DÜŞÜNEN ADAM DERGİSİ

 

DÜŞÜNEN ADAM DERGİSİ
HAZİRAN 2005

 

 

Düşünen Adam; 2005, 18(2): 72-81
Cinsellik ve Çift Uyumu Arasındaki İlişki: Üç Grup Evli Çiftte Karşılaştırmalı Bir Çalışma
Evrim ERBEK, Emrem BEŞTEPE , Hülya AKAR, Latif ALPKAN, Nezih ERADAMLAR
ÖZET
     Amaç: Bu araştırmanın amacı üç grup evli çiftte cinsellik ile çift uyumu arasındaki ilişkiyi araştırmaktır.
      Yöntem: Bu çalışmaya, evlilik sorunları nedeniyle Evlilik Danışma Merkezi’ne (EDAM) başvuran (n=50) ve mahkeme tarafından EDAM’a yönlendirilen (n=50) iki grup evli çift ile genel populasyondan (n=50) daha önce herhangi bir psikolojik yardım almamış olan evli çiftler alındı. Değerlendirmede veri toplama aracı olarak, Çift Uyum Ölçeği ve eşlerin cinsel yaşamları ile ilgili soruları da içeren yarı yapılandırılmış sosyodemografik veri formu kullanılmıştır.
      Bulgular: Her üç grup; yaş ortalaması, evlilik süresi, doğum yeri, dini inanç gibi sosyodemografik veriler açısından birbirine benzer bulunmuştur. Gruplar öğrenim düzeyi, ilk evlilik yaşı, evlenme biçimi, ekonomik düzey, sosyal güvence gibi sosyodemografik veriler açısından ise farklılık göstermektedir. Cinsel sorunu olan çiftler ile cinsel sorunu olmayan çiftlerin uyum düzeyleri karşılaştırıldığında, kontrol grubunda cinsel sorunu olmayanların çift uyumu anlamlı derecede yüksek bulunurken, EDAM ve mahkeme grubunda farklılık saptanmadı.
      Sonuç: Çalışmadan elde edilen veriler, EDAM ve mahkeme grubunda cinsel sorun ile çift uyumu arasında doğrudan bir bağlantı olmadığını, kontrol grubunda ise cinsel sorun ile çift uyumu arasında anlamlı bir ilişki olduğunu göstermektedir.
      Anahtar kelimeler: Cinsellik, çift uyumu, evlilik, çiftler


Düşünen Adam; 2005, 18(2): 82-88
Melankolik ve Atipik Özellikler Gösteren Depresif Bozukluklarda Serum Lipid ve Lipoprotein Düzeyleri
Ömer GEÇİCİ, H. Murat EMÜL, Mustafa SERTESER
ÖZET
       Amaç: Lipid profili ile depresyon ilişkisini araştıran çalışmalarda farklı sonuçlar ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada depresif bozuklukların atipik ve melankolik özellikli klinik alt tiplerine göre serum lipid ve lipoprotein düzeylerini araştırmayı amaçlandı.
      Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 39 hasta ve 20 sağlıklı kontrol alındı. Atipik özellik (DBAÖ) ve melankolik özellik (DBMÖ) gösteren depresif bozukluklar olarak iki hasta grubu oluşturuldu. Hastalara DSM-IV için yapılandırılmış klinik görüşme formu (SCID-I) uygulanarak tanı konulduktan sonra depresyonun şiddeti Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği (HDDÖ) ile değerlendirildi. Hasta ve kontrollerde vücut kitle indeksi (VKİ) ölçümüyle beraber 12 saatlik açlık sonrası sabah 08.00-09.00 saatlerinde serum total kolesterol (TK), trigliserit (TG), yüksek dansiteli lipoprotein (HDL), düşük dansiteli lipoprotein (LDL) ve çok düşük dansiteli lipoprotein (VLDL) değerlendirildi. TK/HDL ve LDL/HDL oranları hesaplandı.
      Bulgular: Hasta grupları ve kontrol grubu VKI, yaş ve cinsiyet bakımından eşleştirildi. DBAÖ ve DBMÖ grupları arasında ve tek tek hasta gruplarının kontrol grubuyla karşılaştırılmasında, serum TK, HDL, LDL, VLDL, TG düzeyleri ve TK/HDL ve LDL/HDL oranları bakımından istatistiksel olarak herhangi bir anlamlı fark yoktu (her biri için P>0.05). Yine üç grupta da serum lipid ve lipoprotein düzeyleri ile cinsiyet arasında hiçbir korelasyon bulunmadı.
      Sonuç: Lipid profilinin melankolik özelliklerle atipik özelliklerin ayrımında kullanılabilecek bir biyolojik belirteç olduğu hipotezini ve cinsiyetin depresyonda lipid profilini etkilediği görüşünü bizim sonuçlarımız desteklememiştir.
      Anahtar kelimeler: Depresyon, melankolik özellikler, atipik özellikler, kolesterol, lipoprotein

 Düşünen Adam; 2004, 18(2): 89-94
İnme Sonrası Erken Nöbet Gelişimi
Aysu ŞEN, Dilek ATAKLI, Sibel KARŞIDAĞ, Nurcan ERTAN, Baki ARPACI
ÖZET
        Amaç: Serebrovasküler olaylar erişkinlerde, özellikle 50 yaş üzerinde başlayan epileptik nöbetlerin önemli ve iyi bilinen sebeplerindendir. İnme sonrası nöbetler, inmenin oluş zamanı ve nöbet arasındaki zamansal ilişkiye göre erken ve geç nöbetler olarak ikiye ayrılabilir. Genel olarak bir- iki hafta içinde gözlenen nöbetler erken nöbet olarak kabul edilmektedir.
      Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada inme geçiren hastalarda erken nöbet gözlenme oranını, nöbet gözlenen hastalarda nöbet tipini, lezyon tipini ve lezyon lokalizasyonlarını değerlendirdik.
      Bulgular: Çalışmamızda; 630 hastanın 27’sinde erken nöbet (% 4,3) gözledik. İnme sonrası erken nöbetlerde parsiyel nöbetleri belirgin olarak fazla bulduk ve MCA alanında % 39, PCA alanında % 28 ve watershed alanında % 22 oranında nöbet saptadık. Nöbetler özellikle inmenin ilk günlerinde daha sıktı.
      Sonuç: İskemik ve hemorajik inmelerde erken nöbet gelişimi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptamadık.
      Anahtar kelimeler: Serebrovasküler hastalık, inme, epilepsi, epileptik nöbet, erken nöbet

Düşünen Adam, 2005, 18(2): 95-100
Kafa Travmalı 106 Çocuk Olgunun Klinik Değerlendirme Sonuçları
Nurullah YÜCEER, Tansu MERTOL, M. Nuri ARDA
ÖZET
    Amaç: Kafa travmaları, 15 yaşın altındaki çocuklar arasında ölüm ve sakatlanmaya yol açan bir sebeptir. Bu çalışmanın amacı, kafa travması geçiren çocuklarda prognoza etki eden faktörleri ve bu faktörlerin sonuçlara olan etkisini incelemektir.
      Yöntem: Bu çalışmada, 1998 ile 2004 yılları arasında, kafa travması tanısıyla kliniğimize yatırılarak takibi yapılan 106 çocuk olgu retrospektif olarak gözden geçirildi.
      Bulgular: Çocuk olguların 62’si (%58.49) erkekdi. Çocuk kafa travmalı olguların klinik ve radyolojik özellikleri retrospektif olarak gözden geçirildi. Kafa travmalı 106 çocuk olgunun 61 (% 57.5)’i 0-5 yaş grubunda yer almaktadır. En sık görülen travma sebebi, 67 (% 63.2) olguyla yüksekten düşme olmuştur. Olguların başvuru anındaki Glasgow koma skala (GKS) (yada çocuk koma skala (ÇKS)) skorları 74 (%69.8)’ünde 12-15, 17 (%16)’sinde 8-11, 8 (%7.6)’inde 5-7, ve 7 (%6.6)’sinde 3-4 arasında bulundu. Kraniyal beyin tomografi (BT)’sinde en sık tespit edilen bulgu, 92 (% 93.4) olguda görülen lineer fraktürdür. Glasgow sonuç skalası (GSS)’na göre 87 (% 82.1) olguda iyi sonuç elde edilirken, 13 (% 12.3) olguda orta derecede nörolojik bozukluk, beş (% 4.7) olguda ciddi derecede nörolojik bozukluk saptandı. Sadece bir (% 0.9) olgu kaybedildi.
      Sonuç: Çocuklardaki kafa travmaları genellikle iyi bir prognoza sahiptir. Prognoz, başvuru anında yapılan nörolojik değerlendirme ve kraniyal BT bulgularına dayanmaktadır.
      Anahtar kelimeler: Bilgisayarlı tomografi, çocuklar, çocukların koma skalası, kafa travması, prognoz


Düşünen Adam; 2005, 18(2): 107-110
Ender Lokalizasyonda Bir Ekstradural Epidermoid Tümör Olgusu
Çağatay KEMERLİ, M. Murat TAŞKIN, Necati KAPLAN, Burak ETHEMOĞLU, Mehtap GÜLEN
ÖZET
  Epidermoid tümörler tüm intrakranial yer kaplayıcı lezyonların % 1’ni oluşturur. Ender görülen iyi huylu konjenital tümörlerdir. Büyük çoğunluğu intradural olarak görülen bu lezyonların ender olarak ekstradural-intradiploik olarak kafa kaidesini oluşturan kemiklerde ve genellikle orta hatta görülmüştür. Bu sunumda ender bir lokalizasyon olan posterior fossada ekstradural olarak yerleşmiş, serebellumun sağ hemisferini deplase etmiş epidermoid tümör olgusu tartışılmıştır
      Anahtar kelimeler: Epidermoid tümör, ekstradural, posterior fossa tümörleri

 

 

 

 

 

 

 

 


 

 

Logos Tıp Yayıncılığı 2008 - 2011
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36 D.66-67 Gayrettepe 34349 Istanbul
Tel: 02122880541 ve 02122885022
eXTReMe Tracker