DÜŞÜNEN ADAM DERGİSİ

 

DÜŞÜNEN ADAM DERGİSİ
EYLÜL 2006

 

 

 Düşünen Adam; 2006, 19(3):124-130
Bursa’da 1974-2003 Yılları Arasındaki Yasadışı Uyuşturucu Madde Suçu Profili
Cengiz AKKAYA, Semra AKGÖZ, Zeynep KOTAN, Berrin KAYA, Selçuk KIRLI
ÖZET
      Amaç: Bu çalışmamızda, Bursa ve civarındaki yasadışı uyuşturucu madde suçları ile ilgili son 30 yıla ait verileri toparlayarak yöremize ait yasadışı uyuşturucu madde profilini çıkarmayı amaçladık.
      Yöntem: Çalışmanın evrenini, 1974-2003 yılları arasındaki Bursa Emniyet Müdürlüğü Narkotik Büro Amirliği arşivi kayıtlarındaki uyuşturucu suçu olguları (suç olgusu, narkotik büro amirliği tarafından tutuklanmış uyuşturucu madde suçlusunun işlediği uyuşturucu suçudur) oluşturdu. Çalışma için, özel bir form hazırlandı ve kaydı bulunan her uyuşturucu suçu olgusu için bu form dolduruldu.
      Bulgular: Kayıt taraması sonucunda, 3.664 uyuşturucu suçu olgusu incelemeye alındı. Üretmek suç türü yaş ortalaması satmak, bulundurmak ve kullanmak suç türü yaş ortalamasından, satmak suç türü yaş ortalaması da bulundurmak ve kullanmak suç türü yaş ortalamalarından anlamlı olarak daha büyüktü. Her bir suç türünün toplamında erkekler daha fazla orandaydı. Uyuşturucu suçu olgularının, kadınlar tarafından işlenenlerinin %53,5’i, erkekler tarafından işlenenlerinin ise, %35,1’i satma suç türü ile ilişkiliydi. Uyuşturucu suçu olgularının, uyuşturucu madde cinsine ve suçun türüne göre dağılımları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptandı.
      Tartışma ve Sonuç: Uyuşturucu suçu olgularının, büyük oranda; alt sosyokültürel ve ekonomik düzeydeki, genç ve orta yaşlı, Bursa doğumlu ve ikametgâhlı erkeklere ait olduğu ve işlenen uyuşturucu madde cinsi suçunun çok büyük oranda esrar olduğu tespit edildi.
      Anahtar kelimeler: Uyuşturucu madde, suç, esrar


 Düşünen Adam; 2006, 19(3):131-136
Erişkin Bireylerde Çocukluk Çağı Enürezis Noktürna Öyküsü ve Dissosiyasyon Düzeylerinin Araştırılması
Murat GÜLSÜN, Ali DORUK, Alper EVRENSEL, Ali Fuat BAYKIZ
ÖZET
        Amaç: Enürezis Noktürna (EN) tablosu en sık görülen çocukluk dönemi hastalıklarındandır. Enüretik çocukların çoğunda psikiyatrik bozukluk olmamakla birlikte, bu çocuklarda psikiyatrik bozukluk olasılığının diğer çocuklardan daha fazla olduğu bildirilmektedir. Bu araştırmada amacımız, geçmişinde enürezis noktürna öyküsü olan bir grup yetişkinde dissosiyatif belirtilerin araştırılmasıdır.
      Yöntem: Enürezis noktürna öyküsü olan 70 olgu ve benzer sosyodemografik özelliklere sahip, 70 kişilik kontrol grubu eşleştirilmiştir. Deneklere yarı yapılandırılmış görüşme formu ve Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği uygulanmış, istatistiksel yöntem olarak t testi, korelasyon analizi, Mann Whitney U testleri kullanılmıştır.
      Bulgular: Enürezis Noktürna (EN) öyküsü olan grubun Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği toplam puanları kontrol grubu ile t testi ile karşılaştırıldığında anlamlı oranda yüksek olduğu görülmektedir (t: 4.504, p<.01). EN öyküsü olan deneklerin yaşı ve Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği toplam puanları arasında korelasyon vardır (p<.01). Enürezis noktürna tablosunun düzeldiği yaş ve Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği arasında da korelasyon dikkati çekmektedir (p<.01).
      Sonuçlar: Çocukluk çağı enürezis noktürna öyküsü olan erişkinlerde dissosiyatif belirtiler ve dissosiyatif bozukluk tablosu normal popülasyona göre daha sık görülmektedir. Enüretik dönem uzadıkça dissosiyasyon düzeyleri artmaktadır. Bu nedenle enürezis noktürnanın erken tedavisi önemlidir. Enürezis noktürna öyküsü olan erişkinler, dissosiyatif yaşantı ile ilişkili olarak dikkat alanında daha fazla sorun yaşamaktadır ve dikkatsizlik sonucu yapılan basit kazaların oranı normal popülasyona göre daha yüksektir.
      Anahtar kelimeler: Erişkin, çocukluk çağı, enürezis noktürna, dissosiyasyon


 Düşünen Adam; 2006, 19(3):137-142
Hastanemizde Beyin Ölümü Deklarasyonu
Soner BÜYÜKKINACI, Uzay ERDOĞAN, Halil TOPLAMAOĞLU, Bahattin UÇAR
ÖZET
       Beyin ölümü; tüm serebral ve beyin sapı fonksiyonlarının tam ve geri dönüşsüz kaybıdır. Beyin ölümü tıbbi ölüm hali olarak kabul edilir. Türkiye’de ve dünyada beyin ölümü adli ve medikal çevrelerde yüksek oranda benimsenmektedir. Son yıllarda organ transplantasyonlarındaki donör arayışları üzerine yapılan çalışmalar bu konuya olan ilgiyi giderek arttırmaktadır.
      Amaç: Nöroşirürji ve nöroloji uygulamalarında beyin ölümüne yaklaşım ve konunun önemini belirtmek amaçlı bir çalışma yaptık.
      Yöntem: Hastanemizden rasgele seçilmiş 15 nöroşirürji ve 15 nöroloji doktoruna beyin ölümü ile ilgili 4 sayfalık bir anket uygulandı. Anketler “evet” - “hayır” listesi yapılarak değerlendirildi. Ek bir yorum yapılmış ise o da ankete ilave edildi.
      Bulgular: Teşhis için kullanılan kriterlerin cevap verenler arasında anlamlı şekilde değiştiği sonucuna varıldı. Buna göre çoğu; dilate pupil varlığını (% 93), pupiller refleks yokluğunu (% 70), korneal refleks yokluğunu (% 83), ventilatörden ayrıldığında solunum eforunun olmayışını (% 77), kafa çevirme ile göz hareketlerinin olmayışını (% 70) tercih ediyordu. Daha az bir kesimin ise; Derin Tendon Refleksi olmayışını (% 10), öksürük refleksinin olmayışını (% 7), öğürme refleksinin olmayışını (% 17), 32.2°C üstünde vücut ısısı oluşunu (% 13), veya kan barbitürat düzeyinin “0” oluşunu (% 7) tercih ediyordu. % 13 oranında EEG istenmediği ve % 50’sinin tek bir EEG, % 37’si de 24 saat arayla 2 EEG’yi yeterli bulduğu tespit edildi. Ankete cevap verenlerin % 17’si anketten önceki 5 yıl içinde beyin ölümü beyanını 5’den fazla yapmıştı.
      Sonuç: Beyin ölümü deklarasyonu konusunda hastanemizdeki doktorların bakış açılarındaki çeşitlilik, işlemekte olan oturmuş bir sistem olmadığı yapılan anketlerle ortaya konulmuştur. Bu konuda işleyen bir sistemin kurulması ve ortak kriterlerin kullanılması gerekmektedir.
      Anahtar kelimeler: Beyin ölümü, deklarasyon, SPECT, transplantasyon


Düşünen Adam; 2006, 19(3):143-154
Psikiyatrik Kadın Hastalarda Evlilik ve Ebeveyn Olma: Bir Gözden Geçirme
Kadriye PEHLİVAN
ÖZET
  Bu gözden geçirmede şizofreni ve mizaç bozukluklarında cinsiyet farklılıklarına değinilerek kadın hastaların evlilik ve ebeveyn olma özellikleri incelenmektedir. En sık şizofrenide olmak üzere majör psikiyatrik bozukluklarda evlenmemiş olma/ boşanma/ eşinden ayrı olma oranları normal nüfusa kıyasla yüksek olabilmektedir. Ebeveynlik becerileri de çeşitli farklı biçimlerde zaaf gösteren bu hastalar çocuklarının bakımı için yakın aile çevresi ve kurumlara yönelebilmektedir.
      Anahtar kelimeler: Evlilik, ebeveyn olma, cinsiyet farklılıkları, şizofreni, iki uçlu mizaç bozukluğu, depresyon

Düşünen Adam; 2006, 19(3):155-161
Gitelman Sendromu ve Şizofreninin Birlikte Görüldüğü Bir Olgu
Huriye GÜMÜŞ, Cem İLNEM, Ferhan YENER
ÖZET
   Bu yazıda Gitelman sendromu birlikteliği olan 28 yaşında bir şizofreni hastası sunulmuş ve ayırıcı tanısı tartışılmıştır. Gitelman sendromu, hipokalemik metabolik alkaloz, hipokalsiüri ve hipomagnezemi ile karakterize otozomal resesif geçişli bir hastalık olarak tanımlanır. Birbirine benzer klinik tablolar olan Gitelman sendromu ve Bartter sendromu arasındaki farklılıklar da tartışılmaktadır. Bartter sendromu genellikle beş yaş altı hastaları etkilerken Gitelman sendromu tipik olarak daha geç yaşlarda ortaya çıkar. Aynı zamanda Gitelman sendromunda hipokalsiüri, hipomagnezemi ve normal idrar prostaglandin düzeyleri görülmektedir.
      Klinisyen psikotik bozukluk hakkında karar vermeden önce Genel Tıbbi Durumu değerlendirmelidir. Psikotik bozukluk ve Genel Tıbbi Durum arasındaki ilişki için özgün bir kılavuz olmasa da en azından bazı genel prensipler yol gösterici olabilir. Bunlar; Genel Tıbbi Durum ile psikotik bozukluğun başlaması, alevlenmesi ve remisyonu arasında geçici bir ilişki olması ve Primer Psikotik Bozukluğun atipik semptomlarıdır. Burada Gitelman sendromuna eşlik eden psikotik bir bozukluk üzerinden bu ilişki tartışılmaktadır.
      Anahtar kelimeler: Şizofreni, Gitelman sendromu, genel tıbbi duruma bağlı psikotik bozukluk


 Düşünen Adam; 20006, 19(3):162-166
Kronik Kusma Yakınması ile Başvuran Bir Obsesif Kompülsif Bozukluk Olgusu ve Maprotilinle Tedavisi: Bir Olgu Sunumu
Murat GÜLSÜN, Alper EVRENSEL, Ali DORUK
ÖZET
   Kusma depresif bozukluktan psikotik bozukluğa kadar birçok psikiyatrik bozuklukta görülebilmektedir. Öte yandan, ısrarcı kusma birçok tıbbi hastalığın önemli belirtilerinden biridir. Bu makalede, OKB tanısı almış, ön plandaki yakınması kusma olan bir olgu sunulmuştur. Hasta yedi yıldır birçok farklı klinikçe değerlendirilmiş olmasına rağmen, hiçbir tedavi girişimine olumlu yanıt verememişti. Yoğun anksiyetesi ve kilo kaybı nedeniyle hastaya maprotilin 150 mg/ gün başladık, 20 günlük dönemde hastamız başta kompülsif kusmaları olmak üzere obsesif kompülsif belirtileri ve anksiyetesi açısından alevli bir iyileşme gösterdi. OKB tedavisinde maprotilin seçimi mutat olmamasına rağmen, hastanın kısa süre içinde düzelmesi tartışılmaya değerdir. Ayrıca, bu olgu sunumu ile kronik kusmalarda psikiyatri konsültasyonunun önemi vurgulanmıştır.
      Anahtar kelimeler: Kusma, obsesif kompülsif bozukluk, maprotilin


 Düşünen Adam; 2006, 19(3):167-170
Bir Olgu Nedeniyle Tolosa Hunt Sendromu
Belgin MUTLUAY, Yavuz ALTUNKAYNAK, Musa ÖZTÜRK, Ayten CEYHAN, Sevim BAYBAŞ
ÖZET
   Amaç: Tolosa Hunt Sendromu orbita apeksinin, kavernöz sinüsün ve superior orbital fissurun idiopatik inflamasyonu olup orbital, periorbital ağrıyı takiben kranyal sinir felçleriyle prezente olur. Steroid tedaviye yanıt dramatiktir.
      Olgu: 45 yaşında erkek hasta akut-subakut başlayan sağ supraorbital ağrıyı takiben ertesi gün gelişen çift görme yakınmasıyla başvurdu. Nörolojik muayenede sağda 6.kranyal sinir paralizisi mevcuttu. Kranyal MR’da sağ kavernöz sinüste asimetrik genişleme ve kontrast tutulumu saptandı. Ayırıcı tanı sonrası başlanan kortikosteroid tedavi sonrası tablo düzeldi.
      Tartışma: Ağrılı oftalmoparezi etyolojisinde ayırıcı tanıda Tolosa Hunt sendromu düşünülmelidir.
      Anahtar kelimeler: Tolosa Hunt sendromu, ağrılı oftalmoparezi

 

 

 

 

 

 

 

 


 

 

Logos Tıp Yayıncılığı 2007
Tel: 212 2880541 ve 212 2885022
eXTReMe Tracker