 |
ÇAĞDAŞ CERRAHİ DERGİSİ - TEMMUZ 2003
|
Sıçanlarda Antiadeziv Bariyerlerin Adezyon Formasyonu Üzerine Etkileri Deneysel Çalışma 17(3):131, 2003 |
Kıvanç TAÇ, Adem DERVİŞOĞLU, Filiz KARAGÖZ, Cafer POLAT, Hakan GÜVEN, Kayhan ÖZKAN |
|
|
İntraperitoneal adezyonlar, abdominal cerrahinin önemli bir problemidir. Bu konu ile ilgili pek çok çalışma yapılmış olmasına rağmen, antiadeziv yöntem ve materyalin etkinliği konusunda tam bir fikir birliği sağlanamamıştır. Bu çalışmada Seprafilm bioabzorbabl membran ve Sepracoat bariyer solüsyon'unun antiadeziv etkinliklerini araştırmak amaçlandı.
60 adet Wistar sıçan uygulanacak iki deneysel cerrahi modele uygun olarak iki gruba ve takiben yapılacak işlemlere göre de üç alt gruba ayrıldı. Grup A: Karın duvarı periton defekti modeli (KDD): Grup A1: Karın duvarında yaratılan defekt primer olarak kapatıldı. Grup A2: Defektin primer sütürasyonunu takiben çalışma alanına Seprafilm uygulandı. Grup A3: Sepracoat uygulanışını takiben, defekt yaratılıp sütüre edildi. Grup B: Barsak seroza abrazyonu modeli (BSA): Grup B1: Çekum antimezenterik yüzden abrazyon oluşturuldu. Grup B2: Abrazyon oluşturulan bölgeye Seprafilm uygulandı. Grup B3: Sepracoat uygulanışını takiben abrazyon oluşturuldu.
Denekler dört hafta sonra sakrifiye edilerek yapışıklık gelişip gelişmediği, gelişen yapışıklığın sayısı, şiddeti ve genişliği değerlendirildi. Mezotelyal iyileşme ve yabancı cisim reaksiyonu histopatolojik olarak araştırıldı.
KDD modelinde Seprafilm'in yapışıklık şiddeti ve genişliğini kontrol grubuna anlamlı bir şekilde azalttığı tespit edildi (p<0.017). BSA modelinde, Seprafilm ve Sepracoat'ın kontrol gruplarına göre yapışıklık sıklığı, şiddeti ve genişliğini azalttığı gözlendi (p<0.017). Her iki modelde de Seprafilm ve Sepracoat mezotel gelişimini olumlu etkilediği ve kollojen miktarını azalttığı saptandı (p<0.017).
Karın duvarı periton defekti modelinde Seprafilm'in; barsak seroza abrazyon modelinde ise Sepracoat'ın üstünlüğü ile birlikte her iki antiadezivinde yapışıklık gelişim sıklığını, şiddet ve genişliğini azalttıkları tespit edildi. Bu materyallerin iyileşme sürecini olumsuz etkilemedikleri ve spesifik yabancı cisim reaksiyonuna neden olmadıkları görüldü.
Anahtar kelimeler: Postoperatif adezyonlar, adezyon bariyerleri |
|
Open Abdomen Uygulaması İlk Deneyimlerimiz 17(3):138, 2003 |
Tamer AKÇA, Mehmet ÇAĞLIKÜLEKÇİ, Tahsin ÇOLAK, Faik YAYLAK, Musa DİRLİK, Koray ÖCAL, Süha AYDIN
|
|
|
Bu çalışmada çeşitli nedenlerle reeksplorasyon yapılma endikasyonu olan ve 'open abdomen' uygulanan 30 olgunun sonuçlarının retrospektif olarak sunulması amaçlanmıştır.
Ocak 2000-Temmuz 2003 arasındaki ardışık 30 olgu çalışma kapsamına alındı. Ocak 2000-Temmuz 2003 arasındaki ardışık 30 olgu çalışma kapsamına alındı. Yirmi beş hastada yaygın peritonit, 3 hastada diffüz hemoraji, 1 hastada intraabdominal travma için hasar kontrol ve 1 hastada da nekrotizan pankreatit endikasyonlarımızı oluşturdu. Hastalarımızın 5'inde (% 16.6) zipper mesh, 25'inde (% 83.4) ise Bogota torbası kullanıldı. Hastaların preoperatif ortalama APACHE II skorları, reeksploras-yon bulguları, batın sıvısı kültür antibiyogramları, preoperatif ve postoperatif lökosit sayıları, geçici ve kalıcı kapatma yöntemleri ile morbidite ve mortalite nedenleri değerlendirildi.
Çalışmaya dahil edilen olguların 9'u (ort. yaş 52.1) kadın, 21'i (ort. yaş 54.4) ise erkekti. Genel yaş ortalaması ise 52,6 (18-90) olarak bulundu. Ortalama reeksplorasyon sayımız 3 (1-8) olarak bulundu. Hastaların preoperatif ortalama APACHE II skorları 35.1 (21-47) olarak bulundu. Hastaların preoperatif lökosit değerleri 3.700-25.200 /mm3 arasında iken, postoperatif değerler 4.800-23.500/mm3 arasında idi. Peroperatuvar kültürlerde en sık Staphilococus Aureus ve Echerishia Coli üredi. Toplam 14 (% 47) hasta halen hayatta iken, 16 (% 53) hasta kaybedildi. En sık ölüm nedeni multipl organ yetmezliği olarak saptandı [9olgu (% 30)].
Mortalite oranlarımızın sınırda yüksek bulunmasının ana nedenini, olguların 1/3'ünün dış merkezlerden kliniğimize gönderilmesi ve ortalama APACHE II skorunun 35.1 olmasına bağlandı. Serimizin ilk 15 olgusunda total mortalite % 75 (11 hasta) iken, ikinci 15 olguda bu oranın % 33.3'e (5 hasta) gerilemesi 'open abdomen' uygulamasındaki başarıda deneyimin önemini de ortaya koymaktadır. Tüm bu sonuçlarla hızlı ve kolay reeksplorasyon sağlaması, karın içi basıncı düşürerek organların kanlanmasını kolaylaştırması, sebat eden veya tekrarlayan septik odakları daha rahat drene ederek ciddi karın içi sepsisleri da-ha kolay kontrol altına almaya olanak sağlaması nedeni ile açık abdomen tedavisinin iyi bir alternatif olabileceğini düşünmekteyiz.
Anahtar kelimeler: Abdominal kompartman sendromu, Karın içi sepsis, 'open abdomen', sekonder peritonit |
İleri Evre Rektum Kanserlerinde Preoperatif Kemoradyoterapinin Etkinliği 17(3):150, 2003 |
Oktar ASOĞLU, Mahmut MÜSLÜMANOĞLU, Hasan KARANLIK, Ebru ŞEN ORAN, Abdullah İĞCİ, Mustafa KEÇER, Vahit ÖZMEN, Mesut PARLAK |
|
|
Haziran 2000-Haziran 2002 tarihleri arasında preoperatif dönemde neoadjuvan tedavi uygulanan lokal ileri evre rektum kanserli 11 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların ortalama yaşı 52 (23-73) idi. Ameliyat öncesi dönemde komşu organ invazyonu gösteren (T4) 8 olguya ve sfinkter koruyucu girişim yapabilmek amacıyla 1 olguya 28 gün 180 cGy/gün dozuyla toplam 5040 cGy radyoterapi (RT) üç alandan uygulandı, konkominant kemoterapi (KT) olarak 5 flouracil (5 FU) tedavinin ilk üç günü ve (1.2.3. günler) ve son üç günü (26.27.28. günler) 400 mg/m2 dozuyla verildi (uzun dönem neoadjuvan tedavi), preoperatif dönemde rezektabl olduğu saptanan (T3) iki olguda ise lokal nüksü azaltmak ve sağ kalımı arttırmak amacıyla kısa dönem RT 500 cGy/gün fraksiyonla 5 gün boyunca üç alandan (iki yan, bir arka) toplam 2500 cGy dozuyla uygulandı. Kısa dönem neoadjuvan tedavi alan hastalara 2 hafta sonra diğer hastalara ise 6 hafta sonra cerrahi girişim uygulandı. Uzun dönem neoadjuvan teda-vi alan hastalardan biri tedavi sırasında progrese oldu, akciğer metastazları gelişti ve kaybedildi (% 12.5). Bir hasta tedaviye cevap vermedi (% 12.5), diğer 6 hastada (% 75) ortalama % 62 (% 50-80) oranında küçülme saptandı. Beş hastaya sfinkter koruyucu girişim, 4 hastaya ise abdominoperineal rezeksiyon yapıldı. Preoperatif dönemde T4 olan 7 hastanın altısında (% 86) histopatolojik olarak negatif cerrahi sınırlar sağlandı. Bir hastada (% 14) lateral cerrahi sınır pozitif olarak bulundu. Rezeksiyon yapılan 9 hastanın 5'inde (% 55) komplikasyon gelişti. Kısa dönem neoadjuvan tedavi alan hastaların ortalama takip süresi 14 ay (12-16 ay) olup, lokal ve sistemik metastaz saptanmadı. Uzun dönem kemoradyoterapi uygulanan hastaların 3'ü kaybedildi. Halen takibi devam eden 6 (% 67) hastanın ortalama takip süresi 20 ay (12-36 ay) olup bu vakalarda lokal nüks veya sistemik metastaz saptanmadı.
Preoperatif değerlendirmede unrezektabl olduğu saptanan (T4) rektum kanserlerinde evreyi küçülterek sfinkter koruyucu cerrahiye olanak sağlamak amacıyla uzun dönem, rezektabl T3 rektum kanserlerinde ise lokal nüksü azaltmak için kısa dönem preoperatif kemoradyoterapi önerilebilir.
Anahtar kelimeler: Rektum Kanseri, Preoperatif Tedavi, Cerrahi Tedavi |
Hemoroid ve Rektal Mukozal Prolapsus Tedavisinde Dairesel Stapler Anoplasti Yöntemi 17(3):156, 2003 |
Ömer BENDER, Birol AĞCA, Ali DURMUŞ, Fuat HIZLI, Hakan EVRÜKE, Akif FEYİZOĞLU, Didem CAN, Kazım SARI |
|
|
Dairesel stapler anoplastisinde amaç, anodermal prolapsusu düzeltmek ve kontinansta önemli rolü olan hemoroid yastıkçıklarının anatomik bölgelerine repozisyonunu sağlamaktır. Kliniğimizde Aralık 1999-Şubat 2003 tarihleri arasında toplam 40, III. ve IV. derece hemoroid olgusuna dairesel stapler anoplasti işlemi uygulandı. Dört olguda eşzamanlı rektal mukozal prolapsus da vardı. Olgu-ların 31'i erkek, 9'u kadındı. Ortalama işlem süresi 15 dakika, ameliyat süresi 40 dakikaydı. Olguların hastanede yatış süreleri ortalama 2.1 gün, normal aktivitelerine dönme süresi ise 5.2 gündü. Postoperatif dönemde üç olguda anal bölgede ağrı, üç olguda stapler hattında pe-roperatuar kanama, bir olguda ise pururitis ani görüldü. Ağrı görülen iki olguda kese ağzı dikişin yanlış seviyeden konulduğu sonucuna varıldı. Diğer olguda ise post-operatif anal ağrı açıklanamadı. Pururitis anili olguların şikayetleri medikal tedavi ile geriletildi. Peroperatif kanama tespit edilen olgularda stapler hattına dikiş konularak kanama kontrol altına alındı. Olguların ortalama takip süresi 8 aydır. Stapler anoplasti tekniği; ameliyat ve hastanede yatış sürelerini kısaltması, analjezi ihtiyacını azaltması, olgularda kısa dönemde iyileşme ve erken dönemde normal günlük aktivitelerine dönme avantajlarını sağlaması nedeniyle uygulanabilecek bir metottur.
Anahtar kelimeler: Stapler anoplasti, stapler hemoroidektomi, hemoroid, mukozal prolapsus |
Kolorektal Cerrahi Sonrası Erken Oral Beslenme 17(3):161, 2003 |
Cüneyt KAYAALP, Behlül BAYDAR, Gürel NEŞŞAR, Murat ULAŞ, İlter ÖZER, Canbek SEVEN |
|
|
Bu çalışmanın amacı, kolorektal kanser nedeniyle elektif şartlarda opere edilen hastalarda erken oral beslenmeye geçişin sonuçlarının değerlendirilmesidir. Ocak 2002 ve Temmuz 2003 tarihleri arasında kolorektal kanser nedeniyle opere edilen hastalar erken oral (ilk 24 saat içeri-sinde sıvı gıda) ve geç oral (48 saatten sonra sıvı gıda) beslenmeye geçenler olmak üzere ikiye ayrıldı. Acil operasyon gerektirenler, laparoskopik cerrahi yapılanlar ve postoperatif dönemde nazogastrik kullanılanlar çalışmaya dahil edilmediler. Grupların homojenliği açısından yaş, cinsiyet, boy, kilo, tümör lokalizasyonu, tümör evresi, yapılan ek cerrahi işlemler, hemoglobin, total protein, albü-min değerleri, yapılan cerrahinin şekli, operasyon süresi, intraoperatif kan kaybı ve sıvı replasman miktarı karşılaştırıldı ve gruplar arasında bu açılardan fark olmadığı gözlendi. Barsak sesleri, gaz ve gaita çıkartma, oral beslenmeye başlama, normal gıdaya geçiş süresi, mortalite, morbidite, karın ağrısı, bulantı, kusma, distansiyon sıklığı, postoperatif hastanede kalış süreleri değerlendirildi. Erken oral alan hastalarda morbidite ve mortalitede bir artış gözlenmedi. Erken oral grupta hastanede kalış süresi daha kısa bulundu. Sonuç olarak, elektif kolorektal cerrahi sonrası erken oral besleme güvenli bir yöntemdir ve postoperatif hastanede kalış süresini kısaltmaktadır.
Anahtar kelimeler: Kolorektal kanser, postoperatif bakım, erken oral beslenme, cerrahi |
|
|