GÖĞÜS KALP DAMAR DERGİSİ

 

GÖĞÜS KALP DAMAR DERGİSİ ARALIK 2004

 

 

Travma, Sistemik İnflamatuar Yanıt Sendromu ve Multiorgan Yetersizliği İlişkisi
İsmail CİNEL, Uğur ORAL
ÖZET
         Travma sonrası tetiklenen sistemik inflamatuar yanıt sendromu (SIRS), sepsis gelişimi söz konusu olmaksızın multiorgan yetersizliği ile sonuçlanabilmektedir. Sepsiste hücreler arası sinyal iletide rolü olan, mikroorganizmalardaki "pathogen associated molecular patterns" (PAMPs)'lara karşı algılayıcı konumundaki "toll-like receptors" (TLRs)'lerin yaygın doku hasarıyla da, endojen uyarılarla da aktive olduğu gösterilmiştir. Doğal immun sistem mikrobiyal invazyon dışında hücresel hasarlanma, hipo/hipertermi ve iskemi/reperfüzyon (I/R) fenomeni gibi internal sinyallerle de aktive olabilmektedir. Tetiklenen endojen TLR yolağı artmış, abartılı TLR reaktivitesi için immun sistemi hazırlamaktadır. Öte yandan, bakteriyel infeksiyonlara karşı konağın savunması azalmakta; klasik olarak aktive olan makrofajlar yerini çok daha güçsüz olan alternatif aktive olan makrofajlara bırakmaktadırlar. Travmada sözü edilen kompleks patofizyolojide son dönemde inflamasyonun geç medyatörü olarak tanımlanan "high mobility group box-1" da yerini almıştır.
      Anahtar kelimeler: travma, sistemik inflamatuvar yanıt sendromu, multiorgan yetersizliği

Koroner Arter Baypas Greft Cerrahisinde Sevofluran ve Propofol Anestezisinin Stres Yanıt Üzerine Etkileri

Zeliha TUNCEL, Yeşim BİÇER, Filiz İZGİ, Türkan ÇORUH, Gerçek ÇAMUR, Fatma KALAY, Yasemin ALTUNTAŞ, Asuman SÜZER, Uğur FİLİZCAN, Zuhal AYKAÇ

ÖZET
        Çalışmamızda, elektif koroner arter baypas greft (KABG) cerrahisi planlanan hastalarda, sevofluran ve propofol anestezisinin stres yanıt üzerine etkilerini prospektif olarak karşılaştırmayı amaçladık.
      Hastalar randomize olarak Grup Sevofluran (Grup S) n=25 ve Grup Propofol (Grup P) olarak ikiye ayrıldı. Her iki grupta indüksiyon öncesi (T0), entübasyondan 10 dk. sonra (T1), sternotomiden 10 dk. sonra (T2), kardiyopulmoner baypas (KPB) sürecinde kros-klemp alınmadan önce (T3) ve KPB sonlandırıldıktan 10 dk. sonra (T4); kalp atım hızı (KAH), sistolik arter basıncı (SAB), ortalama arter basıncı (OAB), santral venöz basınç (SVB), kalp debisi (KD), sistemik damar direnci (SDD) kaydedildi, glikoz, laktat, epinefrin (E), norepinefrin (NE) ve kortizol düzeyleri ölçüldü. Ayrıca KPB ve kros klemp süreleri, peroperatif idrar atımı ve nitrogliserin gereksinimi kaydedildi. Peroperatif nitrogliserin gereksinimi Grup P'de (5.88±3.05 mg) Grup S'ye (3.04±1.81 mg) göre istatistiksel olarak daha fazlaydı (p<0.01). OAB T1, T2 ve T3 dönemlerinde Grup P'de Grup S'ye göre anlamlı yüksek seyretti (p<0.01). T2 ve T4 dönemlerinde plazma glikoz değerlerinde Grup S'de Grup P'ye göre anlamlı artış bulundu (p<0.05). KD değerlerinde Grup P'de Grup S'ye göre T2 döneminde anlamlı azalma bulundu (p<0.05). SVR değerlerinde T2 ve T3 dönemlerinde Grup P'de Grup S'ye göre sırasıyla anlamlı artış bulundu (p<0.01, p<0.05).
      Plazma E ve kortizol seviyeleri T3 ve T4 dönemlerinde (p<0.01, p<0.001), plazma NE seviyeleri T1, T2 ve T3 dönemlerinde Grup P'de Grup S'ye göre anlamlı olarak daha yüksekti (p<0.001, p<0.05, p<0.05).
      Sonuç olarak, her iki anestezi yönteminin de kullandığımız dozlarda katekolaminlerdeki artışı tamamen baskılayamadığını tespit ettik. Bir inhalasyon anesteziği olan sevofluranın elektif KABG cerahisinde diğer bir anestezi yöntemi olan TİVA gibi kullanılabileceği görüşündeyiz.
      Anahtar kelimeler: sevofluran, propofol, kardiyopulmoner baypas, stres yanıt

Vücut Dışı Dolaşım Kullanılmaksızın Yapılan Koroner Arter Baypas Operasyonları Sırasında Görülen Hemodinamik Değişiklikler
Türkan ÇORUH, Günseli ABAY, Nihan YAPICI, Zeliha ALICIKUŞ, Özlem YILMAZ, Cüneyt KONURALP, Zuhal AYKAÇ
ÖZET
    Vücut dışı dolaşım kullanılmaksızın yapılan koroner arter baypas (KAB) cerrahisi süresince meydana gelen hemodinamik değişiklikler, bölgesel iskemi ve kalbin manipülasyonuna bağlı olabilir. Kalbin yer değiştirmesi ve distal anastomoz sırasında koroner arterin geçici oklüzyonunda hemodinamik değişikliklere neden olduğu bildirilmiştir (1). Bu çalışmanın amacı, vücut dışı dolaşım kullanılmaksızın yapılan KAB cerrahisi sırasında hemodinamik değişiklikleri değerlendirmektir.
      Hastane eğitim planlama ve koordinasyon kurulu onayı alındıktan sonra, vücut dışı dolaşımı kullanılmaksızın KAB cerrahisi planlanan 50 hasta çalışmaya alındı. Anestezi indüksiyonu, hastaların tümü için 10 µg kg-1 fentanil, 2 mg kg-1 propofol infüzyonu ile sağlanırken, kas gevşetici olarak 0.1 mg kg-1 sisatrakuryum kullanıldı. Anestezinin devamında erken ekstübasyon planlandığı için, daha kısa etkili bir opioid olan 1 µg kg-1 dk-1 remifentanil, 2 mg kg-1 st-1 propofol ve 2 µg kg-1 dk-1 sisatrakuryum infüzyonu kullanıldı. Endotrakeal intübasyondan sonra pulmoner arter kateteri sağ internal jugular ven yolu ile yerleştirildi. Hemodinamik parametreler aşağıdaki aralıklarda saptandı: T0-Endotrakeal intübasyon sonrası, T1-Koroner oklüzyon sırasında, T2-Koroner reperfüzyon sonrası, T3-Postoperatif 1. saat. Ölçümler ortalama arter basıncı (OAB), kalp atım hızı (KAH), santral venöz basınç (SVB), ortalama pulmoner arter basıncı (OPAB), pulmoner kapiller uç basıncı (PKUB), kalp indeks (Kİ), sistemik damar direnci (SDD) ve pulmoner damar direnciydi (PDD). Aynı aralıklarda karışık venöz oksijen satürasyonu (SvO2) değerleri de kaydedildi.
      OAB, PKUB ve PDD sonuçlarında dört dönem arasında belirgin bir fark yoktu (p>0.05). Hematokrit (T0:37.1±3.4, T1:33.4±4.2, T2:32.4±4.3, T3:33.2±3.4, p<0.001), SvO2 (T0:82.4±5.7, T1:72.8±9.7, T2:75.6±11.9, T3:65.4±8.9, p<0.001), OPAB (T0:13.1±5.05, T1:13.4±5.4, T2:13.1±4.1, T3:16.3±5.8, p<0.05), Kİ (T0:2.3±0.5, T1:1.9±0.6, T2:2.2±0.5, T3:2.9±0.8, p<0.001), SVB (T0: 9.54±2.05, T1:7.01±1.05, T2:6.14±2.0, T3:6.09±1.09, p<0.05) ve SDD (T0:1415±287.5, T1:1665±631, T2:1465±448.5, T3:1070±257.7, p<0.01) sonuçlarında belirgin fark vardı, ancak bu hemodinamik değişiklikler güvenli sınırlardaydı.
      Çalışmamızda geçici koroner arter oklüzyonunun ve anastomoz bölgesine ulaşmak için kalbe pozisyon verilmesinin, güvenli sınırlarda kalan hemodinamik değişikliklere neden olduğu gözlendi. Bu hemodinamik değişimler, sıvı ve düşük doz inotropik ilaçların verilmesi ile kolayca giderilebilmektedir (2). Olgularımızda ameliyat süresinde meydana gelen hemodinamik değişiklikler için bir girişim gerekmedi.
      Sonuç olarak, vücut dışı dolaşım kullanılmaksızın yapılan koroner arter baypas cerrahisi sırasında iyi bir anestezi yönetimi ile hemodinamik stabilite sağlanabilmektedir.
      Anahtar kelimeler: Pompa kullanılmaksızın yapılan koroner arter baypas, koroner arter baypas, hemodinamik değişiklikler

Kardiyak Anestezide Solunum Devrelerinde Kullanılan Nemlendirici Tipi Önemli mi?
Yeşim BİÇER, Fatma KALAY, Nihan YAPICI, Veli MISTANOĞLU, Zeliha TUNCEL, Özlem YILMAZ, Zuhal AYKAÇ
ÖZET
        Solunan hava üst hava yolları tarafından ısıtılır, nemlendirilir ve temizlenir. Endotrakeal tüp ile üst hava yolları baypas edildiğinde soğuk ve kuru hava doğrudan bronşlara gittiğinden, entübasyon süresini uzatacak lokal ve yaygın değişiklikler gelişebilir. Isı-nem değiştirici veya ısıtıcılı nemlendiricilerin kullanılması ile nem ve ısı kaybı azaltılabilir.
      Bu çalışmada kardiyak cerrahi geçiren hastalarda ısı-nem değiştirici (Intersurgical) ve ısıtıcılı nemlendirici (Bennett Cascade Humidifier) kullanılmasının arter kan gazları, vücut ısısı ve ventilatörle ilişkili pnömoni gelişmesi üzerine etkilerini araştırmayı amaçladık.
      25-74 yaşları arasında, elektif kardiyak cerrahi planlanan 200 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar randomize olarak iki gruba ayrıldı. Grup A'daki hastalara, ısı-nem değiştirici, Grup B'deki hastalara, ısıtıcılı nemlendirici kullanıldı. Arter kan gazları, vücut ısısı, nitrogliserin ihtiyacı, sıvı dengesi, mekanik ventilasyon süresi ve pnömoni gelişmesi değerlendirildi.
      İndüksiyon sonrası, postoperatif 2, 4, 6, 8 ve 10. saatlerdeki PaCO2 değerleri Grup A'da Grup B ye göre anlamlı derecede yüksek olmakla beraber (p<0.05) bu değerler klinik olarak normal sınırlarda seyretti. Ortalama vücut ısıları Grup B'de Grup A'dan anlamlı derecede yüksekti (p<0.001).
      Her iki nemlendirici tipinin de avantaj ve dezavantajları olduğunu düşünmekle beraber her ikisinin de kardiyovasküler cerrahide güvenle kullanılabileceği görüşündeyiz.
      Anahtar kelimeler: kardiyovasküler anestezi, ısı-nem değiştirici, ısıtıcılı nemlendirici, mekanik ventilasyon

Stellat Gangliyon Bloğunun Karotis ve Orta Serebral Arter Kan Akım Hızlarına Etkisinin Transkranial Doppler Ultrasonografi ile Belirlenmesi

Aslı DEMİR, Bahar AYDINLI, Ümit KARADENİZ, Atilla ELHAN, Dilek KAZANCI, Özcan ERDEMLİ

ÖZET
         Bu çalışmada, koroner arter baypas greft (KABG) cerrahisinde, preoperatif yapılan stellat gangliyon blokajının, karotis ve orta serebral arterlerdeki kan akım hızları üzerindeki etkilerini, transkranial doppler ultrasonografi tekniği kullanarak inceledik.
      Elektif KABG cerrahisi geçirecek 20 hasta rastgele iki gruba ayrıldı. Birinci gruba (n=10), anterior yaklaşımla sol stellat gangliyon bloğu yapıldı (SGB grubu). Bilateral ana karotis ve orta serebral arter kan akım hızları bloktan önce ve bloktan 20 dk. sonra ölçüldü. İkinci gruba (n=10), aynı lokalizasyona benzer volümde serum fizyolojik yapıldı, işlemler benzer şekilde tekrarlandı.
      SGB grubuna sol stellat gangliyon bloğu uygulaması ile sol taraf ana karotis arterlerin ''Vmax''larında düşme saptanırken, sol taraf orta serebral arter kan akım hızlarında değişiklik saptanmadı. Sağ taraf karotis ve orta serebral arter kan akım hızlarında değişiklik bulunmadı. Ölçümler yapılırken ortalama arter basınçları istatistiksel olarak değişiklik göstermedi. Plasebo grubunda tüm ölçüm zamanlarında, sağ-sol arter kan akımları arasında fark saptanmadı.
      Verilerimize göre, kardiyak cerrahide serebral koruma veya otoregülasyonu geliştirme amacıyla stellat gangliyon bloğu yapılmasının efektif olmayacağı sonucuna vardık.
      Anahtar kelimeler: stellat gangliyon, transkranial doppler ultrasonografi, beyin kan akım hızı

Ultrasonografi İnternal Juguler Ven Kateterizasyonunda Güvenilir Bir Yöntem
Gülbin ARICI, Levent DÖŞEMECİ, Kamil KARAALİ, Atilla RAMAZANOĞLU
ÖZET
    Çalışmamızda, ultrasonografi eşliğinde yapılan internal juguler ven kateterizasyonu yöntemi (USG) ile anatomik işaretlere dayanarak yapılan geleneksel internal juguler ven kateterizasyonu yöntemi (GY), işlem süresi, başarılı kateter yerleştirilmesi ve kateterizasyon komplikasyonları açısından karşılaştırıldı.
      Çalışmaya Haziran 1998-Ağustos 1999 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Hastanesi'nde internal juguler ven kateteri yerleştirme endikasyonu olan 80 hasta alındı. Hastalar randomize olarak iki gruba ayrıldı. Grup GY'de (n=40) internal juguler venin kateterizasyonu anatomik belirleyiciler temel alınarak geleneksel yöntemle yapıldı. Grup USG'de (n=40) ise, eş zamanlı ultrasonografi rehberliğinde internal juguler ven kateterizasyonu planlandı. Kateterizasyon işleminin süresi, kateterin başarılı olarak yerleştirilmesinden önceki ponksiyon sayısı, kateterin yerleştirilmesindeki başarı oranı (takılan/takılamayan), ilk ponksiyonda başarı oranı ve komplikasyonlar kaydedildi.
      İstatistiksel değerlendirmeler student-t, ki-kare ve mann-whitney-U testi kullanılarak yapıldı. p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.
      USG grubunda kateterizasyon süresi daha kısa olarak bulundu (p<0.05). Kateterizasyon işlemindeki başarı oranları her iki grupta benzerdi (p>0.05). İlk ponksiyonda başarı oranı USG grubunda daha yüksekti (p<0.05). Karotid arter ponksiyonu ve hematom gibi komplikasyonlar Grup GY'de izlenirken, USG grubunda komplikasyon izlenmedi.
      Çalışma sonucunda; kateterizasyon işleminin eş zamanlı ultrasonografi eşliğinde uygulanmasının işlem süresini kısalttığını, başarılı kateterizasyon için gerekli ortalama ponksiyon sayısını azalttığını, ilk ponksiyonda başarılı kateterizasyon oranını arttırdığını ve karotid arter ponksiyonu, hematom gibi komplikasyon oranlarını azalttığını gözlemledik.
      Anahtar kelimeler: ultrasonografi, santral venöz kateterizasyon, juguler ven

Periferik Arter Kanülasyonunda Kanül Çapı Kan Akımını Etkiler mi? Doppler ve Pletismografinin Tanıdaki Rolü
Şadi YALDIZ, Selda MUSLU, Bünyamin MUSLU, Kerim ÇAĞLI, Özcan ERDEMLİ
ÖZET
    Çalışmamızda kardiyak cerrahi uygulanacak hastalarda, radiyal ve brakiyal arter kateterizasyonu sonrası farklı kanül kalınlıklarının oklüzyon gelişimi ve kan akımı değerleri üzerine etkisi ile ölçümlerde kullanılan devamlı akım doppler ve puls/volüm pletismografi yöntemlerinin duyarlılıkları karşılaştırıldı. Peroperatif risk faktörlerinin kan akımı üzerine etkisi araştırıldı.
      Hastalar rastgele; Grup 1 (n=64) 18 G radiyal arter kateterizasyonu, Grup 2 (n=61) 18 G brakiyal arter kateterizasyonu ve Grup 3 (n=50) 20 G radiyal arter kanülasyonu yapılanlar olarak 3 gruba ayrıldı. Peroperatif risk faktörü olarak kabul edilen hipertansiyon ve "diabetes mellitus" varlığı, sigara kullanımı, vazodilatatör ve vazokonstrüktör ajan kullanımının kaydı yapıldı ve arter kan akımı üzerine etkileri araştırıldı. Kanülasyonun sonlandırılmasından 72-96 saat sonra devamlı akım doppler ve puls/volüm pletismografi yöntemleri ile kan akım ölçümleri her iki kolda yapıldı.
      Hastalarda demografik veriler açısından gruplar arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmadı. Peroperatif risk faktörleri ile arter kan akım düzeyleri arasında ilişki saptanmadı (p>0.05). Devamlı akım doppler ve puls/volüm pletismografi yöntemleri ile yapılan ölçüm sonuçları birbirine paralel bulundu. Yapılan ölçümlerde Grup 1'de kan akım değerleri ve pletismografik amplitüd daha düşük, kan akım süresi daha uzun bulundu (p<0.05). Grup 1'de % 35.9 hastada, Grup 3'de % 8 hastada radiyal arterde tam oklüzyon tespit edilirken, Grup 2'de tam oklüzyona rastlanmadı (p<0.05).
      Sonuç olarak; kan akım ölçümlerinde pletismografi, doppler kadar etkin bir yöntemdir. Kateterizasyon sonrası kan akımı değerlendirilmesi ve komplikasyonların takibinde kullanılabilir. Radiyal arter kateterizasyonunda mutlaka 20 G kateter kullanılması gerekir. Brakiyal arter kateterizasyonu sanıldığı kadar yüksek komplikasyonlu bir yöntem olmayıp, gerektiğinde rahatlıkla kullanılabilir.
      Anahtar kelimeler: arter, kanülasyon, doppler, pletismografi

 

 

 

 

 

 


 

Yazarlara Bilgi

Yayın Kurulu

 

ARŞİV

      Son Sayi
2009
      GKD Eylül 2009
      GKD Haziran 2009
      GKD Mart 2009
2008
      GKD Aralik 2008
      GKD Eylül 2008
      GKD Haziran 2008
      GKD Mart 2008
2007
      GKD Aralik 2007
      GKD Eylül 2007
      GKD Haziran 2007
      GKD Mart 2007
2006
      GKD Aralik 2006
      GKD Eylül 2006
      GKD Haziran 2006
      GKD Mart 2006
2005
      GKD Eylül / Aralik 2005
      GKD Haziran 2005
      GKD Mart 2005
2004
      GKD Aralık 2004
      GKD Eylül 2004
      GKD Haziran 2004
      GKD Mart 2004
2003
      GKD Aralık 2003
      GKD Eylül 2003
      GKD Haziran 2003
      GKD Mart 2003



 

 

Logos Tıp Yayıncılığı 2007
Tel: 212 2880541 ve 212 2885022
eXTReMe Tracker