DÜŞÜNEN ADAM DERGİSİ

 

DÜŞÜNEN ADAM DERGİSİ
HAZİRAN 2004

 

 

 Düşünen Adam; 2004, 17(2):76-81
Maninin Faktör Analizine Dayalı Fenomenolojik Alt Tipleri
Gamze SÖNMEZ, Murat ERKIRAN, Yasemin CENGİZ, Zeynep ALANTAR, Selime ÇELİK, Muharrem YAMAN
ÖZET
      Amaç: Bu çalışmada faktör analizi temel alınarak maninin fenomenolojik alt tipleri incelenmiştir.
      Yöntem: Çalışma kapsamına DSM-IV SCID I'e göre iki uçlu duygudurum bozukluğu (şimdiki epizod-mani-mikst) tanısı konan, ardışık 75 hastadan oluşturulmuştur. Sosyodemografik ve klinik özellikleri değerlendiren yarı yapılandırılmış soru formu, Young Mani Derecelendirme Ölçeği, Montgomery-Asberg Depresyon Derecelendirme Ölçeği, Pozitif Belirtileri Derecelendirme ölçeği ve Klinik Global Değerlendirme Ölçeği ile değerlendirilmişlerdir. Genel tıbbi duruma bağlı duygudurum bozukluğu olanlar, alkol-madde kullanımına bağlı duygudurum bozukluğu olanlar, nörolojik hastalığı olanlar, mental retardasyonu olanlar, okuma yazma bilmeyenler çalışma dışı bırakılmışlardır. Hastalara hastalık şiddetini değerlendirmek üzere YMDÖ, PANSS, MADRS ve CGI ölçekleri verilmiştir.
      Sonuç: Çalışmamızda literatürdeki araştırma bulgularıyla uyumlu olarak maninin klasik görünümünün dışında disforik, psikomotor hızlanma ve psikoz alt tiplerin daha yüksek oranda saptanmış olduğu bulunmuştur.
      Anahtar kelimeler: Temperament, mizaç özellikleri, maninin fenomenolipik alt tipleri


Düşünen Adam; 2004, 17(2):82-86
Hastaneye İlk Kez Başvuran ve Yatan Alkol Dışındaki Madde Kullanan Olgularda Artış
Ahmet TÜRKCAN, Duran ÇAKMAK
ÖZET
        Amaç: Hastane istatistikleri bir psikiyatrik bozukluğun epidemiyolojik eğilimini tahmin etmekte ve uygun hastane programlarının hazırlanmasında yardımcı olan çok önemli araçlardan biridir. Bu araştırmanın amacı bir alkol ve madde tedavi kliniğinde 1999 ve 2002 yılında alkol kullananlar ile madde kullananların oranlarındaki değişimin saptanmasıdır.
      Yöntem: Veriler elektronik veri tabanından elde edilmiştir. 1999 yılındaki 2169 ayaktan tedavi edilen ve 706 yatarak tedavi edilen hasta ve 2002 yılındaki 2353 ayaktan tedavi edilen ve 710 yatarak tedavi edilen hastanın kayıtları geriye dönük olarak analiz edilmiştir.
      Bulgular: Ayaktan tedavi edilen hastalarda madde kullananların/alkol kullananlara oranı 1999 yılında 0.43 iken 2002'de 0.54'dür. Yatarak tedavi edilen hastalarda madde kullananların alkol kullananlara oranı 1999 yılında 0.42 iken 2002 yılında 0.63'dür. Ayaktan veya yatarak tedavi edilen madde kullanan hastaların oranında belirgin bir artış vardır (p<0.001).
      Sonuç: Hastane istatistikleri madde kullanıcıların sayısında anlamlı bir artış olduğunu göstermektedir. Bu sonuç epidemiyolojik araştırmalar yoluyla da doğrulanmalı ve madde kullananlar için yeni uygun tedavi programları planlanmalıdır.
      Anahtar kelimeler: Hastane istatistikleri, alkol, madde


 Düşünen Adam; 2004, 17(2):87-93
Hemşirelerin Ruh Sağlığı Bozuk Olan Bireylere Karşı Tutum ve Davranışlarının Değerlendirilmesi
Nihal BOSTANCI, Nesrin AŞTI
ÖZET
        Amaç: Bu çalışma, hemşirelerin ruh sağlığı bozuk olan bireylere karşı tutum ve davranışlarını değerlendirmek üzere tanımlayıcı bir araştırma olarak planlanmıştır.
      Yöntem: Çalışma İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ve İstanbul Tıp Fakültesi Hastaneleri, Sağlık Bakanlığı'na bağlı Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi ve Vakıf Gureba Eğitim Hastanesi'nde gündüz çalışan, araştırmayı kabul eden ve basit rastlantısal yöntemle seçilen; psikiyatri kliniklerinde çalışan 222 hemşire ile, psikiyatri dışı klinikler olarak dahiliye kliniklerinde çalışan 97 ve cerrahi kliniklerinde çalışan 121 hemşire olmak üzere olmak üzere toplam 440 hemşire ile Eylül 1999-Ocak 2000 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir.
      Çalışmada; veri toplama aracı olarak, literatür bilgisi doğrultusunda araştırmacı tarafından geliştirilen Ön Görüşme Formu, Ruh Hastaları ve Ruh Hastalıklarına İlişkin Görüşler (Opinions About Mental Illness Scale-OMI) Ölçeği ve ruhsal bozukluğa sahip olan bireylerde tercih edilen tedavi ve danışmanlığın türünü ve iyileşme olasılığını yanıtlayanın görüşüne göre saptamayı sağlayan bir form kullanılmıştır. Çalışma verileri, bilgisayarda SPSS programı ile istatistiksel olarak değerlendirilmiştir.
      Bulgular: Çalışma sonucunda; psikiyatri kliniklerinde çalışan hemşirelerin otorite, ruh sağlığı ideolojisi ve bireylerarası etyoloji puan ortalamaları psikiyatri dışı kliniklerde çalışan hemşirelerden daha düşük, koruyuculuk-kollayıcılık ve kısıtlayıcılık alt grup puan ortalamaları ise daha yüksek bulunmuştur.
      Sonuç: Sonuç olarak psikiyatri kliniğinde çalışan hemşireler ruh hastaları ya da hastalıklarına karşı psikiyatri dışı kliniklerde çalışan hemşirelere göre daha olumlu görüş, davranış ve tutum eğilimi içindedir.
      Anahtar kelimeler: Hemşire, ruhsal bozukluk, tutum


    Düşünen Adam; 2004, 17(2):94-98
Lomber Spinal Cerrahide Postoperatif Analjezik Etkinlikte, Tenoksikam ile Diklofenak Sodyum'un Karşılaştırılması
Bülent T. DEMİRGİL, Bekir TUĞCU, Utku ADİLAY, Murat GÜNAL, Lütfü POSTALCI, Semih BİLGİÇ
ÖZET
     Amaç: Lomber spinal cerrahide postoperatif dönemde ağrı sağaltımında son yıllarda, nonsteroid antiinflamatuar analjeziklerin kullanımı yaygınlaşmıştır. Bu çalışmada farklı iki grup nonsteroid antiinflamatuar analjeziğin lomber spinal cerrahi uygulanan 60 ardışık hastada postoperatif dönemdeki etkinliği araştırıldı.
      Yöntem: Çalışmaya alınan hastalar sıra ile iki gruba randomize edildiler. Birinci gruba (n=30) 20 mg. Tenoksikam intravenöz, ikinci gruba (n=30) ise 75 mg. Diklofenak sodyum intramusküler uygulandı. Her iki grupta, operasyon sonrası ayılırken, 4. saatte, 12. saatte ve 24. saatte Visuel Analog Skala kullanılarak ağrı şiddeti değerlendirildi. Ağrı şiddeti hem istirahat halinde hem de hareket esnasında ayrı ayrı kayıtlandı. Operasyon öncesi ve operasyon sonrası 48. saatte biyokimyasal değerler karşılaştırıldı. Muhtemel yan etkiler her iki grupta kayıtlandı.
      Bulgular: Hem istirahat halinde hem de hareket ile, tüm dönemlerde ağrı şiddetinin tenoksikam uygulanan grupta daha az olduğu gözlendi. Ancak bu azalma istatistiksel olarak anlamlılık kazanmamıştır. Aynı zamanda tenosikam uygulanan grupta idrar retansiyonu daha az gözlendi. Hem tenoksikam hem de diklofenak sodyum uygulanan gruplarda postoperatif dönemde hemoglobin ve hematokrit değerlerinde anlamlı derecede düşüş izlendi (tenoksikam grubunda sırası ile p=0.01, p=0.003; Diklofenak sodyum grubunda sırası ile p=0.03, p=0.02). Diklofenak sodyum uygulanan grupta ise farklı olarak sistolik arteryel kan basıncında da anlamlı bir düşüş izlendi (p=0.04).
      Sonuç: Lomber spinal cerrahi uygulanan hastalarda, operasyon sonrası ilk gün gelişen ağrıda istatistiksel olarak ortaya konulamamasına rağmen Tenoksikam uygulamasının daha etkili olduğu gözlenmiştir. Aynı zamanda tenoksikam grubunda üriner problemler daha az sıklıkda saptanmıştır.
      Anahtar kelimeler: Analjezi, nonsteroid antiinflamatuar ilaç, spinal cerrahi


Düşünen Adam; 2004, 17(2): 99-104
Şizofreni ve Östrojen
Ceyda GÜVENÇ, Cem İLNEM, M. Emin CEYLAN, Melek VARDAR
ÖZET
    Şizofreni hastalarında saptanan cinsiyete ilişkin farklılıklar, öteden beri araştırmacıların ilgisini çekmiştir. Premenstruel dönemde psikotik bulguların alevlenmesi ve hastaneye yatışların fazla olması, gebelikte relapsların azalması, doğum sonrası ve menopoz döneminde psikoz görülme riskinin artması gibi klinik gözlemler ve konuyla ilgili çok sayıda çalışma, gonodal steroid salınımının, kadınlarda psikozun karakterini belirleyebileceğine işaret etmektedir. Şizofrenide yaygın hipoöstrojenizm varlığından söz edilir. Son dönemlerde ise buna ek olarak, östrojenin psikozdan koruyucu etkileri olduğu ve antipsikotik benzeri etki yapabileceği varsayımı güçlenmektedir. Kadın seks hormonlarıyla ilgili kuram geliştirilirse, östrojenlerin antipsikotik olarak veya tedaviye yardımcı ajan olarak kullanıma girmesi mümkün olabilecektir. Bu yazıda şizofrenide östrojenin koruyucu etkileriyle ilgili literatür gözden geçirilmiştir.
      Anahtar kelimeler: Östrojen, şizofreni, antipsikotikler

Düşünen Adam; 2004, 17(2):105-108
Sigara Bıraktırmada İlaçların Etkinliği: Bir Gözden Geçirme
Dijan ERTEMİR, Murat ERTEMİR
ÖZET
        Bu çalışmada sigara bıraktırma tedavileri ile ilgili olarak son 10 sene içinde yapılmış çalışmalar gözden geçirilmiştir. Bu amaçla medline taranmış ve özellikle plasebo kontrollü çift kör yapılmış etkinlik çalışmaları ayrıntılı incelenmiştir. Sonuç olarak sigara bıraktırmada nikotin yerine koyma preparatları, bupropion SR (yavaş salınımlı) ve nortriptilin etkinliği kanıtlanmış farmakolojik tedavilerdir. Nikotin yerine koyma tedavisi ve bupropion SR, yoksunluk belirtileri yanısıra kilo alımını da azaltmaktadır. Bupropion SR, nüksün en sık sebebi olan sigaraya karşı duyulan şiddetli isteği (craving) de azaltmaktadır. Bupropion SR ın özellikle kadınlarda nüksü önlemede etkin olduğunu düşündüren bulgular vardır. Selejilin, lazabemidle yapılan ilk çalışmalarda umut verici sonuçlar elde edilmiştir. Lazabemidle yapılan çalışmada 8. haftada nokta prevalansı sigara bırakma oranları 100 mg lazabemid, 200 mg lazabemid gruplarında sırasıyla % 17, % 19 ve % 30 bulunmuştur. Nikotin yerine koyma tedavisi ile birlikte selejilinin etkinliği araştırılmış, 52 haftalık tedavide NRT + Selejilinle 52 haftalık sürekli bırakma oranı NRT + Plasebo ile görülenin iki katı olmuştur (sırasıyla % 25, % 11), ama sonuç istatistiksel olarak anlamlı değildir. Selejilin ayrıca 'craving'i de azaltmıştır. Kombine ilaç tedavileri başarı oranlarını artırabilir, farklı ilaç kombinasyonlarının denendiği çalışmalar yapılmalıdır.
      Anahtar kelimeler: Sigara bırakma, ilaç tedavisi, nikotin yerine koyma


Düşünen Adam; 2004, 17(2):109-125
Psikiyatrik Genetik
Özden ARISOY
ÖZET
 Son yıllarda ruhsal rahatsızlıkların genetiği ile ilgili çok sayıda araştırma yapılmıştır. Başlangıçta psikiyatrik genetik araştırmalar populasyon genetiği üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu tip çalışmalar aile, ikiz ve evlat edinme çalışmalarından oluşmakta olup, genetik faktörlerin etiyolojiye katkısını ve hastalıkların kalıtım modelini belirlemeye yararlar. Ancak İnsan Genom Projesi'nin tamamlanmasıyla beraber genlerin kromozom üzerindeki yerlerinin saptanmasını sağlayan sitogenetik ve moleküler genetik çalışmalar inanılmaz bir hız kazanmıştır. Bu yazıda bugüne kadar belli başlı ruhsal rahatsızlıklarla ilgili olarak yapılmış olan çeşitli moleküler genetik çalışmalar (bağlantı ve ilişkilendirme analizleri) gözden geçirilmiş ve elde edilen önemli sonuçlar özetlenerek, bu çalışmalarda kullanılan yöntemlerden kısaca bahsedilmiştir.
      Anahtar kelimeler: Psikiyatrik genetik, bağlantı, ilişkilendirme analizleri


Düşünen Adam; 2004, 17(2):126-130
Santral Sinir Sisteminin Dejeneratif Hastalıklarında BOS Tau Düzeylerinin Bir Belirteç Olarak Kullanımı: Bir Gözden Geçirme Yazısı
Melek KANDEMİR ERDOĞAN, Pakize SÜTLAŞ
ÖZET
         Tau proteini, aksonların mikrotübül yapısında bulunur ve Santral Sinir Sistemi (SSS)'nin dejeneratif hastalıklarında Beyin Omurilik Sıvısı (BOS)'na salınır. Bu nedenle BOS Tau düzeyinin, bazı hastalıkların tanısı ve aksonal hasarın şiddetinin belirlenmesinde bir belirteç olarak kullanılabileceği düşünülmektedir.
      Alzheimer Hastalığı'nda oluşan temel patolojilerden biri, ana bileşeni Tau proteini olan Nörofibriller Yumak (Nörofibriller Tangle) diye bilinen intranöronal birikimlerdir. Ancak hücre içi birikimlerde bulunan Tau, mikrotübüle bağlı bulunandan farklı olarak hiperfosforile şekildedir. Bu birikimlerin, hücrenin temel iskeletini bozarak önce aksonal iletinin bozulmasına, sonra da hücrenin ölümüne neden olduğu düşünülür. Nöron ölümü eşik değeri aştığında kognisyon ve özellikle bellek sorunları klinik olarak saptanır hale gelmektedir.
      Alzheimer Hastalığı'nda BOS'ta total Tau ve fosforile Tau düzeyleri belirgin olarak yüksektir, ancak fosforile Tau'daki artış daha spesifiktir. BOS total Tau düzeyinin, Alzheimer Hastalığı'nın gelişimini izlemek ve diğer tip demanslardan ayırt etmek için de kullanılabileceği anlaşılmıştır. Demansa dönüşme potansiyeli olan ılımlı kognitif etkilenmesi olanlarda da tau artışı saptanmıştır.
      BOS Tau düzeyi, kafa travmasında, aksonal hasarın derecesini belirlemede, nöroprotektif ajanların etkinliğini izlemede, prognozu belirlemede ve klinik iyileşmenin takibinde de bir belirteç olarak kullanılabilir. Multipl Skleroz'daki aksonal hasarın belirlenmesinde çelişkili sonuçlar elde edilmiştir. İnmenin akut döneminde nöronal hasarın gelişimine koşut bir artış görülürken, birkaç ay sonra normale dönmektedir.
      Sonuç olarak, BOS total tau düzeyinin nöron yıkımını izlemek, BOS fosforile tau düzeyinin ise Nörofibriller Yumak oluşumunu izlemek için yararlı bir belirteç olduğu anlaşılmıştır.
      Anahtar kelimeler: Tau proteini, fosforile tau, demans, nörodejenerasyon


 Düşünen Adam; 2004, 17(2):131-134
Oksipital Kemikte Eozinofilik Granüloma: Olgu Sunumu
Mustafa ÜLKER, Dilek ATAKLI
ÖZET
         Juvenil myoklonik epilepsi (JME) pubertede ortaya çıkan, özellikle kollarda olmak üzere bilateral tek veya tekrarlayan, düzensiz, aritmik myoklonik jerkler ile karakterize bir sendromdur. JME, epilepsilerin oldukça sık rastlanan bir tipi olup tüm epilepsilerin % 5-11'ini oluşturur. Hastaların yaklaşık 1/3'ünde aile öyküsü vardır. Hastaların % 80-95'inde jeneralize tonik-klonik nöbetler, % 10'unda absans nöbetler tabloya eşlik eder. Uykusuzluk ve yorgunluk en önemli nöbet tetikleyicileridir. Karakteristik EEG bulgusu frontosantral bölgelerde daha belirgin, bilateral, senkron simetrik çok dikenli dalga deşarjlardır. Tedavide ilk seçilecek ilaç valproik asit (VPA)'tir. Tedavisi hayat boyu olup, ilaç kesilmesi ile relaps riski çok yüksektir.
      Anahtar kelimeler: Myoklonik jerkler, EEG, valproik asit

 

 

 

 

 

 

 

 


 

 

Logos Tıp Yayıncılığı 2007
Tel: 212 2880541 ve 212 2885022
eXTReMe Tracker