 |
GÖĞÜS KALP DAMAR DERGİSİ ARALIK 2006
|
GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 12(4):132-136, 2006
Derleme / Kalp Cerrahisinde Kandan Korunma Teknikleri: Preoperatif Otolog Donasyon ve Eritropoetin |
Füsun BULUTCU, Osman BAYINDIR |
|
|
Koroner arter baypas cerrahisi en sık uygulanan ameliyatlardır ve tüm transfüzyonların önemli bir kısmını oluşturur. Allojenik kana maruz kalınmasının azaltılması, kan transfüzyonuna bağlı enfeksiyöz hastalıklar, allerjik reaksiyonlar veya immünsupresyon riskini azaltması açısından önemlidir. Açık kalp cerrahisinde allojenik kan transfüzyon insidansı çeşitli kandan korunma teknikleri stratejilerinin geliştirilmesi ile mümkündür. Son yıllarda allojenik kan transfüzyonunu azaltmak için preoperatif otolog donasyon uygulanmakta ve otolog kanın toplanması ile ilişkili aneminin düzeltilmesinde hemopoetik eritropoetin faktörü (rekombinant insan eritropoetini; rHuEPO) kullanılmaktadır.
Bu yazıda güncel kandan korunma tekniklerinden olan preoperatif otolog donasyon ve eritropoetinin açık kalp cerrahisindeki rolü tartışılacaktır.
Anahtar kelimeler: kandan korunma teknikleri, preoperatif otolog donasyon, eritropoetin |
|
GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 12(4):137-142, 2006
Klinik Çalışma / Koroner Arter Baypas Operasyonu Olan Hastalarda Trakeal Ekstübasyon Süresine Etki Eden Faktörler: Perioperatif Risk Analizi |
Feray AKGÜL ERDİL, A. Kadir BUT, Nurçin GÜLHAŞ, Zekine BEGEÇ, Vedat NİSANOĞLU, Bektaş BATTALOĞLU, M. Özcan ERSOY
|
|
|
Bu retrospektif çalışmamızda, koroner arter cerrahisi uygulanan hastalarda postoperatif dönemde ekstübasyon süresine etki eden perioperatif risk faktörlerini tespit etmeyi amaçladık.
Eylül 2001 ile aralık 2005 tarihleri arasında hastanemizde koroner arter baypas cerrahisi uygulanan 1.171 olgu çalışmaya dahil edildi. Olgular postoperatif dönemde ekstübasyon süresi ?6 saat (Grup I; n=332) ve >6 saat ( Grup II; n=849) olarak iki gruba ayrıldı. Olguların demografik, intraoperatif ve postoperatif verileri istatistiksel olarak karşılaştırıldı ve uzamış ekstübasyon süresine etki eden risk faktörlerini tespit etmede multivaryant lojistik regresyon analizi kullanıldı.
Demografik verilerin multivarient logistik regresyon analizinde yaş, geçirilmiş Mİ, hipertansiyon, KOAH, unstabil anjina, karotis arter hastalığı geç ekstübasyonda risk faktörü bulunmuştur. Perioperatif verilerin multivaryant logistik regresyon analizinde ise distal anastomoz sayısı, kros klemp zamanı, inotrop gereksi-nimi, postoperatif atriyal fibrilasyon oranı, geç ekstübasyonda risk faktörü olarak bulunmuştur. Geç ekstübe olan grupta yoğun bakım ve hastane kalış süreleri istatistiksel olarak daha uzun bulundu.
Bu retrospektif çalışmamız da; hem preoperatif hem de per ve postoperatif değişkenlerin ekstübasyon süresini etkilediğini, preoperatif değişkenlerin per ve postoperatif değişkenlere göre daha etkin olduğunu tespit ettik.
Anahtar kelimeler: ekstübasyon süresi, risk faktörleri, koroner arter baypas cerrahisi |
GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 12(4):143-148, 2006
Klinik Çalışma / Koroner Arter Cerrahisi Planlanan Tip II Diyabetes Mellitus Olgularında Esmolol ve Magnezyumun Kan Şekeri Regülasyonuna Etkisi |
A. Kadir BUT, Engin YAPICI, Feray ERDİL, Erdoğan ÖZTÜRK, Ender GEDİK, Mahmut DURMUŞ, M. Özcan ERSOY |
|
|
Bu çalışmada tip II diyabetes mellituslu (DM) olguların kardiyak cerrahisinde esmolol ve magnezyum sülfat kullanımının; intraoperatif ve erken postoperatif dönemde kan şekeri regülasyonuna etkilerinin karşılaştırılması amaçlandı.
Elektif koroner arter cerrahisi planlanan tip II DM'li kırkbeş olgu çalışmaya dahil edildi. Olgular, rasgele olarak kontrol (Grup I, n=15), esmolol (Grup II, n=15) ve magnezyum (Grup III, n=15) gruplarına ayrıldı. Çalışma ilaçları anestezi indüksiyonundan hemen önce başlandı ve postoperatif 12. saatte sonlandırıldı. Olgular ameliyathaneye alındıktan hemen sonra giriş kan şekeri düzeyleri tespit edildi, anestezi indüksiyonundan hemen önce 30 mL saat-1 hızında glukoz-insülin-potasyum (GİK) infüzyonu başlandı ve postoperatif 18. saate kadar devam edildi. Çalışma süresince kan şekeri düzeylerine göre belirlenen protokole uyularak GİK infüzyonu ayarlandı. Çalışma periyodu boyunca (t0, giriş; t1, kanülasyondan hemen önce; t2, kardiyopulmoner baypas (KPB)’ta 5. dk; t3, KPB sonu; t4, KPB çıkışı-protamin sonrası; t5,operasyon sonu; t6, postoperatif 6. saat; t7, postoperatif 12. saat; t8, postoperatif 18. saat) grupların GİK tüketim miktarı, kan şekeri düzeyleri, intraoperatif ve postoperatif karşılaşılan komplikasyon sayıları kaydedildi.
Kullanılan GİK solusyon miktarları gruplar arası değerlendirildiğinde; t2'de grup II'de grup I'e göre, t4, t5, t6, t7, t8'de grup II ve III'de grup I'e göre ve t6, t7, t8'de grup II'de grup III'e göre daha düşük saptandı (p<0.05). Gruplar arası değerlendirmede, kan şekeri düzeyleri, ekstübasyon süreleri, yoğun bakım ünitesinde kalış süreleri, intraoperatif ve postoperatif karşılaşılan komplikasyonlar karşılaştırıldığında istatistiksel farklılık saptanmadı (p>0.05).
Sonuç olarak; tip II DM'li olguların koroner arter cerrahisinde, esmolol ve magnezyum kullanımının kan şekeri regülasyonu için kullanılan GİK miktarını azalttığı ve bu azalmaların özellikle erken, postoperatif dönemde esmolol kullanımında daha belirgin olduğu kanısına varıldı.
Anahtar kelimeler: koroner baypas cerrahisi, tip II diyabetes mellitus, esmolol, magnezyum |
GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 12(4):149-153, 2006
Klinik Çalışma / Kötü Sol Ventrikül Fonksiyonlu Hastalarda Levosimendanın Kardiyopulmoner Baypastan Ayrılma ve Erken Dönem Hemodinamik Parametreler Üzerine Etkileri |
Tülün ÖZTÜRK, Hayrettin ŞİRİN, Verda TOPRAK, Yasemin ERTAN, Mustafa CERRAHOĞLU |
|
|
Çalışmamızda, levosimendanın elektif koroner arter baypas greftleme (KABG) cerrahisi uygulanan kötü sol ventrikül fonksiyonlu olgularda kardiyopulmonar baypas (KPB)'dan ayrılma ve erken postoperatif dönemde, hemodinamik parametreler üzerine etkileri değerlendirildi.
Elektif olarak KABG cerrahisi uygulanan, ejeksiyon fraksiyonu ?% 30 olan, on sekiz olgunun verileri retrospektif kaydedildi. Olgulardan sekizinde (Grup L) aortik kros klempin (KK) kalkmasıyla birlikte levosimendan 6 µg kg-1 dozda 10 dk. süreli bolus infüzyonu ve bunu takiben 0.1 µg kg-1 dk-1 idame infüzyon şeklinde uygulandı. Olguların, KPB'den ayrılma ve erken postoperatif dönemdeki hemodinamik parametreleri, dopamin, dobutamin ve adrenalin kullanılan diğer on olgu (Grup K) ile karşılaştırıldı. Kİ, kros klempin kalkması sonrası 1. ve 6. saatlerde her iki grupta da başlangıç değerine göre anlamlı daha yüksekti (p<0.05). 1. ve 6. saatlerde Grup K'ye göre Grup L'de, Kİ anlamlı olarak daha yüksek, SVRİ ve PVRİ ise anlamlı olarak daha düşüktü (p<0.001).
Sonuç olarak, elektif KABG cerrahisi geçiren sol ventrikül fonksiyonları kötü olgularda, KPB'den ayrılma ve erken postoperatif dönemde levosimendan, sistemik ve pulmoner vasküler rezistansta artışa yol açmadan Kİ'yi daha fazla arttırarak olumlu hemodinamik yararlar sağlamaktadır.
Anahtar kelimeler: levosimendan, kardiyopulmoner baypas, kötü sol ventrikül fonksiyonu |
|
GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 12(4):154-159, 2006
Klinik Çalışma / Açık Kalp Cerrahisinde Tromboelastografinin Transfüzyon Kararı Üzerine Etkisi |
Sema KULTUFAN TURAN, Bahar AYDINLI, İhsan AYIK, Seyhan YAĞAR, Dilek KAZANCI, Ümit KARADENİZ , Ayşegül ÖZGÖK, Özcan ERDEMLİ
|
|
|
Açık kalp cerrahisi hemostatik sistemde belirgin değişikliklere neden olmaktadır. Bu değişikliklerin bilinmesi ve dikkatli monitorizasyonu kan ve kan ürünlerinin transfüzyon yapılması kararı için önemlidir. Bu çalışmadaki amacımız, açık kalp cerrahisi hastalarında rotasyonel tromboelastografi (ROTEG) kullanımının, transfüzyon tedavisi üzerine etkilerini geleneksel yöntemlerle karşılaştırarak belirlemektir.
Kırk hasta, rotasyonel tromboelastografi (ROTEG) (n=20) ve geleneksel grup (n=20) olarak ikiye ayrıldı. Bu iki grup hastayı, postoperatif transfüzyon miktarları, yapılan transfüzyon türü ve postoperatif drenaj bakımından karşılaştırdık.
Transfüzyon miktarları (transfüzyon yapılan tüm kan ürünü miktarı) ve drenaj miktarları her iki grup hastada benzerdi. Transfüzyon yapılan kan ürünü türü değerlendirildiğinde, eritrosit süspansiyonu (banka kanı) transfüzyonu ROTEG grubu hastalarda daha düşüktü (p<0.05). Ancak, eritrosit süspansiyonu kararını etkileyen asıl kriter ROTEG bulgularından daha çok Hemoglobin-hematokrit parametreleriydi.
ROTEG sonuçlarına göre, bir hastada spesifik hiperfibrinolizis, üç hastada fibrin polimerizasyon bozukluğu ve dört hastada trombosit fonksiyonlarında bozulmaya ait bulgular elde ettik. Ancak, bu bulgulara rağmen, iki grup arasında transfüzyon türleri (tam kan, taze donmuş plazma, trombosit süspansiyonu), transfüzyon miktarları ve drenaj miktarları açısından fark bulamadık.
Sonuç olarak, açık kalp cerrahisi hastalarında ROTEG kullanımı transfüzyon tedavisini belirgin olarak etkilemez.
Anahtar kelimeler: tromboelastografi, açık kalp cerrahisi, koagülasyon kaskadı |
GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 12(4):160-163, 2006
Klinik Çalışma / Heparine Bağlı Gelişen Akut Hipotansiyonda Serum Elektrolit ve Nitrik Oksit Düzeyleri |
Hüseyin İlksen TOPRAK, Zekine BEGEC, Abdulkadir BUT, Ebru SIZANLI, Nihayet BAYRAKTAR, M. Özcan ERSOY |
|
|
Kardiyopulmoner baypas (KPB) ile cerrahi geçiren hastalarda antikoagülan olarak en sık heparin kullanılmaktadır. Literatürde, yüksek dozda bolus verilen heparine bağlı, şiddetli hipotansiyon geliştiği bildirilmektedir. Ancak, hipotansiyonun sebebi kesin olarak bilinmemektedir. Çalışmamızın amacı, bolus verilen heparinin oluşturduğu hemodinamik instabilitenin serum elektrolitleri ve nitrik oksit düzeyi ile ilişkisini araştırmaktır.
Çalışmaya elektif koroner arter baypas greftleme planlanan, heparin uygulaması sonrasında hipotansiyon gelişen (Grup H, n=20) (bazal ortalama arter basıncın (OAB) % 25’den fazla düşmesi) ve hipotansiyon gelişmeyen (Grup N, n=20) olmak üzere toplam kırk olgu alındı. Standart anestezi tekniği kullanılan olgularda, KPB için heparin verilmeden hemen önce ve heparin verildikten 5 dakika sonra pH, PaO2, PaCO2, serum elektrolitleri ve hematokrit çalışıldı. Ayrıca, eşzamanlı olarak serum nitrik oksit düzeyi için de kan örnekleri alınarak stabil metabolitleri olan nitrit ve nitrat düzeylerine bakıldı.
Serum elektrolit ve nitrik oksit düzeyleri açısından hem heparin öncesi ve sonrasında, hem de şiddetli hipotansiyon gelişen grup ile gelişmeyen grup arasında anlamlı bir fark yoktu.
Heparin sonrasında gelişen hipotansiyon ile serum elektrolit ve nitrik oksit düzeyi arasında bir ilişki saptanamadı.
Anahtar kelimeler: kardiyopulmoner baypas, heparin, hipotansiyon, elektrolitler, nitrik oksit |
GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 12(4):164-168, 2006
Klinik Çalışma / Pediyatrik Kalp Cerrahisinde Alveoler Açma Manevrasının Oksijenizasyona Etkisi |
Serdar ÇELEBİ, Özge KÖNER, Ferdi MENDA, Gürkan ÇETİN, İlhan GÜNAY, Kamil KARAOĞLU |
|
|
Bu çalışmada, pediyatrik hastalarda açık kalp cerrahisi sonrasında alveoler açma manevrası (recruitment) ve ekspirasyon sonu pozitif basınç (PEEP) uygulamalarının oksijenizasyon üzerine etkileri araştırıldı.
Kardiyopulmoner baypas altında açık kalp cerrahisi uygulanan otuz pediyatrik hasta çalışmaya alındı ve randomize olarak iki gruba ayrıldı: “Recruitment” grubu (Grup I, n=15) ve PEEP grubu (Grup II, n=15). Grup I' de hastalara postoperatif dönemde, “recruitment” amacıyla, mekanik ventilasyon esnasında sürekli pozitif havayolu basıncı (CPAP) modunda 10 sn. boyunca 30 cmH2O tepe hava yolu basıncı uygulandı. Daha sonra peroperatif ventilasyon parametrelerine 10 cmH2O PEEP eklenerek volüm kontrollü solunum (VCV) modunda ventilasyona devam edildi. PEEP değeri her 5 dakikada bir 1 cmH2O azaltılırken, her basamakta arteriyel kan gazları ölçümleri alındı ve en iyi PaO2 değerini veren en düşük PEEP değeri elde edilince titrasyon sonlandırıldı. Grup II' de hastalar postoperatif dönmede, peroperatif ventilasyon parametrelerine 5 cmH2O PEEP eklenerek VCV modunda ventile edildi.
Manevralardan 15 dakika, 1, 2, 4 ve 6 saat sonrasında, ekstübasyondan sonraki 15. dakika ve 24. saatte kan gazlarına bakılarak PaO2/FiO2 (P/F) oranları değerlendirilirken, eş zamanlı olarak ortalama arter basıncı (OAB), santral venöz basınç (SVB) ve kalp atım hızı (KAH) değerleri kaydedildi. Mekanik ventilasyon boyunca P/F oranları bakımından her iki grup arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Ancak, mekanik ventilasyon sonrasında Grup I' in P/F oranları, Grup II ile karşılaştırıldığında, ekstübasyondan sonraki 15. dakika ve 24. saatte anlamlı olarak yüksek bulundu. Atelektazi skorları bakımından gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmadı. “Recruitment” manevrasının hemodinamiye istatistiksel olarak anlamlı olumsuz bir etkisi gözlenmedi. Mekanik ventilasyon, yoğun bakım ünitesi ve hastanede kalış süreleri gruplar arasında benzer bulundu.
Sonuç olarak, pediyatrik kalp cerrahisinde uygulanan alveoler açma manevrası oksijenasyonda anlamlı bir artış yaparken, atelektazi üzerine etki göstermedi.
Anahtar kelimeler: pediyatrik kalp cerrahisi, alveoler açma manevrası, atelektazi, ekspirasyon sonu pozitif basınç |
GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 12(4):169-174, 2006
Klinik Çalışma / Çift Lümenli Endobronşial Tüplerin Doğru Pozisyonunun Belirlenmesi ve Fiberoptik Bronkoskopinin Rolü |
F. Nur KAYA, Suna GÖREN, Elif BAŞAĞAN-MOĞOL, Gülsen KORFALI |
|
|
Kör entübasyon ve hasta pozisyonu sonrası çift lümenli endobronşial tüplerin (ÇLET) optimal yerleşiminde fiberoptik bronkoskopinin (FOB) rolünü ve kalp atım hızı (KAH), ortalama arteriyel basınç (OAB), ETCO2, SpO2, tepe inspiratuvar havayolu basıncı (PT) ve tidal volüm (TV) değişiklikleri ile ÇLET pozisyon değişiklikleri arasındaki ilişkiyi değerlendirmeyi amaçladık.
Torasik cerrahi planlanan ve ÇLET yerleştirilmesi gereken 104 olguda prospektif olarak çalışıldı. Bütün olgularda sol-ÇLET’ler klasik kör yöntemle yerleştirildi. ÇLET’lerin pozisyonu entübasyon ve torasik cerrahi için hasta pozisyonu verilmesi sonrası klasik klinik yöntemle değerlendirildikten sonra FOB ile tekrar kontrol edildi ve gerektiğinde pozisyonu düzeltildi. Ayrıca, her aşamada KAH, OAB, SpO2, ETCO2, PT ve TV değerleri kaydedildi.
Kör entübasyon sonrası, oskültasyonla yüz dört olgunun yetmiş altısında (% 73.1) ÇELT’lerin uygun pozisyonda olduğu düşünüldü ve FOB ile 43 (% 41.4) olguda optimal pozisyonun sağlandığı bulundu (p<0.001). Hastaya pozisyon verildikten sonra uygun pozisyonda olduğu düşünülen 65 (% 62.5) olgudan altmış birinde (% 58.7) ÇLET’lerin FOB ile doğru yerleşimde oldukları saptandı. Entübasyon sonrası uygun olmayan ÇLET pozisyonlarının oranı, hastaya pozisyon verildikten sonrasına göre daha yüksekti (p<0.05). Kör entübasyon sonrası distal yerleşim daha sık saptanırken (distal:41 ve proksimal: 20, p<0.01), hastaya pozisyon verildikten sonra proksimal ve distal yerleşimler arasında anlamlı farklılık bulunmadı (proksimal:24 ve distal: 19, p>0.05). Ayrıca, hastalara sağ üst veya sol üst yan pozisyon verildikten sonra ÇLET’lerin uygun olmayan pozisyonları arasında farklılık gözlenmedi. Entübasyon sonrası hemodinamik/respiratuar parametrelerdeki değişimler ile ÇLET pozisyonları arasında bir ilişki saptanmazken, hasta pozisyonu sonrası KAH (duyarlılık: 66.7; özgüllük: 79.3) ve ETCO2 (duyarlılık: 37.5; özgüllük: 92.6) değişimleriyle ilişki bulundu (p<0.05 ve p<0.05, sırasıyla).
Çalışmamızın sonuçlarına göre, hasta pozisyonu sonrası ÇLET pozisyon değişikliği ile KAH ve ETCO2’de anlamlı değişimler bulunmasına rağmen, bunların düşük duyarlılık ve özgüllüğe sahip olmalarından dolayı, kör entübasyon ve hasta pozisyonu sonrası ÇLET’lerin pozisyonunun FOB ile doğrulanması gerektiği kanısındayız.
Anahtar kelimeler: trakeal entübasyon, çift lümenli endobronşial tüp, fiberoptik bronkoskopi, izlem |
GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 12(4):175-180, 2006
Klinik Çalışma / Erişkin Hastalarda Desfluranın Karaciğer Fonksiyon Testlerine Etkisi |
Münevver BULUT, Burhan MEYDAN |
|
|
Bu çalışmada, erişkin hastalarda, desfluranın karaciğer fonksiyon testlerine etkisini araştırdık.
Etik kurul izni ve bilgilendirilmiş onam alındıktan sonra, ASA I-II konumunda, elektif torakatomi operasyonu planlanan, 30 olgu, çalışma gurubuna alındı. Tüm olgulara, premedikasyon olarak anestezi indüksiyonundan bir saat önce (0,05 mg kg-1) midazolam (Dormicum®, Roche) intramüsküler uygulandı. Anestezi indüksiyonu (5 mg kg-1) tiyopental (Pental® Sodyum, İ.E. Ulagay), (2-3 µg kg-1) fentanil (Fentanyl®, Janssen-Cılag) ile, kas paralizisi (0,5 mg kg-1) atrakuryum (TracriumTM, GlaxoSmithKline) ile sağlandı ve endotrakeal entübasyon gerçekleştirildi. Anestezi idamesi için % 60 oksijen, % 40 hava ve 1MAC desfluran kullanıldı. 45 dakika aralıklarla inravenöz (0,05-0,1 µg kg-1) fentanil ve (0,1-0,2 mg kg-1) atrakuryum uygulandı. Anestezi süresi yaklaşık 2 saatti. Olgulardan, preoperatif ve postoperatif 2. ile 7. günlerde, aspartat amino transferaz (AST), alanin amino transferaz (ALT), alkalen fosfataz (ALP), gamma-glutamil transferaz (GGT), direkt bilirubin (DB), indirekt bilirubin (İB), total bilirubin (TB), üre ve kreatinin değerlerine bakıldı.
Elde edilen labaratuvar sonuçlarına göre, GGT, TB, İB, kreatinin ve üre’de preoperatif değerlerle postoperatif 2. ile 7. gün değerleri arasında anlamlı bir fark yoktu (p<0,05). ALT değerleri normal sınırlar içinde kalmakla beraber postop 2.gün, preop ve postop 7. gün değerlerine göre istatiksel olarak anlamlı derecede artmıştı (p<0.05). AST değerleri postop 2. gün, preop değerlerine göre istatiksel olarak önemsiz geçici artış gösterdi (p<0,05). Bilirubin ve alkalen fosfataz tarafından monitorize edilen “excretory” karaciğer fonksiyonu etkilenmemişti. Direkt bilirubin değerleri, postop 2. ve 7.günde preop değerlerine göre anlamlı derecede düşmüştü (p<0.01). ALP değerleri postop 7. günde preop değerlerine göre anlamlı derecede düşmüştü (p<0.05). Dönemler arasında diğer değişkenlerde anlamlı bir farklılık yoktu (p<0.05) (Tablo 2).
Sonuç olarak, desfluran anestezisinden sonra postop 2. gün, ALT serum seviyelerinde istatiksel olarak önemli, fakat AST serum seviyelerinde ise, istatiksel olarak önemsiz geçici bir artış olduğu gösterildi.
Anahtar kelimeler: inhalasyon anestezisi, desfluran, karaciğer fonksiyon testleri |
GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 12(4):181-184, 2006
Olgu Sunumu / Trakeal Rezeksiyonda Havayolu Yönetimi: Oksijen İnsuflasyon Tekniği |
Fatma Nur KAYA, Sami BAYRAM, Suna GÖREN, Cengiz GEBİTEKİN |
|
|
Trakeal rezeksiyon (TR) nadir yapılan ameliyatlardan biri olmakla birlikte anestezistler için en zor olan uygulamalardan biridir. TR, anestezist ve cerrahın hastanın hava yolunu paylaşımını gerektirir.
TR planlanan bir olguda, anastomoz sırasında intra-trakeal kateter aracılığı ile transtrakeal oksijen insuflasyon (10 L dk-1) tekniğinin kullanımını sunduk.
Anahtar kelimeler: trakeal stenoz, trakeal oksijen insuflasyonu, trakeal kateter, trakeal rezeksiyon |
GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 12(4):185-188, 2006
Olgu Sunumu İnspiratuvar Stridor ile Gelen Bilinmeyen Trakeal Patolojili Olguda Anestezik Yaklaşım |
Meltem AÇIL, Mesut ŞENER, Haluk YAVUZ, Cüneyt YILMAZER, Ayda TÜRKÖZ, Gülnaz ARSLAN |
|
|
|
|