DÜŞÜNEN ADAM DERGİSİ

 

DÜŞÜNEN ADAM DERGİSİ
HAZİRAN 2003

 

 

Düşünen Adam; 2003, 16(2): 108-113
Rutin Aktivasyon Yöntemleri ile EEG'leri Normal Bulunan Epilepsi Hastalarında Uyku Deprivasyonu Sonrası Uyanıklık ve Kısa Dönem Uykunun Aktivasyon Yöntemi Olarak Etkileri
Şule KARAARSLAN, Aysu ŞEN, Dilek ATAKLI, Turan ATAY, İnci KOÇ SEVGİ, Baki ARPACI, Sevim BAYBAŞ
ÖZET
      Amaç: Klinik olarak epilepsi düşünülen hastalarda, uyku deprivasyonu sonrası çekilen EEG ve uyku EEG'sinin interiktal deşarjları ortaya çıkarmadaki etkinliklerini saptamak ve nöbet tiplerine göre hangi incelemenin faydalı olacağını araştırmak.
      Yöntem: En az 3 rutin EEG'si normal olan, kraniyal görüntülemelerde lezyonu bulunmayan, kompleks parsiyel (KPN), sekonder generalize olan basit veya kompleks parsiyel (SGN) ve primer generalize tonik-klonik nöbetli (PGN) 50 hasta çalışmaya alındı. Hastalar 24 saat uykusuz bırakılıp takiben 40 dakikalık rutin uyanıklık EEG'si, ardından 3 saatlik poligrafik uyku EEG'si incelemesi yapıldı.
      Bulgular: 7 hastada uyku deprivasyonu sonrası uyanıklık EEG'sinde, 12 hastada uyku EEG'sinde ve 10 hastada da her iki incelemede patolojik bulgu saptandı. Uyku deprivasyonu sonrası uyanıklık EEG'sinde 1 KPN (%7.7), 3 SGN (%11.5) ve 3 PGN'li hastada (% 27.3), uyku incelemesinde ise 3 KPN (%23.1), 7 SGN (%26.9) ve 2 PGN'li hastada (% 18.2) patolojik bulgu saptandı. Her iki trasede patoloji saptanan hastalar sırasıyla 2 KPN (%15.4), 6 SGN (%23.1) ve 2 PGN (%18.2) hastasıydı.
      Sonuç: Uyku deprivasyonu sonrası yapılan rutin uyanıklık EEG'sinin PGN geçirdiği düşünülen hastalarda EEG anomalilerini saptamada yeterli bilgi sağladığını, 3 saatlik poligrafik uyku kayıtlarının ise uyku deprivasyonundan sonraki uyanıklık EEG'sinde patoloji saptanamayan hastalarda ikinci basamak olarak ya da KPN veya SGN geçirdiği düşünülen hastalarda ek bilgi sağlamak amacıyla kullanılması gerektiğini düşünüyoruz.
      Anahtar kelimeler: Uyku deprivasyonu, Uyku EEG'si, Epilepsi


Düşünen Adam; 2003, 16(2): 119-123
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi III. Nöroşirürji Kliğinde Opere Edilen 45 Spinal Tümörlü Hastanın Retrospektif Olarak Değerlendirilmesi
Nurgül BALCI ÖKTEM, Bahattin UÇAR, Ahmet Levent AYDIN, Aykut KARASU, Halil TOPLAMAOĞLU
ÖZET
        Spinal tümörler tüm santral sinir sistemi tümörlerinin yaklaşık %15'ini oluşturur. Preoperatif tanı yöntemlerinin gelişmesiyle bu oran gün geçtikçe artmaktadır. Tümörün anatomik lokalizasyonunun iyi tespiti ve olası histopatoloji hakkında fikir sahibi olunması, cerrahi stratejinin planlanmasında oldukça önemli bir rol oynar. Bu çalışmada, kliniğimizde opere edilen spinal tümörlü hastaların, tümörlerin anatomik lokalizasyonları ile postoperatif kesin histopatolojik tanıları retrospektif olarak değerlendirildi. Olgularımızda uygulanan cerrahi teknikler, tümörlerin cins ve lokalizasyonlarına göre dağılımları literatür bulguları ile karşılaştırıldı ve tartışıldı.
      Anahtar kelimeler: Spinal tümörler, spinal tümör cerrahi tedavisi, spinal tümörlerin histopatolojisi

Düşünen Adam; 2003, 16(2): 87-94
Varsanılarla İlgili İnançlar Ölçeği; Güvenilirlik ve Geçerlik Çalışması
Tamer AKER, Ayla YAZICI, Neşe ÜSTÜN, Ayşegül ALPASLAN, İlknur YILMAZ, Emrem BEŞTEPE, Hülya AKAR
ÖZET
         Chadwick ve Birchwood tarafından Ellis'in ABC modeline dayanan işitsel varsanılar için kognitif bir formülasyon modeli önerilmiştir. Bu modele göre; seslere verilen tepkiler (Sonuç Consequances/C) seslerin kimliği, gücü, amacı, onlara itaat edip etmemenin sonuçları gibi sesler hakkındaki bazı inançlar (beliefs/B) tarafından belirlenir. Bu kavramların geçerlilik ve güvenirliğini sağlamak amacıyla 30 itemlik Varsanılarla İlgili İnançlar Ölçeği (VİÖ) geliştirilmiştir. Bu çalışma, Türk kültüründe, seslerle ilgili olarak bahsedilen kavramların geçerlik ve güvenilirliğini araştırmayı amaçlamaktadır. Çalışma, şizofreni hastalarındaki hezeyanlar, varsanılar, inançlar, işlevsel olmayan varsayımlar, atıflar ve diğer ilişkili durumların bilişsel-davranışçı modele göre formülasyonunu ve tedavisini açıklamayı amaçlayan bir araştırmanın bir bölümüdür. Çalışmaya Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi 1. ve 2. psikoz birimlerinden DSM-IV tanı kriterlerine göre Şizofreni-Paranoid Tip tanısı almış 35 hasta alınmıştır. Zihinsel yetersizlik ve okuma yazma bilmemek dışlama kriterleri olarak kabul edilmiştir. Hastaların tümü antipsikotik tedavi kullanmaktaydı. Bilgiler bir kendini bildirim (self-rating) ölçek olan Varsanılarla İlgili İnançlar Ölçeği (VİÖ) ile elde edilmiştir. Bu ölçek, seslere yönelik, iyi niyet, kötü niyet, direnme ve benimseme kavramlarını değerlendirmek için geliştirilmiştir. Ölçek Türkçe'ye uyarlanmıştır ve pilot görüşmeler yapılmıştır. Yarı yapılandırılmış bir görüşme de bu ölçekle birlikte uygulanmıştır. Bu görüşme, varsanıların içeriği, seslerin kimliği, gücü, amacı hakkındaki inançlar, seslere uymanın sonuçları, hastanın sesleri kontrol edebilmesi gibi bazı durumları değerlendirmeyi amaçlamıştır. Bu görüşmenin sonuçları çalışmanın geçerliğini değerlendirmek amacıyla kullanılmıştır. Tanımlayıcı ve ilişki analizleri ile bağımsız gruplar arasındaki farklılık testleri ve güvenilirlik analizleri uygulanmıştır. Sonuçlar, VİÖ'nün seslerin kognitif özelliklerini değerlendirmek için değerli bir ölçek olduğunu göstermiştir. Seslerin içeriği ve hastanın bununla ilişkili duyguları ve davranışları arasında bir ilişki bulunmuştur. Bu yüzden seslerin içeriği ile ilgili olarak pek çok hastada seslere direnç gösterme ve sesleri benimseme durumları öngörülebilmiştir. İyi niyet, kötü niyet, benimseme ve direnme kavramları hastalar tarafından oldukça iyi ayırdedilebilmiştir. Bu sonuçlar ölçeğin güvenilirliğini göstermiştir. VİÖ aynı zamanda işitsel varsanılara yönelik bilişsel terapi uygulamaları ile tedavi etkinliğini değerlendirmede yararlı bir araçtır.
      Anahtar kelimeler: İşitsel varsanılar, kognitif değerlendirme, kendini bildirim (self-rating) ölçekleri


  Düşünen Adam; 2003, 16(2): 80-86
Konversiyon Bozukluğu ve Psöriasis'de Depresyon ve Eğitim Düzeyinin Primer ve Sekonder Aleksitimi Üzerine Etkisinin Araştırılması
İrem YALUĞ, Neşe KOCABAŞOĞLU, Gülşen AYDOĞAN, Berfu GÜNEL
ÖZET
      Amaç: Bu çalışma, konversiyon bozukluğu ve psöriasis tanısı almış hasta gruplarında aleksitimi düzeyini belirlemek, her iki grupta depresyon ve eğitim düzeyinin primer ve sekonder aleksitimi üzerine etkisini araştırmak üzere planlanmıştır.
      Yöntem: Çalışmaya İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı'na başvuran, psikiyatrik görüşme ve DSM-IV tanı ölçütlerine göre konversiyon bozukluğu tanısı konan 32 hasta ile İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı'na başvuran ve psöriasis tanısı konan 32 hasta alınmıştır. Hastalar randomize olarak seçilmişlerdir. Hastalara Yarı Yapılandırılmış Bilgi Formu, Beck Depresyon Skalası, Spielberger Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri ve Toronto Aleksitimi Skalası-20 (TAS-20) verilmiştir. İstatistik analizler ki kare, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Kruskal-Wallis testi ile değerlendirilmiştir.
      Bulgular: Aleksitimi düzeyi, konversiyon bozukluğu tanısı alan hastaların eğitimli grubunda (n=13) 54.69, az eğitimlilerde (n=19) 63.78, psöriasis tanısı alan hastaların eğitimli grubunda (n=16) 45.50, az eğitimlilerde (n=16) 57.93 olarak saptanmıştır. Her iki hasta grubunda eğitimli olanların annelerinin eğitimli olma oranı, psöriasis grubunda düşük (% 6.3), konversiyon grubunda yüksek (%46.2) bulunmuştur. Depresyon, konversiyon tanısı alan hastaların eğitimli grubunda (n=13) %61.5, az eğitimlilerde (n=19) %84.2 oranında bulunmuştur. Psöriasis tanısı alan hastaların eğitimli grubunda ise (n=16) %25, az eğitimlilerde ise (n=16) %43.8 oranında saptanmıştır.
      Sonuç: Her iki hasta grubunda eğitimli olmak, aleksitimi açısından koruyucu özelliğe sahiptir. Her iki hasta grubunda saptanan depresyon prevalansları (%25 ile %84 arasında) genel toplumun yaşam boyu prevalansından (%6) yüksektir. Psöriasis hastalarında eğitimli olanların annelerinin eğitim düzeyinin düşük olması, psikosomatik hastalık gelişmesine zemin hazırlayan bir etken olarak görülmektedir. Bu durum psöriasis hastalarında primer aleksitimi açısından dikkat çekicidir.
      Anahtar kelimeler: Aleksitimi, konversiyon bozukluğu, psöriasis

Düşünen Adam; 2003, 16(2): 124-128
İntraserebral Hemorajide Risk Faktörleri, Etyoloji ve Lokalizasyon İlişkisi
Göksel SOMAY, Gülistan UŞAK HALAÇ, Handan MISIRLI, Mustafa YILMAZ, Nuri Yaşar ERENOĞLU
ÖZET
   Bu çalışma, intraserebral hemorajide risk faktörleri, etyoloji ve lokalizasyon ilişkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. 1998-2002 yılları arasında HNEAH, I. Nöroloji inme polikliniğinden takip edilen 107 hemorajik inmeli hasta retrospektif olarak analiz edilmiştir. İSH en sık 61-70 yaş ve 51-60 yaş grubunda saptanmış olup lokalizasyon olarak en sık talamik (%44.9), putaminal (%24.2) ve lober (%21.5) hemoraji ile karşılaşılmıştır. Risk faktörleri olarak en sık hipertansiyon (%78.5) saptanmıştır. Lokalizasyon üzerinde risk faktörlerinin etkisine bakıldığında; lober hemorajide hipertansiyon (p<0.0001), DM (p<0.05), kalp hastalığı (p<0.01), hiperlipidemi (p<0.01) ve sigara içimi (p<0.01)'nin; talamik hemorojide ise hipertansiyon (p<0.01), hiperlipidemi (p<0.05) ve sigara içimi (p<0.05)'nin anlamlı risk faktörleri olduğu saptanmıştır. Etyolojik etkenlere bakıldı-ğında hastaların % 75.7'sinde hipertansiyonun, % 15'inde antikoagülan kullanımı ve küçük vasküler malformasyonların etkili olduğunu belirledik.
      Anahtar kelimeler: İntraserebral hemoraji, etyoloji, risk faktörleri

Düşünen Adam; 2003, 16(2): 71-79
Alkol Bağımlılarında Kişilik Bozukluğunun Sosyodemografik Özellikler, Depresyon ve Anksiyete ile İlişkisi
Bahar EKEN, E. Cüneyt EVREN, Ömer SAATÇİOĞLU, Duran ÇAKMAK
ÖZET
        Amaç: Bu çalışmada alkol bağımlılarındaki kişilik bozukluğunun sosyodemografik özellikler, depresyon ve anksiyete ile ilişkisini saptamak amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma Ekim 2001 ile Ocak 2002 tarihleri arasında Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi AMATEM (Alkol ve Madde Bağımlılığı Araştırma, Tedavi ve Eğitim Merkezi) Kliniğinde yürütüldü. Çalışmaya yatarak tedavi gören, DSM-IV tanı kriterlerine göre alkol bağımlılığı tanısı almış ve detoksifikasyon sürecini tamamlamış 105 erkek hasta ile, kontrol grubu olarak yaş bakımından çalışma grubundan farklılık göstermeyen, alkol ve madde kötüye kullanım ya da bağımlılık tanısı almayan 50 erkek olgu katılmıştır. Olgulara yarı yapılandırılmış sosyodemografik form, SCID-I'nin tüm modülleri, SCID-II, Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği (HDDÖ), Hamilton Anksiyete Ölçeği (HAÖ) ve Michigan Alkolizm Tarama Testi (MATT) uygulanmıştır. Bulgular: Alkol bağımlılarında kişilik bozukluğu (KB) oranı %35.2 olarak saptanırken, kontrol grubunda KB saptanmadı. Alkol bağımlıları arasında antisosyal KB %45.9, sınır KB %16.2, karışık KB %16.2, kaçıngan KB %8.1, bağımlı KB %5.4, paranoid KB %5.4 ve kendini yeren KB %2.7 oranlarındadır. Kişilik bozukluğu (KB) tanısı alan olguların yaş ortalamasının (38.6±9.6) kişilik bozukluğu olmayan (KBO) (42.87±8.24) ve eşik altı kişilik özellikleri (EAK) saptanan (42.81±7.21) olgulardan düşük olduğu saptanmıştır. KB tanısı alanlarda suç öyküsü, cezaevi yaşantısı, kendini yaralama ve özkıyım girişim öyküsü oranlarının diğer gruplara göre yüksek olduğu bulundu. Alkol kullanmaya başladığı yaş ve alkolü düzenli kullanmaya başladığı yaş ortalamaları KB tanısı alan olgularda diğer gruplara göre düşük olduğu saptandı. Grup-lar arasında panik bozukluk ve sosyal fobi tanıları dışındaki I. Eksen tanılarında anlamlı fark saptanmamıştır. HDDÖ ve HAÖ puan ortalamaları KB ve EAK gruplarında KBO gruba göre yüksek bulunmuştur. MATT puanı ise, KB tanısı alan grupta daha yüksektir. Sonuç: Çalışmalarla uyumlu olarak alkol bağımlılarında kişilik bozukluğunun birlikte bulunma oranının yüksek olarak saptanması bu olguların tedavisi planlanırken kişilik bozukluklarının göz önünde bulundurulmasını gerektirdiğini göstermektedir. Erkek alkol bağımlılarında kişilik bozukluğu eş tanısı yüksek oranda depresyon ve anksiyete belirtileri ile birliktelik göstermektedir. Bu çalışmada saptanan bir diğer bulgu ise sadece bozukluk düzeyinde olanlara değil, eşik altı kişilik özellikleri gösteren alkol bağımlılarına da dikkat edilmesi gerektiğidir. Çalışmamızın bulguları kişilik bozukluğunun Tip II alkol bağımlılığı ile ilişkili olduğu görüşünü desteklemektedir.
      Anahtar kelimeler: Alkol bağımlılığı, kişilik bozukluğu, depresyon, anksiyete

  Düşünen Adam; 2003, 16(2): 114-118
Migren Proflaksisinde Magnezyum Replasmanının Yeri
Yavuz ALTUNKAYNAK, Musa ÖZTÜRK, Yunus KARAKOÇ, Emine ALTUNKAYNAK, Resul KARATAŞ, Sevim BAYBAŞ
ÖZET
 Magnezyumun migren fizyopatolojisindeki muhtemel rolü üzerine çeşitli çalışmalar yapılmaktadır. Ağrının olu-şumunda magnezyum düşüklüğünün de önemli olduğu gösterilmiştir. Çalışmamızda migrenli hastalarda kan ve tükrük magnezyum düzeylerinin ağrı özellikleri ile ilişkisini araştırmayı ve magnezyum replasmanının etkisini saptamayı amaçladık. Bu amaçla 1988 Uluslararası Başağrısı Birliği Sınıflamasına göre Migren tanısı konulan 40 migrenli hasta ve kontrol grubu olarak ise 30 ağrı yakınması olmayan kişi çalışmaya alındı. İnisyal ve atak döneminde kan ve tükrük örnekleri alındıktan sonra hastalara üç ay boyunca 8 mmol/gün oral magnezyum rep-lasmanı yapıldı. Magnezyum düzeyleri atomik absorbsiyon spektrofotometresi ile ölçüldü. Tükrük magnezyum düzeyleri hem atak hem de inisyal dönemde kontrol grubuna göre daha düşüktü. Ancak bu düşüklüğün ağrı özellikleri ile ilişkisi gözlenmedi. Migrenli hastaların inisyal ve atak kan magnezyum seviyeleri hastalık anamnezi eski olanlarda belirgin olmak üzere düşüktü. Ayrıca ağrının süresi ve şiddeti ile de hipomagnezemi arasında doğrudan bir ilişki olduğu görüldü. Magnezyum replasmanı sonrası migren ağrı, süre ve şiddetinde anlamlı azalma gözlendi. Bu sonuçlar göz önüne alındığında migren proflaksisinde magnezyum replasmanının tedavi seçeneklerinden biri olabileceği ve bu yönde çit kör placebo kontrollü çalışmalara gereksinim olduğunu düşün-mekteyiz.
      Anahtar kelimeler: Magnezyum, başağrısı, migren, patofizyoloji

 

 

 

 

 

 

 


 

 

Logos Tıp Yayıncılığı 2007
Tel: 212 2880541 ve 212 2885022
eXTReMe Tracker