 |
ÇAĞDAŞ CERRAHİ DERGİSİ - NİSAN 2003
|
Karaciğer İskemi-Reperfüzyon Hasarında Hiperbarik Oksijen ve Allopürinolün Etkileri: Deneysel Çalışma 17(2):67, 2003 |
Gürkan YETKİN, Mehmet ULUDAĞ, İsmail AKGÜN, Abut KEBUDİ, Adnan İŞGÖR, Akın AYDEMİR |
|
|
Karaciğer iskemi reperfüzyon modelinde, iskemi öncesi hiperbarik oksijen (HBO) ve allopürinol kullanımının etkileri araştırıldı. 28 adet Sprague-Dawley tipi sıçan 4 gruba ayrılarak kullanıldı. Tüm deneklere 30 dakika iskemi, 45 dakika reperfüzyon uygulandı. Birinci grupta (Kontrol grubu) sadece iskemi reperfüzyon, 2. grupta (allopürinol grubu) preoperatif 4 gün süresince 100 mg/kg/gün allopürinol, 3. grupta (HBO grubu) iskemi öncesi 90 dakika süreyle, 2.5 atmosfer basınçta % 100 oksijen, 4. grupta (HBO+allopürinol grubu) preoperatif 4 gün 100 mg/kg/gün allopürinol ve iskemi öncesi 90 dakika HBO uygulandı. Reperfüzyon sonrası, tüm deneklerde karaciğerde doku malondialdehid (MDA) ölçümü yapıldı, serumda aspartat aminotransferaz (AST), alanin aminotransferaz (ALT) ve laktat dehidrogenaz (LDH) seviyeleri saptandı.
En yüksek karaciğer MDA düzeyi HBO grubunda gözlendi ve MDA düzeyleri açısından HBO grubu ile diğer gruplar arasındaki fark p<0.001 düzeyinde anlamlı bu-lundu. Benzer şekilde HBO grubunda, AST, ALT ve LDH düzeyleri en yüksek seviyedeydi ve istatistiksel olarak an-lamlı fark saptandı.
Sonuç olarak hepatik iskemi öncesi kullanılan HBO'nun, iskemi reperfüzyon hasarını anlamlı derecede arttırdığı saptandı. HBO'nun yol açtığı hasarın allopürinol kullanılan deneklerde anlamlı derecede azalması ise, HBO'nun serbest oksijen radikallerini arttırarak iskemi reperfüzyon hasarına yol açtığı kanısını uyandırdı.
Anahtar kelimeler: İskemi-reperfüzyon hasarı, hiperbarik oksijen tedavisi, serbest oksijen radikalleri, Lipid peroksidasyonu, allopurinol |
|
Multinodüler Guatr Olgularında Kanser Görülme Sıklığı 17(2):72, 2003 |
Serap ALÇİÇEK MUMCUOĞLU, Nesimi MECİT, Ayşenur AKYILDIZ İĞDEM, Osman YÜCEL
|
|
|
Çalışmada 1999-2002 yılları arasında ameliyat edilen 182 multinodüler guatrlı (MNG) hasta kanser sıklığı yönünden retrospektif olarak incelendi. Klinik ve radyolojik muayene ile laboratuar verileri değerlendirilerek risk faktörleri tespit edilmeye çalışıldı. Hastaların çoğunda tek ve en büyük (dominant) nodülden, bazı hastalarda birden fazla nodülden ince iğne aspirasyon biopsisi (İİAB) yapıldı. Klinik ve laboratuar verilerine göre hastalara subtotal, neartotal veya total tiroidektomi uygulandı. İİAB'de kanser tespit edilen dört hasta ve kanser dışı nedenlerle ameliyat edilen dokuz hastada histopatolojik incelemede kanser saptandı (% 7.14). Kanserli hastalarda yaş ortalaması genel ortalamadan yüksek ve erkeklerde kanser sık-lığı kadınlardan üç kat fazla bulundu. Tiroid fonksiyonları yönünden ötiroid ve hipertiroidili hastalarda benzer kanser riski saptandı. Nodül büyüklüğü ile kanser riski arasında ilişki saptanmadı.
Anahtar kelimeler: Tiroid neoplazmı, multinodüler guatr, tiroidektomi, ince iğne aspirasyon biopsisi |
Papiller Tiroid Karsinomu Kronik Lenfositik Tiroidit Birlikteliği 17(2):76, 2003 |
Nilgün KAPUCUOĞLU, Fahriye KILINÇ, Özden ÇANDIR |
|
|
Kronik lenfositik tiroidit ve papiller tiroid karsinomu birlikteliği bildirilmişse de bu konuda görüşler tam olarak netleşmemiştir. Bu çalışmada epitelyal tiroid maligniteleri ve kronik lenfositik tiroidit birlikteliği araştırılmıştır. 1 Ocak 1998 ve 30 ağustos 2002 tarihleri arasında bölümümüzde incelenen 22 epitelyal tiroid malignitesinin 18'i (% 82) papiller karsinom, 4'ü (% 18) folliküler karsinomdur. Papiller tiroid karsinomu ve kronik lenfositik tiroidit birlikteliği 6 (% 30) olguda tespit edilmiştir. Dört folliküler karsinomdan hiçbirinde kronik lenfositik tiroidit tespit edilmemiştir. Bu bulgular olgu sayımız az olmakla birlikte kronik lenfositik tiroidit ve papiller karsinom birlikteliğini destekler yöndedir. Büyük gruplarla yapılacak genetik ve klinik çalışmalar bu konunu aydınlatılmasına katkıda bu-lunacaktır.
Anahtar kelimeler: Papiller tiroid karsinomu, lenfositik tiroidit, Hashimoto tiroiditi |
Özofagus İnvazyonu Olan İleri Evre Hipofarinks Kanserlerinde Gastrik Pull-Up Tekniği İle Rekonstrüksiyon 17(2):79, 2003 |
Haldun SUNAR, Ahmet KOCAKUŞAK, Önder DOLAP, Orçun Oral ŞENTÜRK, Muzaffer AKINCI, Soykan ARIKAN |
|
|
Servikal özofagusu tutan hipofarinks kanserli olgularda rezeksiyon sonrası devamlılığın nasıl sağlanacağına dair çalışmalar günümüzde halen devam ettiğinden kendi hastalarımızda uyguladığımız gastrik pull-up tekniğinin etkinliğine dair klinik deneyimimizi literatürü tarayarak sunduk.
1998-2002 yılları arasında İstanbul Haseki Eğitim ve Araştırma Hastahanesi 1. Cerrahi ve Kulak Burun Boğaz kliniklerinde özofagus invazyonu bulunan hipofarinks karsinomlu 24 olguya total laringofarenjektomi, transhiatal total özofajektomi ve trakeostomi uygulandı. Uygun vakalarda bilateral modifiye boyun disseksiyonu eklendi. Rekonstrüksiyon tekniği olarak ise gastrik pull-up metodu kullanıldı. Hastaların ameliyat öncesi klinik ve laboratuar özellikleri, erken ve geç dönem ameliyat komplikasyonları ile takipleri incelendi.
Olguların 21'i kadın (% 87.5), 3'ü ise erkek (% 12.5) ola-rak dağılım göstermekteydi. Hastaların en genci 24, en yaşlısı 69 yaşında olup; ortalama yaş ise 45.0 idi. Hipofa-renks karsinomlu hastaların tamamı ileri evre tümör hastaları grubundaydılar (T3,T4). Hastaların 15'inde (% 62.5) tümör postkrikoid bölgede, 6'sında (% 25) priform sinüslerde, 3'ünde ise (% 12.5) arka duvara lokalize idi. Hastaların 6'sında ameliyat sonrası fistül gelişti. Fistül gelişen hastaların 3'ü ameliyat sonrası erken dönemde kaybedildi. Hastaların ortalama yaşam süreleri ameliyat sonrası erken dönemde kaybedilenler hariç onkolojik tedavi esnasında kaybedilen 9 hasta için 9.2 ay olarak saptandı.
İleri evre (T3,T4) hipofarenks tümörlerinde radyoterapi ilk tedavi seçeneği olması gerekirken, hastalarda solunum ve yutma güçlüğü olması nedeniyle cerrahi tedavi son yıllarda ön plana çıkmıştır. Gastrik pull-up tekniği diğer metodlara göre tek anastomoz içermesi, düşük striktür ve fistül oranları, beslenmeye erken başlama avantajı hastanede kalma süresinin kısalığı gibi nedenlerden dolayı öne çıkan cerrahi bir metoddur.
Anahtar kelimeler: Hipofarenks tümörü,gastrik pull-up |
Sürrenal İnsidentalomalara Yaklaşım 17(2):85, 2003 |
Yeşim ERBİL, Alp BOZBORA, Umut BARBAROS, Osman KÖNEŞ, Neşe ÖZBEY, Selçuk ÖZARMAĞAN |
|
|
Görüntüleme yöntemleri ile raslantısal saptanan sürrenal kitleler insidentaloma olarak adlandırılır. İnsidental sürrenal kitlelere yaklaşım konusu halen güncelliğini koruduğu için; insidentalomalı hastaları; yaş, cins, kitle lokalizasyonu, kitle çapı, hormonal fonksiyon, patolojik özellikler açısından sunmayı amaçladık.
Kliniğimizde 1994-2002 yılları arasında insidental sürrenal kitle saptanan 79 hasta çalışma kapsamına alındı. Birinci grubu cerrahi girişim uygulanan 49 hasta, ikinci grubu ise takibe alınan 30 hasta oluşturdu. İnsidental kitleler % 54 sol adrenalde, % 46 ise sağ adrenalde saptandı. Kitle çapı ameliyat grubunda 4.3 cm, takip grubunda ise 2.4 cm olarak belirlendi. Bu sonuçlara göre hastaların % 67'sinin gerçek kitle çaplarının radyolojik kitle çaplarından büyük olduğu saptandı. Hormonal fonksiyon gösteren hastalarda kitle çapının, fonksiyon göstermeyenlerden daha küçük olduğu belirlendi. Hormonal fonksiyon gösteren hastaların % 80'inde subklinik Cushing tespit edildi. Histopatolojik inceleme sonucunda hastalarda % 43 adenom, % 41 adenom+hiperplazi saptandı.
Günümüzde halen tartışılan konulardan biri olan insidental sürrenal kitlelere yaklaşım özellikle karsinom riski veya mevcut karsinomun tanısındaki güçlükler nedeniyle güncelliğini korumaktadır. Sadece kitle çapı ile ayırıcı tanı yapılamaması ve yardımcı muayene metodlarının da her zaman malignite ayırımında yeterli olmaması; insidental sürrenal kitlelerin yakın takiple izlenmesi gerekliliğini ve cerrahi girişimin güvenilir bir tedavi seçeneği olduğunu göstermektedir.
Anahtar kelimeler: Sürrenal, insidentaloma, sürrenalektomi |
Fournier Gangreni 5 Yıllık Klinik Deneyimimiz 17(2):91, 2003 |
Cengiz ERENOĞLU, Oral ÖNCÜL, Haldun ULUUTKU, M. Levhi AKIN, Şaban ÇAVUŞLU, Tuncay ÇELENK |
|
|
Fournier Gangreni, perine bölgesinin miks aerobik ve anaerobik yumuşak doku infeksiyonudur. Sıklıkla anal bölge ve üretranın inflamatuar hastalıklarına sekonder olarak gelişen bu tabloya cerrahi girişimler sonrası da rastlamak mümkündür. Diabetes mellitus bu hasta grubunda altta yatan en önemli risk faktörlerinden biridir. Bu çalışmada 5'inde diabetes mellitus bulunan 6 fournier gangrenli olgu risk faktörleri, klinik bulgular, laboratuar bulgular ve prognoz açısından irdelenmiştir.
Anahtar kelimeler: Fournier gangreni, nekrotizan fasiit, etiyoloji, tedavi |
İnguinofemoral Hernilerde İnkarserasyon ve Sonuçları 17(2):96, 2003 |
Orhan ALİMOĞLU, Ramazan ERYILMAZ, Adem AKÇAKAYA, Emin DALDAL, Mustafa ŞAHİN |
|
|
İnguinofemoral hernilerde inkarserasyona sıklıkla karşılaşılmaktadır. İnkarserasyon ve bunun sonucu strangulasyon gelişmesi önemli morbidite ve mortalite nedenidir.
Bu çalışmada, Ocak 1995-Ekim 2002 tarihleri arasında, inkarsere inguinofemoral herni nedeniyle opere edilen 97 herni vakasının çok yönlü sonuçları, rezeksiyon üzerine etkili parametreler ve inkarsere inguinal ve femoral hernilerin karşılaştırma sonuçlarının sunulması amaçlandı.
Hastaların % 63'ü erkek, % 37'si kadın olup, yaş ortalaması 51.4 (17-85) idi. Olguların 66'sı inguinal (40'ı sağda), 31'i femoral herni (19'u sağda) idi. İnkarserasyon oranı % 9 (inguinal herni için % 6.5 ve femoral herni için % 51) olarak hesaplandı. Herninin bulunma süresi ortalama 110 (1-372) ay idi. İnkarserasyon oluştuktan sonra hastaneye müracaat etmeden önce geçen ortalama süre 44.8 (1-360) saat; başvurudan ameliyata kadar geçen süre ortalama 3.5 (1-8) saat olarak bulundu. İnguinal ve femoral herni karşılaştırmasında femoral hernilerde kadın cinsiyeti, rezeksiyon, hastaneye başvurudaki gecikme anlamlı yüksek bulunurken, inguinal hernilerde herninin bulunma süresi ve lökosit sayısı anlamlı yüksek bulundu (p<0.05). Ayakta direkt karın grafisinde hava sıvı seviyesi bulunması ile rezeksiyon arasında anlamlı istatistiki ilişki bulundu (p<0.05). Yirmi-iki (% 22.6) hastada rezeksiyon gerekliliği oluştu ve hastaneye başvurma süresi uzayan hastalarda rezeksiyon yapılma oranı yüksek idi (p<0.05). On-yedi (% 17.5) hastada komplikasyon gelişti. İki hasta kaybedildi. Hastaların 79'unun (% 81) takibi yapıldı (ortalama 47.3 ay) ve 6 hastada % 7.5 nüks izlendi
Sonuç olarak, femoral hernilerde inkarserasyon ve rezeksiyon oranı yüksek bulundu. İnguinofemoral hernilerde rezeksiyon üzerinde en etkili faktor olarak hastaneye başvuru süresindeki gecikme gibi görünmektedir. Toplum inguinofemoral hernilerde inkarserasyon riski için bilinçlendirilmelidir.
Anahtar kelimeler: İnguinofemoral, herni, inkarserasyon, rezeksiyon |
Primer Kasık Fıtığında Prolen Greft ve Ağ Örme Takviye İle Onarım Sonuçları 17(2):100, 2003 |
Yasemin GİLES, Fatih TUNCA, Serdar TEZELMAN, Hamdi GÜNGEL, Tarık TERZİOĞLU |
|
|
Günümüzde kasık fıtığının cerrahi tedavisinde ana prensip, fıtığa neden olan zayıf bölgenin gerginlik yaratmadan onarımıdır. Bu çalışmanın amacı primer kasık fıtığında polipropilen greft onarımı ile ağ örme takviyenin sonuçlarını karşılaştırmak idi. İstatistik değerlendirme için t oranların karşılaştırılması testi kullanıldı ve p<0.05 an-lamlı kabul edildi. 1990 ve 2000 yılları arasında primer kasık fıtığı onarımı için prolen greft ve ağ örme takviye uygulanan toplam 248 hasta kontrol amacıyla arandı. Bu hastalardan 117'sine (% 47) ulaşılarak kontrole çağrıldı. 117 hastanın 109'u (% 93) erkek, 8 i (% 7) kadın olup, ortalama yaş 45 (16-88) olarak bulundu. 57 hastada (% 48.7) indirek, 49'unda (% 41.9) direk fıtık ve 11'inde (% 9.4) ise indirek ve direk fıtığın birlikte olduğu saptandı. Hastaların 64'üne (% 54.7) polipropilen greft ile onarım, 53'üne (% 45.3) ise ağ örme takviye uygulandı. Her iki grup arasında yaş ve cins bakımından anlamlı fark saptanmadı. Her iki cerrahi girişimin süreleri arasındaki fark anlamlı bulunmadı. Komplikasyon oranı % 6 (7/117) olarak saptandı (3 yara enfeksiyonu, 2 hematom, 2 lokal his kaybı). Her iki teknik arasında komplikasyon oranı açısından anlamlı fark saptanmadı (% 6.2 vs % 5.6) (p>0.05). Ameliyat sonrası ortalama takip süresi 5 (2-12) yıl bulundu. 8 (% 6.8) hastada nüks saptandı. Nüks gelişme oranı ağ örme takviye uygulanan hastalarda polipropilen greft uygulananlara göre anlamlı olarak yüksek bu-lundu (% 11.3 vs % 3.1) (p<0.05). İndirek ve direk fıtık nedeniyle onarım uygulanan hastalarda nüks oranı bakımından anlamlı fark saptanmadı (% 7 vs % 8) (p>0.05).
Sonuç olarak, primer kasık fıtığının cerrahi tedavisinde polipropilen greft ile onarım ve ağ örme takviye düşük morbidite ile uygulanabilir. Ancak, polipropilen greft onarımını takiben nüks oranı ağ örme takviyeye göre anlamlı olarak daha düşüktür.
Anahtar kelimeler: Kasık fıtığı, ağ örme takviye, prolen greft onarım |
İnguinal Herni Onarımından Sonra Kronik İnguinal Ağrı 17(2):104, 2003 |
Ramazan ERYILMAZ, Mustafa ŞAHİN, F.G. Murat AKDAĞ |
|
|
İnguinal herni onarımından sonra kronik inguinal ağrı sıklığı literatürde % 0-37 arasında bildirilen, nadir olmayan bir komplikasyondur. Bu prospektif çalışma Temmuz 1998-Temmuz 2002 tarihleri arasında inguinal herni onarımı uygulanan 452 olguda yapıldı. Kronik inguinal ağrı insidansı, onarım tekniği, herni tipi, nüks ve etrangülasyon mevcudiyetine göre etyolojik faktörler ve lokal anestezik infiltrasyonu ile sinir blokajının etkinliği araştırıldı.
Olgular 16-88 yaşları arasında ortalama 50.8 yaşındaydı. 2-50 aylık, ortalama 30 ay takipte Olguların % 6'sında kronik inguinal ağrı gelişti. Nüks hernilerin onarımında sonra kronik inguinal ağrı gelişimi primer onarımlara göre anlamlı olarak yüksek bulundu. Şikayeti bir yıldan fazla süren 5 olgunun 3'üne lokal anestezik infiltrasyonu ile bir ay arayla sinir blokajı yapıldı. Hastalar ağrılarının azaldığını ve rahatladıklarını ifade ettiler. Hiçbir hastaya sinir rezeksiyonu veya nöroma eksizyonu yapılmadı.
Kronik inguinal ağrı sıklıkla nöropatik kaynaklı olup, özellikle nüks olgularda sinirler dikkatli disseksiyonla bulunarak korunmalıdır. Kronik inguinal nevraljinin önlenmesi ve tedavisi için daha fazla prospektif, kontrollü ve takipleri uzun süreli çalışmalara ihtiyaç vardır.
Anahtar kelimeler: İnguinal herni, kronik ağrı, etyoloji, nüks |
|
|