 |
ÇAĞDAŞ CERRAHİ DERGİSİ - OCAK 2005
|
Laparoskopik ve Konvansiyonel Cerrahi Yöntemlerinin, Serum Sitokin Düzeylerine Etkilerinin Karşılaştırılması Deneysel Çalışma 19(1):4-8, 2005 |
Ercan GEDİK, Sadullah GİRGİN
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı, Diyarbakır |
|
|
Cerrahi ve travma genel olarak immün sistemi baskıladığı bilinmektedir. Laparaskopik cerrahi metodu son yıllarda fazla kullanılmaya başlanmıştır. Laparaskopik cerrahi ile açık cerrahinin immun sisteme olan etkilerini karşılaştırmak için planladığımız bu çalışmada 30 adet 250-350 gr ağırlığında Sprague-Dawley cinsi erişkin erkek sıçan kullanıldı. Denekler 10'arlı üç gruba ayrıldı: Grup 1 (n=10), kontrol grubunu oluşturdu. Grup 2 (n=10), sıçanların batınları 2 cm'lik median insizyondan sonra bir saat boyunca açık bırakıldı. Grup 3 (n=10), bu gruptaki sıçanların karın alt orta kadranlarından veress iğnesi ile batına girildi. Elektronik CO2 insuflatörüne bağlanarak 0.2 lt/dk gidecek şekilde ayarlandı, inntraabdominal basınç 10 mmHg'a getirildi. Birinci saatte pneumoperitoneum sonlandırıldı. Sıçanların 1. saat, 24. saat ve 72. saat sonunda kuyruk venlerinden 1 cc kan alındı. Serum TNF-a, IL-1b, IL-6 ve IL-8 değerlerini ölçmek için chemiluminescent enzyme immunometric assay yöntemi kullanıldı. Grup 2'deki sıçanlara bir saat süre ile laparatomi uygulandı. Grup 3'teki sıçanlara ise bir saat süre ile pneumoperitoneum uygulandı. Sonuç olarak laparatominin, serum sitokin düzeylerini belirgin olarak artırdığı görüldü. Laparaskopik cerrahi prosedürü uygulandığı zaman ise, serum sitokin düzeylerinin karşılaştırılmalı düşüklüğü, operatif stresinde karşılaştırmalı düşüklüğünü göstermektedir.
Anahtar kelimeler: Laparoskopik cerrahi, konvansiyonel cerrahi, sitokinler |
|
Selim Tiroid Hastalıklarının Tedavisinde Total ve Totale Yakın Tiroidektomi Riskli mi? 19(1):9-14, 2005 |
Mehmet ULUDAĞ*, Adnan İŞGÖR**, Gürkan YETKİN*, İsmail AKGÜN*, Abut KEBUDİ***, Bülent ÇİTGEZ*
Sağlık Bakanlığı Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. Genel Cerrahi Kliniği*, Haliç Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı**, Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı***, İstanbul
|
|
|
Son yıllarda selim tiroid hastalıklarının tedavisinde, subtotal rezeksiyondan daha geniş olan total ve totale yakın tiroidektomi artan sıklıkla uygulanmaktadır. Biz de total ve totale yakın tiroidektomi uyguladığımız olgulardaki morbidite oranını değerlendirmek istedik.
2000-2003 yılları arasında Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. Genel Cerrahi Kliniği'nde kapsüler diseksiyon yöntemi ve nervus rekürrens eksplore edilerek total ve totale yakın tiroidektomi yapılan, selim tiroid hastalığı ön tanısı olan olguların verileri ve postoperatif gelişen komplikasyonları retrospektif olarak değerlendirildi.
Opere edilen 63 hastanın yaş ortalaması 47.68+13.66 (17-80) olup, 56'sı (% 88.9) kadındı. 45 hasta ötiroidik multinodüler guatr olup, 18 hasta ise hipertiroidili olgulardı. 37 (% 58.74) total tiroidektomi, 21 (% 33.33) total lobektomi+neartotal lobektomi, 5 (% 7.93) bilateral neartotal lobektomi uygulandı. 18 (% 28.57) hastada geçici hipokalsemi gelişmiş olup bunların 6'sı (% 9.52) semptomatik, 12'si (% 19.05) asemptomatikti. 3 (% 4.76) olguda geçici rekürren larengeal sinir paralizisi gelişti. Kalıcı hipokalsemi ve vokal kord paralizisi gelişmedi.
Selim tiroid hastalıklarının tedavisinde total tiroidektominin dikkatli ve titiz kapsüler diseksiyon ile kalıcı komplikasyon oranlarını arttırmadan güvenli bir şekilde uygulanabileceği kanısındayız. Eğer paratiroid beslenmesi ve rekürren larengeal sinirin güvenliği açısından risk mevcut ise arka kapsülde minimal doku bırakılarak yapılacak neartotal lobektomi de total tiroidektominin akılcı bir alternatifidir.
Anahtar kelimeler: Selim tiroid hastalıkları, total tiroidektomi, tiroidektomi komplikasyonları |
Ele Gelmeyen Meme Lezyonlarının Stereotaksik İşaretleme Eşliğinde Eksizyonel Biyopsisi 19(1):15-19, 2005 |
Tamer AKÇA*, Tahsin ÇOLAK*, Caner ÖZER**, Altan YILDIZ**, Ayşe POLAT***, Erdem YÜCEL*, Süha AYDIN*
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı*, Radyodiagnostik Anabilim Dalı**, Patoloji Anabilim Dalı***, Mersin |
|
|
Tarama mammografisi veya ultrasonografi ile şüpheli olarak yorumlanan ancak palpe edilemeyen meme lezyonlarının tanısı için stereotaksik işaretleme yardımıyla biyopsi yapılması günümüzde yaygın olarak uygulanmaktadır. Biz bu çalışmamızda fizik muayene ile ele gelmeyen şüpheli meme lezyonuna stereotaksik işaretleme yardımıyla eksizyonel biyopsi uygulama deneyimlerimizi sunmayı amaçladık.
Temmuz 2001 ile ocak 2004 arasında, ele gelmeyen ancak mammografisi veya ultrasonografisinde şüpheli lezyon saptanan 30 kadın hastaya mammografi veya ultrasonografi eşliğinde stereotaksik yöntemle tel ile işaretleme yapılmış ve eksizyonel biyopsi uygulanmıştır.
Stereotaksik olarak işaretlenerek çıkarılan 30 olgunun 5'inde (% 16.7) malignite saptanırken, 25 (% 83.3) olguda benign lezyonlar saptanmıştır. Tüm lezyonlar tam olarak negatif cerrahi sınırla çıkarılabilmiştir.
Tarama mammografisi veya ultrasonografi ile saptanmış şüpheli meme lezyonlarının tanı ve tedavisinde, gerek mammografi ve gerekse de ultrasonografi eşliğinde tel ile işaretlenerek eksizyonel biyopsi uygulamasının yararlı olduğu kanaatindeyiz.
Anahtar kelimeler: Eksizyonel biyopsi, ele gelmeyen meme lezyonu, stereotaksi, tarama mammografisi |
Erkek Meme Kanserinde Tümör Çapı İle Aksiller Tutulum Arasındaki İlişki 19(1):20-22, 2005 |
Birol AĞCA, Ali DURMUŞ, Fuat HIZLI, Hakan EVRÜKE, M. Güray DUMAN, Kâzım SARI
Sağlık Bakanlığı, Okmeydanı Eğitim Hastanesi 3. Cerrahi Kliniği, İstanbul |
|
|
Meme kanserinde tümör çapı, nüks riski ve özellikle nod negatif hastalarda adjuvan tedavi seçimi için güvenilir prognostik faktördür. Tümör çapı ayrıca aksiller nod tutulumunu da etkilemektedir. Ocak 1999-Mayıs 2003 tarihlerinde ameliyat edilen 44 erkek meme kanserli olgu çalışmaya alındı. Tümör çapının aksiler ganglionlarla olan ilişkisi kaydedildi. Tümör çapı 1 cm den küçük olgularda pozitif aksiller lenf noduna rastlanmazken, tümör çapı 1.1-2.0 cm olan olgularda pozitif lenf nodu oranı % 50, 2.1 cm den büyük olan olgularda ise % 88.4 idi. Tümör çapı büyüdükçe aksiller tutulumun arttığı tespit edildi.
Anahtar kelimeler: Erkek meme kanseri, tümör çapı, aksilla |
İleri Yaştaki Hastalarda Acil-Elektif Cerrahi Girişimler 19(1):23-25, 2005 |
Yasin PEKER, Necat CİN, Hayrullah DERİCİ, Fatma TATAR, Enver REYHAN
Sağlık Bakanlığı, İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi 3. Cerrahi Kliniği, İzmir |
|
|
Bu çalışmada 70 yaş üzerindeki kişilerde yapılan acil ve elektif operasyonların özelliklerini incelemeyi amaçladık. Kliniğimizde Ocak 1997-Ocak 2004 tarihleri arasında opere edilen 457 hasta çalışmaya alındı. Olgular, acil ve elektif opere edilenler olarak iki ana gruba ayrıldı. Bu ana gruplarda kendi içinde gastrointestinal sistem (GİS) ve GİS dışı operasyonlar olarak alt gruplara ayrıldı. Preoperatif yandaş hastalık, postoperatif komplikasyon, postoperatif yandaş organ hasarı, hastanede kalış ve mortalite yönünden değerlendirildi. Olgularımızın 101 tanesi acil, 356 tanesi elektif koşullarda opere edildi. Preoperatif ek yandaş hastalık ve postoperatif yandaş organ hasarı bakımından anlamlı fark bulunmadı. Postoperatif komplikasyon GİS olgularında yüksek bulundu. Hastanede kalış süresi acil olgularda daha uzundu. Mortalite, acil GİS'de en yüksekti. Acil GİS operasyonlarında postoperatif komplikasyon, postoperatif yandaş organ hasarı ve mortalite oranları oldukça yüksektir. Acil girişimler daha riskli olduğu için, yaşlı kişilerde düzenli taramalar yapılması ve saptanan patolojilerin elektif en iyi koşullarda düzeltilerek acil girişim riskini yok etmenin gerekli olduğu düşünülmektedir.
Anahtar kelimeler: Yaşlılık, elektif cerrahi, acil cerrahi |
İnguinal Hernide Ağ Örme Takviye, Lichtenstein Yöntemi ve Plug-Mesh İle Onarım Yöntemlerinin Testiküler Kan Akımına Olan Etkilerinin Doppler Ultrasonografi İle Karşılaştırılması 19(1):26-28, 2005 |
Ali DURMUŞ, Birol AĞCA, Fuat HIZLI, Metin YALAZA, M. Güray DUMAN, Kâzım SARI
Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi 3. Genel Cerrahi Kliniği, İstanbul |
|
|
|
|
Sentetik meshlerin kullanıldığı gerilimsiz inguinal herni ameliyatları mükemmel hasta konforu yanında düşük rekürens oranı sağlar. Sonuçta oluşan fibrozisin testiküler perfüzyona etkisi hala aşikar değildir. Ocak 2003-Şubat 2004 tarihleri arasında Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 30 inguinal herni onarımı gerçekleştirdi. Grup I: Ağ Örme Takviye (n:10), Grup II: Lichtenstein yöntemi (n:10), Grup III: Plug Mesh yöntemi (n:10). Olguların pik sistolik ve diyastol sonu testiküler arter kan akım hızı (Vmax,Vmin), testiküler volüm ve rezistivite indeksi (RI) parametrelerine onarımından önce ve postop 5. gün de bakıldı. Gerek Lichtenstein, gerek Ağ Örme Takviye gerekse Plug Mesh grubunda testiküler arter kan akımında (Vmax-Vmin, RI ) hem intraparankimal düzeyde hem ekstraparankimal düzeyde zamandan da bağımsız olarak anlamlı bir farklılık olmadığı izlendi. Tüm olgular birlikte ele alınıp fıtık olan taraf sağlam tarafla karşılaştırıldığında tüm parametreler açısından yine anlamlı bir fark izlenmedi. Sonuç olarak RI değerleri testiküler perfüzyonda bir değişiklik olmaması; sentetik materyallerin güvenle kullanılabileceğini destekler niteliktedir.
Anahtar kelimeler: Kasık fıtığı, fıtık tamiri, arka duvar ağ örme, plak meşle tamir |
Sinüs Pilonidalisin Cerrahi Tedavisinde Üç Yöntemin Karşılaştırılması 19(1):29-32, 2005 |
Murat KALEMOĞLU, Sezai DEMİRBAŞ, M. Levhi AKIN, Yavuz KURT, İsmail YILDIRIM, Haldun ULUUTKU, Mehmet YILDIZ
GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Genel Cerrahi Servisi, İstanbul |
|
|
|
|
Pilonidal sinüs oldukça basit gibi görünen bir lezyon olmasına rağmen, tedavisi postoperatif komplikasyonlarının sıklığı ve nükslerin fazlalığı nedeniyle büyük güçlükler taşıyabilmektedir. Bu çalışmada pilonidal sinüs tedavisinde kullanılmış olan marsupializasyon, primer sütürle kapatma ve cilt flebi yöntemlerinin postoperatif komplikasyonlar, yatış süreleri ve nüks üzerine olan etkilerinin irdelenmesi amaçlanmaktadır.
Çalışma Eylül 2002-Eylül 2003 tarihleri arasında GATA Haydarpaşa Genel Cerrahi servisinde pilonidal sinüs tanısı ile opere edilen nüks ve infekte olgular dışındaki 186 hastada prospektif olarak gerçekleştirildi. Olguların 120'sine (% 64.5) eksizyon + primer sütürle kapatma uygulanırken, kalan olguların 41'ine (% 22) cilt flebi teknikleri (Limberg Flep) ile kapatma, 25 olguya (% 13.5) ise marsupializasyon uygulandı. Gruplara göre elde edilen sonuçlar postoperatif komplikasyonlar, yatış süreleri ve nüks açısından değerlendirildi.
Maserasyon, marsupializasyon grubunda anlamlı derecede fazlaydı (p<0.001). Teknikler arasında en fazla nüks, eksizyon + primer sütür grubunda (% 9.2), en az ise cilt flebi grubunda (% 2.4) izlendi (p>0.05). Postoperatif komplikasyonlar yönünden her üç teknik arasında anlamlılık saptanılmadı (Maserasyon ve yara ayrılması hariç). Yatış süreleri incelendiğinde cilt flebi uygulanan grubun anlamlı derecede fazla yatış süresine sahip olduğu saptandı (p<0.0001). Yara iyileşmesi flep grubunda daha çabuk idi.
Her ne kadar hastanede kalış süresi daha uzun olsa da flep tekniklerinin düşük nüks ve komplikasyon oranları nedeniyle tercih edilebilecek bir yöntem olabileceği kanısına varıldı.
Anahtar kelimeler: Pilonidal sinus, Cerrahi tedavi, Limberg Flep. Marsupializasyon |
|
|