 |
DÜŞÜNEN ADAM DERGİSİ
EYLÜL 2004
|
Düşünen Adam; 2004, 17(3): 141-145
Yaşlılarda Travma Sonrası Stres Bozukluğunda Eş Tanı Özellikleri |
Naim Erhan ÖZGÜLER, Fulya MANER, Sacide ÇOBANOĞLU, Tamer AKER, Oğuz KARAMUSTAFALIOĞLU |
|
|
Amaç: Yaşlı ve erişkin TSSB olan kişilerin klinik belirtilerinde bazı farklılıklar vardır. Bu çalışmada yaşlılarda travma sonrası stres bozukluğunda (TSSB) eş tanı araştırılmış ve erişkin hastalarla karşılaştırılmıştır.
Yöntem: Örneklem DSM-IV tanı ölçütlerine göre TSSB saptanmış 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'ni yaşamış yaşlı kişilerden oluşmuştur. Yazarlar tarafından geliştirilen sosyodemografik özellikler formu, eğitimliler ve eğitimsizler için Standardize Mini Mental Test, SCID-I, CAPS yaşlılara ve kontrol grubu olarak erişkinlere uygulanmıştır. İstatistik incelemede SPSS 11.0 programı kullanılmıştır. ANOVA, X kare testi, Pearson ve Spearman korelasyon analizi yapılmıştır.
Bulgular: Yaşlı grup (n: 39) 60 yaş ya da üzeri olup, yaş ortalaması 64.13 (SS:4.162), erişkin grupta (n: 51) yaş dağılımı 18-55 olup, yaş ortalaması 39.1 (SS:10.279)'di. Yaşlı grubun % 51.3'ü, erişkin grubun % 47.1'i ilkokul mezunu; yaşlı grubun % 76.9 u, erişkin grubun % 78.4'ü evliydi. Yaşlı grubun % 61.5'i, erişkin grubun % 47.1'i SCID-I'de eş tanı almadı. Yaşlı grubun % 23.1'i, erişkin grubun % 31.4'ü afektif bozukluklar (majör depresyon, distimi); yaşlı grubun % 12.8'i, erişkin grubun % 15.7'si anksiyete ve somatizasyon bozuklukları; yaşlı grubun % 2.6'sı, erişkin grubun % 5.9'u alkol ve diğer psikoaktif madde kullanım bozuklukları tanısı aldı. İki grup arasında eş tanı dağılımı açısından ileri derecede anlamlı farklılık vardı (p<0.001).
Sonuç: Yaşlı ve erişkin TSSB grubunda majör depresyon en sık rastlanan eş tanıydı (sırasıyla % 17.9, % 23.9). Eş tanılı bozukluklar erişkinde yaşlılara göre anlamlı olarak daha fazla bulundu.
Anahtar kelimeler: TSSB, eş tanı, yaşlılık
|
Düşünen Adam; 2004, 17(3): 146-153
Genel ve Ruh Sağlığı Hastanelerinde Çalışan Hemşirelerin Şizofreniye Bakış Açılarının Karşılaştırılması |
Özden ARISOY, Altan EŞSİZOĞLU |
|
|
Amaç: Ruh sağlığı hastanelerinde çalışan hemşirelerin şizofreniye bakış açılarını ve tutumlarını belirlemek ve psikiyatrik hastalıklara sahip olan kişilerle daha az ilişkisi olan genel hastanelerde çalışan hemşirelerin tutumlarıyla karşılaştırmaktır.
Yöntem: Ruh sağlığı hastanesi olarak seçilen Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nden 70, genel hastane olarak seçilen Şişli Etfal Hastanesi'nden 30 olmak üzere toplam 100 hemşire ile yüz yüze görüşme yapılmış ve deneklere Parem tarafından geliştirilmiş, 4 ayrı bölüm ve 111 sorudan oluşan bir anket uygulanmıştır.
Bulgular: Her iki grup mesleklerini yaparken kendilerini güvende hissetmediklerini belirtmiştir. Ancak, Bakırköy grubu mesleki açıdan daha az tatmin olduğunu bildirmiştir. İki grup da şizofreniyi bir hastalık olarak değerlendirmekle birlikte Şişli grubu şizofreninin daha az oranda bir akıl hastalığı olduğunu düşünmekte, şizofreniyi aşırı üzüntü hali olarak görmekte, sosyal sorunlar nedeniyle ortaya çıktığını belirtmekte ve zaman zaman her insanın içine düştüğü bir durum olarak değerlendirmektedir. Bakırköy grubu şizofrenleri anlamlı derecede tehlikeli bulmakta ve daha fazla oranda düzelmeyeceklerini düşünmektedir. Ayrıca Bakırköy grubunun şizofreni hastalarına karşı daha fazla mesafe koyucu bir tutum sergiledikleri, bu mesafe koyucu tutumun özellikle şizofrenlerle evlenme ve evini bir şizofrene kiraya verme konusunda daha belirgin bir hal aldığı belirlenmiştir.
Sonuç: Ruh sağlığı alanında çalışan Bakırköy grubu hemşirelerinin şizofreni hastalarına daha fazla mesafe koyduğu, genel hastane hemşire populasyonunu temsil eden Şişli grubunun ise şizofreni konusunda daha az bilgili olduğu saptanmıştır. Bu nedenle Şişli grubunun bilgilendirici eğitime, Bakırköy grubunun ise tutumla ilgili eğitime ihtiyaçları olduğu düşünülmüştür.
Anahtar kelimeler: Şizofreni, stigma, psikiyatri hemşireliği
|
Düşünen Adam; 2004, 17(3): 154-157
İskemik İnmede Başlangıç National Institute of Health (NIH) Skorunun Erken Dönem Prognozu Belirlemedeki Değeri: Geniş Hasta Gruplu Retrospektif Bir Çalışma |
| Mustafa ÜLKER, Cengiz DAYAN, Yasemin HOŞVER, Ayten DİRİCAN, Sefer GÜNAYDIN, Baki ARPACI |
|
|
|
|
Amaç: Bu çalışmada başlangıç National Institute of Health (NIH) skorlarına ve TOAST sınıflamasına göre ayrılmış alt grupların erken dönemdeki (2. hafta) prognozlarının Rankin skalası kullanılarak karşılaştırılması ve prognozu belirlemedeki değerini araştırdık.
Yöntem: 1.022 kişilik hasta grubunda TOAST ve NIH inme skalasına göre hasta grupları oluşturuldu. NIH skorlarına göre gruplar 0-6 puan; hafif-orta, 7-15 puan; orta-ağır ve 16-42 puan; ağır-çok ağır şeklindeydi. Hastaların 2 hafta sonraki nörolojik durumları Rankin skalasına göre 0-1; çok iyi, 2-3; iyi-orta ve 4-5; kötü-çok kötü olarak sınıflandırıldı. İstatistik yöntem olarak ki-kare, kruskal-Wallis, pearson correlasyon skalası testleri kullanıldı.
Bulgular: Başlangıç NIH skoru düşük olan hastaların büyük oranda iyi ya da mükemmel erken dönem prognoza sahip oldukları, ayrıca Trial of Org 10172 in Acute Stroke Treatment (TOAST) sınıflamasına göre laküner gruptaki hastaların diğer alt gruplara göre daha iyi erken dönem prognoza sahip oldukları görüldü.
Sonuç: Başlangıç NIH skorlarının, erken dönem prognozu belirlemede çok etkili olduğu görüldü. Başlangıç NIH skorunun hastalara uygulanacak acil tedavi girişimlerini ve yeni tedavi stratejileri için hasta seçimini belirlemede yararlı olacaktır.
Anahtar kelimeler: NIH stroke skalası, Rankin, TOAST
|
Düşünen Adam; 2004, 17(3): 158-161
İntrakranyal Anevrizmaların Cerrahi Tedavisi ve Sonuçları |
Aykut KARASU, Selin TURAL, Nesrin AKKOYUN, Halil TOPLAMAOĞLU |
|
|
Amaç: İntrakranyal anevrizma yırtılmasına bağlı olarak gelişen subaraknoid kanama acil olarak müdahele edilmesi gereken bir hastalıktır. Ayrıca % 50 gibi yüksek bir mortalite oranına sahip katastrofik bir olaydır. Nöroşirürji kliniklerine ulaşabilen hastaların ancak % 60'ı normal hayatlarına devam edebilir, % 20'si ise kaybedilir. Bu nedenlerden dolayı anevrizma yırtılmasına bağlı olarak gelişen subaraknoid kanamalarda prognozu aydınlatabilecek öncül faktörlerin ve bunların sonuçlar üzerine etkileri ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmelidir.
Materyal ve Yöntem: Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi III. Nöroşirürji Kliniği'nde Ocak 1996 ve Temmuz 2004 ayları arasında 130 olguda intrakranyal anevrizma tespit edilmiştir. Bu 130 olgunun 119'u (% 91.5) intrakranyal anevrizmanın kliplenmesi operasyonu yapılarak tedavi edilmiştir. Kalan 11 hasta ise coil ile embolize edilmiştir. Çalışmamızda olgularda yaş, cinsiyet, hipertansiyon varlığı, alkol, sigara kullanımı, anevrizma lokalizasyonu, giriş nörolojik durumu ve hidrosefali gelişiminin, hastaların çıkış nörolojik tablosu üzerine etkileri olan literatür ışığında tartışılmıştır.
Bulgular: Örneklemi oluşturan toplam 119 anevrizma olgusunun cinsiyet dağılımına bakıldığında 71 (% 59.7) kadın, 48 (% 40.3) erkek ve yaş ortalaması 47.3 yıl olarak bulunmuştur. Çalışmamızda mortalite % 10.1, hastaların % 67.2'sinin iyi nörolojik tabloya sahip olarak taburcu edildiği belirlenmiştir. Lineer Regression analizi stepwise yöntemi ile hastanın giriş nörolojik durumunun (Beta= -0.378, p<0.005) ve cinsiyetinin (Beta= -0.282, p=0.001) hastaların çıkış nörolojik tablosu üzerine istatistiksel olarak anlamlı etkileri olduğu tespit edilmiştir.
Sonuç: Diğer çalışmalara benzer olarak cinsiyet dağılımında kadın (% 59.7) hastaların daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Ancak, farklı olarak kadın cinsiyeti olmanın prognozu kötü yönde etkilediğini belirledik. Benzer olarak da giriş nörolojik durumu kötü olan hastaların prognozunun kötü olduğunu tespit ettik. Çok merkezli ve geniş bir çalışma ile daha sağlıklı sonuçların elde edilebileceği düşüncesindeyiz.
Anahtar kelimeler: Anevrizma, subaraknoid kanama, prognoz
|
Düşünen Adam; 2004, 17(3): 162-167
Epileptik Auralar |
Tomris TOKAY, Sezer Şener KOMSUOĞLU |
|
|
Epileptik auralar eski çağlardan itibaren tanımlanmaktadır. Aura hasta tarafından, nöbet bittikten sonra tanımlanan retrospektif bir histir, gözlenebilir bulguları yoktur. Nöbet başlangıcında yaşanılan hislerin tümü aura olmayabilir. Auralar psikiyatrik semptomlarla da karışabilirler, ancak stereotipi ve ısrarlılık göstermeleri ayırıcı tanıda önemlidir. Somatosensoryel, görsel, işitsel, vertijinöz, olfaktor, gustatuar, epigastrik, sefalik, emosyonel ve psişik auralar olarak sınıflandırılmaktadır. Auralar fokal epileptik nöbetlerin başlangıcına kanıt sağlar ve semptomlar epileptojenik odağın lokalizasyonuna yardımcı olabilir.
Anahtar kelimeler: Aura, EEG, epilepsi
|
Düşünen Adam; 2004, 17(3): 168-170
İlk Başvurusu Psikiyatrik Semptomlar Nedeniyle Olan İleri Evre Primer Progresif Afazi Olgusu |
Ava S. TAV, E. Özlem ALBAYRAK, Osman A. ÖNAL, M. Emin CEYLAN, Ceyda GÜVENÇ |
|
|
Primer progresif afazi, dil fonksiyonlarının bozulması ile başlayan ve progresif olarak ilerleyen bir hastalıktır. Başlangıç evrelerinde kognitif ve davranış fonksiyonlarının korunmasına rağmen, hastalığın ilerlemesiyle birlikte psikiyatrik semptomlar ortaya çıkabilmektedir. Bu makalede, ilk başvurusu psikiyatrik semptomlar sebebiyle olan bir primer progresif afazi olgusunu değerlendirmeyi amaçladık. Sonuç olarak, özellikle dil fonksiyonlarının bozulmasına eşlik eden erken demansiyel davranış problemleri olan hastalarda primer progresif afazinin ayırıcı tanıda düşünülmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
Anahtar kelimeler: Primer progresif afazi, dil bozuklukları, psikiyatrik semptomlar, ayırıcı tanı
|
Düşünen Adam, 2004; 17(3): 171-173
Travmatik Beyin Hasarı Sonrası İntihar Girişimi: Bir Olgu Sunumu
|
Çiçek HOCAOĞLU, Demet SAĞLAM
|
|
|
En sık trafik kazaları ve düşmelerin neden olduğu travmatik beyin hasarı (TBH), neden olduğu yeti yetiminin yanı sıra psikiyatrik morbiditede de artışa yol açmaktadır. İntihar, taburcu olduktan sonraki dönemde travmatik beyin hasarı geçiren hastalar arasında oldukça yaygın görülen bir tepki reaksiyondur. Travmatik beyin hasarından muztarip hastalarda intihar etme olasılığı yüksektir ve çok sayıdaki vakada klinisyenler bu olasılığa gerekenin altında önem vermektedir. Travmatik yaralanma öncesi intihar davranışına ait öykünün dikkatli bir şekilde alınması, TBH tedavisi sırasında yaralanmadan etkilenen beyin bölgesine odaklanmanın yanı sıra hastanın emosyonal/psikiyatrik bozukluklarına ve davranış değişikliklerinin gözlenmesi ile yoğun ümitsizlik, intihar düşüncelerine de aynı önemin verilmesi gereklidir. Sonuç olarak, biz hastanemizde yatarak tedavi gören TBH sonrası intihar girişiminde bulunan bir olguyu sunduk.
Anahtar kelimeler: Travmatik beyin hasarı, intihar girişimi, psikiyatrik bozukluklar
|
Düşünen Adam; 2004, 17(3): 174-177
Psikiyatrik Tablolarla Ortaya Çıkan Kompleks Parsiyel Nöbetlere İlişkin Bir Olgu Sunumu: Panik Belirtili Nöbetler |
Evrim ERBEK, Neşe ÜSTÜN, Olga GÖKBULUT, Nezih ERADAMLAR, R. Latif ALPKAN |
|
|
Epileptik hastaların % 30'unda psikiyatrik bozukluklar gözlenmektedir, hatta bunların % 7'si psikiyatri kliniklerine yatırılarak tedavi edilmektedir. Non-konvulzif nöbetlerde bir gün ile bir hafta sürebilen mental belirtiler bazen nöbetin tek bulgusu olabilmekte ve bu nedenle epilepsi tanısı atlanabilmektedir. Epilepsi ve anksiyete bozukluklarında belirtilerin benzerliği şaşırtıcıdır. İktal kompleks parsiyel nöbetler sıklıkla benzerliklerinden dolayı panik nöbeti ile karışmaktadır. Bu tanı karmaşası sıklıkla uygun olmayan terapötik kararlar alınmasına neden olur. Bu makalede, benzer olgularda klinik ele alışı geliştirmek amacıyla, panik bozukluğu tanısıyla bir yıla yakın bir süre tedavi gören bir kompleks parsiyel nöbet olgusu sunulmuştur.
Anahtar kelimeler: Kompleks parsiyel nöbet, panik nöbeti, anksiyete bozukluğu
|
Düşünen Adam; 2004, 17(3): 178-181
Bilateral Posterior İnferior Serebellar Arter Enfarktı Olan Bir Olgu |
Nurten ÇOLAK, Işıl KALYONCU ASLAN, Göksel BAKAÇ, Dursun KIRBAŞ |
|
|
Serebellar infarktlar en sık PICA (Posterior İnferior Serebellar Arter) ve SCA (Superior Serebellar Arter) alanlarında görülmektedir. Bilateral simetrik serebellar infarktlar oldukça enderdir. Bu infarktların sebebi net olarak saptanamamıştır. Bilateral PICA enfarktlarının her iki serebellar hemisferi besleyen sol vertebral arterden çıkan PICA stenozundan kaynaklandığı düşünülmektedir.
Başağrısı, dengesizlik, başdönmesi, bulantı-kusma ve çift görme yakınmaları ile başvuran 42 yaşında erkek hastanın nörolojik muayenesinde; bilateral bakış yönünde nistagmus ve diplopi saptandı. Sol üst ve alt ekstremitede serebellar testleri minimal bozuktu ve hasta sola ataksik yürüyordu. Kranyal MR incelemesinde bilateral PİCA infarktı, etiyolojiyi belirlemek üzere yapılan Dijital Substraksiyon Anjiografisinde (DSA) ise sol vertebral arter çıkışından itibaren tıkalı görüldü. Tek taraftan köken alıp, her iki medial PICA bölgesine uzanan dalların varlığında, insutu ateroskleroz zemininde tromboza bağlı gelişen intrakranyal vertebral arter oklüzyonu etiyolojik neden olarak düşünüldü.
Klinikte ender görülen bir tablo olan bilateral PİCA infarktlı olgu, literatür bilgileri ışığında olası patogenez mekanizmaları ile değerlendirildi.
Anahtar kelimeler: Bilateral PICA enfarktı, vertebral arter oklüzyonu
|
Düşünen Adam; 2004, 17(3): 182-186
Akut Paraneoplastik Polinöropati: Olgu Sunumu |
Güner ÇELİK, Gülbün YÜKSEL, Ayşe AKPINAR, Hülya TİRELİ |
|
|
Paraneoplastik nöropatiler, malinitelere bağlı veya birlikte ortaya çıkan, ender olmakla beraber kanser hastalarının yaklaşık % 4-5'inde görülen klinik tablolardır. Genellikle subakut veya kronik başlangıçlıdır ve nonspesifik duysal semptomlar ön plandadır. En sık küçük hücreli akciğer kanseri, daha ender olarak da diğer organ malignitelerine sekonder olabilir. Jinekolojik organ maligniteleri ile birlikteliği ise oldukça enderdir.
Burada, akut başlayıp, hızlı progresyon gösteren paraparezi kliniği ile başvuran, EMG'sinde aksonal tutulumun ön planda olduğu sensorimotor polinöropati saptanan ve yapılan ileri tetkikleri ile endometrium kanseri tespit edilen bir olgu sunulmuştur. Akut polinöropatilerin etyolojisinde paraneoplastik sendromların da göz önünde bulundurularak bu yönde ayrıntılı inceleme yapılmasının erken tanı ve tedavi açısından önemine dikkat çekilmiştir.
Anahtar kelimeler: Akut polinöropati, paraneoplastik polinöropati, paraneoplastik sendromlar
|
|
|