 |
DÜŞÜNEN ADAM DERGİSİ
MART 2004
|
Düşünen Adam; 2004, 17(1):5-20
Şizofreni ve Doğum Mevsimi İlişkisi |
İ. DORA, O. ÖNAL, M.E. CEYLAN, J. KENAR, E. KILINÇ |
|
|
Bu çalışmaya Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi akut ve kronik servislerinde yatmakta olan 144'ü erkek, 56'sı kadın olmak üzere toplam 200 hasta alınmıştır. Hastalar gelişgüzel örnekleme yöntemiyle seçilmiştir. Kontrol grubu Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi dahiliye polikliğine başvuran hastalardan gelişigüzel örnekleme yöntemiyle seçilmiştir ve 30'u kadın, 70'i erkek olmak üzere toplam 100 hastadan oluşmaktadır.
Araştırma grubu hastaları, şizofreni tanısı DSM-IV tanı ölçütlerine göre bir psikiyatri uzmanı tarafından konmuş hastalardan seçilmiş, şizofreni hastaların doğum tarihleri sadece hastaların beyanlarına dayandırılmamış, nüfus kağıdı, ehliyet ve pasaport gibi resmi belgeleri incelenmiş, bu tarihlerin doğruluğu en az bir aile bireyi ile görüşülerek pekiştirilmeye çalışılmıştır. Hem şizofreni hastalarının hem de kontrol grubuna alınan gönüllülerin doğum tarihleri, doğum yerleri (kırsal- kentsel), doğdukları yer (hastane - ev), eğitim süreleri araştırılmıştır. İstatistiki yöntem olarak verilerin analizi instat bilgisayar programında , Fisher's exact chi-square ve student t testi kullanılarak yapılmıştır.
Araştırma sonucunda çalışma ve kontrol grubunun yaş ve cinsiyet dağılımı birbirine özdeş bulunmuştur, şizofreni hastalarının doğum mevsimi oranları; kış: %22, ilkbahar: %40, yaz: %22, sonbahar: %16 bulunmuştur. İlkbahar mevsiminde doğanların oranı diğer mevsimlerde doğanlara oranla anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p=0,0209). Kış mevsiminde doğanların oranı da yüksek bulunmuş, ancak istatistiki anlamlılık derecesine ulaşmamıştır. Kış-ilkbahar doğumları beraber hesaplandığında, yaz- sonbahar doğumları toplamından %50 fazla olduğu saptanmıştır.
Anahtar kelimeler: Şizofreni, doğum mevsimi, doğum bölgesi, risk faktörleri
|
Düşünen Adam; 2004, 17(1):21-26
Distimik Bozukluk: Gözden Geçirme |
Yasemin CENGİZ , Tarık KUTLAR , Münevver HACIOĞLU , Muharrem YAMAN |
|
|
Distimik bozukluk tanısal yaklaşımlar, sosyal uyum, klinik görünüm, risk etmenleri, klinik gidiş ve kısaca tedavi boyutlarıyla gözden geçirilmiştir. Temperaman, kişilik ve kişilki bozukluklarının distimik bozuklukla olan ilişkisine de değinilmiştir.
Anahtar kelimeler: Distimik bozukluk, klinik görünüm, kronik depresyon
|
Düşünen Adam; 2004, 17(1):27-33
Depresyon Etiyolojisinde Nörobiyolojik Etkenler |
E. Özlem ALBAYRAK , M. Emin CEYLAN |
|
|
Depresyonun etiyolojisini anlamaya yönelik çalışmalar gün geçtikçe artmakta ve yeni etiyolojik faktörler araştırılmaktadır. Multifaktoriyel etkenlerin etiyoloji açısından önemi büyüktür. Bunun yanı sıra, biyolojik yatkınlığı belirlemede somut olarak elde edilen birtakım genetik, nörokimyasal ve nörofizyolojik etkenler belirlenmiştir ve araştırmalar bu yönde devam etmektedir. Bu derleme yazısında, depresyon etiyolojisine yönelik oluşturulan teori ve hipotezler, özellikle nörotransmitterlerin etkileri ve etiyolojideki rolleri, nöroendokrin ve nöroimmunolojik etkenler ve son olarak da yeni çalışmaların yoğunlaştığı konular hakkında bilgiler sunulmaktadır.
Anahtar kelimeler: Depresyon, nörobiyoloji, nöroendokrinoloji, nöroimmunoloji
|
Düşünen Adam; 2004, 17(1):34-38
Şiddetli Geç Diskinezi: Bir Olgu Sunumu |
Basri DOĞU , Ahmet KOCABIYIK , Nesrin TOMRUK , Nesrin KARAMUSTAFALIOĞLU , Nihat ALPAY |
|
|
Şiddetli geç diskinezi, antipsikotik kullanımının geç döneminde oluşan, tıbbi komplikasyonlar ve sosyal işlevsellikte bozulmaya yol açabilen ve tedavisi güç ciddi bir hareket bozukluğudur. 60 yaş üstü, afektif bozukluğu olan kognitif yetersizliğe sahip hastalar ciddi risk altındadır. Bu yazıda 76 yaşında bir şiddetli geç diskinezi olgusu sunulmuştur. Tedavi güçlüğü, risk faktörleri, şiddetli geç diskinezi kavramı gözden geçirilerek atipik antipsikotik kullanımının üstünlüğü vurgulanmıştır.
Anahtar kelimeler: Şiddetli geç diskinezi, risk faktörleri, atipik antipsikotikler
|
Düşünen Adam; 2004, 17(1):39-42
Migrenlilerde Ak Madde Lezyonlarının Prevalansı |
Recai TÜRKOĞLU , Füsun ARSAN , Yılmaz ÇETİNKAYA , Cihat ÖRKEN , Hülya TİRELİ |
|
|
İskemik serebral olaylarda sensitivitesi yüksek olan manyetik rezonans görüntüleme (MRG) migren ile iskemik değişiklikler arasındaki ilişkiyi araştırmak amacıyla birçok araştırmacı tarafından kullanılmıştır. Migrenlilerde ak maddede T2'de hiperintens fokuslar son yıllardaki çalışmalarda % 12 ile % 46 arasında değişen oranlarda bildirilmektedir. Bu çalışmalarda elde edilen çok farklı oranlar nedeniyle biz geniş bir hasta grubunda, daha gerçekçi bir prevalans saptamak amacıyla araştırma yaptık. Ak madde lezyonları açısından medikal risk faktörü olmayanlar migren hastalarında, ak madde lezyonları ile yaş, cinsiyet, migren tipi ve süresi arasındaki ilişkiyi inceledik.
Anahtar kelimeler: Akmadde lezyonları, migren, manyetik rezonans görüntüleme
|
Düşünen Adam; 2004, 17(1):43-45
Vogt-Koyanagi-Harada Hastalığı (Olgu Sunumu) |
Füsun ARSLAN , Recai TÜRKOĞLU , Cihat ÖRKEN , Hülya TİRELİ |
|
|
Vogt-Koyanagi-Harada (VKH) hastalığı bilateral panuveit ile beraber dermatolojik bulgular ve nörolojik tutulum ile karakterize, nadir görülen granulamatöz enflamatuar bir hastalıktır.
VKH sendromu tüm dünyada görülmekle beraber koyu renkli ırklarda (Asyalılar, Amerikalı Kızıldereliler, Hintliler) daha sık rastlanmaktadır. Japonyada endojen uveitlerin % 9'unu, A.B.D.'de ise melez ırklardaki uveitlerin %1-4'ünü oluşturmaktadır. Etyolojisi bilinmemekle beraber genetik yatkınlığı olan kişilerde viral enfeksiyon sonrası melanositlere karşı oluşan hücresel immün cevap ile giden otoimmun mekanizmanın patogenezden sorumlu olduğu düşünülmektedir. Ailesel vakaların bildirilmesi ile bu hastalıkta genetik faktörlerin rol oynadığı düşüncesi güçlenmiştir. Hastalığın ilk döneminde görülen baş ağrısı, başdönmesi, kulak çınlaması, meningismus, kranial sinir felçleri, optik nörit, hemiparezi, ataksi, lenfositik pleositoz gibi değişik nörolojik tablolar genellikle minimal sekel bulgular ile düzelmektedir. Tekrarlayıcı uveitlere sekonder gelişen katarakt, glokom gibi komplikasyonlar vizyon kaybı ile sonlanmaktadır. Dermatolojik bulgular ise alopesi, poliozis, vitiligodur ve hastalığın başlangıcından birkaç yıl sonra ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada uveomeningoensefalit tablosu ile kliniğimize başvuran ve daha sonra ortaya çıkan dermatolojik bulgular ile bütün kriterleri dolduran hastamız VKH sendromu tanısı almış olup Türkiye'de nadir görülmesi ve nörolojik bulguların ön planda olması nedeniyle sunulmaktadır.
Anahtar kelimeler: Aseptik menenjit, Vogt-Koyanagi-Harada hastalığı, uveomeningoensefalit
|
Düşünen Adam; 2004, 17(1):46-54
Lumbar Spinal Cerrahide Füzyon ve Stabilizasyonun Omurga Biyomekaniğine Katkısının Röntgenografik Olarak Kıyaslanması
|
Uğur ÖZDEMİR , Levent UYSAL , Özgür ŞENOL , Necati KAPLAN , Tolga GEDİZ , Kemal AVLAR , M. Murat TAŞKIN
|
|
|
Bu çalışma, Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 1. Beyin Cerrahisi Kliniğinde 2003 yılında hazırlanmıştır. Lumbar spinal cerrahi öncesinde bulunan veya sonrasında gelişebilen instabilzasyonun, füzyon ve ilave olarak transpediküler screw fiksasyonu uygulamakla giderilmesinin röntgenografik olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Tek lumbar intervertebral mesafeden opere edilmiş hastalardan oluşan üç hasta grubu oluşturulmuştur. 1.grup "diskektomi" uygulanan 23 hasta, 2.grup "diskektomi, posterior lumbar interbody füzyon" uygulanan 5 hasta ve 3.grup "diskektomi, posterior lumbar interbody füzyon, transpediküler fiksasyon" uygulanan 5 hastadan oluşmaktadır. Hastaların preoperatif ve postoperatif lateral lumbosakral grafileri çekilmiş ve bu röntgenler üzerinde 4 parametre ölçülmüş ve kıyaslamaları yapılmıştır. Bu 4 parametre; disk mesafesi yüksekliği, foramenin en geniş, en dar genişlikleri ve yüksekliğidir. "SPSS11,5 for Windows" programı aracılığıyla "Student T test" ölçüm sonuçlarının istatistiksel analizi ve kıyaslamaları yapılmış ve anlamlılıkları ortaya konulmuştur. Diskektomi ameliyatını takiben lumbar intervertebral disk mesafesi yüksekliği ve foramen çapları azalmakta, füzyon ve füzyon - stabilizasyon gruplarında ise disk mesafesi yüksekliği ya aynı kalmakta yada çoğu zaman artmaktadır. Bu oluşabilecek root kompresyonunu önlemekte ve lumbar spinal cerrahiden sonra gözlenebilen devam eden lumbaljiyi önlemektedir. Füzyona ilave stabilizasyon yapılması da kemik iyileşmesini hızlandırmaktadır. Füzyonun ve stabilizasyonun diskektomiye göre dezavantajı yalnızca hastaların klinik radyolojik takiplerinde de tespit ettiğimiz omurga katılığında artmadır. Enstrumantal füzyon ve stabilizasyonun biyomekanik yararlılığının röntgenografik kıyaslaması yapıldığında; çoğu parametreler açısından "diskektomi, posterior lumbar interbody füzyon, transpediküler fiksasyon" grubuna göre üstün ve "diskektomi, posterior lumbar interbody füzyon" grubuda yalnızca diskektomi uygulanan gruba göre üstün bulunmuştur.
Anahtar kelimeler: Lumbar disk cerrahisi, posterior lumbar interbody füzyon, transpediküler fiksasyon, biyomekanik stabilite
|
Düşünen Adam; 2004, 17(1):55-58
Bir Vaka Dolayısıyla Posterior Fossa Tümörlerinde Kombine Klinik, Radyolojik ve Patolojik İncelemenin Öneminin Yeniden Gözden Geçirilmesi |
Uğur ÖZDEMİR , Ahmet DİKİLİTAŞ , Neslihan H. SÜTPİDELER KÖKSAL , Özgür Y. AKTAŞ , M. Murat TAŞKIN , Çağatay KEMERLİ |
|
|
Bu vakanın sunumundaki amaç yalnızca patoloji sonuçlarını baz alarak vakaları değerlendirmenin doğruluğunu tartışmaktır. Vakamız olan 48 yaşındaki erkek hasta ilk olarak 24.09.2001 tarihinde başağrısı, baş dönmesi , çift görme şikayetleri ile kliniğimize başvurdu. Nörolojik muayenesinde horizontal nistagmus ve tandem walk'da dengesizlik dışında özellik yoktu. Yapılan kranial manyetik rezonans görüntüleme (MRG) incelemesinde posterior fossada sağ serebellar hemisferi büyük oranda kaplamış kontrast tutan mural nodülü de bulunan düzgün konturlu kistik kitle lezyonu tespit edildi. Hastaya kliniğimizde sağ suboksipital kraniektomi ile sağ serebellar kistik YKL ekstirpasyonu operasyonu yapıldı. Patoloji raporunda astrositer karakterde tümör hücreleri tespit edildiği bildirilen ve ikinci raporu pilositik astrositom olarak gelen hasta çıkış nörolojik muayenesi pre-operatif düzeyde olarak 03.10.2001 tarihinde poliklinik kontrolünde taburcu edildi. Kontrollerinde zaman zaman başağrısı şikayeti nedeniyle istenen kranial MR'ında ilkine benzer radyolojik özelliklere sahip sağ serebellar kistik kitle lezyonu tespit edilen hasta 14.01.2003 tarihinde yeniden kliniğimize yatırıldı. Nörolojik muayenesinde horizontal nistagmus dışında özellik yoktu. Hasta reeksplore edilerek kitle çıkarıldı ve patolojiye gönderildi. İlk kitlenin ve ikinci ile birlikte yeniden incelenmesi sonucu patoloji raporu hemanjioblastom olarak geldi. Hasta 24.01.2003 tarihinde taburcu oldu. Bu vaka ile patoloji sonucunun yanında klinik ve radyolojik özelliklerin de tanısal değeri bir kez daha vurgulanmaktadır.
Anahtar kelimeler: Hemanjioblastom, pilositik astrositom, patoloji
|
Düşünen Adam, 2004, 17(1):59-61
Oksipital Kemikte Eozinofilik Granüloma: Olgu Sunumu |
Selin TURAL , Aykut KARASU , Ender OFLUOĞLU , Çiçek BAYINDIR , Halil TOPLAMAOĞLU |
|
|
Eozinofilik granüloma (EG), Langerhans cell histiositozisin (LCH) en sık görülen benign formudur. Etiyolojisi tam olarak bilinmemektedir. Kemiğin medüller tabakasına eozinofil ve histiositlerin birikmesi ile oluşur. Oksipital kemik lokalizasyonu ve intrakranyal büyüme göstermesi EG'da çok seyrek görülen bir durumdur, bu özelliklerinden dolayı olgumuzu tartışmaya uygun olabileceğini düşündük. EG'da tedavi yaklaşımları halen tartışmalıdır. Olgu sunumumuzda literatür gözden geçirilerek tanı ve tedavi yöntemleri değerlendirilmiştir.
Anahtar kelimeler: Eozinofilik granüloma, çocukluk çağı, kemik tümörü, cerrahi tedavi
|
Düşünen Adam; 2004, 17(1):62-65
İntrakranyal Anevrizma Yırtılmasına Bağlı Subaraknoid Kanama Sonrası Hidrosefali Gelişimini Etkileyen Faktörler |
Selin TURAL , Aykut KARASU , Ender OFLUOĞLU , Halil TOPLAMAOĞLU |
|
|
İntrakranyal anevrizma yırtılması ile oluşan subaraknoid kanamaya (SAK) bağlı gelişen hidrosefali sık görülen komplikasyonlardan birisidir. Hastada intrakranyal basıncın ve serebral arteriyel vazospazmın artmasına bağlı olarak nörolojik tabloda kötüleşme olabilir. Hidrosefali gelişen olgularda yeni bir operasyona ihtiyaç duyulabilir. Bu nedenle hidrosefali gelişimine etkisi olan öncül faktörlerin belirlenmesi, hasta takibi, erken tanısı ve tedavi stratejisi açısından çok önemlidir. Öncül faktörlerin belirlenmesi ile birlikte hastalığın nasıl bir seyir izleyebileceği ve etkin tedavi protokollerinin seri bir şekilde uygulanabileceği görülmüştür. Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi III. Nöroşirürji Kliniğinde anevrizma yırtılması sonrası SAK gelişen ve anevrizmanın kliplenmesi operasyonu geçiren 96 olgu incelenmiştir. Bu olgular yaş, cinsiyet, hipertansiyon varlığı, alkol, sigara kullanımı, anevrizma lokalizasyonu, giriş-çıkış nörolojik tablolarına göre değerlendirilmiştir. Çalışmamızda anevrizma yırtılmasına bağlı SAK gelişen hidrosefali olgularında öncül faktörler literatür ışığında tartışılmıştır.
Anahtar kelimeler: İntrakranyal anevrizma, prognoz, hidrosefali, SAK
|
Düşünen Adam; 2004, 17(1):66-68
Geç Başlangıçlı Şizofreni |
Sermin KESEBİR , Baybars VEZNEDAROĞLU |
|
|
Geç başlangıçlı şizofreni denildiğinde iki farklı kavram akla gelmektedir. Birincisinde hastalığın ilk bulgularının 40 yaşın üzerinde ortaya çıkması söz konusudur. Diğerinde hastalığın ilk bulguları 60 yaşından sonra başlamaktadır ki bu çok nadir bir durumdur. İngiliz ve Amerikalı psikiyatristler geç başlangıçlı şizofreni yerine geç parafreni terimini kullanmışlardır. Bugün ne ICD-10 ne de DSM-4 geç başlanıç kategorisini kullanmamaktadır. Önerilen tanı kategorileri arasında 45-59 yaşları arasında başlayan şizofrenik bozukluk için "geç başlangıçlı şizofreni" bulunmaktadır. Uluslararası geç başlangıçlı şizofreni grubu (Robert Howard, Peter V. Rabins, Mary V. Seeman ve Dilip V. Jeste) bu konuyla ilgilenen ve çalışan dört araştırmacı tarafından 1999 yılında oluşturulmuştur. Bu grubun ortak görüşü, 40 yaşın üzerinde başlayan şizofreni olgularını içeren "geç başlangıçlı şizofreni" tanısının geçerliliği olduğudur. Böyle bir sınıflamanın yaşla birlikte göreceli olarak değişen risk etkenleri açısından yararlı olduğu savunulmaktadır. Avrupalı psikiyatristler geç başlangıçlı şizofreni tanısına destek vermekle birlikte bunun erken başlangıçlı şizofreniden farkına ilişkin kanıtlar istemektedir. Amerikan bakış açısı ise bu tanıların gerçekten şizofreninin bir formu olup olmadığı üzerinde durmaktadır.
Anahtar kelimeler: Geç başlangıçlı şizofren
|
|
|