GÖĞÜS KALP DAMAR DERGİSİ

 

GÖĞÜS KALP DAMAR DERGİSİ EYLÜL 2007

GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 13(3):99-104, 2007
Derleme
Kalp Yetersizliği ve B-tipi Natriüretik Peptid
Hanife KARAKAYA KABUKÇU * , Nursel ŞAHİN **, Tülin AYDOĞDU TİTİZ
ÖZET
 

İnsan kalbinde A- tipi natriüretik peptid (ANP) atriyal miyositler tarafından yapılırken B-tipi natriüretik peptid (BNP) ve onun N terminal parçası (NT-proBNP) esas olarak ventriküler miyokarda yapılır ve ventriküler doluş basınçlarındaki değişikliklere yanıt olarak salınır. ANP ve BNP gibi natriüretik kardiyak peptidler su ve sodyum dengesinin düzenlenmesi, intravasküler volüm ve kan basıncının kontrolünde işlev görürler. Natriüretik peptidler kalp yetersizliği tanısı, prognozunun belirlenmesi ve tıbbi tedavisinin etkinliğinin kontrolü gibi durumlarda biyolojik belirteç olarak kullanılmaktadır.

Anahtar kelimeler: B-tipi natriüretik peptid, kalp yetersizliği

GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 13(3):105-108, 2007
Klinik Çalışma Esmolol’ün P Dalga Dispersiyonu Üzerine Etkisinin Araştırılması

Handan BİRBİÇER *, Davud YAPICI *, Ahmet ÇAMSARI **, Nurcan DORUK ***, Şebnem ATICI ***, Egemen BİLGİN ***, Ali Aydın ALTUNKAN ***, Pelin DELİAĞA ****, Uğur ORAL *****

ÖZET
 

Bu çalışmada esmolol’ün, genel anestezi altındaki hastalarda, P dalga dispersiyonu (PDD) ve hemodinamik yanıtlar üzerine etkisinin araştırılması amaçlandı.

Çalışmaya ASA I-II grubu altmış hasta alındı. Hastalar randomize, GrupE (n=30) esmolol ve Grup P (n=30) plasebo olmak üzere iki gruba ayrıldı. Grup E’ye İndüksiyon öncesi 10 mL içine 100 mg, iki dk. içinde Esmolol, Grup P’ye 10 mL, % 0,9 NaCl iki dk.’da uygulandı. Her iki gruba 5-7 mg kg-1 tiyopental sodyum, 0,1 mg kg-1 vekuronyum bromür uygulanması ile anestezi indüksiyonu sağlandı. Bütün hastalara on iki derivasyonlu EKG 50 mm sn-1 hızında; ilaç uygulaması öncesi, indüksiyonun 3. dk.’sı ve entübasyonun 5. dk.’sında çekildi. Kalp atım hızı, sistolik, diyastolik ve ortalama arter kan basınçları indüksiyonun 1.  3. ve entübasyonun 1. 3. ve 5. dk.’larında kaydedildi. EKG’nin tüm derivasyonlarında P-dalga süresi ölçüldü. Maksimum ve minimum P-dalga süresi arasındaki fark PDD olarak tanımlandı. Ölçümler gruplardan habersiz kardiyolog tarafından değerlendirildi. İstatistiksel analiz için “Chi-square, repeated measurement ve Independent-t” testi kullanıldı, p<0.05 değeri anlamlı olarak kabul edildi.

Grupların demografik verileri benzerdi. Gruplar arası kalp atım hızları ve ortalama arter kan basınçları karşılaştırıldığında yalnızca entübasyon sonrası 3. dk.’daki ortalama arter kan basıncının Grup E’de istatiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği tespit edildi. Gruplar arası P-dalga dispersiyonu süresi karşılaştırıldığında ise özellikle 5. dk.’da ölçülen süre Grup E’ de Grup P’ye göre istatistiksel olarak anlamlı derecede azalmıştı (p<0.001).

Sonuç olarak, esmolol’ün P-dalga dispersiyon süresini kısaltarak entübasyon sırasında oluşabilecek atriyal fibrilasyon riskini azaltabileceğini düşünmekteyiz.

Anahtar kelimeler: esmolol, P dalga dispersiyonu, genel anestezi

GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 13(3):109-112, 2007
Klinik Çalışma Miyokard İskemi-Reperfüzyon Hasarına Pentoksifilin’in Etkisi

Gökçen ORHAN *, Türkan ÇORUH **, Nihan YAPICI **, Ayliz VELİOĞLU ÖĞÜNÇ ***, Murat SARGIN *, Hüseyin KUPLAY *, Zuhal AYKAÇ **, Serap AYKUT AKA *

ÖZET
 

Koroner arter baypas cerrahisi (KABC) sırasında kardiyopulmoner baypas kullanımı sistemik enflamasyona neden olmaktadır. İskemik süreç sonrası miyokardın reperfüzyonu, miyokard fonksiyonlarının baskılanmasıyla sonuçlanır. Bu fenomene iskemi-reperfüzyon hasarı adı verilir. Pentoksifilin (PTK) invitro olarak nötrofil aktivasyonu, adezyon, kemotaksi ve oksidan salınımını engeller.

Çalışmanın amacı PTK’nın, KABC sırasında miyokardiyal reperfüzyon hasarı üzerinde sınırlayıcı etkisi olup olmadığını ve PTK’nın koruyucu etkisinin nötrofilik enflamasyonla ilişkisini araştırmaktır.

Elektif KABC ameliyatı planlanan yirmi dokuz hasta çalışmaya alındı. On beş hastaya preoperatif üç gün oral 400 mg PTK ve anestezi indüksiyonunu sonrası 300 mg IV PTK infüzyonu verildi (Grup PTK). PTK verilmeyen on dört hasta kontrol grubunu oluşturdu (Grup K).

Reperfüzyon sonrası koroner sinüs kanından alınan tiyobarbitürik asit reaktif substans (TBARS) ve koroner sinus laktat değerleri her iki grup arasında anlamlı olarak farklı, PTK grubunda anlamlı olarak daha düşüktü.

PTK, KABC sürecinde oluşan iskemi reperfüzyon hasarında koruyucu etkilidir. Akut koroner sendromda ve düşük kardiyak debili hastalarda klinik yarar sağlayabilir.

Anahtar kelimeler: enflamasyon, reperfüzyon hasarı, pentoksifilin


GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 13(3):113-117, 2007
Klinik Çalışma Timpanomasteidektomi Ameliyatlarında Deksmedetomidin, Propofol ve Esmolol ile Gerçekleştirilen Kontrollü Hipotansiyonun Karşılaştırılması

Öznur ŞEN **, Kadir İDİN **, Meltem TOKLU *, Jalan ŞERBETÇİGİL *, Ali DİRİK *, Gökhan GEDİKLİ *, Mehmet TOPTAŞ *, Gülşen BİCAN ***

ÖZET
 

Amaç: Timpanomasteidektomi ameliyatı sırasında, kontrollü hipotansiyon uygulamasında deksmedetomidin, propofol ve esmololün, cerrahi alan kalitesi, inhalasyon ajan gereksinimi ve komplikasyonlarının karşılaştırılması amaçlandı.

Gereç ve Yöntem: Olgular 1 µg kg-1 remifentanil, 2 mg kg-1 propofol, 0,6 mg kg-1 rokuronyum ile anestezi indüksiyonundan sonra üç gruba ayrıldı. Tüm olgulara 0,25 µg kg-1 remifentanil infüzyonu devam ettirildi. Deksmedetomidin grubuna (Grup D), 1 µg kg-1 yükleme dozundan sonra 0,5 µg kg-1 saat-1 deksmedetomidin, propofol grubuna (Grup P), 6 mg kg-1 saat-1 propofol, esmolol grubuna (Grup E), 500 µg kg-1 yükleme dozundan sonra 200 µg kg-1 saat-1 esmolol infüzyonuna başlandı. Anestezi idamesine, % 40 oksijen içeren oksijen-hava karışımı ve % 2 sevofluran ile başlandı. İnhalasyon ajan yüzdesi, ortalama arter kan basıncı (OKB), başlangıç değerinin % 20 altında ve 50 mmHg’nin üstünde olacak şekilde ayarlandı.

Bulgular: Gruplar arası kalp atım hızları (KAH) arasında fark bulunmadı (p>0,05). Her üç grupta da kontrollü hipotansiyon ve ekstübasyon sonrası KAH değerleri, indüksiyon öncesi döneme göre anlamlı derecede düşük bulundu (p<0,01), (p<0,05). Deksmedetomidin grubunda kontrollü hipotansiyon dönemi OKB değerleri, propofol ve esmolol grubuna göre istatistiksel olarak yüksek bulundu (p<0,05). İnhalasyon ajan gereksinimi karşılaştırıldığında, deksmedetomidin grubunun sevofluran yüzdesi, propofol ve esmolol grubuna göre yüksek bulundu (p<0,001). Cerrahi alan kalitesinde gruplar arasında fark bulunmadı. Deksmedetomidin grubunda, ekstübasyondan hemen sonra üç olguda bradikardi gelişti.

Sonuç olarak, deksmedetomidin ile kontrollü hipotansiyon gerçekleştirebilmek için, daha yüksek konsantrasyonda inhalasyon ajan gereksiniminin olması ve komplikasyon oranının daha yüksek olması nedeni ile propofol ve esmolol’e bir üstünlüğü olmadığı kanısına vardık.

Anahtar kelimeler: kontrollü hipotansiyon, deksmedetomidin, propofol, esmolol

GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 13(3):118-124, 2007
Klinik Çalışma Koroner Arter Baypas Sonrası Mekanik Ventilasyondan Ayırmada BIPAP ve SIMV+PEEP Yöntemlerinin Ventilasyon Parametreleri ile Pulmoner Fonksiyonlar ve Gaz Değişimi Üzerine Etkilerinin Karşılaştırılması

Kazım KARAASLAN *, Fahrettin TALAY **, Nebahat GÜLCÜ *, Bahadır DAĞLAR ***, Cemil ÇOLAK ****, Esra GÜMÜŞ *****, Hasan KOÇOĞLU

ÖZET

Bu çalışmada koroner arter baypas sonrası mekanik ventilasyondan ayırma sürecinde BIPAP (Biphasic Intermittant Positive Airway Pressure) veya SIMV (Synchorised Intermittant Mondatory Ventilation) + PEEP (Positive End Expiratory Pressure) metodu kullanımının pulmoner fonksiyonlar, gaz değişimi ve ventilasyon parametreleri üzerine etkilerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır.

Elektif koroner arter baypas greftleme (KABG) cerrahisi planlanan 30-70 yaş arasındaki 24 olgu çalışmaya alındı. Olgular ameliyat sonrası yoğun bakım ünitesinde rasgele BIPAP (G1, n:12) veya SIMV+PEEP (G2, n:12) modu ile ventile edildi. SIMV grubunda tüm olgulara 5 cmH2O PEEP uygulandı. Spontan solunumların yeterliliğine göre her iki grupta kademeli olarak azaltılan destek solunum sayıları 4-6 dk-1’ya düştükten 30 dk. sonra olgular ekstübe edildi. Tüm olgulara, ameliyattan bir gün önce (t0), ekstübasyondan 6 (t1) ve 24 saat sonra (t2) spirometri cihazı ile solunum fonksiyon testi uygulandı.

G1’de FEV1’deki azalma t1 ve t2’de sırasıyla % 62 ile % 58 iken, G2’de % 56 ile % 61 idi. Aynı zaman peryotlarında FVC’deki azalma G1’de sırasıyla % 48 ile % 42 iken, G2’de % 58 ile % 52 idi. G1’de FEV1 ve FVC’deki azalmalar daha düşük, ancak istatistiksel olarak anlamlı düzeyde değildi. FEV1/FVC oranlarında grup içi ve gruplar arasında fark gözlenmedi.

Sonuç olarak, KABG cerrahisi sonrası mekanik ventilatörden ayırmada BIPAP veya SIMV+PEEP modlarının kullanımında ekstübasyon süreleri, gaz değişimi ve pulmoner fonksiyonlar açısından bir farklılık olmadığı kanısına varıldı.

Anahtar kelimeler: koroner arter baypas cerrahisi, weaning, BIPAP, SIMV, pulmoner fonksiyonlar

GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 13(3):125-129, 2007
Klinik Çalışma Alt Ekstremite Damar Cerrahisinde Epidural Anestezide Bupivakain ve Ropivakain’in Karşılaştırılması

Zerrin SUNGUR ÜLKE *, İbrahim DİKMEN, Ayşen YAVRU *, Mert ŞENTÜRK **, Emre ÇAMCI ***, Mehmet TUĞRUL ***

ÖZET

Alt ekstremite damar cerrahisinde epidural anestezi sıklıkla tercih edilmektedir. Bu hasta grubunda, lokal anestetik doz ve hacminin ayarlanması hemodinamik stabilizasyonun korunmasında önem kazanmaktadır. Çalışmamızda daha yeni bir ajan olan ropivakainin iki farklı dozu, klasik uygulamada kullanılan bupivakain ile hemodinamik etkileri ve etki başlangıç süreleri açısından karşılaştırılmıştır.

Çalışmaya ASA değerlendirmesinin II-III grubundan 34 hasta alınmıştır. Elektrokardiyografi, arter kan basıncı ve oksijen saturasyonu monitorizasyonunu takiben tüm olgulara L2-3 veya L3-4 aralığından epidural kateter takılmıştır. Rasgele üç gruba ayrılan hastaların ilk grubuna epidural kateterden % 0.5 ropivakain (grup R0.5), 2. gruba % 0.75 ropivakain (Grup R0.75) ve 3. gruba da % 0.5 bupivakain (Grup B) uygulanmıştır. Ameliyat süresince kalp atım hızı, arter kan basınçları, dermatomal analjezi seviyesi ve analjezinin T10 seviyesine çıkış süresi, sedasyon skorları, motor blok düzeyi kaydedilmiştir.

Gruplar arasında demografik veriler, ameliyat süreleri, sedasyon skorları, sıvı ve transfüzyon gereksinimleri arasında fark saptanmamıştır. Dermatomal analjezi seviyesinin T10’a ulaşması grup R0.75’te, diğer iki gruba göre anlamlı olarak daha kısa sürmüştür. Grup R0.75’te erken başlayan duysal bloka rağmen, kalp atım hızı ve arter kan basınçları üç grup arasında çalışma süresince benzer seyretmiştir. Ancak hipotansiyon sıklığı Grup R0.75’te daha sık olmuştur.

Epidural anestezi stres yanıtı baskılaması, sağladığı etkin postoperatif analjezi ve erken mobilizasyona izin vermesi ile alt ekstremite damar cerrahisinde seçkin yöntemdir. Ropivakain hızlı başlayan duysal blok oluşturmakta, ancak ciddi sempatik ve motor bloka yol açmamaktadır. Bu hasta grubunda ropivakain güvenli bir seçenek gibi gözükmektedir.

Anahtar kelimeler: epidural anestezi, ropivakain, bupivakain, alt ekstremite damar cerrahisi

 

 

 

 

 

 


 

Yazarlara Bilgi

Yayın Kurulu

 

ARŞİV

      Son Sayi
2009
      GKD Eylül 2009
      GKD Haziran 2009
      GKD Mart 2009
2008
      GKD Aralik 2008
      GKD Eylül 2008
      GKD Haziran 2008
      GKD Mart 2008
2007
      GKD Aralik 2007
      GKD Eylül 2007
      GKD Haziran 2007
      GKD Mart 2007
2006
      GKD Aralik 2006
      GKD Eylül 2006
      GKD Haziran 2006
      GKD Mart 2006
2005
      GKD Eylül / Aralik 2005
      GKD Haziran 2005
      GKD Mart 2005
2004
      GKD Aralık 2004
      GKD Eylül 2004
      GKD Haziran 2004
      GKD Mart 2004
2003
      GKD Aralık 2003
      GKD Eylül 2003
      GKD Haziran 2003
      GKD Mart 2003



 

 

Logos Tıp Yayıncılığı 2007
Tel: 212 2880541 ve 212 2885022
eXTReMe Tracker