 |
ÇAĞDAŞ CERRAHİ DERGİSİ - EKİM 2004
|
Tiroidin Rastlantısal Papiller Mikrokarsinomları 18(4):163-167, 2004 |
Serap Alçiçek MUMCUOĞLU, Ümit ABANUZ, Pelin AKBABA, Osman YÜCEL, Ayşenur Akyıldız İĞDEM, Gevher DEVRANOĞLU*
Sağlık Bakanlığı Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi II. Cerrahi Kliniği, İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi *Nükleer Tıp Anabilim Dalı, İstanbul |
|
|
Çalışmada, 1999-2003 yılları arasında kanser dışı nedenlerle tiroidektomi uygulanan 227 kadın, 36 erkek toplam 263 hastada rastlantısal papiller mikrokarsinom sıklığı ve uygulanan tedaviler irdelendi. Histopatolojik incelemede 10 kadın, 3 erkek toplam 13 hastada (% 4.9) papiller mikrokarsinom tespit edildi. En yüksek sıklık oranı Basedow-Graves'li hastalarda tespit edilmekle birlikte, multinodüler guatr ve soliter nodüllü hastalarla karşılaştırıldıklarında aralarında istatistiksel fark bulunamadı. Papiller mikrokarsinom tespit edilen grup, tüm opere edilen hastalarla karşılaştırıldıklarında aralarında yaş, cinsiyet ve tiroid fonksiyonları yönünden anlamlı fark tespit edilmedi.
Anahtar kelimeler: Tiroid kanseri, Mikrokarsinom, Papiller mikrokarsinom |
|
Benin Tiroid Hastalıkları Cerrahisinde Rekürren Laringeal Sinirin Trasesi Boyunca Eksplorasyonu 18(4):168-173, 2004 |
Mehmet ULUDAĞ*, Adnan İŞGÖR**, Gürkan YETKİN*, Abut KEBUDİ***, İsmail AKGÜN*
Sağlık Bakanlığı Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. Genel Cerrahi Kliniği*, Haliç Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı**, Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı***, İstanbul
|
|
|
Tiroidektominin en önemli komplikasyonlarından biri rekürren larengeal sinir paralizisidir. Tiroid ameliyatlarında, ameliyat tekniğinin komplikasyonlar üzerine etkisi halen tartışma konusudur. Biz de bu çalışmada tiroid ameliyatlarında rekürren larengeal sinirin trasesi boyunca ortaya koyulmasının paralizi olasılığı üzerine etkisini araştırdık.
1996-2001 yılları arasında benign tiroid hastalığı nedeni ile tiroidektomi uygulanan hastalarda müdahale edilen loblar ve risk altında kalan rekürren larengeal sinirler değerlendirildi. Müdahale edilen loba ve risk altında kalan rekürren larengeal sinire uygulanan diseksiyon tipine göre 2 ayrı grup oluşturuldu. 1. grupta subtotal lobektomi uygulanan lobektomiler, ikinci grupta total ve totale yakın lobektomi uygulanan girişimler toplandı. 1. gruptaki hastalarda rekürren larengeal sinir inferior tiroid arter ile çaprazlaştığı bölgede eksplore edildi. 2. gruptaki hastalarda rekürren larengeal sinir inferior tiroid arter ile çaprazlaştığı bölgede bulunup, larenkse girdiği bölgeye kadar tüm trasesi boyunca diseke edilip, takip edildi.
Yaş ortalaması 40.9 (14-75) olan, toplam 303 hasta (266 kadın, 37 erkek) benign tiroid hastalığı nedeni ile opere edilip, 541 tiroid lobuna müdahale edildi. 1. grupta 360 loba, ikinci grupta 181 loba müdahale edildi. 1. grupta 10 (% 2.77), 2. grupta 5 (% 2.76) geçici rekürren larengeal sinir paralizisi gelişti. Kalıcı rekürren larengeal sinir paralizisi sadece 1. gruptaki 1 (% 0.27) hastada gelişti. Komplikasyonlar açısından iki grup arasında anlamlı fark saptanmadı.
Rekürren larengeal sinirin tüm trasesi boyunca eksplorasyonu RLSP olasılığını arttırmamaktadır. Özellikle tiroidin posterior bölümünün de serbesleştirildiği girişimlerde, RLS yaralanma olasılığını en aza indirmek için, sinirin ilk aşamada bulunması ve tüm trasesi boyunca ortaya koyulması gerektiği düşüncesindeyiz.
Anahtar kelimeler: Rekürren larengeal sinir, sinir paralizisi, tiroidektomi |
Akut Kolesistitli Hastaların Tedavi Yaklaşımında Klinik Deneyimimiz 18(4):174-179, 2004 |
Tamer AKÇA, Tahsin ÇOLAK, Ahmet DAĞ, Musa DİRLİK, Süha AYDIN
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı, Mersin |
|
|
Akut kolesistitin tedavisi genellikle cerrahi olmasına karşın, uygulanacak cerrahi girişimin şekli ve zamanlaması konusu hala tartışmalıdır. Biz bu yazımızda Ocak 2001- 2005 arasında kliniğimize akut kolesistit ön tanısı ile başvuran 76 hastaya ait tedavi yaklaşımlarımızı retrospektif olarak gözden geçirmeyi amaçladık.
Hastaların cinsiyeti; yaşı; geliş şikayetleri; laboratuar tanı yöntemleri; görüntüleme yöntemleri; girişimsel yöntemler; akut pankreatit varlığında Ranson kriterleri kayıt edildi. Cerrahi girişim yöntemi, ortalama ameliyat süreleri, laparoskopik girişimlerde açığa dönme sayıları, cerrahi sonrası yatış süreleri, ameliyat sırasındaki ve sonrasındaki komplikasyonları ile alınan materyalin histopatolojik sonuçları değerlendirildi.
Hastaların 34'ü (% 45) erkek, 42'si (% 55) kadın ve yaş aralığı 24-92 (mean: 57) idi. En sık şikayet ağrı idi. Otuz hasta şikayetlerinin hiç gerilememesi veya daha da artması nedeniyle ilk 72 saat içinde acil olarak ameliyat edildi (Grup 1). Hastaların 18'ine (% 60) açık kolesistektomi (AK), 12'sine (% 40) laparoskopik kolesistektomi (LK) yapıldı. Grup 2'de yer alan 44 hastanın 24'üne (% 54.5) AK ve 20'sine (% 45.5) LK başvurudan 4-7 içerisinde uygulandı. Grup 3'deki 2 hastadan birine LK, diğerine AK uygulandı. Grup 1'de 2 (% 16.6) hastada, Grup 2'de ise 7 (% 35) hastada laparoskopik başlanmasına rağmen çeşitli nedenlerle açığa dönüldü (p=0.458). AK; Grup 1'de ortalama 93.3±49.2 dakika Grup 2'de ise 106.1±31.5 dakika sürdü (p=0.368). LK; Grup 1'de ortalama 90.8±39.8 dakika Grup 2'de ise ortalama 93.2±42.6 dakika sürdü (p=0.875). Patolojilerde en sık akut taşlı kolesistit ve kronik zeminde aktif kolesistit olarak rapor edildi.
Akut kolesistitli hastaların büyük çoğunluğunda uygulanan erken cerrahi girişimin geç dönem cerrahiye göre, önemli tıbbi ve sosyoekonomik avantajları bulunan güvenli bir yaklaşım olduğu kanaatindeyiz. Bununla birlikte, bu çalışmanın sonuçları, hastaların inflamasyonlarının çözülmesi için beklenen 3-4 günlük sürenin ise komplikasyon olma olasılığını artırdığı yönündedir ve mümkün olduğu durumlarda hastaları bekletmeden acil olarak ameliyat edilmesi daha rasyonel gibi gözükmektedir.
Anahtar kelimeler: Akut kolesistit, kolesistektomi, komplikasyon, cerrahi zamanlaması |
Karaciğer Hidatik Hastalığında Postoperatif Nüks Sorunu: Neden ve Çözümleri 18(4):180-188, 2004 |
Metin KAPAN
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı, İstanbul |
|
|
Ülkemiz gibi karaciğer kist hidatiğinin yaygın olarak görüldüğü bölgelerde nüks önemli bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada nükse neden olacak sebepler ve nüks olgulara yaklaşım biçimleri ortaya kondu. Bu amaçla Ocak 1998 ve Aralık 2002 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalında cerrahi tedavi uygulanan ve takibini yapılan, primer ve nüks hidatik hastalık olguları retrospektif olarak değerlendirildi.
Bu dönem içerisinde 172 yeni karaciğer kist hidatiği olgusu başvurdu. Bu 172 olguluk seri için morbidite oranı % 5.8 ve mortalite oranı % 0.58 olarak tespit edildi. Ortalama 48.5 ay takibi yapılan serinin nüks oranı da % 4.65 olarak tespit edildi. Aynı dönem içinde ayrıca bu seri dışında, ilk ameliyatları başka merkezlerde yapılmış 36 nüks karaciğer kist hidatiği olgusu kliniğimize başvurdu. Bu olgularda da peroperatif morbidite oranını % 13.64, post operatif morbidite oranını yine % 13.64 ve mortalite oranını da % 2.27 olarak tespit edildi.
Başlıca nüks nedenleri arasında kistlerin eksofitik gelişim gösterdiğinin yetersiz insizyon ve yetersiz ekspozisyon sonucu farkedilmemesi ayrıca operatif konservatif girişimlerdeki bulaşma olduğu kanısına varıldı. Tam ekspozisyonu sağlayacak insizyonların seçilmesi, intraoperatif US'den yararlanılması ve tek, periferik yerleşimli kistlerde perikistektomi uygulanması ile nükslerin önlenebileceği kanısına varıldı.
Anahtar kelimeler: Karaciğer kist hidatiği, cerrahi girişim, postoperatif nüks |
Rektum Kanserinde Uygulanan Ameliyat Tipinin Lokal ve Sistemik Metastazlara Etkisi Var mı? 18(4):189-191, 2004 |
Sedat KAMALI*, Gülçin KAMALI**, Yakup BÜYÜKPOLAT***, Enis YÜNEY*, Anıl HÖBEK*, Mustafa ÜNSAL***
Sağlık Bakanlığı Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi*, Patoloji**, Onkoloji*** Klinikleri, İstanbul |
|
|
Ülkemizde rektum kanserinin cerrahi tedavisi son 10 yılda gözle görülecek şekilde aşama kaydetmiştir. Bunda özellikle rektumda daha alt bölgelere uygulanabilen kullanımı kolay ve güvenli olan staplerlerin payı büyüktür. Rektum kanserli 201 hastanın 121 ine Abdomino Perineal Rezeksiyon (APR), 74 tanesine Low Anterior Rezeksiyon (LAR) uygulandı. Benzer evredekiler nüks, metastatik hastalık ve hastalıksız sağ kalım açısından araştırıldı. Aralarında istatistiksel olarak (p<= 0,05) anlamlı fark bulunmadı.
Anahtar kelimeler: Rektum kanseri cerrahi tedavisi, LAR, APR, lokal nüks, metastaz |
Fournier Gangrenli Hastaların Klinik Değerlendirilmesi ve Tedavi Sonuçları 18(4):192-195, 2004 |
Hayrullah DERİCİ, Mehmet KAHYA, Necat CİN, Yasin PEKER, Cemal KARA, Fatma TATAR
Sağlık Bakanlığı İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 3. Cerrahi Kliniği, İzmir l |
|
|
|
|
Fournier Gangreni (FG), genital, perineal ve perianal bölgenin nadir görülen, hızlı ilerleyen bir enfeksiyonudur. Bu retrospektif çalışmada Ocak 1998-Ocak 2005 tarihlerinde 17 FG'li hasta incelendi. Hastaların 16'sı (% 94.1) erkek, 1'i (% 5.9) kadın olup, ortanca yaşları 44 (28-70) idi. Etiyolojik faktör olarak hastaların 7'sinde (% 41.2) perianal abse, 1'inde (% 5.9) geçirilmiş hemoroid ameliyatı, 1'inde (% 5.9) rektum kanseri, 1'inde (% 5.9) perineskrotal travma öyküsü vardı. Yedi olguda (% 41.2) sebep bulunamadı. Predispozan faktör olarak olguların 11'inde (% 64.7) diabetes mellitus, 3'ünde (% 17.6) alkolizm, 1'inde ise lenfoma (% 5.9) mevcuttu. Çoklu organ yetmezliği gelişen bir olgu (% 5.9) eksitus oldu. Yara örneklerinden yapılan kültürlerde en sık S. aureus ve E. coli üremiştir.
Erken tanı, nekrotik dokuların geniş debridmanı ve geniş spektrumlu antibiyotikler tedavinin esasını oluşturur. Debridman sonrası açığa çıkan defekt, olguların 14'ünde (% 82.4) sekonder iyileşmeye bırakıldı, 3'ünde (% 17.6) ise greftle kapatıldı. İlave olarak 6 olguya (% 35.3) sigmoid loop kolostomi uygulandı.
Tıbbi bakımdaki ilerlemelere rağmen tedavisi güçtür. Erken tanı ve agresif cerrahi debridman tedavide esastır.
Anahtar kelimeler: Fournier gangreni, debridman, çoklu organ yetmezliği |
|
|