 |
ÇAĞDAŞ CERRAHİ DERGİSİ - EKİM 2003
|
İntestinal İskemi-Reperfüzyon Hasarında Lipid Peroksidasyonu Üzerine Hiperbarik Oksijenin Lokal ve Sistemik Etkileri Deneysel Çalışma |
Mehmet ULUDAĞ, Gürkan YETKİN, Hasan KARANLIK, İsmail AKGÜN, Abut KEBUDİ, Adnan İŞGÖR, Salman KURTULAN, Tülay BAŞAK, Akın AYDEMİR |
|
|
Bu çalışmada ratlarda, intestinal iskemi sonrasındaki reperfüzyon safhasında barsak morfolojisi ve barsak, akciğer, karaciğer dokularındaki lipid peroksidasyonu üzerine etkileri araştırıldı. 21 erkek, Wistar-Albino rat, 7'şer de-neklik 3 gruba ayrıldı. Deneklere 120 dakika intestinal iskemi ve 90 dakika reperfüzyon uygulandı. Hiperbarik oksijen tedavisi (HBO) 2.5 atmosfer basınçta (ATA- absolute atmospheric pressure), 90 dakikalık sürede uygulandı. 1. gruba (kontrol grubu) herhangi bir tedavi uygulanmadı. 2. grupta iskemi periyodunda, 3. grupta hemen iskemi sonrasında, reperfüzyon periyodunda HBO tedavisi uygulandı. Reperfüzyonun 90. dakikasında malondialdehid (MDA) ölçümü için ileum, akciğer, karaciğer, histopatolojik inceleme için ileum doku örnekleri alındı. II. ve III. grubun ileum (II:p<0.001, III:p<0.001), akciğer (II:p=0.001, III:p<0.001), karaciğer (II:p<0.001, III:p<0.001) MDA düzeyleri kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksekti. III. grubun ileum (p=0.002) ve karaciğer (p<0.01) MDA düzeyleri II. gruba göre anlamlı derecede yüksekti. II. ve III. grubun mukozal hasar skorları kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksekti (p<0.05). İntestinal iskemi reperfüzyon hasarında uygulanan HBO'nin barsak, akciğer, karaciğer lipid peroksidasyonunu ve barsak mukoza hasarını anlamlı derecede arttıdığını saptadık. Bu sonuçlara göre, HBO intestinal iskemi reperfüzyon hasarını ve bununla eşzamanlı karaciğer ve akciğer hasarını arttırabilir. Bizce hücresel lipid peroksidasyon artışı dikkate alındığında, intestinal iskemide HBO tedavisi uygulanması tekrar değerlendiril-melidir.
Anahtar kelimeler: Hiperbarik oksijen, intestinal iskemi, lipid peroksidasyonu |
|
Türk Toplumunda Minimal Tiroid Karsinomu Prevalansı |
Halim ÖZÇEVİK, Baki EKÇİ, Mete DÜREN, Figen AKSOY
|
|
|
Tiroid kanseri, over kanserinden sonra en sık karşılaşılan endokrin kanserdir. % 1-2 oranında görülme ihtimali bulunan bu hastalık bölgesel ve çevre faktörlerinden etkilenmektedir. Minimal tiroid kanseri; tiroid dokusunun tümör dışı nedenlerle rezeksiyonu sonrasında rastlantısal olarak saptanan bir durum olup mikrokanser olarak da adlandırılır. Çalışmamızda tiroid bezine bağlı hastalıklar dışında bir nedenle ölen hastaların tiroid bezlerine patalojik inceleme yapılarak minimal tiroid karsinom prevalansı araştırıldı.
25 yaş ve üzerinde ölüm nedeni tiroid dışı bir patoloji olan 150 postmortem örnekte tiroid bezi patolojileri araştırıldı.
122 erkek, 28 kadının incelendiği çalışma da ortalama yaş 42.9 (25-81) yıldı. İnceleme sonunda; minimal karsinom 2 olguda (% 1.3), normal tiroid dokusu 30 olguda (% 20), soliter tiroid nodulü (hiperplastik noduller dahil) 22 olguda (% 14.6), adenomatöz hiperplazi 70 olguda (% 46.6), adenom 6 olguda (% 4), nonspesifik lenfositik tiroidit 8 olguda (% 5.3), Hashimato tiroiditi 2 olguda (% 1,3), erken dönem adenomatöz değişiklikler 10 olguda (% 6.6) saptandı. Minimal karsinom olan iki olgunın birisi 57 yaşında erkek diğeri ise 49 yaşında kadındı.
Bizim çalışmamızda minimal tiroid karsinomunun Türk toplumundaki oranı % 1.3 olarak bulunmuş olup bu oran endemik guatr bölgelerinde yaşayan toplumlarda görülen orana göre nispeten daha düşüktür. Bu oranın tiroid cerrahisi ile uğraşan hekimlere yol göstereceği kanaatindeyiz.
Anahtar kelimeler: Türk toplumu, minimal tiroid karsinomu, prevalans |
Mide Kanseri Tanısıyla Ameliyat Edilen Hastalarda Batın İçi Serbest Tümör Hücrelerinin Prognostik Önemi |
Oktar ASOĞLU, Mahmut MÜSLÜMANOĞLU, Özden AVCI, Emre BALIK, Abdullah İĞCİ, Vahit ÖZMEN, Hasan KARANLIK, Mustafa KEÇER |
|
|
İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi Genel Cerra-hi B ve C Servisleri'nde Mayıs 1998-Haziran 2002 tarihleri arasında mide kanseri tanısıyla ameliyat edilen 27 hastada, batın içi yıkantı sıvısından yapılan sitolojik incelemenin prognostik önemi araştırılmıştır. Hastaların 20'si (% 74) erkek, 7'si (% 26) kadındır. Laparatomiyi ta-kiben tümöre dokunmadan önce 200 ml serum fizyolojik ile batın boşluğu yıkanarak douglastaki sıvıdan 50 ml aspire edilerek deneyimli sitolog tarafından incelenmiştir. Sonuçlar, normal hücreler ve habis hücreler şeklinde bil-dirilmiştir.
Periton sitoloji bulguları ile; tümör markırları (CEA,CA 19-9), T evresi , lenfatik invazyon, damar invazyonu, makroskopik peritoneal yayılım, nüks ve yaşam süresi ilişkisi incelenmiştir.
Mide tümörlü hastaların periton yıkama sıvısında serbest tümör hücresi araştırmasının, uygulanacak ameliyat şeklinin seçiminde ve adjuvan tedavinin saptanmasında faydalı bilgiler vereceği görülmüştür. Daha geniş vaka sayılı ve uzun dönem takipli çalışmalar mikroskopik karsinöz peritoneal saptanmasının rutin uygulamaların yerini almasında faydalı olacaktır.
Anahtar kelimeler: Mide kanseri, peritoneal lavaj, mikroskopik karsinöz peritoneal, laparatomi, laparoskopi |
Abdominal Tüberküloz Olgularına Tanısal Yaklaşım |
A. Çetin TANRIKULU, Ali SÜNER, Ozan BALAKAN, Mustafa ALDEMİR, Fuat GÜRKAN |
|
|
Abdominal tüberküloz, değişken ve spesifik olmayan klinik bulguları nedeniyle karın ağrısı ayırıcı tanısında gözden kaçabilmektedir. Çalışmamızda hastanemizde Ocak 1997-Ağustos 2003 tarihleri arasında abdominal tüberküloz tanısıyla tedavi edilen hastaların, başvuru şekilleri, klinik ve radyolojik bulguları, tanı yöntemleri yönünden incelemeyi amaçladık. Bu dönemde toplam 39 hasta (22 erkek, 17 kadın) geriye dönük olarak incelendi. Çalışma grubumuzun yaş ortalaması 16.2±14.4 (1-59) olarak bulundu. En sık görülen bulgu karın ağrısı ve asitti. Ultrasonografik olarak en sık rastlanan bulgu asit ve intraabdominal lenfadenopati idi. Histopatolojik olarak 20 (% 51.3) hastaya tanı konulmuştu. Hastaların 36'sı (% 92.3) periton tüberkülozuydu. Hastaların hastaneye başvuru şekilleri incelendiğinde 6 hastanın akut batın olarak acil servise başvurduğu anlaşıldı. İlk planda bu hastalarda tüberküloz düşünülmediği ve laparatomi sonucu tanıya ulaşıldığı anlaşıldı. Sonuçta, karın ağrısı, ateş, zayıflama, iştahsızlık, karın şişliği ve akut batın tablosu ile hastaneye başvuran hastalarda ayırıcı tanıda mutlaka abdominal tüberküloz düşünülmelidir. Erken tanı ve etkili bir tedavi, morbidite ve mortaliteyi en aza indirecektir.
Anahtar kelimeler: Abdominal tüberküloz, tanı yöntemleri, klinik bulgular |
İnguinal Herni Onarımında Lokal Anestezi Uygulaması |
Ramazan ERYILMAZ, Mustafa ŞAHİN, M. Ali GÜRSOY, Yeşim ABUT |
|
|
Bu prospektif çalışmada lokal anestezi altında Lichtenstein ve arka duvar ağ örgüsü tekniği ile ameliyat edilen inguinal hernili hastalardan elde edilen sonuçları değerlendirmek ve uyguladığımız lokal anestezi tekniğini tanımlamayı amaçladık. Genel cerrahide en sık yapılan ameliyat olan inguinal herni onarımı tüm cerrahi girişimlerin % 10-15'ini oluşturmaktadır. İnguinal herni insidansı erişkinlerde ilerleyen yaşla birlikte artan bir patolojidir.
Temmuz 1998-Temmuz 2003 tarihleri arasında 112 inguinal herni olgusuna lokal anestezi altında Lichtenstein veya arka duvar ağ örgüsü tekniği ile onarım yapıldı. Lokal anestezi Lidokain ve Bupivakain ile uygulandı. Ortalama hastanede kalış süresi 1.6 (1-5) gün olarak bulundu. Hastaların % 83'ü lokal anestezi altında ameliyat olmaktan memnun olduklarını belirttiler.
Sonuç olarak, gerilimsiz inguinal herni onarımlarının lokal anestezi altında uygulanması morbiditesi ve maliyeti düşük, hastanede yatış süresi kısa, güvenli bir yöntemdir.
Anahtar kelimeler: İnguinal herni, lokal anestezi, gerilimsiz |
Subklavyan Kateterlerde Supraklavikuler Ponksiyon Tekniğinin Kullanılması |
Yeşim ABUT, Ramazan ERYILMAZ, Funda PİYADE, Yusuf KALKO, Bekir İNAN, Tayfun ALDEMİR |
|
|
Bu çalışmada amacımız V. subklavyaya takılan kateterlerde supraklavikuler ponksiyon tekniği uygulaması üzerinde deneyimlerimizi arttırmaktır.
Bu amaçla, çalışmaya dahil ettiğimiz 40 hastamızın 36'sında supraklavikuler ponksiyon tekniği ile kateter % 90 oranında başarılı olarak yerleştirilmiştir. 33'ünde 1. ponksiyonda , 5'inde 2. ponksiyonda vene girilmiştir. Guide'ın kıvrılması, kateterden kan gelmemesi gibi teknik sorunlar 2 hastada görülmüştür. Bu hastalarda kateter v.jugularis internaya kateter yerleştirilmiştir. Bir hastada arter ponksiyonu gelişmiştir. Bir hastada 2. ponksiyon sırasında hava aspire edilmesi üzerine girişim durdurularak v.jugularis internaya kateter konmuştur. Çekilen akciğer grafisinde pnömotoraksa rastlanmamıştır. Hastanın daha sonraki takibinde bir sorun yaşanmamıştır. İki hastada kateterin atriyumda olduğu görülmüştür ve kateter geri çekilerek kontrol grafisi tekrarlandıktan sonra tesbit edilmiştir.
Sonuç olarak, supraklavikuler ponksiyon tekniğinin kolay öğrenilebilir olması ve komplikasyon sıklığının düşük olması nedeniyle diğer kateter tekniklerine arasında tercih edilebileceği kanısındayız.
Anahtar kelimeler: Vena subklavya, supraklaviküler, infraklaviküler, kateterizasyon |
|
|