 |
DÜŞÜNEN ADAM DERGİSİ
ARALIK 2003
|
Düşünen Adam; 2003, 16(4): 196-202
Venlafaksin XR'ın Hafif-Orta Dereceli Depresyondaki Etkinlik ve Güvenilirliğine İlişkin Açık Bir Araştırma |
M. Emin CEYLAN, E. ABAY, A. AKKÖK, S. BİRSÖZ, A. ÇELİKKOL, N. DİLBAZ, H. ERKMEN, Y.E. EVLİCE, S. KIRLI, İ. İÇELLİ, M. ÖZMEN, R. TÜKEL, S. ÜNAL |
|
|
Amaç: Depresyonun ilaçla tedavisindeki ilerlemeler, venlafaksin gibi etki başlangıcı daha hızlı ve etkinliği daha yüksek olan yeni ilaçların geliştirilmesi üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu araştırmanın amacı, venlafaksin XR'ın hafif-orta dereceli depresyonu olan hastalardaki etkinlik ve güvenilirliğinin değerlendirilmesidir.
Yöntemler: Araştırma popülasyonu, 13 merkezde ayaktan tedavi edilen hafif-orta derece depresif bozukluk kriterlerini karşılayan 18-65 yaşları arasındaki 183 hastayı kapsamaktadır. Hastalara 1-56 gün süreyle günde bir kez 75 mg venlafaksin XR uygulanmıştır. Yirmi beş hastada, ikinci haftadan itibaren doz 150 mg'a çıkarılmıştır. Yanıt, HAM-D total skorunda başlangıca kıyasla en azından % 50 düşüş olarak tanımlanmıştır.
Sonuçlar: Elli altıncı günde başlangıca kıyasla (medyan, 26; sınır değerler, 18-44) belirgin bir düşüş (medyan, 4; sınır değerler, 0-30) saptanmıştır. HAM-D skoru ikinci vizite katılan hastaların yalnızca % 6.6'sında % 50 oranında düşmüş, buna karşılık bu düşüşün oranı beşinci vizitte % 90.8 olmuştur. Düşüşlerin tümü istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.0001). Bulantı, anoreksi, başağrısı, terleme ve ağız kuruluğu, tedavi boyunca en sık gözlenen advers olaylardır. Yüz elli iki hasta (% 83) araştırmayı tamamlamıştır.
Değerlendirme: Elde ettiğimiz sonuçlar, venlafaksin XR'ın hafif-orta derece depresyonu olan ayaktan tedavi edilen hastalarda son derece etkili bir antidepresan ilaç olduğunu göstermektedir.
Anahtar kelimeler:
|
Düşünen Adam; 2003, 16(4): 203-210
Afet Yaşantıları, Afet Psikiyatrisi ve Bingöl Depremi Sonrası Ruhsal Müdahale Programı |
Mehmet UĞURLU, Bahadır BAKIM, Mustafa GÜVELİ, K. Oğuz KARAMUSTAFALIOĞLU, Tahir SOYDAL, Toker ERGÜDER |
|
|
Afetler toplulukların başetme kapasitesini bozan olaylardır. Afetlerin ruhsal sonuçları çok sayıda bireyi etkilemekte ve genelde mevcut ruh sağlığı çalışanları ile tüm mağdurlara hizmet ulaştırılamamaktadır. Birinci basa-mak ile ruh sağlığı hizmetlerini entegre etmek hem çok sayıda bireye ulaşmayı kolaylaştırmakta hem de hizmet sürekliliğini beraberinde getirmektedir. 1 Mayıs 2003 tarihinde Bingöl ili depremi sonrasında yapılan müdahele programı bu yazıda afet psikiyatrisi nosyonu içerisinde tartışılmaktadır.
Anahtar kelimeler: Afet, afet psikiyatrisi, akut müdahale
|
Düşünen Adam; 2003, 16(4): 211-218
Şizofreni ve Diğer Psikotik Bozukluğu Olan Hastalarda Tedaviye Uyum Sorunları |
Z.Sacide ÜSTÜNSOY ÇOBANOĞLU, Tamer AKER, Necati ÇOBANOĞLU |
|
|
Uyum (komplians) hastanın sağlıkla ilgili önerileri kabul etmesi ve bunlara uyması olarak tanımlanabilir Antipsikotik ilaçlara uyumsuzluk oranı % 11-80 arasında değişmektedir.
Tedaviye uyumsuzluk hastaneye yeniden yatışı, morbidite ve mortaliteyi arttırmaktadır. Hastaneye yeniden yatış, mesleki ve ailesel sorunlara yol açmakta, bunlarla bağlantılı olarak hastanın yaşam kalitesi düşmektedir. İlaç tedavisine uyumsuzluğun nedenleri arasında, kişinin hastalığa karşı iç görüsünün olmaması veya yetersiz olması, hastanın psikopatolojisi, ilaçlara bağlı ortaya çıkan, nörolojik, endokrin ve antikolinerjik yan etkiler, sosyal ve çevresel desteğin yetersiz olması, ekonomik güçlükler ve tedaviye karşı yetersiz bilgilenme sayılabilir.
Tedavi uyumun arttırıcı girişimlerin başarısı açıkça kanıtlanmıştır. Bazı etkinlikler tedaviye uyumu düzeltmektedir. Öncelikle çıkabilecek engellerin ortadan kaldırılması, hastayla terapötik işbirliği sağlama, içgörü kazandırma, aileyi, hastayı ve toplumu bilgilendirme, yan etkiler göz önüne alınarak, karmaşık olamayan basit bir tedavi rejimi düzenleme yapılabilecek etkinlikler arasındadır.
Bu yazıda sizofreni ve diğer psikotik bozukluklarda tedaviye uyumu etkileyen faktörler araştırıldı ve uyumu iyileştimek için neler yapılabileciği tartışıldı.
Anahtar kelimeler: Tedaviye uyum, tedavi, şizofreni, antipsikotik
|
Düşünen Adam; 2003, 16(4): 219-222
Panik Bozukluğu ve Komorbid Tanılar |
Ramazan KONKAN, Semra YALÇINKAYA, Murat ERKIRAN, Hüsnü ERKMEN |
|
|
Panik bozukluğunun diğer psikiyatrik bozukluklarla birlikteliği oldukça sık görülmektedir. Panik bozukluğuna eşlik eden komorbid psikiyatrik bozukluklar tanı, tedavi ve gidiş üzerinde önemli etkilere sahiptir. Bu çalışmada panik bozukluğuna eşlik eden diğer psikiyatrik bozuklukların belirlenmesi amaçlandı. Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nevroz Birimlerine Eylül 2002 ve Nisan 2003 tarihleri arasında başvuran ve DSM-IV tanı ölçütlerine göre panik bozukluğu tanısı konulan hastaların komorbid psikiyatrik bozukluklarının sıklığının saptanması amaçlandı. Panik bozukluğuna en sık olarak depresyon ve somatizasyon bozukluklarının eşlik ettiği saptandı.
Anahtar kelimeler: Panik bozukluğu, agorafobi, komorbidite
|
Düşünen Adam; 2003, 16(4): 223-225
Ornitin Transkarbamilaz Eksikliği Olan Bir Hastada Atipik Antipsikotiklerle Tedavi Sürecinde Başlayan Epileptik Nöbetler: Bir Vaka Sunumu |
İrem YALUĞ, Levent KAYAALP |
|
|
Ornitin transkarbamilaz eksikliği üre siklüsünün en sık rastlanan kalıtımsal hastalığıdır ve X'e bağlı geçiş gösterir. Eksikliğin klasik formundaki metabolik bozukluklar, kusma, komaya kadar giden letarji, nöbetler ve tedavi edilmezse ölüme neden olur. Amonya, glutamin ve diğer ekzitoksik aminoasitlerin yükselip azalan konsantrasyonları kronik ya da episodik olarak tekrarlayan ensefalopatiye yol açar, kolinerjik nöronların kaybına neden olur ve bu hasar ornitin transkarbamilaz eksikliğinde görülen mental gerilik ve nöbetlerde ana etken gibi görünmektedir. Bu sunumda ilk olarak protein intoleransı , kusma atakları ve erken çocuklukta zeka geriliği belirtileri olan ve zeka geriliğinin davranışsal semptomları için quetiapine tedavisi başlandığında kompleks-parsiyel nöbetleri meydana gelen 16 yaşında heterozigot kadın bir hastayı anlatıyoruz. Hastanın antipsikotik tedavi öncesinde hiç nöbeti olmamış, Quetiapinin kesilmesinden sonra nöbetler kaybolmuştur. Antipsikotiklerin epileptik nöbetleri başlattığı ve EEG paternlerinde değişiklikler yaptığı bilinmektedir, bunun yanında üre siklüsü bozuklukları yanında zeka geriliği olan çocuklarda var olan epileptik duyarlılık riskini arttırırlar. Bu hasta grubunda zeka geriliğinin davranışsal belirtilerini tedavi ederken antipsikotikle tetiklenerek başlayabilecek epileptik nöbetler açısından dikkatli olmamız gerekir.
Anahtar kelimeler: Antipsikotikler, zeka geriliği, ornitin transkarbamilaz eksikliği, nöbet
|
Düşünen Adam; 2003, 16(4): 226-230
Capgras Sendromu 8 Vaka Örneği ve Literatürün Gözden Geçirilmesi |
Meltem EFE SEVİM, E. Müjgan ÖZEN ŞAHİN, Salih Yaşar ÖZDEN, E. Emrem BEŞTEPE, Sezer SÖNMEZ, Didem KAFADAR |
|
|
Capgras sendromu tanıdık kişilerin yerine, onlara çok benzeyen sahtekarların geçmiş olduğuna dair sanrılarla karekterize bir sendromdur. Bu sendrom nadir olarak görülür ve daha çok şizofreni kavramı içinde yer alır. 2 ay içersinde hemen hemen aynı zamanda hastaneye yatan, Paranoid şizofreni tanısı almış 8 Capgras sendromlu vaka, Capgras sendromu olmayan 8 vaka ile karşılaştırılmıştır. Vakalar hastanede kalış süreleri, yatış sıklıkları, hastalık süreleri, tedaviye verdikleri cevap, kullanılan antipisikotik dozu, ek tedavi uygulamaları, hastaneye yatış ayları gibi özellikleri açısından değerlendirilmiştir. Hastaları değerlendirmede CGI ve BPRS kullanılmıştır. Capgras sendromlu hastaların, atipik nöroleptiklere daha iyi cevap verdikleri vaka sayısı artırılarak bu sonuçların doğrulanması gerektiği kanaatine varılmıştır.
Sonuç olarak: 1. Capgras sendromu acaba tedaviye direncin bir işaretimidir? 2. Capgras sendromu olan şizofrenleri, atipik nöroleptikler ile daha hızlı ve efektif tedavi edebilirmiyiz? Soruları literatür eşliğinde tartışılmıştır.
Anahtar kelimeler: Capgras sendromu, şizofreni, tedavi
|
Düşünen Adam; 2003, 16(4): 231-234
Gençlerin İntihar Girişimlerinin Özellikleri
|
Dijan ERTEMİR, Murat ERTEMİR
|
|
|
Amaç: Bu çalışmayla gençlerin intihar girişimlerinin özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır.
Yöntem: İntihar girişimi olan 31 genç ile, genel durumları düzeldikten sonra 2-7 gün içinde görüşülmüş; demografik özelliklerinin ve intihar girişiminin özelliklerinin irdelendiği, tarafımızdan hazırlanan görüşme formu kullanılmıştır.
Sonuçlar: İntihar girişimi kızlarda erkeklere göre iki misli daha sıktır. Olguların 19'u (% 61.3) daha önce de intihar girişiminde bulunmuştur. En sık kullanılan yöntem yüksek dozda ilaç alımıdır. İntihar girişiminden önce intihar düşüncesi olanların oranı % 77.4, intihar planı olanların oranı % 48.4, girişimin olası sonuçlarını düşünenlerin oranı ise % 25.8'dir. İntihar düşüncesinden sözedenlerin oranı % 38.7, bir psikoloğa/psikiyatriste başvuranların oranı % 12.9'dur. Kendine zarar verici/riskli davranış gösterenlerin oranı % 67.7'dir. Olguların % 83.8'inde intihar girişimini tetikleyen bir olay olduğu saptanmıştır. İntihar girişiminde rol oynayan nedenler incelendiğinde % 74.2'si sorunlarla başedemeyeceğini düşünerek ölümü kurtuluş olarak gördüğünü bildirmiştir.
Tartışma: Geçmiş intihar girişimi öyküsü veya kendine zarar verici/riskli davranışları olan gençlerde intihar olasılığının yüksek olduğu gözönünde bulundurularak daha dikkatli olunması ve erken psikiyatrik takip ve tedaviye alınmaları gerekmektedir. Genç intihar girişimleri genellikle olumsuz bir yaşam olayının tetiklemesiyle ve olası sonuçlar üzerinde düşünülmeden, bu anlamda impulsif biçimde gerçekleşmektedir. Çalışmamızda saptanan ve başka çalışmayla da desteklenen en sık neden, sorunlarla başedemeyeceğini düşünerek ölümü kurtuluş olarak görmedir.
Sonuç olarak gençlerin sorunlara karşı tahammülsüz oluşu, başetme ve problem çözme becerilerinin yetersiz olmasından yola çıkılarak tedavi ve intiharları önlemede problem çözme, başetme becerilerinin kazandırılması etkili olabilir.
Anahtar kelimeler: Transpediküler vida-çubuk sistemi, vertebra stabilizasyonu, spinal travma, dejeneratif spondilolistezis
|
Düşünen Adam; 2003, 16(4): 235-239
Huzur Evinde Kalan Yaşlıların Psikososyal Yönlerinin İncelenmesi |
Nurgül BÖLÜKBAŞ, Hatice ARSLAN |
|
|
Bu çalışma huzurevinde kalan yaşlıların psikososyal yönlerini, yaşlılıkla ilgili düşüncelerini ortaya koymak, beklentilerini ifade etmelerine yardımcı olmak amacıyla yapılmıştır. 60 yaşlı ile çalışma gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucu olarak yaşlıların bu çağı güzel bir dönem olarak gördükleri (% 75), huzurevinde kalmaktan memnun oldukları (% 91.7) saptanmıştır. Yaşlıların % 93.3'ünün geleceğe ait planları olmadığı, % 91.7'sinin televizyon seyrederek vakit geçirdikleri belirlenmiştir.
Anahtar kelimeler: Yaşlılık, psikososyal sorunlar, barınma
|
Düşünen Adam; 2003; 16(4):240-248
Epilepsili Hastalarda Psikiyatrik Bozukluklar |
Aslıhan YAPICI, Ceyda GÜVENÇ, M. Emin CEYLAN, Emine KILINÇ, Nihan OĞUZ |
|
|
Epilepsi sinir hücrelerinin aralıklı, aşırı, düzensiz deşarjı ile karakterizedir. Epileptik atak ise beynin bir bölümünde olan anormal elektrik ritminin paroksismal deşarjıdır. Epilepsinin kardinal özelliği bu deşarjların tekrarlayıcı olmasıdır. Epilepsi seyri sırasında dikkat, bellek, motor hızda defisitler, aberran kişilik özellikleri, anksiyete, depresyon, hatta psikoz gibi psikiyatrik problemler gelişebilmektedir. Antiepileptik ilaçlar interiktal ve postiktal davranış bozukluklarını düzeltmede yardımcı olabilmesine rağmen kendileri de kognitif disfonksiyona neden olabilir. Nöropsikiyatrik belirtilerin epileptik nöbetlerin her döneminde izlenebildiği bazen de ruhsal belirtilerin nöbetin tek bulgusu olabildiği bildirilmektedir. Bu nedenle epileptik bozukluklar hem psikiyatri hem de nöroloji alanında araştırmacıların dikkatini çekmektedir. Bu yazıda epilepsi hastalarında sıklıkla rastlanan ruhsal sorunlar gözden geçirilmiştir.
Anahtar kelimeler: Epilepsi, psikiyatrik bozukluklar, davranış bozuklukları
|
Düşünen Adam; 2003, 16(4): 249-251
İzole Nervus Hypoglossus Felci ile Prezente Olan Bir Karotis Arter Disseksiyonu: Olgu Sunumu |
Nurhak DEMİR, Yavuz ALTUNKAYNAK, Betül YALÇINER, Ayhan KÖKSAL, Vedat SÖZMEN, Sevim BAYBAŞ |
|
|
Spontan veya travmatik karotis arter disseksiyonu sıklıkla arterin servikal bölgesinde görülmekte olup, genellikle ipsilateral baş ağrısına takiben serebral iskemi bulgularıyla prezente olur. Bu semptomların dışında Horner sendromu başta olmak üzere perikarotis sinir lezyonları tabloya eşlik edebilir. Polikliniğimize başvuran 52 yaşında erkek hatanın yapılan muayenesinde izole sol hipoglossal sinir felci saptandı. Yapılan etiyolojik incelemelerde bilateral karotis arter servikal segmentinde disseksiyon ve bilateral pseudoanevrizma formasyonu gösterildi. Alt kranyal sinir tutulumunda karotis arter disseksiyonu ayırıcı tanıda düşünülmelidir.
Anahtar kelimeler: Karotis arter disseksiyonu, alt kranyal sinir felci, serebral iskemi
|
Düşünen Adam; 2003, 16(4):252-254
Kokain Kullanımı ile Anevrizmal Sak Arasındaki İlişkinin Bir Vaka Nedeni ile Gözden Geçirilmesi |
Uğur ÖZDEMİR, M. Murat TAŞKIN, Necati KAPLAN, Mehtap GÜLEN, K. Burak ETHEMOĞLU, Neslihan H. SÜTPİDELER, Kemal AVLAR |
|
|
Bu vakanın sunumundaki amaç kokain kullanımı ile anevrizmal subaraknoidal kanama arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Vakamız olan 29 yaşındaki erkek hasta kliniğimize 24/06/2003 tarihinde bilinç bulanıklığı ve kusma şikayetleriyle getirildi. Hastanın yakınlarından alınan anamnezinde kokain kullanımı öyküsü mevcuttu. Hastanın çekilen kranial BT'sinde yaygın subaraknoidal kanama görünümü saptanarak DSA yapıldı. Anjiografi sonucunda sol ICA ve MCA bifurkasyonlarında iki adet anevrizma saptandı. Hastaya kliniğimizde subfrontal key-hole yaklaşımla sol ICA ve MCA bifurkasyon anevrizması klipajı uygulandı. Takiplerinde hidrosefali geliştiği gözlenen hastaya önce eksternal ventriküler drenaj uygulandı. Daha sonra ventrikülo-peritoneal shunt takıldı. Uzun süre yoğun bakım ünitesinde takip edilen hasta muhtemel yaygın kanama-pıhtılaşma bozukluğu nedeniyle gelişen abondan gastrointestinal sistem kanamasını takiben 09/10/2003 tarihinde eksitus oldu. Kokain anevrizmal subaraknoidal kanamalı hastalarda hem prezentasyon bulgularını hemde uzun dönemdeki tedavi sonuclarını etkiler. Serebrovasküler spazm, enfarkt, intrakranial kanama ve hipertansiyon gibi birçok etken kokain kullanımı ile ilişkilendirilmiştir. Ayrıca hipertansiyonun kokain kullanmayanlarla kıyaslandığında kullanan kişilerde daha erken yaşlarda anevrizma rüptürü gelişiminde etkisi olduğu öne sürülmüştür.
Anahtar kelimeler: Subaraknoid kanama, kokain
|
|
|