ÇAĞDAŞ CERRAHİ DERGİSİ

 

ÇAĞDAŞ CERRAHİ DERGİSİ - TEMMUZ 2005

 

 

Vücut Dışı Şok Dalga Litotripsinin Portal Ven Sitokin Seviyelerine ve Karaciğere Etkisi: Deneysel Çalışma 19(3):97-100, 2005
Ömer GÜNAL*, Yüksel ARIKAN***, Mevlüt PEHLİVAN*, Hamdi Taner TURGUT*, Murat ALPER**, Ahmet ZENGİN*, Arif ASLANER*
Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Düzce Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi* ve Patoloji Anabilim Dalı**, Konuralp, Düzce Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi AD, Afyon
ÖZET
      Bu çalışmanın amacı ultrasonik şok dalgalarının karaciğer dokusu ve aynı zamanda portal ven IL-6 ve TNF-a seviyeleri üzerine etkilerini belirlemektir.
      Şok dalgası alan sıçanlardaki ortalama IL-6 ve TNF-a seviyeleri ve karaciğer hasar skoru, almayan kontrol grubuna göre belirgin derecede yüksek bulunmuştur. Sitokin seviyelerinin erken artması doku hasarının belirteci olabilir. Şok dalgalarının güvenlik sınırlarının dar olması nedeniyle intrahepatik safra taşları için sık aralıklarla düşük dozlarda tedavi önermekteyiz.
      Çalışma grubundaki sıçanlar (n=10) 1000 şok dalgası alırken, kontrol grubundaki sıçanlar (n=10) şok dalgası almamışlardır. Şok dalgalarının uygulanmasından 24 saat sonra bütün sıçanlar öldürülmüş ve karaciğerleri histopatolojik incelemeden geçirilmiştir. Bunun yanı sıra portal ven IL-6 ve TNF-a seviyeleri ölçülmüştür.
      Şok dalgası alan sıçanlardaki ortalama IL-6 ve TNF-a seviyeleri sırasıyla 276±10.7 pg/ml ve 230±12.8 pg/ml idi. Kontrol grubundan anlamlı ölçüde farklıydı (p< 0.05). Bu gruptaki ortalama karaciğer hasar skoru da (3.3±03) kontrol grubundan (0.3±0.1; p< 0.01) anlamlı ölçüde farklıydı. Karaciğerlerin histopatolojik incelenmesinde; hafif venöz konjesyon, Kuppfer hücre hiperplazisi ve sinüzoidlerde eritrosit ekstravazasyonu izlenmiştir.
      Sitokin seviyelerinin erken artması doku hasarının iyi bir belirteci olabilir ve şok dalga uygulanmasındaki güvenlik sınırını belirlemede rehber olabilirler. Karaciğere uygulanan şok dalgalarının güvenlik sınırı dar olması nedeniyle, intrahepatik safra taşları için sık aralıklarla düşük dozlarda tedavi önermekteyiz.
      Anahtar kelimeler: Ekstrakorporeal şok dalgası litotripsi, karaciğer, TNF-a, IL-6

Hipertiroidiye Eşlik Eden Tiroid Kanserleri 19(3):101-103, 2005

Serap Alçiçek MUMCUOĞLU*, Ümit ABANUZ*, Ozan Andaç ERBİL* Osman YÜCEL*, Ayşenur Akyıldız İĞDEM**, Gevher DEVRANOĞLU***
Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi II. Cerrahi Kliniği*, Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi Patoloji Kliniği**, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı**, İstanbul

ÖZET
       Bu çalışmada 101 kadın, 24 erkek toplam 125 hipertiroidili hasta kanser sıklığı yönünden retrospektif olarak değerlendirildi. Tiroid patolojisi 86 hastada Toksik Multinodüler Guatr, 12 hastada Toksik Soliter Nodül, 27 hastada Basedow-Graves'di. Histopatolojik incelemede 8 kadın, 2 erkek toplam 10 hastada (% 8), kanser tespit edildi. Kanser oranı en yüksek Basedow-Graves'de, en düşük toksik multinodüler guatrda bulundu ancak aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.05).
      Anahtar kelimeler: Tiroid, kanser, toksik guatr

Özofagus Kanserinde Cerrahi Tedavi Seçenekleri ve Sağkalım Sonuçları 19(3):104-109, 2005
Fatih TUNCA, Yasemin GİLES, Serdar TEZELMAN, Hamdi GÜNGEL, Tarık TERZİOĞLU, Nihat GÜRKAN
İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı, İstanbul
ÖZET
       Bu çalışmada 1979 ve 2001 yılları arasında İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı A Servisinde özofagus tümörü tanısıyla rezeksiyon uygulanan 240 hastanın verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Uygulanan cerrahi yöntemler, mortalite, morbidite ve yaşam süreleri incelendi. Rezeksiyon uygulanan 240 hastanın 81'i (% 33.75) kadın 194'ü (% 66.25) erkekti. Yaş ortalaması 57.1 yıl (21-88 yıl) bulundu. Hastaların 182'sine (% 75.8) transhiatal özofajektomi (THÖ), 28 (% 11.6) hastada transabdominal özofagogastrektomi (TAÖG) ve özofagogastrostomi, 26 (% 10.8) hastada transtorasik özofajektomi (TTÖ) ve 4 (% 1.6) hastada ise servikal jejunal otogreft uygulandı. Ameliyat sonrası en sık görülen erken dönem komplikasyonlar pulmoner komplikasyonlar (% 27.1) ve anastomoz kaçağıydı (% 10.4). Mortalite oranı % 6.7 (16/240) olup başlıca mortalite nedenleri akut solunum yetersizliği, ve anastomoz kaçağına bağlı mediastinit ve sepsisti. Tüm hasta grubunda 1 yıllık sağkalım % 62.9, 2 yıllık sağkalım % 29.5 ve 3 yıllık sağkalım % 24.6 olarak saptandı.
      Anahtar kelimeler: Transhiatal özofajektomi, transtorasik özofajektomi, postoperatif komplikasyonlar, mortalite, sağ kalım oranları

İntragastrik Balon Uygulamalarının Morbid Obezite Tedavisindeki Yeri 19(3):110-114, 2005
Kağan ZENGİN, Yeliz ERSOY, Osman ŞİMŞEK, Mustafa TAŞKIN
İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı, İstanbul
ÖZET
       Günümüzün en ciddi sağlık problemlerinden olan morbid obezite tedavisinde zaman içinde birçok tedavi yöntemi uygulanmış olup, bu çalışmada intragastrik balon (İGB) tatbikinin morbid obezite tedavisindeki etkinliği incelenmiştir.
      Kliniğimize Ocak 2002-Ocak 2005 tarihleri arasında morbid obezite nedeni ile başvuran ve VKE'i 50'nin üzerinde olan 40 hastaya intragastrik balon uygulaması yapıldı. 40 hastanın 26'sı bayan 14'ü erkek olup, yaş ortalaması 36.72±10.93 (19-62 yaş) yıl idi.
      Çalışma başlangıcında hastaların ortalama VKE'i 56.43±4.70 kg/m2 (50.28-67.74 kg/m2) iken 6. ay sonunda 47±3.76 kg/m2 (55.06-37.63 kg/m2) olduğu görüldü. Hastalarımızda balon 6 aydan fazla mide içinde bırakılmadı. En fazla kilo kaybı ilk ayda görüldü. Birinci ay sonunda ortalama kilo kaybı 13.27±4.21 kg (8-25 kg) iken 6. ay sonunda 24.97±8.32 kg (10-45 kg) idi.
      İGB uygulaması morbid obezite tedavisinde basit, güvenli, düşük komplikasyon riski olan bir uygulama olarak, kesin bir antiobezite tedavisi öncesinde kilo kaybında anlamlı başarı sağlamaktadır.
      Anahtar kelimeler: Morbid obezite, İntragastrik balon, İntragastrik balon tedavisi

İnce Barsak Tıkanmalarında Cerrahi Tedavi Zamanlaması 19(3):115-120, 2005
Mehmet ULUDAĞ*, Gürkan YETKİN*, Abut KEBUDİ**, İsmail AKGÜN*, Aziz ŞENER*, Arslan ÇOBAN*, Adnan İŞGÖR***
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği*, Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı**, Haliç Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı***
ÖZET
         Mekanik ince barsak tıkanıklıkları, ince barsağın en sık rastlanan cerrahi hastalıklarıdır. İnce barsak tıkanıklığı nedeni ile opere edilen olgularda operasyon zamanının etkilerini ve morbidite, mortalite ve yatış süresi üzerine etkili faktörleri değerlendirmeyi amaçladık.
      1997-2003 yılları arasında Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. Genel Cerrahi Kliniği'nde tümör dışı nedenlerle oluşan 100 ince barsak tıkanıklığı olgusunun bulguları retrospektif olarak değerlendirildi. Hastalar şikayetlerin başlangıcından itibaren ilk 24 saatte opere edilen olgular erken tedavi edilen, 24 saatten sonra opere edilenler geç tedavi edilenler olarak tanımlanarak iki gruba ayrıldı. Erken ve geç tedavi edilen olguların özellikleri grup genelinde, karın duvarı fıtıklarında, brid grubunda ayrı ayrı karşılaştırıldı. Komplikasyon, mortalite ve yatış süresi üzerine belirlenen faktörlerin etkileri değerlendirildi. İstatistiksel analizler SPSS 10.0 programında Fısher exact test, Chi-square test, Mann-Whitney U test, lineer regresyon analizleri kullanılarak yapıldı.
      Olguların yaş ortalaması 52.02±19.22 (15-90) olup, 59'u erkekti. Tıkanma nedeni 44 olguda karın duvarı fıtıkları, 41 olguda brid ileus, 14 olguda diğer sebeplerdi. Erken ve geç opere edilen olgular sırası ile 72, 28, yaş ortalaması 53.75±1.86 (15-90), 47.57±16.98 (16-82), kadın/erkek 31/41, 10/18, toplam komplikasyon 12 (% 16.7), 2 (% 7.1), major komplikasyon 3 (% 4.2), 0, minör komplikasyon 12 (% 16.7), 2 (% 7.1), barsak nekrozu 20 (% 27.8), 3 (% 10.7), ek hastalık 32 (% 44.4), 9 (% 32.1), yatış süresi 9.15±12.48 (2-105), 8.14±3.6 (4-20) mortalite 2 (% 2.8), 1 (% 3.6) idi.
      Erken ve geç opere edilen olgular arasında bu özellikler açısından anlamlı fark saptanmadı. Barsakta nekroz varlığı erken tedavi edilen brid grubunda anlamlı olarak yüksekti (p< 0.05). Hastanede yatış süresi, karın duvarı fıtıklarında geç tedavi grubunda (p< 0.05), bridlerde erken tedavi grubunda (p< 0.05) anlamlı olarak yüksekti. Toplam komplikasyonlar ve minör komplikasyonlar üzerine yaş, ek hastalık, eskiden geçirilmiş operasyon varlığı anlamlı faktör olarak belirlendi. Yatış süresi üzerine barsakta nekroz varlığı ve major komplikasyon olması etkili değişkenler olarak belirlendi.
      İnkarsere karın duvarı fıtıklarında tam veya komplike tıkanma düşünülen ince barsak tıkanmalarında preoperatif tedavi ve değerlendirme hızlı bir şekilde yapılıp, en uygun zamanda erken operasyonun planlanması gerektiği kanısındayız. Nekroz düşünülmeyen, parsiel tıkanma olan ince barsak tıkanmalarında dikkatli takip ile konservatif tedavi denenip, gerekirse operasyon gerekliliği açısından daha ileri tetkikler uygulanabilir.
      Anahtar kelimeler: İnce barsak tıkanıklıkları, cerrahi tedavi gecikmesi, ince barsak nekrozu, hastanede kalış süresi, komplikasyon, mortalite

İnsizyonel Fıtıklarda Yama Kullanımı Fıtık Yinelemesine Karşı Kesin Çözüm mü? 19(3):121-124, 2005
Asım CİNGİ, Evrim TERZİ, A. Özdemir AKTAN
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı, İstanbul
ÖZET
      İnsizyonel fıtıklarda onarımda polipropilen yama kullanılmasının yineleme üzerine etkisi ve fıtık oluşumundaki risk faktörlerinin yineleme ile ilişkisi retrospektif olarak araştırıldı.
      Laparotomiler sonrası insizyonel fıtık oluşumu en önemli uzun dönem komplikasyonlardan biridir. Primer onarım sonrası görülen yüksek yineleme oranları yeni teknikleri gerekli kılmıştır. Onarımda polipropilen yama kullanımı ile yineleme oranlarında düşüş kaydedilmiştir.
      Şubat 2000-Aralık 2004 tarihleri arasında Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Kliniği'nde insizyonel fıtık onarımı yapılan hastalar retrospektif olarak değerlendirmeye alındı. Çalışmaya dahil edilen 52 hasta kliniğe çağrılarak fizik muayeneleri yapılarak yineleme oranı belirlendi. Fıtık oluşumunda etkin olan risk faktörlerinin varlığı sorgulandı.
      İnsizyonel fıtık nedeni polipropilen yama kullanılarak onarım yapılan 52 hastanın onunda (% 19.2) ortalama 740 günlük takip sonrası yineleme tespit edilmiştir. Onarım yapılan hastaların ortalama yaşı 62.5±12.8, vücut kitle endeksi 31.9±6.8 olarak hesaplandı. Hastaların 12'si sigara kullanıcısıydı. Fıtık onarımı sonrası 13 hastada cerrahi alan enfeksiyonu, seroma ve hematom gibi lokal komplikasyonlar meydana geldi. Yineleme olan ve olmayan gruplar arasında diabet, kronik obstrüktif akciğer hastalığı ve malignite gibi yandaş hastalıkların varlığı açısından fark yoktu.
      İnsizyonel fıtık onarımında kullanılan polipropilen yama yineleme oranın azaltmakla beraber tamamen önlememektedir. Fıtk oluşumunda etkili olduğu bilinen risk faktörleri ile onarım sonrası yineleme açısından bağlantı kurulamamıştır.
      Anahtar kelimeler: İnsizyonel fıtık, polipropilen yama, yineleme

Kasık Fıtığı Onarım Tekniklerinin Postoperatif Ağrı, İnflamatuar Yanıt ve Erken Nüks Açısından Karşılaştırılması 19(3):125-129, 2005
Akif AYDIN, Mehmet Altan KAYA, Kadri GÜLER, Süleyman BOZKURT, Faik ÇELİK
SB İstanbul Göztepe Eğitim Hastanesi 4. Cerrahi Kliniği, İstanbul
ÖZET
      Fıtığın modern tedavisinde dönüm noktası 1884 yılında Bassini'nin arka duvar onarımı ile başlar. Fıtık onarımında uygulanan yöntemlerin ortak amacı daha az doku travması, iyi hasta konforu, gerilimsiz onarım ve düşük nüks oranı olmalıdır.
      Bu amaçla Göztepe Eğitim Hastanesi 4. cerrahi kliniğinde Nisan 2003-Ağustos 2003 tarihleri arasında ameliyat edilen 60 inguinal herni olgusuna ardışık randomizasyon ile üç farklı teknikle onarım uygulanarak doku travmasının büyüklüğü ve erken dönem nüks oranları açısından karşılaştırılmıştır.
      Post operatif dönemde ölçülen CRP, lökosit, sedimentasyon gibi akut inflamatuar yanıt belirteçlerinin Nyhus operasyonu uygulanan grupta daha yüksek olduğu ve bunun Moloney operasyonu uygulanan grup ile karşılaştırıldığında istatiksel olarak anlamlı olduğu (p< 0.05). Lichtenstein grubu ile karşılaştırıldığında ise sadece lökositin istatiksel değerlendirme ile anlamlı olarak yüksek olduğu tesbit edildi.
      İnflamatuar yanıt belirteçlerinden a-1 antitripsin, post operatif ağrı skoru ve erken nüks oranları açısından ise gruplar arasında anlamlı bir fark tesbit edilmedi. Bundaki en önemli etkenin tüm yöntemlerin gerilimsiz olması olduğunu düşünmekteyiz.
      Anahtar kelimeler: Moloney tekniği, Nyhus tekniği, Lichtenstein tekniği, Postoperatif yanıt

 

 

 

 

 

 


 

 

Yazarlara Bilgi

Yayın Kurulu

 

ARŞİV

      Son Sayi
2005
      Cerrahi Temmuz 2005
      Cerrahi Nisan 2005
      Cerrahi Ocak 2005
2004
     Cerrahi Ekim 2004
     Cerrahi Temmuz 2004
     Cerrahi Nisan 2004
     Cerrahi Ocak 2004
2003
     Cerrahi Ekim 2003
     Cerrahi Temmuz 2003
     Cerrahi Nisan 2003
     Cerrahi Ocak 2003



 

 

Logos Tıp Yayıncılığı 2008 - 2011
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36 D.66-67 Gayrettepe 34349 Istanbul
Tel: 02122880541 ve 02122885022
eXTReMe Tracker