 |
ÇAĞDAŞ CERRAHİ DERGİSİ - NİSAN 2005
|
Tıkanma Sarılığında Barsak Absorpsiyon Kapasitesindeki Değişiklikler Deneysel Çalışma 19(2):49-53, 2005 |
Ayhan ERDEMİR*, Tarık Gandi ÇİNÇİN**, Cengiz MENTEŞ**, Gülay DALKILIÇ**, Fazlı Cem GEZEN**, Dilek YAVUZER***, Murat ÇALIKAPAN**
T.C. Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı*, Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği**, Patoloji Kliniği***, İstanbul |
|
|
Translokasyon; barsak bakterilerinin epitelyal hücre bariyerlerini geçerek mezenterik lenf düğümlerine ve uzak organlara göçü olarak tanımlanır. Barsak kökenli sepsis multipl organ yetmezliği için morbidite faktörüdür. Mikroorganizmalar, intestinal epitelin fırçamsı kenarına tutunurlar. Salgıladıkları endotoksinler, mikrovillusların morfolojik yapısını bozar. Mukozal bozulmalar bakteri invazyonunu kolaylaştırır. İnvaze olmuş bakterileri submukozal alandaki makrofajlar, barsak dışına taşır. Buradan da mesenterik lenf noduna ve duktus torasikus yolu ile sistemik dolaşıma katılırlar.
Çalışmamızda yüksek morbidite ve mortaliteye neden olan tıkanma sarılığında barsak mukozasındaki değişiklikleri incelemek, d-ksiloz testi ile absorbsiyon değişikliklerini değerlendirmek amaçlanmıştır. Sham operasyon grubunda villus boyutu 271.26±47.53 mikron iken, kontrol grubunda 206.09±24.57 mikron olup anlamlı bir azalma saptanmıştır (p<0.01).
Çalışmamızda yüksek morbidite ve mortaliteye neden olan tıkanma sarılığında barsak mukozasındaki değişiklikleri incelemek, d-ksiloz testi ile absorbsiyon değişikliklerini değerlendirmek amaçlanmıştır. Sham operasyon grubunda villus boyutu 271.26±47.53 mikron iken, kontrol grubunda 206.09±24.57 mikron olup anlamlı bir azalma saptanmıştır (p<0.01).
Anahtar kelimeler: Tıkanma sarılığı, endotoksin, bakteriyel translokasyon, d-ksiloz, sepsis |
|
İleri Yaş Hastalarda Laparoskopik Kolesistektomi 19(2):54-57, 2005 |
Özer MAKAY, Barış GÜRCÜ, Sinan ERSİN
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı, İzmir
|
|
|
Yetmiş beş yaş ve üzeri semptomatik kolelithiazis tanılı hastaların cerrahi tedavisinde laparoskopik kolesistektominin güvenilirliğini irdelemek.
Ocak 1998-Aralık 2002 tarihleri arasında laparoskopik kolesistektomi uygulanan yetmiş beş yaş ve üzeri toplam 62 hasta demografik verileri, ASA skorları, açığa geçiş oranları, komplikasyonları, hastanede kalış süreleri ve mortalite oranları açısından retrospektif olarak değerlendirildi.
Yaş ortalaması 79. 2 (75-94) olan hastaların %66'sı kadın, % 31'i erkek idi. Ortalama ASA skoru 1.74 olarak belirlenirken, hastaların % 34'ünün ASA I, % 58'inin ASA II, % 8'inin ASA III grubunda olduğu izlendi. Açığa geçiş oranı % 0 olarak saptandı. Peroperatif dönemde ve postoperatif izlemde hastaların % 1.6'sında komplikasyon gelişti. Majör safra yolu yaralanmasına rastlanmadı. Postoperatif hastanede kalış süresi ortalama 2.2 (1-9) gün olarak saptanırken, mortalite ile seyreden vaka olmadı.
Açığa geçiş, morbidite ve mortalite oranları göz önünde bulundurulduğunda, laparoskopik kolesistektominin yetmiş beş yaş ve üzeri hastalarda güvenle uygulanabilir olduğu sonucuna varıldı.
Anahtar kelimeler: İleri yaş, laparoskopi, komplikasyon |
Meme Kanserli Hastalarda Menstrüel Siklusa Bağlı Operasyon Zamanlamasının Etkileri 19(2):58-61, 2005 |
Suat KUTUN, Alper ÇELİK, Haluk ULUCANLAR, Sabahattin ASLAN, Ahmet SEKİ, Abdullah ÇETİN
Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1. Genel Cerrahi Kliniği, Ankara |
|
|
Meme karsinomlarında, prognoza etkili pek çok faktör bildirilmektedir. Menstrüel siklustaki operasyon zamanlamasının, prognoza etkili olduğu belirtilmektedir. Çalışmamızda, operabl meme karsinomlarında, operasyon sırasındaki menstrüel siklus gününün, prognoza etkisi olup olmadığı araştırıldı. 104 meme karsinomlu premenapozal operabl olgu, prospektif olarak incelendi. Olguların tümü, evre I-II meme karsinomu idi ve hepsine modifiye radikal mastektomi prosedürü uygulandı. Menstrüel siklusun 0-12. günleri arasında 51 ve 13-32. günleri arasında 53 olgu opere edildi. Lokal nüks ve uzak metastazları ortalama 40.38 aylık takip süresi sonunda değerlendirildi. Menstrüel siklusun 0-12. günleri arasında opere edilen 9 olguda lokal nüks, 30'unda uzak metastaz ve 13-32. günler arasında opere edilen 11 olguda lokal nüks, 30'unda uzak metastaz saptandı. İstatistiksel olarak 0-13 günde opere olan olgularda, uzak metastaz ve lokal nüks yönünden 13-32. günde opere edilenlere göre anlamlı fark saptanmadı (p=0.1 ve 0.3). Birinci grupta 13 (% 25.5), ikinci grupta 15 hastada (% 28.3) mortalite gözlendi. Aradaki fark anlamlı değildi (p=0.23). Meme karsinomlarında, operasyon günündeki menstrüel siklus durumunun, sağkalım, lokal nüks ve uzak organ metastazı üzerinde önemli rolü olmadığı kanısına varıldı.
Anahtar kelimeler: Meme kanseri, menstrüel siklus, operasyon zamanlaması |
Nüks Kasık Fıtıklarında Yaklaşım 19(2):62-65, 2005 |
Refik AYTEN, Ziya ÇETİNKAYA, Osman DOĞRU, Erhan AYGEN, Nurullah BÜLBÜLLER, Yavuz Selim İLHAN, Mustafa GİRGİN
Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı, Elazığ |
|
|
Bu çalışmada nüks kasık fıtıklarında uyguladığımız ameliyat yöntemlerini karşılaştırmayı amaçladık.
1994-2004 tarihleri arasında Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi kliniğinde nüks kasık fıtığı nedeniyle ameliyat edilen hastalar retrospektif olarak değerlendirildi.
Nüks kasık fıtığı nedeniyle 63 hastanın 62'sinin primer ameliyatı doku onarımı idi. Nüks için 10 hastaya doku onarımı, 53 hastaya meş ile onarım uygulandı. Meşle onarım yapılan hastaların 23'üne Lichtenstein, 15'ine Kugel ve 15'ine de Stoppa yöntemi uygulandı. Uygulanan yöntemler arasında nüks, hastanede kalış süresi ve komplikasyonlar açısından anlamlı fark gözlenmedi (p>0.05). Ameliyat süreleri kugel uygulamasında diğer yöntemlere göre anlamlı olarak daha kısa idi (p<0.05).
İlk ameliyatlarında meş onarımı yapılmayan nüks kasık fıtıklarının tamirinde uygulanan cerrahi yöntemler arasında komplikasyon ve ameliyat sonrası yatış süresi yönünden anlamlı fark gözlenmedi. Cerrahın tecrübesine göre ameliyat yönteminin seçilmesi gerektiği kanaatindeyiz.
Anahtar kelimeler: Nüks kasık fıtığı, fıtık cerrahisi |
İçi Boş Organ Yaralanmalarının Teşhisinde Yeni Bir Parametre 19(2):66-70, 2005 |
Tarık Gandi ÇİNÇİN*, Ayhan ERDEMİR**, Nimet SÜSLÜ*
Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 1. Genel Cerrahi Kliniği*, T.C.Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD**, İstanbul |
|
|
İçi boş organ yaralanmalarının teşhisinde birçok tanı yönteminin hala yetersiz olduğu bilinmektedir. Yapılan çalışmalarda doku anoksisi ve peritonitte, 4 saatte peritonda laktik asit artışının saptandığı ve peritonda gelişen patolojilerin en erken uyarıcılarından biri olduğu gösterilmiştir. İçi boş organ yaralanmalarında, periton-plazma laktik asit farkının tanıdaki yerini araştırmak amaçlanmıştır
Mayıs 2001-Şubat 2003 tarihleri arasında Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1. Genel Cerrahi Kliniği Acil ünitesine müracaat eden, karın travmalı 42 hasta çalışmaya alındı. Hastaların tümüne diagnostik peritoneal lavaj uygulandı. Rutin lavaj mikroskopisi yanı sıra eşzamanlı periton ve plazma laktik asit analizleri yapıldı. İçi boş organ yaralanması tespit edilenler çalışma grubunu (n=25), edilmeyen hastalar kontrol grubunu (n=17) oluşturdu.
Çalışma grubunda periton ve plazma laktik asit arasındaki farkların ortalama değeri kontrol grubundan anlamlı olarak fazla bulundu (p< 0.001). Çalışmamızda batın travması sonucu ameliyat edilen ve içi boş organ yaralanması belirlenen hastalarda ameliyat öncesi alınan örneklerde periton-plazma laktik asit farkının10 mg/dl'nin üzerinde olduğunda, patolojiyi göstermedeki duyarlılığının % 97, özgüllüğünün % 100 olduğunu belirledik.
DPL esnasında yapılacak periton-plazma laktik asit analizinin içi boş organ yaralanmalarının tanısında oldukça duyarlı bir parametre olduğunu düşünmekteyiz.
Anahtar kelimeler: Karın travması, laktik asit, içi boş organ yaralanması, tanı |
İntraabdominal Organ Yaralanması Gelişen Penetran Travmalarda Morbidite ve Mortaliteye Etkili Faktörlerin Değerlendirilmesi 19(2):71-76, 2005 |
Hakan M. KÖKSAL, Harun GÜLCEMAL, Fevzi CELAYİR, Gökhan ÇİPE, Sadık YILDIRIM, Muharrem ÖNER, Ömer AVLANMIŞ, Adil BAYKAN
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 1. Genel Cerrahi Kliniği, İstanbul |
|
|
|
|
Organ yaralanması olan penetran karın travma olgularında mortalite ve morbidite üzerine etkili olan risk faktörlerini belirleyip, risk faktörlerinin ne oranda mortalite ve morbiditeye etkilediği araştırılmıştır.
Ameliyat edilerek gastrointestinal organ yaralanması tespit edilen 81 hasta; yaş, travma mekanizması, kan basıncı, yaralanan organ sayısı, PATI değeri, hastaneye geliş ile ameliyata giriş süresi, transfüzyon miktarı, yandaş organ yaralanması, yaralanan intestinal organa göre değerlendirilerek, mortalite ve morbidite ile ilişkileri araştırıldı.
Kan basıncının 80 mm Hg'nin altında olanlarda mortalite % 15.4 (p=0.024) ve morbidite % 53.8 (p=0.003) dir. Üç ünite ve üzerinde kan transfüzyonu yapılanlarda mortalite (p=0.004) ve morbiditede (p=0.002) artmaktadır. İki ve daha fazla organ yaralanması olan olgularda (p< 0.001) ve pankreas, rektum ve kolon yaralanmalarında morbidite diğer organ yaralanmalarına göre (p< 0.005) fazlaydı. PATI değeri 25 ve üzerindeyken mortalite (p= 0.002) artarken, 15 ve üzerinde morbidite (p< 0.001) artmaktadır.
Mortalite ve morbiditeyi arttıran faktörlerin belirlenmesi ve bunlara göre risk değerlendirilmesi yapılması tedavinin yönlendirilmesinde önem kazanmaktadır.
Anahtar kelimeler: Penetran abdominal travma, mortalite-morbiditeye etkili faktörler. |
Penetran Kalp Yaralanmaları 19(2):77-80, 2005 |
Hakan YANAR, İrfan BAŞPINAR, Korhan TAVİLOĞLU, Recep GÜLOĞLU, Cemalettin ERTEKİN, Emre SİVRİKOZ, Mehmet KURTOĞLU
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı, İstanbul |
|
|
|
|
Kalbe penetre delici ve kesici alet yaralanmaları, nadir görülen ancak yüksek mortalite oranı nedeniyle önem arz eden bir travma şeklidir. Çoğunlukla genç yaştaki erkekleri ilgilendiren bu yaralanmalara kliniğimizin yaklaşımını ve beş yıllık sonuçlarımızı sunmayı amaçladık.
Ocak 1999-Ocak 2004 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı, Acil Cerrahi Servisine getirilen ve penetran kalp yaralanması saptanarak acil cerrahi girişim uygulanan 30 olgu retrospektif olarak incelendi.
Otuz olgunun 29'u erkek (% 97), biri kadın (% 3) ve yaş ortalamaları 25.5 (5-53) idi. Altı hastaya (% 20) acil müdahale odasında resüsitatif torakotomi uygulandı. Kalp kontraksiyonları geri dönen dört hastada cerrahi girişime ameliyathanede devam edilirken iki hasta kaybedildi. Diğer 24 hasta (% 80) ise tanı için gerekli tetkikler yapıldıktan sonrası ameliyata alındı. Tüm hastalara sol anterolateral torakotomi uygulandı. Hastaların % 47'sinde sol ventrikülün, % 30'unda ise sağ ventrikülün yaralanmış olduğu saptandı. 10 hastada (% 33) kalp dışında bir yada birden fazla organ yaralanması saptanarak tedavi edildi. Genel mortalite oranı % 20 (6 hasta) iken, resüsitatif torakotomi yapılan grupta % 50 (3 hasta), ameliyathanede torakotomi yapılan grupta ise % 12.5 (3 hasta) olarak saptandı. Yaşayan hastalarda morbidite oranının ise % 17 (4 hasta) olduğu tespit edildi.
Prekordiyal bölgedeki penetran toraks yaralanmalarında aksi ispat edilinceye kadar kalbin yaralanmış olduğu kabul edilmelidir. Erken tanı ve acil cerrahi girişimin bu hastalar için tek yaşam şansı olması nedeniyle, tüm genel cerrahların bu konuda eğitimli olması gerektiğini düşünmekteyiz.
Anahtar kelimeler: Kalp, penetran yaralanma, resüsitatif torakotomi |
|
|