ÇAĞDAŞ CERRAHİ DERGİSİ

 

ÇAĞDAŞ CERRAHİ DERGİSİ - OCAK 2003

 

 

Farklı Östrojen Seviyelerinin Hepatopulmoner Sendromda Nitrik Oksit Düzeyleri ve Hipoksiye Etkisi Deneysel Çalışma 17(1):3, 2003
Şükrü TOPRAK, Serdar YOL, Murat GÖLCÜK, Şükrü ÖZER
ÖZET
     Hepatopulmoner sendrom (HPS), kronik karaciğer hastalarında arteriyel oksijenlenme bozukluklarına yol açan akciğerlerdeki mikrodamarlarda genişlemeyle karakterize bir sendromdur. Bu damar genişlemelerine neden olarak artmış serum NO düzeyleri gösterilmektedir. Sirozlu has-talarda gözlenen artmış serum östrojen düzeyleri sebebiyle çalışmamızda HPS'deki damar genişlemelerinde serum NO düzeyleri ve estrojen ilişkisini araştırdık.
      40 adet sprague-dawley cinsi rat kullanıldı. Koledok kanalı bağlanmasıyla 5 hafta beklenerek biliyer siroz ve hepatopulmoner sendrom oluşturuldu. Hayvanlar herbiri 8 rat içeren 5 gruba ayrıldı. 1: Sham-kontrol grubu, 2: Yalnız koledoğu bağlanan grup, 3: Koledoğu bağlanan ve ooferektomi yapılan grup, 4: Koledoğu bağlanan ve öst-rojen verilen grup 5: Yalnızca östrojen verilen grup. 5. haftanın sonunda arteriyel kan gazı serum östrojen ve NO düzeyleri ve diğer biyokimyasal parametreler ve perialveoler damar çapları değerlendirildi. Gruplar arasında yapılan karşılaştırma ve istatiksel değerlendirmeler sonucunda sirozda artmış serum östrojen hormonunun HPS'deki damar genişlemelerinde ve oluşan hipokside serum NO düzeylerini artırarak etki ettiğini düşünmekteyiz.
      Anahtar kelimeler: Östrojen, hipoksemi, karaciğer sirozu, nitrik oksit

İntestinal Obstrüksiyon Modelinde Bakteriyel Translokasyon ve Serum Prokalsitonin Düzeyleri Deneysel Çalışma 17(1):8, 2003

Mehmet Hakan ÇEVİKEL, Hedef ÖZGÜN, Şükrü BOYLU, Ahmet Ender DEMİRKIRAN, Neriman AYDIN, Cavide SARI, Didem KOZACI, Muhan ERKUŞ

ÖZET
      Ratlarda strangülasyonlu ve strangülasyonsuz deneysel intestinal obstrüksiyon modelinde serum procalcitonin seviyeleri ile bakteriyel translokasyon arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlandı. 30 adet erkek Wistar-albino rat üç eşit gruba bölündü (n=10): sham operasyonu, basit intestinal obstrüksiyon, kapalı loop obstrüksiyon. Sham operasyonu grubuna sadece laparotomi uygulanırken, diğer 2 gruba sırasıyla basit obstrüksiyon ve kapalı loop obstrüksiyon modeli uygulandı. Kan prokalsitonin düzeyleri ölçümü için kardiak ponksiyon ile kan örnekleri alındı. Bakteriyel translokasyonu saptamak üzere mezenterik lenf nodları ve karaciğer örneklerinden kültür yapıldı. Tüm deneklerden histopatolojik inceleme için ileum ör-nekleri alındı. Gruplar arasında prokalsitonin seviyeleri açısından anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Histopatolo-jik incelemede inflamasyon, ödem, kanama ve nekroz açısından basit ve loop obstrüksiyon grubu ile sham operasyonu grubu arasında anlamlı fark mevcuttu (p<0.05). Sepsis ve sistemik enfeksiyonlarda duyarlı bir belirleyici olarak bildirilen prokalsitonin, intestinal iskemi ve bakteriyel translokasyonu saptamada etkili bulunmadı.
      Anahtar kelimeler: Prokalsitonin, rat, intestinal obstrüksiyon, bakteriyel translokasyon

Kolon Anastomozlarına Enteral ve Parenteral Beslenmenin Etkisi Deneysel Çalışma 17(1):13, 2003
Cengiz ERENOĞLU, A. Haldun ULUUTKU, M. Levhi AKIN, Mehmet KOLAY, Sezai DEMİRBAŞ, Yavuz KURT, Mehmet YILDIZ, Tuncay ÇELENK
ÖZET
        Kolon anastomozlarının yaklaşık % 5'inde klinik olarak anastomoz kaçağı görülmesine rağmen, gerçek insidans muhtemelen daha fazladır. Anastomoz kaçakları belirgin morbidite ve hatta mortaliteye yol açabilir. Bu deneysel çalışma, enteral ve parenteral beslenmenin anastomoz iyileşmesine olan etkilerini araştırmak amacıyla yapılmıştır.
      Çalışmada 60 adet Wistar-albino türü dişi sıçan kulla-nıldı. Denekler rastgele olarak 20'şer sıçandan oluşan üç ana gruba, bunlar da 10'ar sıçandan oluşan 2'şer alt gruba ayrıldı. Deneklerin hepsine genel anestezi altında distal kolon rezeksiyonu ve primer anastomoz uygulandı. Gruplardaki deneklere postoperatif olarak sırasıyla normal şıçan yemi, enteral elemental diyet ve total parenteral nütrisyon uygulandı. Alt gruplardan birine postoperatif 4üncü gün ve diğerine postoperatif 10uncu gün relaparatomi uygulanarak anstomoz değerlendirilmesi yapıldı. Anastomoz sağlamlığı; fiziksel (patlama basıncı ölçümü), biokimyasal (doku hidroksipirolin seviyesi) ve histopatolojik (fibrosis skorlaması) olarak değerlendirildi.
      Patlama basınçlarını değerlendirilmesinde enteral beslenen gruplar arasında anlamlı fark olmadığı, parenteral beslenme uygulanan grupta basınçların enteral beslenen gruplara göre anlamlı olarak düşük olduğu saptandı (p<0.05). Hidroksipirolin düzeyleri açısından enteral beslenen gruplar arasında anlamlı fark yok iken, parenteral beslenme uygulanan gruba göre anlamlı olarak daha yüksek idi (p<0.05). Anastomoz hattı fibrozis skorları değerlendirildiğinde ise enteral beslenen gruplarda skorların parenteral beslenme uygulanan gruba göre daha yüksek olduğu, ancak farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı tespit edildi.
      Sonuç olarak; kolon anastomozlarından sonra enteral beslenmenin parenteral beslenmeye göre anastomoz sağlamlığı açısından daha emniyetli olduğu, erken postoperatif enteral nütrisyonun anastomoz komplikasyonlarını önlemede daha etkili olabileceği kanısına varıldı.
      Anahtar kelimeler: Anastomoz, anastomoz kaçağı, nutrisyon

İnce Barsak Radyasyon Hasarında, E Vitamini ve Glutaminin Koruyucu Etkileri Deneysel Çalışma 17(1):19, 2003
Mustafa ALDEMİR, S. Burhanedtin ZİNCİRCİOĞLU, Hamit ACEMOĞLU, Özdemir KESER, Hüseyin BÜYÜKBAYRAM, Yusuf YAĞMUR
ÖZET
       Bu deneysel çalışma, radyasyon sonrası ince barsak hasarı oluşturulan ratlarda, E vitamini ve glutamin'in ince barsak lümenine olan koruyucu etkilerini araştırmak için planlandı. Elli adet Spraque-Dawley cinsi erkek sıçan, randomize olarak 10'arlı 5 gruba ayrıldı. Grup 1 dışındaki diğer gruplardaki ratlara, 1100 cGY radyasyon verildi. Grup 2'deki ratlara herhangi bir ilaç verilmedi. Radyasyon sonrası, grup 3, 4, 5'teki ratlara sırasıyla, E vitamini, glutamin ve hem E vitamini hem de glutamin verildi. Radyasyondan 7 gün sonra, tüm ratlara orta hat laparatomi uygulandı ve ileum örnekleri alındı. Bu ileum örnekleri, mukozal hasarı değerlendirmek amacıyla histopatolojik incelemeye alındılar. Grup 2-5'in ortalama mukozal hasar skorları sırasıyla, 4.6±0.5, 2.6±0.5, 2.4±0.5 ve 1.6±0.6 idi. Grup 2-5'teki ratların mukozal hasar skorları, grup 1'deki ratlarınkinden önemli derecede fazla idi (p<0.001). Grup 2'nin ortalama mukozal hasar skoru, grup 3-5'inkinden önemli derecede fazla idi (p<0.001). Grup 5'in mukozal hasar skoru, hem grup 3 hem de grup 4'ünkülerden istatistiksel olarak önemli derecede az bulundu (p=0.007, p=0.023). Sonuçta, radyasyonun incebarsaklarda oluşturduğu hasara karşı, E vitamini ve glutamin'in kombine verilmesinin koruyucu olabileceği kanaatine varıldı.
      Anahtar kelimeler: İnce barsak, Radyasyon hasarı, Alfa-Tokoferol ve Glutamin

Hidrojen Peroksit İle Oluşturulan Akut Pankreatitte Akciğer Hasarı Deneysel Çalışma 17(1):23, 2003
Yavuz KAYA, Teoman COŞKUN, Nalan NEŞE, A. Rıza KANDİLOĞLU
ÖZET
     Yeni bir modelde, serbest oksijen radikalleri ailesinin bir üyesi olan hidrojen peroksitin (H2O2) pankreas kanalı içine serbest perfüzyonu ile akut pankreatit geliştiği gösterilmiştir. Bu modelde erken dönemde akciğer hasarı olup olmadığı araştırılmamıştır. Bu çalışmanın amacı intraduktal H2O2 perfüzyonu ile oluşturulan akut pankreatit modelinde erken dönemde akciğer hasarı olup olmadığını araştırmaktır.
      Çalışmada 20 adet rat randomize olarak iki gruba ayrıldı. Bütün ratların ana safra-pankreas kanalı karaciğer hilusu düzeyinde kateterize edildi. Kanal, karaciğer hilusundan duodenuma doğru, grup 1'de serum fizyolojik, grup 2'de 250 µM konsantrasyonda H2O2 ile 0.5 ml/saat hızında üç saat perfüze edildi. Perfüzyondan sonra, serum amilaz ve lipaz düzeyleri ölçüldü. Pankreas ve akciğerden alınan doku örnekleri ışık mikroskobunda değerlendirilerek ha-sar skorlamaları yapıldı. İstatistiksel değerlendirme için Mann-Whitney U testi kullanıldı. Serum fizyolojik ile perfüze edilen grupta akut pankreatit bulguları saptanmadı. Hidrojen peroksit grubunda ise yüksek serum amilaz ve lipaz düzeyleri ve morfolojik bulgular ile belirlenen akut ödematöz pankreatit gelişti. Akciğerin histopatolojik ola-rak incelenmesinde iki grup arasında fark bulunamadı.
      Bu çalışmada, 250 µM H2O2'in üç saat süre ile intraduktal perfüzyonu biyokimyasal ve morfolojik bulgularla belirlenen akut ödematöz pankreatit oluşturdu. Bu akut pankreatit modelinde 3. saatte, akciğerin ışık mikrosko-pisi ile yapılan histopatolojik incelemesinde bir fark bulunamadı.
      Anahtar kelimeler: Akut pankreatit, Serbest oksijen radikalleri, Hidrojen peroksit, akciğer hasarı

Ameliyathane Ortamında İnhalasyon Anesteziklerinin Etkileri Deneysel Çalışma 17(1):27, 2003
Ziya SALİHOĞLU, Yavuz DEMİRARAN, Saffet KARACA, Sinan ÇARKMAN
ÖZET
      Bu deneyde subanestezik konsantrasyonlarda inhalasyon anesteziği solutulan sıçanların davranışlarının plus maze testi ile gözlemlenmesi amaçlandı.
      Deneyde 6 aylık 72 adet Wistar Albino dişi sıçan kulla-nıldı. Gruplar: Kontrol (Grup K), Halotan solutulan grup (Grup H) ve İzofluran solutulan grup (Grup İ) olmak üze-re, 24'er sıçandan oluşturuldu. Dört hafta süre ile, günde 4 saat, subanestezik konsantrasyonlarda inhalasyon anestezikleri sıçanlara solutuldu. Anestezi odasında, 3 lt/dk O2 akımı içerisinde halotan % 0.1, izofluran % 0.15 konsantrasyonlarında verildi. Kontrol grubuna sadece 3 L/dk O2 verildi. Dört hafta sonunda sıçanlara Plus Maze testi uygulandı.
      Plus Maze testinde kapalı kollarda hareketsiz olarak geçirilen süre H grubunda, K ve İ grubuna göre anlamlı derecede uzundu (p<0.05). Subanestezik dozlarda inhalasyon ajanlarına maruz bırakılan sıçanlarda, bu etkinin bazı davranış değişiklikleri oluşturduğu belirlendi.
      Anahtar kelimeler: Plus maze testi, anestezikler, inhalasyon, izofluran, halotan

Papiller Mikrokarsinomlara Yaklaşım 17(1):30, 2003
Yeşim ERBİL, Alp BOZBORA, Umut BARBAROS, Neşe ÖZBEY, Yersu KAPRAN, Selçuk ÖZARMAĞAN
ÖZET
     Rastlantısal papiller mikrokarsinomlarda cerrahi girişim seçenekleri günümüzde halen tartışılan konulardan biridir. 1988-2002 yılları arasında servisimizde ameliyat edilen 70 papiller mikrokarsinomlu hasta çalışma kapsamına alındı. Papiller mikrokarsinomun yıllarla doğru orantılı olarak arttığı izlendi. Hastaların ameliyat öncesi tanılarında en yüksek oranı multinodüler guatr ve dominan nodüllü multinodüler guatr oluşturdu. Uygulanan cerrahi girişimler incelendiğinde 1995 sonrası bilateral subtotal tiroidektomi oranının azaldığı, bilateral total tiroidektomi oranının ise arttığı saptandı. Histopatolojik incelemelerde tümör çapı ortalama 5.5 mm bulundu. Hastaların takipleri sırasında nüks veya uzak metastaz saptanmadı. Papiller mikrokarsinomun biyolojik davranışının tam olarak bilinmemesi ve nadir de olsa uzak metastaz riski taşıması selim tiroid patolojilerinde de totale yakın tiroidektomi şeklinde gerçekleştirilecek cerrahi girişimin rastlantısal papiller mikrokarsinomlarda ilk ameliyatta etkin ve güvenilir bir tedavi yapılmasını sağladığı inancındayız.
      Anahtar kelimeler: Papiller karsinom, papiller mikrokarsinom, cerrahi yaklaşım

Substernal Guatrda Cerrahi Tedavi 17(1):35, 2003
Mehmet E. İRFANOĞLU, İlker ABCI, A. Rahmi HATİPOĞLU
ÖZET
     Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabi-lim Dalı'nda 1 Ocak 1996 -31 Temmuz 2002 tarihleri arasında guatr nedeniyle opere edilen toplam 352 olgunun hastane kayıtları retrospektif olarak incelendi. Bunlardan substernal özellik gösteren 10 olgu literatür ışığı altında irdelendi. Substernal olgularda uyguladığımız cerrahi teknik sunuldu.
      Anahtar kelimeler: Substernal guatr, cerrahi tedavi


Gastroözofageal Reflü Hastalığında Laparoskopik Cerrahi 17(1):39, 2003
Sinan ERSİN, Serhat BOR, Özer MAKAY, Koray TUNCER, Özdemir YARARBAŞ
ÖZET
     Bu çalışmada gastroözofageal reflü hastalığının tedavisinde laparoskopik fundoplikasyonunun etkisi, güvenilirliği ve sonuçlarının irdelenmesi amaçlandı. Aralık 1998-Nisan 2002 tarihleri arasında laparoskopik fundoplikas-yon uygulanan ve preoperatif-postoperatif pHmetri, endoskopi ve manometri kayıtlarına tam olarak ulaştığımız 52 hasta prospektif olarak değerlendirildi. İzlemde semptomatik sorgulamanın yanısıra pHmetrik ve manometrik incelemeler gerçekleştirildi. Bu serideki, 20'si erkek, 32'si kadın toplam 52 hastanın yaş ortalaması 48.2 (22-77) idi. Semptom süresi ortalama 8.4 yıl (1-40 yıl) olan olguların tümünde preoperatif dönemde proton pompa inhibitörü kullanım öyküsü mevcuttu. Elli olguda (% 96) laparoskopik prosedür başarıyla tamamlandı. Açığa geçiş oranı % 4 idi. Hastaların 20'sine Nissen, 24'üne Nissen-Rossetti, 8'ine Toupet prosedürü uygulandı. Bir hastada gastroözofageal reflünün ve dev hiatal herninin nüks ettiği izlendi. Preoperatif dönemde ortalama 14 mmHg olan alt özofagus sfinkter basıncı postoperatif dönemde 19.7 mmHg'ya yükseldi (p>0.05). Ortalama total özofageal asit maruziyeti ve DeMeester skorları sırasıyla 14.1 saat ve 52.4 iken, postoperatif dönemde 2.4 saat (p<0.05) ve 11.7'ye geriledi (p<0.05). Hastanede kalış süresi 3.4 (2-5) gün olarak belirlendi. Bulgularımız, laparoskopik anti-reflü cerrahisinin güvenli ve etkili bir şekilde uygulanabilir olduğunu ortaya koydu. Gastroözofageal reflü hastalığının tedavisinde laparoskopik cerrahinin, artan deneyimle birlikte klinik ve laboratuar olarak oldukça iyi sonuç verdiği, preoperatif ayrıntılı değerlendirme ve klinikler arası yakın işbirliği ile başarı oranlarının yükseldiği kanısına varıldı.
      Anahtar kelimeler: gastroözofageal reflü hastalığı, fundoplikasyon, laparoskopik Nissen fundoplikasyonu

Polipropilen Yama İle Gerilimsiz İnguinal Herni Onarımı 17(1):45, 2003
Ramazan ERYILMAZ, Orhan ALİMOĞLU, Mustafa ŞAHİN
ÖZET
      İnguinal herni onarımında nüks önemli bir problem olmaya devam etmektedir. Günümüze kadar çok sayıda onarım tekniği tanımlanmasına rağmen en iyi teknik konusunda henüz görüş birliği yoktur. Polipropilen yama kullanarak gerilimsiz onarım inguinal herni cerrahisinde son yıllarda geniş bir kullanım alanı bulmuştur.
      Bu prospektif çalışmada 167 hastada uyguladığımız 183 polipropilen yama ile gerilimsiz onarımın erken ve geç dönem sonuçlarını değerlendirdik.
      Olguların 163'ü erkek, 4'ü kadın ve ortalama yaş 55.9 idi. Ortalama hastanede yatış süresi 1.9, normal aktiviteye dönüş 18.7 gün olarak bulundu. Olgular 6-48, ortalama 26 ay takip edildi. Erken dönemde % 2.4 yara enfeksiyonu, % 4.2 hematom/seroma, % 8.3 üriner retansiyon; geç dönemde % 2.4 nüks, % 6.6 postoperatif nevralji, % 0.6 testiküler atrofi, % 0.6 yama reaksiyonu gelişti.
      Sonuç olarak; polipropilen yama ile gerilimsiz herni onarımı, çok düşük nüks oranları, daha az ağrı, erken mobilizasyon, kısa hastanede yatış süresi ve erken normal aktiviteye dönüş avantajlarıyla açık inguinal herni cerrahisinde tercih edilebilecek güvenilir bir yöntemdir.
      Anahtar kelimeler: Polipropilen yama, gerilimsiz, inguinal herni

 

 

 

 

 

 


 

 

Yazarlara Bilgi

Yayın Kurulu

 

ARŞİV

      Son Sayi
2005
      Cerrahi Temmuz 2005
      Cerrahi Nisan 2005
      Cerrahi Ocak 2005
2004
     Cerrahi Ekim 2004
     Cerrahi Temmuz 2004
     Cerrahi Nisan 2004
     Cerrahi Ocak 2004
2003
     Cerrahi Ekim 2003
     Cerrahi Temmuz 2003
     Cerrahi Nisan 2003
     Cerrahi Ocak 2003



 

 

Logos Tıp Yayıncılığı 2007
Tel: 212 2880541 ve 212 2885022
eXTReMe Tracker