 |
GÖĞÜS KALP DAMAR DERGİSİ HAZİRAN 2005
|
GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 11(2):48-54, 2005
Karotis Endarterektomi Cerrahisinde Anestezi Yöntemleri |
Nihan YAPICI, Cemil YILMAZ, Zuhal AYKAÇ |
|
|
Geçici iskemik atak, geri dönüşlü iskemik nörolojik yetersizlik ve ilerleyici veya tam inme; ileri yaşlarda mortalite ve morbidite nedenleri arasında, ilk sıralarda yer almaktadır. Karotis endarterektomisi, embolik ve trombotik inme sıklığını ve dolayısıyla morbidite ve mortaliteyi azaltmak için yapılan, önleyici bir ameliyattır. Bu hastalarda anestezi ve cerrahinin amacı, iskemik beyin dokusuna O2 sunumunun sürdürülmesi, inme veya geri dönüşümlü iskemik nörolojik hasarların belirlenmesi ve önlem alınmasıdır. Ayrıca bu hastaların miyokard infarktüsüne karşı korunması da önemli noktalar arasındadır.
Karotis endarterektomisi girişiminde, günümüzdeki uygulamalarda servikal pleksus blokajı ve servikal epidural anestezinin, genel anesteziye göre daha avantajlı olduğu düşünülmektedir. Ancak, anestetik yöntem belirlenmesinin anestezist ve cerrahın deneyimine, ameliyatın tipine ve hastaya bağlı olduğu da unutulmaması gereken bir noktadır.
Anahtar kelimeler: karotis endarterektomisi, servikal pleksus bloğu, servikal epidural anestezi |
|
GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 11(2):55-60, 2005
Spinal Kord İskemi-Reperfüzyon Hasarında N-Asetilsistein ve Metilprednizolon |
Ümit KARADENİZ, Sema KULTUFAN, Mahmut ULAŞ, Atilla KAZANCI, Özlem ERDEM, Dilek KAZANCI, Ayşegül ÖZGÖK, Özcan ERDEMLİ, Ali E. DEMİRBAĞ
|
|
|
Bu prospektif çalışmada, 25 dakika spinal kord iskemi ve reperfüzyona maruz kalan tavşanlarda N-asetilsistein, metilprednizolon ve bu ikisinin kombinasyonunun histopatolojik ve nörolojik iyileşme üzerine etkileri araştırıldı.
Otuz bir tavşan randomize olarak beş gruba ayrıldı. Aortik kros-klemp uygulanmayan Grup 1'e (Sham kontrol ) ve diğer gruplara 20 mLkg-1sa-1 serum fizyolojik cerrahi işlem sırasında verildi. Grup 2'ye (İskemi-reperfüzyon) herhangi bir medikasyon uygulanmadı. Grup 3'e infrarenal aortikkrosklemp öncesi 100 mgkg-1 N-asetilsistein, Grup 4'e 30 mgkg-1 metilprednizolon, Grup 5'e N-asetilsistein ve metilprednizolon uygulandı. Postoperatif 24. saatte alt ekstremite motor fonksiyonları Tarlov skalası ile değerlendirildi. Histopatolojik inceleme için lumbosakral spinal kord örnekleri alındı.
Grup 2 (Tarlov skoru: 1.7±0.9), Grup 3 (Tarlov skoru: 2.5±1.0) ve Grup 4'de (Tarlov skoru: 2±0.8) postoperative 24. saatte ciddi alt ekstremite motor fonksiyon kaybı gelişti. Grup 5'de motor fonksiyonlarda tama yakın iyileşme kaydedildi, (Tarlov skoru: 3.3±0.8). Tarlov ve patolojik skorlar arasında anlamlı negatif korelasyon bulundu, (rho: -0.596, p: 0.001).
Sonuç olarak, N-asetilsistein ve metilprednizolon kombinasyonu tavşan modelinde spinal kord iskemik hasarının önlenmesinde tek, tek uygulamadan daha etkilidir.
Anahtar kelimeler: torakoabdominal aortik cerrahi, paralizi |
GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 11(2):61-64, 2005
İntraabdominal Sepsis Modelinde Serum ve Dokulardaki Çinko ve Bakır Düzeyleri |
Gül Nihan KURT, Güniz MEYANCI KÖKSAL, Cem SAYILGAN, Meltem ERCAN, Hüseyin ÖZ |
|
|
Bu çalışmada intraabdominal sepsis oluşturulan kobaylarda, sepsisin geç döneminde (24 saat sonra) serum ile dokulardaki bakır (Cu) ve çinko (Zn) düzeyleri, sepsis oluşturulmayan kontrol grubu ile karşılaştırıldı. Ayrıca, serum ve dokulardaki Cu ve Zn düzeyleri arasındaki korelasyon araştırıldı.
Kırk adet kobay rasgele 2 gruba ayrıldı (n:20). Sepsis grubuna, ketamin hidroklorürle intramüsküler sedasyon yapıldı. Laparotomi uygulanan kobaylarda çekum bağlanarak perfore edildi ve batın kapatıldı. Yirmi dört saat sonra kalpten ponksiyonla kan alındı, sakrifiye edilen kobayların kalp, akciğer, karaciğer, böbrekleri çıkarıldı. Kontrol grubundaki hayvanlara ise, hiçbir cerrahi girişim yapılmadı. Kalpten ponksiyonla kan alındı, sakrifiye edildikten sonra kalp, akciğer, karaciğer ve böbrek çıkarıldı. Alınan serum ve doku örneklerinde bakır ve çinko düzeyleri ölçüldü.
Sepsis grubunda, serum, akciğer, kalp ve böbrekteki Cu düzeyleri kontrol grubuna göre yüksek (p<0.001), karaciğer Cu düzeyi ise, düşük bulundu (p<0.001). Sepsis grubunun serum, akciğer, karaciğer, kalp ve böbrek Zn düzeyi ise, kontrol grubuna göre düşük olarak bulundu (p<0.001). Serum Cu düzeyi ile akciğer (r=0.93, p<0.001), kalp (r=0.96, p<0.001) ve böbrek (r=0.94, p<0.001) Cu düzeyleri arasında pozitif, karaciğer (r= -0.92, p<0.001) Cu düzeyi arasında negatif korelasyon bulundu. Serum Zn düzeyi ile akciğer (r=0.92, p<0.001), karaciğer (r=0.94, p<0.001), kalp (r=0.90, p<0.001) ve böbrek (r=0.83, p<0.001) Zn düzeyleri arasında pozitif korelasyon olduğu bulundu.
Sonuç olarak, kobaylarda oluşturulan intraabdominal sepsis modelinde, serum ve dokulardan 24. saatte elde edilen Cu ve Zn değerleri, sepsis olmayan kontrol grubundaki değerlerden anlamlı olarak farklı bulundu. İntraabdominal sepsisde serum Cu ve Zn düzeylerinin takibinin, sepsis kliniğinin takibi açısından yararlı olabiliceği kanaatindeyiz.
Anahtar kelimeler: sepsis, eser elementler, bakır, çinko |
GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 11(2):65-69, 2005
Interpleural Analgesia in Adult Cardiac Surgery |
Işın DEMİRBAŞ, Zeynep KAYHAN, Elif A. AKPEK |
|
|
|
GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 11(2):70-79, 2005
Çalışan Kalpte Koroner Arter Cerrahisinde
İzofluran ve Desfluranın Hemodinami Üzerine Etkilerinin Karşılaştırılması |
Ayça SEZER, Suna GÖREN, Fatma Nur KAYA, Elif BAŞAĞAN-MOĞOL
|
|
|
Çalışan kalpte koroner arter baypas (ÇKKAB) cerrahisi geçiren olgularda, eşdeğer konsantrasyonlarda uygulanan izofluran ve desfluranın hemodinamik parametreler, kardiyak komplikasyonlar ve derlenme özellikleri üzerine etkilerini karşılaştırdık.
Elektif ÇKKAB cerrahisi planlanan kırk olgu (ASA II-III, 35-80 yaş, EF>% 40) rasgele iki gruba ayrıldı. Anestezi indüksiyonu, tiyopental-Na, fentanil, vekuronyum, 0.8-1.2 MAC izofluran (Grup İ; n=20) veya desfluran (Grup D; n=20) ile sağlandı. Anestezi idamesinde ise fentanil, % 50 oksijen-hava karışımı içinde izofluran veya desfluran (0.8-1.2 MAC) kullanıldı. Kalp atım hızı, ortalama arter, pulmoner arter, pulmoner arter oklüzyon ve santral venöz basınçlar ve kardiyak indeks operasyon süresince 12 dönemde ölçüldü. Ayrıca atım hacmi, sistemik ve pulmoner vasküler rezistans indeksleri, sol ve sağ ventrikül atım işi indeksleri ve çalışılan kan gazlarına göre oksijen sunumu, tüketimi ve ekstraksiyon oranı ve şant yüzdesi standart formüllerle hesaplandı. Gözlenen kardiyak komplikasyonlar ve derlenme özellikleri kaydedildi.
İki grubu karşılaştırdığımızda, baypas öncesi dönemde ve cerrahinin sonunda pulmoner vasküler rezistans indeksindeki artışlar ile ikinci miyokardiyal revaskülarizasyon sırasında santral venöz, pulmoner arter ve pulmoner oklüzyon basınçlarındaki azalmalar Grup İ'de daha anlamlıydı (sırasıyla, p<0.05, p<0.05, p<0.05, p<0.05, p<0.01). Diğer izlenen parametrelerde anlamlı farklılık bulunmadı.
Sonuç olarak, ÇKKAB cerrahisi geçiren olgularda, eşdeğer konsantrasyonlarda uygulanan izofluran ve desfluranın benzer hemodinamik değişiklikler, kardiyak komplikasyonlar ve derlenme özellikleri gösterdiğini saptadık.
Anahtar kelimeler: koroner arter baypas greft cerrahisi, çalışan kalp, izofluran, desfluran, hemodinami |
GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 11(2):80-83, 2005
Kritik Hastalık Polinöropatisi (Olgu Sunumu |
Filiz İZGİ, Yeşim BİÇER, Nihan YAPICI, Yasemin ALTUNTAŞ, Kemal TUTKAVUL, Zuhal AYKAÇ |
|
|
|
|