü yüksek hasta grubuna (% 52) göre daha yüksek olarak saptanmasına rağmen bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır.
Genel literatüre göre rölatif olarak yüksek saptanan KVY oranının, hasta grubumuzun tedaviye uyumunun yüksek olmasına ve karaciğer fibroz skoru düşük hastaların oranının yüksekliğine bağlı olabileceği düşünülmüştür. Ayrıca ırk ve etnik farklılıkların da bunda rol oynayabileceği düşünülebilir.
Anahtar sözcükler: hepatit C virüsü genotip 1, kronik hepatit C, peginterferon, ribavirin, Türk hastalar |
Araştırma
ANKEM Derg 2011;25(3):169-172
İKİ YILLIK SÜREÇTE YAPILAN MODİFİYE HODGE TESTİ SONUÇLARININ İRDELENMESİ*
|
Hikmet Eda ALIŞKAN1, Şule ÇOLAKOĞLU1, Ebru BOSTANOĞLU2, Tuba TURUNÇ3, Jülide Sedef GÖÇMEN2
1Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, ADANA
2Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, ANKARA
3Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, ADANA
|
|
|
Antibiyotiklere çoklu direnci olan Enterobacteriaceae suşları ile oluşan infeksiyonların tedavisinde karbapenemler tercih edilmekte; ancak son yıllarda Klebsiella pneumoniae karbapenemazı (KPC) üreten suşlar ile infeksiyonlar da görülmektedir.
Direnç tespiti için altın standart moleküler yöntemler olmakla birlikte bu yöntemlerin çeşitli dezavantajları bulunmaktadır. Bu yüzden Clinical Laboratory Standards Institute (CLSI) KPC’lerin tespitinde fenotipik yöntem olan “cloverleaf” testini (modifiye Hodge testi) önermektedir.
Çalışmada, Başkent Üniversitesi Adana Uygulama ve Araştırma Merkezi Mikrobiyoloji Laboratuvarında modifiye Hodge testi uygulanmış ve sonuçları pozitif bulunmuş olan klinik örnekler retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Çalışmaya Temmuz 2009-Mart 2011 tarihleri arasında çeşitli klinik örneklerden izole edilen karbapenemaz üretimi şüpheli 952 adet Enterobacteriaceae izolatı dahil edilmiştir. CLSI standartlarına göre modifiye Hodge testi yapılmış ve 13 izolatta (% 1.4) pozitif olarak saptanmıştır. Yarı otomatize sistem kitleri kullanılarak izolatların 8’i (% 62) K.pneumoniae, 2’si (% 15) Escherichia coli, 2’si (% 15) Enterobacter aerogenes, 1’i (% 8) Klebsiella oxytoca olarak tanımlanmıştır. Bu suşların 5’i idrar, 4’ü kan, 2’si doku, 1’i batın içi ve 1’i plevra sıvısından izole edilmiştir. Hodge testi pozitif bulunan suşların ikisi (E.aerogenes, E.coli) imipenem ve meropeneme disk difüzyon yöntemi ile duyarlı bulunmuştur. Diğer izolatlarda en az bir karbapenem direnci saptanmıştır.
Çalışmamızın sonucunda, karbapenem grubu antibiyotiklerin kullanılması gereken klinik durumlarda tedavinin başarılı olabilmesi için fenotipik yöntemlerle karbapenemaz varlığının araştırılmasının gerektiği düşünülmüştür.
Anahtar sözcükler: Enterobacteriaceae, GSBL, karbapenemaz, modifiye Hodge testi |
Araştırma
ANKEM Derg 2011;25(3):173-177
YOĞUN BAKIM BİRİMLERİNDEN İZOLE EDİLEN GRAM POZİTİF KOKLARDA DAPTOMİSİN DUYARLILIĞI*
|
Pınar ŞAMLIOĞLU, Gülfem ECE, Sabri ATALAY, Şükran KÖSE
İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Kliniği, İZMİR |
|
|
Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin Yoğun Bakım Birimlerindeki hastaların çeşitli klinik örneklerinden 16 Nisan-15 Aralık 2010 arasında izole edilen 151 Gram pozitif kok suşunun E-test ile daptomisine, disk difüzyon yöntemi ve Vitek-2 sistemi ile çeşitli antibiyotiklere duyarlılıkları belirlenmiştir. Suşlar metisiline duyarlı ve dirençli stafilokoklar ve enterokoklardan oluşmuştur.
Daptomisin, linezolid gibi, suşların tamamına etkili bulunmuş, bu ikisini sadece dört Enterococcus faecium suşunun dirençli olduğu vankomisin ve teikoplanin izlemiştir.
Anahtar sözcükler: daptomisin, E-test, Gram pozitif koklar, yoğun bakım birimleri
|
Olgu sunumu
ANKEM Derg 2011;25(3):178-181
TÜBERKÜLOZA BAĞLI KARPAL TÜNEL SENDROMU: BİR OLGU SUNUMU*
|
Celal ÇALIŞIR1, Süda TEKİN KORUK1, Sinan ZEHİR2
1Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, ŞANLIURFA
2Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği, ŞANLIURFA |
|
|
Tüberküloza bağlı tenosinovit median sinir sıkışmasına yol açan nadir nedenlerdendir ve genellikle bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde izlenir. Burada 13 yaşında sağlıklı bir hastada karpal tünel sendromu ile sonuçlanan tüberküloz tenosinoviti sunulmaktadır. Olgu sağ elde tenar atrofi, hafif ağrı ve şişlik bulguları ile başvurdu. Tanı sinoviyektomi sonrasında konuldu. Soğuk apse cerrahi olarak çıkarıldı ve materyalin histopatolojik olarak incelenmesinde granülamatöz lezyon tanımlandı. Cerrahi sonrası antitüberküloz tedavi alan olgu tamamen düzeldi. Nadiren görülse de karpal tünel sendrom bulgularıyla başvuran hastalarda tüberküloz düşünülmelidir.
Anahtar sözcükler: karpal tünel sendromu, tenosinovit, tüberküloz
|
Derleme
ANKEM Derg 2011;25(3):182-185
YANIĞA BAĞLI İNFEKSİYONLARDA ANTİBİYOTİK KULLANIMI*
|
Geylani ÖZOK
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, İZMİR
geylani.ozok@ege.edu.tr |
|
|
Günümüzde, yanık nedeniyle olan ölümlerin geçmişe göre azalmasında antibiyotiklerin payı büyüktür. Ancak “geniş spektrumlu” ajanların gelişigüzel kullanılması sonucu yanık üniteleri birer virülan mikroflora alanları haline gelmişlerdir. Bir yanık ünitesinde etkili olan antibiyotik protokolü başka bir ünitede ya da aynı ünitede farklı zamanlarda etkili olamamaktadır. Bu nedenle, farklı ünitelerdeki yanık olgularında sistemik antibiyotik kullanım prensipleri değişiklik gösterebilmekte, bir ünitedeki genellemeler diğerleri için geçerli olamamaktadır. Bu yazıda, yanık olgularındaki sistemik antibiyotik kullanımı için sıkı kurallar yerine, genel anahatlardan söz edilecektir.
Anahtar sözcükler: antibiyotik, çocuk, infeksiyon, yanık
|
Derleme
ANKEM Derg 2011;25(3):186-189
YANIĞA BAĞLI İNFEKSİYONLU HASTALARDA ANTİBİYOTİK KULLANIMI*
|
Bülent A. BEŞİRBELLİOĞLU
GATA Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, ANKARA
bbesirbellioglu@yahoo.com |
|
|
Yanıklı hastalarda sistemik inflamatuar yanıt çok şiddetlidir. Bu yüzden infeksiyon kriterleri diğer hastalardan farklı olarak değerlendirilmelidir. Öte yandan; yanık yarası genellikle kolonize olduğundan, bariz infeksiyon bulguları yoksa, sürüntü örneğindeki üremeler infeksiyon işareti olarak kabul edilmemelidir. Kolonize mikroorganizmaların invazyonunu önlemek için topikal antibiyotik kullanımı önerilir. Sistemik antibiyotik tedavisine, infeksiyon tanısı kesinleştikten sonra ampirik başlanmalıdır. Bu yüzden, her ünitenin kendi direnç durumunu bilmesi gerekir. Ampirik tedavi mümkün olduğunca, antistafilokoksik ve antipsödomonal olmalıdır. Ampirik antifungal tedaviye başlamak için risk faktörlerinin çok iyi bilinmesi önemlidir. Yanıklı hastalarda antibiyotik farmakokinetiği ve farmakodinamiği diğer hastalardan farklıdır ve uygun antibiyotik dozu ve serum düzeylerinin sağlanması zordur. Mümkün olduğunca, serum konsantrasyonlarının takip edilerek antibiyotik tedavisinin sürdürülmesi önerilir.
Anahtar sözcükler: antibiyotik, infeksiyon, yanık
|
Derleme
ANKEM Derg 2011;25(3):190-195
ANTİMİKROBİYAL DİRENÇ VE ÖNLEME POLİTİKALARI*
|
Halis AKALIN
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, BURSA
halis@uludag.edu.tr |
|
|
Antibiyotiklere karşı direnç artışı ciddi morbidite ve mortaliteye neden olmaktadır. Antibiyotik direncinin gelişiminde ve ortaya çıkmasında rol oynayan faktörler; antibiyotik kullanımı, infeksiyon kontrolü yetersizliği ve çevredir. Antibiyotik tedavi sürelerinin optimizasyonu da direncin önlenmesinde çok önemlidir. Son yıllarda prokalsitonin ile yapılan çalışmalar tedavi sürelerinin optimizasyonunda gelecek için ümit taşımaktadır. Antibiyotik direnci, hasta güvenliği ve maliyet problemi antibiyotik kullanımının yönetimine olan gereksinimi gündeme getirmektedir. Antibiyotik kullanımının yönetimi; multidisipliner, programlı ve ileriye dönük müdaheleleri içeren bir yapıda olmalıdır.
Anahtar sözcükler: antibiyotik direnci, antibiyotik politikası
|
Derleme
ANKEM Derg 2011;25(3):196-207
ACINETOBACTER BAUMANNII’NİN ANTİBİYOTİK DİRENÇ MEKANİZMALARI
|
İhsan Hakkı ÇİFTCİ1, Gülşah AŞIK2
1Sakarya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, SAKARYA
2Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, AFYONKARAHİSAR |
|
|
Acinetobacter baumannii cins içerisinde infeksiyonlarla en sık ilişkili insan patojenidir. Bu fırsatçı patojen özellikle düşkün hastalarda oldukça ciddi infeksiyonlara neden olup yeni antibiyotiklere hızla direnç geliştirme yeteneğine sahiptir. Yakın geçmişte karbapenemler A.baumannii infeksiyonlarının tedavisinde ilk seçenekti. Ancak son zamanlarda pek çok klinik A.baumannii izolatı karbapenemler de dahil tüm konvansiyonel antibiyotiklere direnç kazanmıştır. Acinetobacter’deki ilaç direncini açıklayan en önemli güncel bulgular duyarlı ve dirençli suşların karşılaştırıldığı genomik analizler ile elde edilmiştir. Genom dizilerinin bir araya getirilmesi sonucunda dirençli ve duyarlı türlerin genom boyutları sırasıyla 3.9 Mb ve 3.2 Mb olarak saptanmıştır. Dirençli suşlarda antimikrobiyal ajanlara dirençle ilişkili olduğu düşünülen 52 gen tanımlanmıştır. Dirençli suşlarda dikkat çekici şekilde bu 52 direnç geninin 45’i direnç adası olarak adlandırılan bir bölgede toplanmıştır. Bu ada da şimdiye kadar bir bakteride tanımlanan en büyük direnç adasıdır. Direnç adasına ek olarak, dirençli suşlarda antimikrobiyal ajanlara dirençle ilişkili efluks pompaları da tanımlanmıştır. Bu derleme A.baumannii’nin direnç mekanizmaları hakkındaki bilgilerimizi tazeleyebilir; ancak onun devrimi gelecekte de devam edecektir.
Anahtar sözcükler: Acinetobacter baumannii, antibiyotik direnç mekanizmaları
|
|
Yazarlara Bilgi
Yayın Kurulu
|