 |
DÜŞÜNEN ADAM DERGİSİ
ARALIK 2004
|
Düşünen Adam; 2004, 17(4):196-204
Kadına Yönelik Fiziksel ve Cinsel Şiddet: Üç Grup Evli Çiftte Karşılaştırmalı Bir Çalışma |
Evrim ERBEK, Nezih ERADAMLAR, Emrem BEŞTEPE, Hülya AKAR, Latif ALPKAN |
|
|
Amaç: Bu çalışmada, üç grup evli çiftte kadına yönelik fiziksel ve cinsel şiddetin karşılaştırılması amaçlandı.
Yöntem: Evlilik sorunları nedeniyle Evlilik Danışma Merkezine (EDAM) başvuran (n=50) ve mahkeme tarafından EDAM'a yönlendirilen (n=50) iki grup evli çift ile genel populasyondan (n=50) evli çiftlerin evlilik yaşantıları ve evlilik içerisindeki fiziksel ve cinsel şiddet karşılaştırıldı. Değerlendirmede sosyodemografik veri formunun yanı sıra Durumluk Sürekli Öfke Ölçeği (DSÖÖ) kullanılmıştır.
Bulgular: Her üç grup; yaş ortalaması, evlilik süresi, doğum yeri, dini inanç gibi sosyodemografik veriler açısından birbirine benzer bulunmuştur. Gruplar öğrenim düzeyi, ilk evlilik yaşı, evlenme biçimi, ekonomik düzey, sosyal güvence gibi sosyodemografik veriler açısından ise farklılık göstermektedir. Kontrol grubunda kadına karşı fiziksel ve cinsel şiddet diğer iki gruba göre anlamlı derecede düşük bulundu. Mahkeme grubunda kadınların fiziksel şiddete (% 66) ve % 6.2'sinin hergün cinsel ilişkiye zorlandıkları saptandı. Bu gruptaki erkeklerin % 20'sinin, EDAM grubundaki erkeklerin de % 24'ünün fiziksel şiddete maruz kaldıklarını belirtmelerine rağmen, bu sonuçlar istatistiksel açıdan anlamlı bulunmadı. Her üç grupta da fiziksel ve cinsel şiddete en çok maruz kalanların kadınlar olduğu dikkat çekiciydi.
Tartışma ve Sonuç: Araştırmamızda, saldırganlığın evlilik yaşantısını olumsuz etkilediği ve genelde önemli bir boşanma sebebi olduğu saptandı.
Anahtar kelimeler: Fiziksel şiddet, cinsel şiddet, evlilik yaşantısı, kadınlar
|
Düşünen Adam; 2004, 17(4): 205-208
İdiyopatik Parkinson Hastalığı ve Sialik Asit |
Yılmaz ÇETİNKAYA, Mehmet GENCER, Elif ÖZKÖK, Makbule AYDIN, Gülbün Asuman YÜKSEL, Hülya TİRELİ, İhsan KARA |
|
|
Amaç: İdiyopatik Parkinson hastalığı (İPH) substantia nigradaki nöronların kaybı sonucunda corpus striatumda dopamin azalması ile ortaya çıkan patolojik süreç ile karakterizedir. İPH'nin ortaya çıkmasına neden olan olaylar kaskadı halen tam olarak tanımlanamamış ise de, genetik predispozisyon ve çevresel faktörlerin rol oynadığını belirten hipotezler ileri sürülmüştür. Sialik asit glikoproteinlerin ve glikolipidlerin oligosakkarid zincirlerinin ucundaki terminal karbonhidrat kalıntısı olup, hücre membranının önemli komponentlerinden biridir. Santral sinir sisteminde hücre kaybı ile seyreden İPH'de, hücre membranında yer alan glikoproteinlerin ve glikolipidlerin, söz konusu nöron hasarlanması sırasında etkilenmiş olabileceği ve dolayısıyla sialik asit düzeyinin değişebileceği varsayılabilir. Bu çalışmanın amacı İPH olanların total serum sialik asit düzeylerini belirlemektir.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya İPH tanısı konmuş olan 39 hasta ile yaş grubu uyumlu 35 sağlıklı birey alınmış ve total serum sialik asit düzeyleri karşılaştırılmıştır.
Sonuç: Hasta grubunun total serum sialik asit düzeyleri ile kontrol grubunun total serum sialik asit düzeyleri arasında anlamlı fark bulunmamıştır (pİ0.05).
Anahtar kelimeler: Parkinson hastalığı, sialik asit, etyoloji
|
Düşünen Adam; 2004, 17(4): 209-213
Lomber Spondilolistezis Tedavisinde Posterior Transpediküler Vida Fiksasyon ve Posterolateral Füzyon Uygulamaları |
Ümit KEPOĞLU, Utku ADİLAY, Bekir TUĞCU, Metehan ESEOĞLU, Semih BİLGİÇ |
|
|
|
|
Amaç: Bu çalışma kliniğimizde 1996-2004 yılları arasında lomber spondilolistezis tanısı ile posterior transpediküler vida ile internal fiksasyon ve posterolateral füzyon uygulanan olgulardaki cerrahi prensiplerimizi ve sonuçlarımızı yansıtmayı amaçlamaktadır.
Yöntem: Lomber spondilolitezis tanısı ile posterior transpediküler vida sistemleri ile internal fiksasyon ve posterolateral füzyon operasyonu uygulanan 32 olgu retrospektif olarak değerlendirildi. Operasyon öncesinde tüm olgularda dinamik lomber grafiler, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans incelemeleri yapıldı. Tüm olgularda posterior dekompresyon, posterior interpediküler vida ile internal fiksasyon ve posterolateral füzyon uygulandı. Stabilizasyon sistemleri, operasyon sonrası ilk gün lomber grafi ve bilgisayarlı tomografi ile değerlendirildi. Lomber grafiler 1., 3. ve 6. aylarda tekrarlanarak füzyon gelişimi açısından incelendi.
Bulgular: Lomber spinal instabilitenin klinik ve radyolojik kanıtları mevcut olan olguların tümünde bel ve/veya bacak ağrısı ve değişik düzeylerde nörolojik defisit vardı. 29'u erkek 3'ü kadın olan olguların ortalama yaşı 52,6 (22-70) olup, Meyerding sınıflamasına göre 19 olguda grade I, 13 olguda grade II spondilolistezis tespit edildi. 19 olguda L5-S1 seviyesinde, 11 olguda L4-5 seviyesinde ve 2 olguda L3-4 seviyesinde kayma tespit edildi. Operasyon sonrasında şikâyetleri azalmayan olgumuz olmadı. Hiçbir hasta tekrar opere edilmedi.
Sonuç: Lomber spondilolistezis cerrahi tedavisinde posterior transpediküler vida ile internal fiksasyon ve posterolateral füzyon uygulamaları tercih edilmesi gereken bir yöntemdir.
Anahtar kelimeler: Spondilolistezis, spinal enstrumantasyon, posterolateral füzyon
|
Düşünen Adam; 2004, 17(4): 214-220
Ülkemizde Kullanılan Serotonin-Dopamin Antagonisti (SDA) Atipik Antipsikotik İlaçların Şizofrenideki Bilişsel Bozukluklara Etkileri: Kısa Bir Gözden Geçirme |
Bülent KAYAHAN, Baybars VEZNEDAROĞLU |
|
|
Son yirmi yılda şizofreni belirtilerinin değerlendirilmesinde önemli değişiklikler olmuştur. Geçmişte değerlendirmelerin odak noktası paranoid belirtiler ve halüsinasyonlar gibi klinik olarak gözlemlenebilen fenomenlerken, son zamanlarda hastalığın nörogelişimsel ve bilişsel yönleri ilginin odak noktası olmaya başlamıştır.
Şizofreni hastaları değişik bilişsel bozukluklar gösterirler. Dikkat, bellek ve yönetici işlevlerdeki bozukluklar yaygın bir bilişsel bozukluğun zemininde gelişirler.
Tipik antipsikotikler şizofrenide bilişsel bozukluklar üzerinde etkisizdirler ya da daha da kötüleştirirler. Günümüzde kullanıma giren güçlü 5-HT2A reseptör antagonizması yapan atipik antipsikotiklerin, tipik antipsikotiklere göre bilişsel işlevleri düzeltmede anlamlı derecede daha iyi olduğu gösterilmiştir.
Bu gözden geçirme yazısında atipik antipsikotiklerin şizofrenide bilişsel işlevlere etkilerinin nörobiyolojik temelleri tartışılmış ve ülkemizde halen kullanılmakta olan serotonin-dopamin antagonisti antipskotiklerin (klozapin, risperidon, olanzapin ve ketiyapin) şizofrenideki bilişsel bozukluklar üzerindeki etkileri gözden geçirilmiştir.
Anahtar kelimeler: Şizofreni, bilişsel bozukluklar, atipik antipsikotikler
|
Düşünen Adam; 2004, 17(4): 221-227
Tedaviye Dirençli Şizofreni Bir Olgu Sunumu - Tedavide Direnç |
Gamze SÖNMEZ, Zeynep ALANTAR, Selime ÇELİK, Münevver HACIOĞLU, Taruk KUTLAR, Oya GÜÇLÜ |
|
|
Klinisyenler; şizofrenide tedaviye direnci uygun doz, süre ve tedavi uyumuna rağmen fonksiyonel ve psikososyal boyutları da içeren bir başarısızlık olarak tanımlamaktadır. Tedaviye direncin tanımı veya dirençli semptomlar psikopatoloji boyutundan iş, sosyal ve bilişsel alanları da içerecek şekilde genişletilirse, daha fazla hastanın tedaviye dirençli olarak sınıflandırılabileceği düşünülmektedir.
Tedaviye dirençli şizofren hastalarının büyük kısmını uzun süre yatarak tedavi gören ve uzun yıllar yüksek derece desteğe ihtiyacı olan kişiler oluşturur. Tedaviye direnç, hastaların tedavi protokolündeki zorluklar nedeniyle teorik ve pratik açıdan büyük önem taşımaktadır.
Bu yazıda tedaviye dirençli bir olgu sunularak tedaviye dirençli şizofreniyle ilgili literatür gözden geçirilmiştir.
Anahtar kelimeler: Tedaviye dirençli şizofreni, antipsikotikler
|
Düşünen Adam; 2004, 17(4): 228-233
Bir Olgu Nedeniyle Folie A Deux |
Ahmet KOCABIYIK, Çağatay KARŞIDAĞ, Gözde CİĞERLİ, Reşit KÜKÜRT, Nihat ALPAY |
|
|
"Folie à deux" olarak bilinen paylaşılmış psikotik bozukluk ya da aktarılmış hezeyanlı bozukluk ik veya daha fazla kişi arasında benzer psikotik semptomların varlığıyla karakterize birkaç sendromu içerir. Olguların çoğunluğunda psikolojik ve çevresel faktörler etyolojide önemli bir rol oynar. Genetik yatkınlık temelinde, düşük sosyo-ekonomik koşullarla birlikte sosyal izolasyonun hakim olduğu bir yaşam tarzı vardır. Ülkenin sosyal, siyasal ve kültürel atmosferi bu hastalık için hazırlayıcı diğer etkenler olabilmektedir. Aşağıdaki çalışmada, iki kız kardeşin etkilendiği bir "folie à deux" vakası sunulmuştur. "Folie à deux" olgularının tedavisinde, farmakoterapi ve psikoterapi yanında, etiyolojik etkenlerden biri olan çevresel faktörlerin şiddetinin azaltılması ve tedavide sosyal izolasyonun önlenmesi önemli bir yer tutar. Bu vakada hastalığın tedavisinde sosyal izolasyonu önlemenin gerekliliği tartışılmıştır.
Anahtar kelimeler: "Folie a deux", sosyal izolasyon, genetik yatkınlık
|
Düşünen Adam; 2004, 17(4): 234-237
Usher Sendromu ile Psikoz Komorbiditesine İlişkin Bir Olgu Sunumu
|
Latif ALPKAN, Nezih ERADAMLAR, Neslihan ERGEN, Neşe ÜSTÜN, Mustafa KARAGÖZ, A. Umut DALANAY
|
|
|
Literatürde Usher Sendromu, yetişkinlerde birlikte bulunan körlük ve sağırlığın en sık sebebi olarak gösterilmekte ve bu hastalarda psikiyatrik bozukluklara yüksek oranda rastlandığı bildirilmektedir. Usher Sendromlu hastalarda en sık rastlanan psikiyatrik bozukluğun "şizofreni benzeri olarak tanımlanan bir psikotik bozukluk" olduğu ve bu hastaların % 24'ünün hayatları boyunca en az bir psikotik atak geçirdikleri belirtilmiştir.
Anahtar kelimeler: Usher Sendromu, retinitis pigmentoza, psikoz, audituar/vizüel deprivasyon, depresyon
|
Düşünen Adam; 2004, 17(4): 238-243
Nöropsikiyatrik Semptomlarla Seyreden Araknoid Kist Olgusu |
Hülya AKAR, Sıla YAZAR, Erdoğan ÖZMEN, Cahit KESKİNKILIÇ, Nezih ERADAMLAR, Latif ALPKAN |
|
|
Akut başlangıçlı, öncesinde psikiyatrik hastalık öyküsünün ve aile anamnezinin olmadığı, belirgin EEG patolojisinin olmadığı, psikiyatrik tablonun klinik özelliklerinin formel tanı kategorilerine uymadığı atipik özellikteki olgularda, mevcut mental bozukluğun yapısal beyin lezyonlarıyla ilişkili olma olasılığı göz önünde bulundurulmalıdır. Biz bu olguyu; daha çok asemptomatik seyirli olduğu bilinen, semptomatik olduğunda da en sık epileptik nöbet, baş ağrısı ve fokal nörolojik bulgularla seyrettiği ifade edilen araknoid kistlerin (1), hayatın çok erken yıllarından itibaren var olduğunda, beyinde ciddi yapısal değişikliklere ve kognitif defisitlere yol açabilme ve atipik psikiyatrik tablolara neden olabilme olasılığı bağlamında ele aldık.
Anahtar kelimeler: Araknoid kist, atipik psikiyatrik tablo, yapısal değişiklik, kognitif defisit, epileptik nöbet
|
Düşünen Adam; 2004, 17(4): 244-247
Huntington Koreası Öntanısı ile İzlenen Bir Organik Akıl Bozukluğu Olgusu |
Çağatay KARŞIDAĞ, Rıdvan ÜNEY, Ahmet KOCABIYIK, Reşit KÜKÜRT, Nihat ALPAY, Cengiz DAYAN |
|
|
Bazal ganglion hastalıkları anormal hareketler, psikiyatrik belirti ve bulgular ile birlikte bozulmuş bilişsel işlevlerle kendini göstermektedir. Bazal ganglion hastalıklarından biri olan Huntington hastalığı otozomal dominant geçişlidir. Huntington Hastalığında beklenen ve çeşitli derecelerde tedavi edilebilen psikiyatrik tablolar arasında depresyon, bipolar bozukluklar, psikotik bozukluklar, obsesif kompulsif bozukluk, agresyon, irritabilite, apati, delirium, cinsel işlev bozuklukları yer almaktadır. Kliniğimize psikotik belirtiler nedeniyle yatırılan başlayan, Huntington hastalığıyla uyumlu bir vakayı sunuyoruz.
Anahtar kelimeler: Huntington hastalığı, bazal ganglion, psikiyatrik belirtiler.
|
|
|