 |
ÇAĞDAŞ CERRAHİ DERGİSİ - OCAK 2004
|
Değişik Sürelerde Uygulanan Abdominal Hipertansiyonun Böbrek Dokusu ve Plazma Sitokin Düzeyleri Üzerine Etkisi Deneysel Çalışma |
Gökhan AKBULUT*, Mustafa ALTINDİŞ**, Fatma AKTEPE***, Dursun Ali ŞAHİN*, Mustafa SERTESER****
Afyon Kocatepe Üniversitesi Genel Cerrahi AD*, Mikrobiyoloji AD**, Patoloji AD*** ve Biyokimya AD****, Afyon |
|
|
Abdominal basıncın ani yükselmesi böbrek hasarına neden olmaktadır. Bu klinik olayın nedeni tam olarak anlaşılamamakla birlikte multi-faktöriyel olduğu düşünülmektedir. Abdominal basıncın ani yükselmesi ile gelişen böbrek hasarında inflamasyonun etkisi olabilir. Bu çalışmanın amacı, değişik sürelerde oluşturulan abdominal hipertansiyonun plazma ve böbrek dokusu sitokinleri ile böbrek dokusu üzerindeki histopatolojik değişiklikleri araştırmaktır.
On-sekiz adet Spraque-Dawley cinsi dişi rat randomize olarak 3 gruba ayrıldı. Sham operasyonu uygulanan sham grubu, 20 mmHg abdominal basınç sırasıyla 60 ve 120 dakika uygulandı ve Grup 1 ve 2. olarak ayrıldı. Çalışma sonunda bütün ratların sol böbrekleri ve intrakardiyak kan örnekleri alındı. Kan örneklerinde ve böbrek dokusunda Interlökin-6 (IL-6) ve tümör nekrozis faktör alfa (TNF-a) düzeylerine, histopatolojik değişikliklere bakıldı.
Grup 1 ve 2, sham grubu ile karşılaştırıldığında plazma ve böbrek dokusu TNF-a, IL-6 düzeyleri ve histopatolojik değişim açısından proksimal tubulus epitel hücrelerinde şişme ve çizgili kenar kaybı, toplam histopatolojik değişiklik skorunda istatistiki farklılık olduğu gözlendi (p<0.05). Grup 1 ve 2 kendi aralarında karşılaştırıldığında anlamlı farklılığın sadece plazma TNF-a düzeyinde olduğu görüldü (p<0.01).
Sonuç olarak, abdominal hipertansiyon (AH) sonrası TNF-a ve IL-6 böbrek dokusu ve plazmada arttığı, böbrek dokusunda histopatolojik değişikliklere neden olduğu saptandı. Bu değişikliklerin AH süresi ile ilişkili olmadığı tespit edildi.
Anahtar kelimeler: Abdominal kompartman sendromu, abdominal hipertansiyon, böbrek, TNF-a, IL-6 |
|
Mide Kanseri Tedavisinde Genişletilmiş Lenf Bezi Diseksiyonu Sağ Kalımı Etkiliyor mu? |
Oktar ASOĞLU, Vahit ÖZMEN, Ebru ŞEN ORAN, Abdullah İĞCİ, Mahmut MÜSLÜMANOĞLU, Mustafa KEÇER, Mesut PARLAK, Hasan KARANLIK
İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı, Çapa, İstanbul
|
|
|
Mide kanserinin cerrahi tedavisinde, genişletilmiş lenf bezi diseksiyonunun yeri hala tartışmalıdır. Bu çalışmanın amacı D2 diseksiyon uyguladığımız vakalarımıza ait sonuçları değerlendirmek ve literatür verileri ile birlikte tartışmaktır.
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı'nda 1987-2001 yılları arasında küratif amaçlı cerrahi tedavi uygulanan 194 mide kanserli hasta retrospektif olarak incelendi. Farklı cerrahi yöntem uygulanan gruplara ait verilerin değerlendirmesinde tanımlayıcı istatistiki metotların yanı sıra ki-kare testi kullanıldı. Sağkalım oranları Kaplan-Meier testi ile belirlendi. P<0.05 değerleri anlamlı kabul edildi.
Tedavi edilen hastalar, klasik cerrahi bilgilerimize göre küratif amaçlı cerrahi uygulanmış olup, ancak bugün için sınırlı diseksiyon olarak kabul edilen olgular (D1 diseksiyon) ve genişletilmiş lenf bezi diseksiyonu yapılan olgular (D2 diseksiyon) olarak belirlendi. Çalışma süresi içerisinde 194 hastadan 110'una (% 57) D1, 84'üne (% 43) D2 diseksiyon uygulandı. Evrelere göre tüm hastaların genel 5 yıllık sağkalım oranları Evre 1'de % 77, Evre 2'de % 66, Evre 3A'da % 24, Evre 3B'de % 17, Evre 4'de % 5 olarak bulundu. D2 diseksiyonun 5 yıllık sağ kalım üzerine etkisi incelendiğinde Evre 3A'da D1 diseksiyona göre belirgin sağ kalım avantajı gösterdiği saptandı (p=0.01). Postoperatif mortalite D1 diseksiyon ya-pılan hastalarda % 6, D2 diseksiyon yapılan hastalarda % 8 olarak bulundu (p>0.05). Morbidite oranları D1 ve D2 diseksiyon yapılan hastalarda sırasıyla % 22 ve % 18 olarak saptandı (p>0.05).
Genişletilmiş lenf bezi diseksiyonu, mortalite ve morbidite oranlarını arttırmaksızın, özellikle ileri evre mide kanserli hastalarda sağladığı sağ kalım avantajıyla, onkolojik yararı göz önüne alınarak mide kanserinin cerrahi tedavisinde uygulanması gereken bir cerrahi tekniktir.
Anahtar kelimeler: Mide kanseri, genişletilmiş lenf bezi diseksiyonu, sağkalım |
Rektum Kanserinin Lokal Yayılımının Preoperatif Değerlendirilmesinde Transrektal Ultrasonografi |
Mutlu SAĞLAM*, Cengizhan YİĞİTLER**, Fatih ÖRS*, Gökhan YAĞCI**
GATA Radyoloji AD*, GATA Genel Cerrahi AD.**, Ankara |
|
|
Rektum kanserinde tümörün yeri ve lokorejyonel yayılımı tedavi yaklaşımını belirler. Bu prospektif çalışmada, kürabl rektum kanseri nedeniyle cerrahi tedavi uygulanan hastalarda, transrektal ultrasonografi (TRUS) ile elde edilen lokorejyonel yaygınlık düzeyinin, histopatolojik sonuçlarla korelasyonu araştırılarak, TRUS'un rektum kanserinin preoperatif evrelemede değerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya alınan 42 hastanın 24'ünde (% 57) tümör, rektumun distal 1/3 kısmında, 15 (% 36) hastada orta 1/3 kısmında 3 (% 7) hastada ise rektumun üst kısmında yerleşikti. 19 hastaya abdominoperineal rezeksiyon, 22 hastaya low anterior rezeksiyon ve 1 hastaya anterior rezeksiyon yapıldı. TRUS ile duvar invazyon de-recesi doğru tahmini hastaların 35'inde (% 83), lenf nodu tutulumunun doğruluğu ise 28 hastada (% 67) mümkün olmuştu. Rektumun alt 1/3'lük kısmında yerleşimli tümörler için duvar invazyonunun tahmininde doğruluk derecesi % 83 (20 hasta), orta ve üst 1/3'ünde yerleşimli 18 hastanın da aynı şekilde % 83 (15 hasta) bulunmuştur. Lenfatik invazyonun doğruluk derecesi ise alt yerleşimli tümörlerde % 58 (24 hastada 14 hasta) iken, orta ve üst yerleşimlilerde % 78'e ulaşmıştır (18 hastada 14 hasta). TRUS lenf nodu pozitif olan 20 hastanın 15'inde (% 75) doğru sonuca ulaşmışken, 5 (% 25) hastadaki pozitif lenf nodlarını saptayamamıştı. Böylelikle rektum kanserinin lokal yayılımı için lenf nodu değerlendirmesinde, TRUS'un duyarlılığı % 75, özgüllüğü % 55, pozitif öngörü değeri % 60, negatif öngörü değeri % 70 ve doğruluğu % 64 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak rektal kanserin lokal yayılımının preoperatif değerlendirmesinde; en pratik ve değerli yöntem TRUS'dir. BT ve/veya MRG, lezyonun invazyon derecesi arttıkça TRUS'un duyarlılığının azaldığı düşünülen durumlarda ya da lenf nodu tutulumunun şüpheli olduğu durumlarda göz önünde tutulmalıdır.
Anahtar kelimeler: Rektum kanseri, transrektal ultrasonografi, tanı, evreleme |
Nüks İnguinal Hernilerde Posterior Preperitoneal Yaklaşımla Mesh Takviyesi |
Ahmet Nuray TURHAN*, Esra Alış POLAT*, Mikdat BOZER**, Mustafa Uygar KALAYCI*, Erşan AYGÜN*
Sağlık Bakanlığı, Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Genel Cerrahi Kliniği*, İstanbul, Fatih Üniversitesi, Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dal**, Ankara |
|
|
Nüks kasık fıtıklarının cerrahi tedavisi konusundaki tartışmalar halen sürmektedir. Nhyus ve arkadaşlarının 1960'larda popülarize ettiği posterior yaklaşımla inguinal herni onarımı ile gerek primer, gerek nüks kasık fıtıklarının tedavisinde başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Biz bu çalışmamızda 32 nüks kasık fıtığı hastamıza posterior preperitoneal mesh onarımı uygulayarak sonuçlarını değerlendirmeyi amaçladık.
Ocak 1997-Ağustos 2001 tarihleri arasında toplam 32 nüks inguinal hernili hastaya posterior yaklaşımla preperitoneal mesh uygulandı. 32 nüks fıtığın hepsi unilateral, 19'u (% 59.4) sağda, 13'ü (% 40.6) solda idi. Olguların tamamı erkek idi. Ortalama yaş 54.3 olup 38-69 arasında değişmekteydi.
Ortalama ameliyat süresi 63.8 dakika (43-120) idi. Herhangi bir intraoperatif komplikasyon ile karşılaşılmadı. Postoperatif komplikasyonlar yönünden değerlendirildiğinde; 3 vakada (% 9.37) inguinofemoral bölgede his kusuru gelişti. 5 hastada (% 15.62) insizyon etrafında ekimoz, 1 hastada (% 3.12) skrotal ekimoz, 2 hastada (% 6.25) testiste ödem, 4 hastada (% 12.5) drenaj ve antibiyotik ile düzelen yara enfeksiyonu gelişti. Kronik obstruktif akciğer hastalığı (KOAH) olan 6 hastada (% 18.75) kronik bronşit aktivasyonu, 1 hastada (% 3.12) atelektazi ge-lişti ve tıbbi tedaviyle düzeldi. Bir hastada (% 3.12) idrar retansiyonu, 2 hastada da (% 6.25) hipertansiyon atağı gelişti. Ortalama hastanede kalış süresi 4.4 gün (2-7) idi. Hastalar ortalama 23.4 ay (1-48) izlendi. Bu izlem süresi içinde herhangi bir nükse rastlanmadı.
Nüks inguinal herni onarımında, preperitoneal yolla mesh tatbikinin giderek daha sık uygulanan bir yöntem olacağı kanısındayız.
Anahtar kelimeler: İnguinal herni, nüks, posterior preperitoneal yaklaşım |
İnguinal Bölgenin Kord ve Gerçek Lipomları: Herni Tanısındaki Yeri |
Ramazan ERYILMAZ*, Mustafa ŞAHİN*, Bülent KAYA*, M. Kamil YILDIZ*, Salim AKSOY**
Vakıf Gureba Eğitim Hastanesi, I. Cerrahi Kliniği*, Radyoloji Kliniği**, İstanbul |
|
|
İnguinal lipomlar genelde inguinal herni onarımı sırasında rastlantısal olarak bulunan kitleler olup, nadiren bu lipomların inguinal herniyle ilişkileri yoktur.
Bu prospektif çalışmada, Temmuz 1998-Ocak 2003 tarihleri arasında inguinal herni onarımı sırasında rastlanan spermatik kord veya round ligaman lipomları, inguinal herniyi taklit ederek tanı yanılmalarına neden olan inguinal lipomlar ile preoperatif olarak tanısı konan inguinal lipomları kayıt ederek inguinal lipomların insidansını ve inguinal herniyle ilişkilerini araştırdık.
Bu dönemde 612 hasta inguinal herni ön tanısıyla ameli-yata alındı. Olguların 608'inde inguinal herni onarımı yapılırken, 4'ünde hernisiz inguinal lipom bulundu. Onarım uygulanan 608 hastanın 116'sında (% 19) spermatik kord veya round ligaman lipomu tespit edildi. Üç hastada preoperatif redükte olmayan inguinal kitle ultrasonografik olarak bulunarak inguinal lipom tanısıyla ameliyat edildi. Gerçek lipom insidansı % 1.1 idi.
Sonuç olarak, inguinal lipom insidansı yüksek olup çoğunlukla spermatik kord veya round ligaman lipomlarıdır. İnguinal lipomlar bazen herniyi taklit ederek ayırıcı tanıda yanılmalara neden olurlar. Gerçek lipom insidansı çok düşük olup, çapları büyük oldukları zaman fizik muayene ve ultrasonografi ile tanınabilir.
Anahtar kelimeler: İnguinal herni, lipom, spermatik kord, round ligaman |
İnfüzyon Trombofilebiti |
Aydın İNAN, Meral ŞEN, N. Cenap DENER
Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı, Ankara |
|
|
Hastanemizde infüzyona bağlı trombofilebit görülme sıklığını ve bazı faktörlerin trombofilebit gelişmesi üzerine etkisini incelemek amacı ile bu çalışmayı planladık.
Fatih Üniversitesi Hastanesi'nde Ocak 2002 ile Aralık 2002 tarihleri arasında yatırılarak infüzyon tedavisi alan 335 hasta bu çalışma içerisine katıldı. Hastalar trombofilebit gelişmesi açısından günlük olarak takip edildi. Ayrıca hastaların yaş, cins, yattıkları gün sayısı, ameliyat olup olmadıkları, intravenöz kateterin takıldığı servis, takılan anatomik bölge, kateteri takan sağlık personeli, kateterin kalınlığı, hastalarda yandaş hastalık varlığı gibi özellikleri değerlendirildi.
İnfüzyon trombofilebiti gelişmesi ile hastaların yaşları, cinsleri, kateterin takıldığı yer, kateteri takan sağlık görevlisi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamış iken kateterin takılı kaldığı gün sayısı, ameliyat geçirmesi, kateterin takıldığı anatomik bölge, kateterin kalınlığı ve yandaş hastalık olması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tesbit edilmiştir.
İnfüzyona bağlı trombofilebit yatan hastalarda sık görülen bir problemdir. Kolayca alınabilecek bazı önlemler ile trombofilebit insidansının azaltılması mümkün olabilecektir.
Anahtar kelimeler: İnfüzyon tedavisi, trombofilebit, intravenöz kateter |
Nonpalpabl Meme Lezyonlarında Radyolojik-Patolojik Korelasyon |
Ceyhan UĞURLUOĞLU*, Mustafa U. KALAYCI**, Işın PAK***
Konya Numune Hastanesi, Patoloji Bölümü*, Konya, Bakırköy Dr Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Genel Cerrahi Kliniği**, İstanbul, Onkoloji Hastanesi Patoloji Bölümü***, Ankara |
|
|
Bu prospektif çalışmada, klinik olarak nonpalpabl, tarama ve diagnostik mamografide şüpheli mikrokalsifikasyon ve opak imaj saptanan 29 olgu incelenmiştir. Olguların meme lezyonları mamografi eşliğinde stereotaktik yöntemle biyopsi öncesi işaretlendi ve uygun cerrahi teknik ile eksizyonel biyopsi yapıldı. Cerrahi biyopsi spesimenleri histopatolojik yöntem ile incelendi. Histopatolojik in-celemede 29 olgunun 21'i (% 72.5) benign, 8'i (% 27.5) malign olarak tanımlandı. Benin olguların % 83.3'ünde, malign olguların % 16.7'sinde mikrokalsifikasyon bulundu. Bu oran meme kanseri gelişimi için risk taşıyan olguların ortaya çıkarılmasında mamografideki şüpheli mikrokalsifikasyonların varlığının önemini ortaya koymaktadır.
Anahtar kelimeler: Nonpalpabl meme lezyonları, mamografi, mikrokalsifikasyon, opak imaj |
|
|