 |
DÜŞÜNEN ADAM DERGİSİ
MART 2003
|
Düşünen Adam; 2003, 16(1): 35-38
"Kazaya Yatkınlık" Tanımı Yapılabilir mi, "Riskli Sürücü"ler Kimlerdir? |
Volkan GİRGİN, Ahmet KOCABIYIK |
|
|
"Trafik kazasına yatkınlık" tanımı yapılabilir mi? "Riskli sürücüler" kimlerdir? Bu kavramları tanımlayabilmek için methodolojileri sağlam çalışmalara gereksinim vardır. Bu makalede dünya literatüründeki çalışmalardan söz edilmektedir. Belki de kişi, yaşadığı gibi araç kullanır!
Anahtar kelimeler: Trafik kazalarına yatkınlık, riskli sürücü
|
Düşünen Adam; 2003, 16(1): 14-17
Şizofrenideki Kognitif İşlevlerdeki Yetersizliğin Strese Karşı Duyarlılıkla Bağlantısı |
Aslı BOSTANCI, Melten EFE SEVİM, Erdal YURT, Salih Yaşar ÖZDEN |
|
|
Şizofreni tanısı almış hastalar kognitif yetersizlikler ve strese karşı anormal duyarlılık gösterirler. Şizofreni hastalarındaki günlük yaşam olaylarına verilen emosyonel stres reaksiyonunun kognitif yetersizliğin bir sonucu olmadığı ileri sürülmüştür, çoğu zaman ters bir ilişki ileri sürülmüştür. Şizofreninin heterojen yapısında iki esas form bulunmaktadır ve bu formlar şizofreninin prognozu ile ilgilidir: Epizodik, reaktif, predominant olarak pozitif semptomlar gösteren, iyi prognozlu form ya da daha çok kronik karakterli, predominant olarak negatif semptomların ve kognitif yetersizliklerin ön planda olduğu formdur. Strese karşı duyarlılık predominant olarak pozitif semptomlar gösteren hastalık tipinde yüksekken, nöropsikolojik yetersizlikler negatif semptomlarla seyreden kronik şizofrenide daha sık görülmüştür.
Anahtar kelimeler: Şizofreni, kognitif yetersizlik, strese duyarlılık |
Düşünen Adam; 2003, 16(1): 24-27
Alkol-Madde Kullanım Bozukluğu Olan Kadınlarda Yeme Özellikleri ve Yeme Bozuklukları Taraması |
Yüksel HANTAŞ, Fulya MANER, Murat ERKIRAN, Fethi TURAN, Peykan GÖKALP |
|
|
Yeme bozukluklarının diğer psikiyatrik bozukluklarla birlikte olabileceği son yıllarda dikkati çeken bir konudur. Bu çalışmada Ekim 2001-Şubat 2002 tarihleri arasında Bakırköy Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştır-ma Hastanesi'ne başvuran ve DSM-IV tanı ölçütlerine göre alkol ve/veya madde kullanım bozuklukları tanı öl-çütlerini dolduran 72 kadın denekte yeme bozuklukları ve eştanılı duygudurum bozuklukların varılığı araştırıla-rak 41 kadın sağlıklı kontrol ile karşılaştırıldı. Hasta grubunun yaş ortalaması 29.3±7.04, kontrol grubunun ise 29.7±9.02 idi.
Çalışmada alkol ve/veya madde bağımlılığı olan grupta yeme bozuklukları oranı (% 16.1) hem kontrollerden (% 2.4), hem de alkol ve/veya madde bağımlılığı olan grupta (% 69.6) kontrol grubuna oranla (% 17.1) anlamlı olarak daha fazla depresif bozuklukları bulunduğu saptandı. Alkol ve/veya madde bağımlılarında çocukta cinsel travma öyküsü (% 16.1) kontrol grubundan fazla (% 0) olarak bildirilen, cinsel travma dışı travmalar açısından ise gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı.
Literatürde belirtilen alkol-madde bağımlılığı ile yeme bozuklukları arasında yüksek oranda eştanının varlığı yapılan çalışmada da doğrulandı. Ayrıca iki bozukluk arasında bulunan ilişki eşlik eden diğer patolojiler de göz önüna alınarak literatür ışığında tartışıldı.
Anahtar kelimeler: Alkol ve/veya bağımlılığı, yeme bozuklukları, duygudurum bozuklukları, eştanı
|
Düşünen Adam; 2003, 16(1): 28-34
Obsesif Kompulsif Bozukluk ve Panik Bozuklukta Depresyon ve Kişilik Bozukluğu Komorbiditesi |
İrem YALUĞ, Neşe KOCABAŞOĞLU, Gülşen AYDOĞAN, Berfu GÜNEL |
|
|
Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) ve panik bozukluk (PB) tanısı alan hastalarda kişilik bozuklukları ve depresyon komorbiditesini araştırmak.
Hastalar Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı ayaktan tedavi ünitesine ve anksiyete bozuklukları polikliniğine başvuran, DSM-IV kriterlerine göre OKB yada PB (agorafobili yada agorafobisiz) tanısı alanlar arasında hastalar randomize örnekleme yöntemi kullanılarak, gönüllü olmaları koşulu ile alınmışlardır.
Bu hastaların hepsine Structured Clinical Interview for DSM-IV (SCID-II) kişilik bozuklukları formuna göre en az bir kişilik bozukluğu tanısı konmuştur. Panik bozukluk hasta grubunda en sık histrionik tip kişilik bozukluğuna rastlanmıştır (% 19.4). Obsesif Kompulsif Bozukluk hasta grubunda ise en sık rastlanılan borderline kişilik bozukluğudur (% 27.2).
Hamilton Depresyon Skalası'na (HDS) ve DSM-IV kriterlerine göre OKB grubunun % 89'na, PB grubunun ise % 85'ine depresyon tanısı konmuştur. OKB vaka grubunda ortalama HDS puanı 26.4 ve PB grubunda ortalama HDS puanı 22.7 olarak saptanmıştır. Depresyonun ağırlığı açısından iki grup arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır.
Dünyada anksiyete bozukluklarının ve bununla ilişkili depresyon için yapılan sosyodemografik ve klinik çalışmaların hekim ve hastalar için önemi artarak devam etmektedir. Bu konuyla ilgili cevaplandırılması gereken bir çok soru vardır. Bu çalışmada obsesif kompulsif bozuklukta ve panik bozuklukta var olan, kişilik bo-zukluklarının ve depresyonun komorbiditesini araştırdık. OKB ve PB hasta gruplarında depresyon sıklığının yüksek olmasından dolayı, bu hastalarda depresyonun varlığının dikkatle araştırılması gerekmektedir. Yine bu iki hastalık grubunda II. eksen tanılarının göz önünde bulundurulması gerektiği çalışmamızdan elde edilen sonuçlardan biridir.
Anahtar kelimeler: Obsesif kompulsif bozukluk, panik bozukluk, kişilik bozukluğu |
Düşünen Adam; 2003, 16(1): 57-64
Deneysel C6 Glioma Modelinde Teknik ve Migrasyon Yönünden Bir İnceleme |
Çağatay KEMERLİ, M. Murat TAŞKIN, Yalçın GÜZELHAN, Necati KAPLAN |
|
|
Santral sinir sistemi tümörlerinin en büyük grubunu glial hücrelerden gelişen ve genel olarak glioma olarak adlandırılan tümörler oluşturur. Glial tümörlerin en sık görüleni glioblastoma multiformedir. İleri cerrahi ve radyoterapi tekniklerine rağmen 5 yıllık yaşam oranı % 5'ten azdır. 1970 yılında Ausman primer malign beyin tümörlerinin tedavisinde genetik, immünolojik ve potansiyel kemoterapötik yaklaşımların önemini vurgulamıştır. 20 yıldır deneysel glioma modeli kullanılarak bu yaklaşımlar denenmektedir. Bu çalışmada deneysel C6 glioma modeli oluşturulma tekniği ve bu tümörün migrasyon özelliği incelendi. Model için 16 sıçan kullanıldı. C6 sıçan glial tümör hücreleri sıçanların beyinlerinin sol frontal bölgesine implante edildi. Sıçanlar implante edilen hücre miktarına göre 4 gruba ayrıldı. Her grup 2'şer adet Wistar ve Sprague-Dawley sıçandan oluştu. Her gruba farklı sayıda C6 sıçan glial hücresi implante edildi. Tüm sıçanlarda histopatolojik tetkikle tümör oluşumu saptandı. Gelişen tümörün çapı implante edilen hücre sayısı ile doğru orantılı bulundu. Primer implantasyon bölgesinin haricinde beyin sapı ve temporobazal bölgede tabaka halinde tümör hücreleri görüldü. Bu bulgu migrasyonu göstermektedir.
Sonuç olarak, Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Beyin Cerrahisi Kliniği Departmanı Araştırma Laboratuvarı'nda gerçekleştirdiğimiz bu standartlara uygun C6 sıçan glioma modeli ile glioblastoma multiforme gibi prognozu halen yüz güldürmeyen süreçlerin tedavisi için yeni projelerin ülkemizde de denenmesine olanak tanıyacağına inanıyoruz.
Anahtar kelimeler: C6 glioma, sıçan, migrasyon, deneysel model |
Düşünen Adam; 2003, 16(1): 4-13
Şizofrenlerde Cinsel Yaşam, Aile Planlaması ve Sterilizasyon |
Meltem EFE SEVİM, Salih Yaşar ÖZDEN, Ferah VEDİ |
|
|
Cinsellik yaşamın en önemli parçalarından birisi olup, yaşamın ölüme karşı çıkışı ve hayatın kalitesini artıran bir durumdur. Çocuk, cinsel aktivitenin amacı yada istenmeyen yan etkisi olabilir. Bu bağlamda kontrasepsiyon daha kaliteli bir cinsel yaşam olanağı sağlayabilmektedir. Şizofrenlerin hiposeksüel olduklarına dair kanıtlara karşın, psikotik hastaların cinsel yaşamlarının olduğu da bir gerçektir. Yapılan çalışmalar hastaların daha çok kaotik bir cinsel yaşamlarının olduğunu gösterse de şizofreniye özgü primer yapısal bir bozukluk saptanma-mıştır. Yapılan çalışmalarda kadın hastaların cinsel akt sırasında yeterli kontrasepsiyon uygulamadığı; cinsel birlikteliklerinde, muhakeme bozukluğu, davranış bozukluğu, cinsel ilişkiye zorlanma, tecavüz, bir şeyin karşılığı cinsel aktivitede bulunma gibi nedenlerin olduğu bulunmuştur. Bunların sonucu abortus, veneryan hastalıklar, planlanmayan ve istenmeyen gebelikler görülür. Hamilelik, hastayı ve hastalığın seyrini olumsuz etkiler. Doğacak çocuğun ebeveynin hastalığından etkileneceği aşikardır. Bu etkilenmede pek çok faktör rol oynamaktadır. Tüm bunlar düşünüldüğünde kontrasepsiyon, sterilizasyon ve etiğin rolü ve önemi ortaya çıkmaktadır. Dünyada etik açıdan cinsellik, ebeveynlik, kontrasepsiyon ve sterilizasyon konusunda fikir birliği yoktur. Şizof-renlerde cinsellik, kontrasepsiyon, ebeveynlik, sterilizasyon ve etik konusunda yapılmış çok az çalışmanın var-lığı, hastaların bu konuda kendilerini bilgilendiren psikiyatristlerin çok az olduğundan yakınmaları gibi sebep-lerle bu konuyu tekrar hatırlayıp, pratik hayata aktarabilmek için bu derleme yapılmıştır.
Anahtar kelimeler: Şizofreni, kontrasepsiyon, sterilizasyon, cinsellik
|
Düşünen Adam; 2003, 16(1): 46-49
Multipl Skleroz ve Psikiyatrik Hastalıklar
|
Ufuk EMRE, Ufuk ERGÜN, Hülya YILDIZ, Özlem COŞKUN, Levent E. İNAN
|
|
|
Multipl skleroz (MS); aksonal demiyelinizasyon, sklerotik plak formasyonu ve santral sinir sisteminin inflamasyonu ile karakterize kronik nörolojik bir hastalıktır (1). Hastalığın major semptomları, yorgunluk, motor güçsüzlük, paresteziler, görme bozuklukları, derin duyu bozuklukları, ataksi, kognitif bozukluklar, mesane, barsak ve seksüel fonksiyon problemleri, emosyonel değişiklikler olabilir (1,2). MS'li hastaların 2/3'ünde farklı derecelerde psikopatoloji gösterilmiştir (3). Bazı kaynaklarda % 15-90 oranında psikiyatrik bozukluklara rastlandığı belirtilmektedir (4,5). MS'li hastalarda psikiyatrik bozukluklar, hastalığın seyri sırasında depresyondan öforiye, psikotik bozukluğa kadar değişen bir yelpazede ortaya çıkmaktadır.
Anahtar kelimeler: Multipl skleroz, depresyon, psikiyatrik bozukluklar |
Düşünen Adam; 2003, 16(1): 46-49
Multipl Skleroz ve Psikiyatrik Hastalıklar |
Ufuk EMRE, Ufuk ERGÜN, Hülya YILDIZ, Özlem COŞKUN, Levent E. İNAN
|
|
|
Multipl skleroz (MS); aksonal demiyelinizasyon, sklerotik plak formasyonu ve santral sinir sisteminin inflamasyonu ile karakterize kronik nörolojik bir hastalıktır (1). Hastalığın major semptomları, yorgunluk, motor güçsüzlük, paresteziler, görme bozuklukları, derin duyu bozuklukları, ataksi, kognitif bozukluklar, mesane, barsak ve seksüel fonksiyon problemleri, emosyonel değişiklikler olabilir (1,2). MS'li hastaların 2/3'ünde farklı derecelerde psikopatoloji gösterilmiştir (3). Bazı kaynaklarda % 15-90 oranında psikiyatrik bozukluklara rastlandığı belirtilmektedir (4,5). MS'li hastalarda psikiyatrik bozukluklar, hastalığın seyri sırasında depresyondan öforiye, psikotik bozukluğa kadar değişen bir yelpazede ortaya çıkmaktadır.
Anahtar kelimeler: Multipl skleroz, depresyon, psikiyatrik bozukluklar
|
Düşünen Adam; 2003, 16(1): 53-56
Multipl Sklerozda Depresyon |
Ufuk EMRE, Ufuk ERGÜN, Hülya YILDIZ, Ümit GEDİKOĞLU, Serpil VARGEL, Dilek GÜREL, Levent E. İNAN
|
|
|
Multipl skleroz (MS), genç erişkinlerde ataklar halinde veya ilerleyici özellikte olabilen, santral sinir sistemine ait çeşitli bulgu ve belirtilerle karakterize bir hastalıktır. Hastalığın başlangıcı ya da seyri sırasında birçok psi-kiyatrik bozukluklar ortaya çıkabilir. Bu bozukluklar içinde en sık rastlananı depresyondur. Biz çalışmamızda, MS polikliniğimizde takip ettiğimiz hastalarda Beck Depresyon Skalası (BDS) ve Beck Anksiyete Skalasını (BAS) kullanarak hastalarda depresyon ve anksiyetenin sıklığı, EDSS değerleri ile korelasyonunu araştırmayı amaçladık. Çalışma alınan 23 hastanın, 17 tanesi ataklarla giden relapsing-remitting tip MS (5'i erkek, 12'si kadın), 5 tanesi sekonder progresif tip MS (2'si erkek, 3'ü kadın), 1 tanesi de primer progresif tip MS (1'i kadın) idi. Hastaların tümü remisyon döneminde, immun süpresan ya da immun modülatuar tedavi almayanlardan se-çildi. Hastaların 16'sı kadın, 7'si erkekti. Yaş ortalaması 33.7 (23-50), EDSS puanları 0-7 arasında idi. Sonuç-lar değerlendirildiğinde, 23 hastanın 13'ünde orta/yüksek düzeyde depresyon bulunurken, 16 hastada orta/yüksek düzeyde anksiyete tesbit edildi. BDS/BAS puanları ile EDSS skorları arasında ilişki bulunmadı. Hastaların disabilite düzeyleri ile BDS ve BAS değerleri arasında korelasyonun olmaması, bazı hastalarda BDS ve BAS puanlarının düşük olması, depresyon gelişiminde hastaların kognitif değerlendirmelerinin, sosyal stres varlığı, aile yaşantıları, atipik depresyon gibi durumların göz önünde bulundurulması gerekliliğini düşündürmektedir.
Anahtar kelimeler: Multipl skleroz, depresyon, anksiyete
|
Düşünen Adam; 2003, 16(1): 50-52
Gizemli Nöroloji |
Aygün AKBAY ÖZŞAHİN, Gülengül TORUN
|
|
|
Nöroloji klinik pratiği, kronik hastaları ve çoğu kez ancak destekleyici olabilen tedavi uygulamaları nedeniyle hekimler arasında ümit kırıcı olarak değerlendirilir. Nörolojik araştırmalar ileri tetkik yöntemleri ile tanıda sağlanan gelişmeyi, ne yazık ki tedavide aynı ölçüde gösterememiştir. Bu durum, nöroloji klinisyenlerinde kimi zaman bezginliğe neden olmaktadır. Ancak nörolojinin diğer branşlara benzemeyen çok özel ve gizemli bir yönü vardır. Bazı nörolojik hastalıklar, ilgi çeken özgün semptomlara yol açabilmektedir. Bu özellik, tıp dışı kişilerde de büyük merak uyandırmaktadır. Aslında sanat eserlerinde tıbbi bilgiler uzun zamandır yer almaktadır. Ancak okuyucu üzerinde yeterli etkiyi sağlayabilmek için, örneğin psikiyatrik olguların kurguyla desteklenmeleri gerekmektedir. Diğer sistem hastalıklarını konu alan eserler ise, hastalık hakkında temel bilgi vermekten öteye geçememektedir.
Nöroloji disiplini bu açıdan çok farklı konumdadır. Son yıllarda dilimize çevrilen, ünlü nörologlar tarafından yazılmış kitaplar geniş bir okuyucu kitlesinin ilgisini çekmiştir. Bu kitaplarda anlatılanlar aslında bizim her gün kliniklerimizde karşılaştığımız olgulara benzemektedir. Ancak biz koşulların da zorlamasıyla sorunu, komplike tetkik yöntemlerini kullanarak hızlı ve ayrıntılı tanımlamaya ve tedavi etmeye odaklanmaktayız. Ayrıntılı muayenelerle bozukluğu tanımaya yeterli zamanı çok kez bulamamaktayız. Bu çalışmada Dr. Oliver Sacks ve Dr. Antonio Damasio tarafından yazılmış popüler nörolojik öykü kitaplarında sözü edilen olgulardan bazı örnekler özetlenmiştir. Yazarlar bu anlatıların kurgu içermediğini özellikle belirtmişlerdir. Amacımız, davranış nörolojisinin gizemli yönünün ihmal edilmemesi gerektiğini, aslında nörolog olmanın önemli bir ayrıcalık olduğunu hatırlatmaktır.
Anahtar kelimeler: Davranış nörolojisi, sacks, damasio
|
Düşünen Adam; 2003, 16(1): 18-23
Psikiyatride Yaşam Kalitesi |
Mehmet Şerif TOP, Salih Yaşar ÖZDEN, Meltem EFE SEVİM
|
|
|
Sosyal bilimlerde geliştirilen "Yaşam Kalitesi" kavramı pratik tıpta ilk olarak onkolojide ele alınmıştır. Psiki-yatride yaşam kalitesi kavramının gelişmesi bir miktar gecikmiştir. Psikiyatrik hastalıkların tıbbi olmayan yönleri uzun yıllardır bilinmesine rağmen, Yaşam Kalitesi adı altında toplanmamıştı.
Dünya Sağlık Örgütü'nün Hedefleri, beklentileri, standartları, ilgileri ile bağlantılı olarak, kişilerin yaşadıkları kültür ve değer yargılarının bütünü içinde durumlarını algılama biçimi" olarak tanımladığı yaşam kalitesini ölçmeye yönelik günümüzde pek çok ölçek geliştirilmiştir. Bu makalede yaşam kalitesinin değerlendirilmesi ile, hastalığın kişinin hayatında yaptığı sınırlamaları bilineceği, en az ilaçla tedavi kadar hastalara yardımcı olunabilineceği düşünülmüştür.
Anahtar kelimeler: Yaşam kalitesi, psikiyatri |
Düşünen Adam; 2003, 16(1): 39-45
Bipolar Affektif Bozukluğu Olan Hastaların Aile İşlevlerinin Değerlendirilmesi |
|
|
|
Bu çalışmada bipolar affektif bozukluğu olan hasta eşlerinin aile işlevlerinin ne ölçüde sağlıklı olduğunun araştırılmasını amaçlar. 54 bipolar affetif bozukluğu olan hasta eşi vaka grubunu oluştururken, 54 ruhsal bozukluğu olamayan hasta eşi kontrol grubunu oluşturdu. Hasta eşlerine tanıtıcı bilgi formu ve A.D.Ö. (Aile Değerlendir-me Ölçeği) uygulandı. Verilerin analizinde yüzde dağılımları, Ki kare, varyans analizi, t testleri SPSS 6.0 programı kullanılarak yapıldı. Araştırmada yer alan vaka grubu ve kontrol grubu A.D.Ö.'nün problem çözme, iletişim, roller, gereken ilgiyi gösterebilme, genel işlevler ve davranış kontrolü alt boyutunda farklılık gösterirken, bu fark duygusal tepki verme alt boyutunda görülmemiştir. Bulgular; hastalık ve olumsuz aile işlevleri arasında ilişki olduğunu ortaya koymuştur.
Anahtar kelimeler: Bipolar affektif bozukluk, aile değerlendirme ölçeği, aile işlevleri |
|
|