 |
GÖĞÜS KALP DAMAR DERGİSİ MART 2008
|
GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 14(1):7-12, 2008
|
Kalp Pilleri, İmplante Edilebilir Kardiyoverter Defibrilatörler ve Anestezi †
Ayşegül ÖZGÖK *, Çiğdem YILDIRIM GÜÇLÜ **
|
|
|
Kalp pilleri ve implante edilebilir kardiyoverter defibrilatörler (internal defibrilatörler), bradiaritmi ve taşiaritmi tedavisinde kullanılan ve batarya kaynaklı elektrik enerji uyarılarını kalple temas eden elektrodları aracılığıyla kalbe gönderen cihazlardır. Ortalama yaşam süresi arttıkça bu cihazların kullanımı artmakta ve daha çok sayıda ve internal defibrilatörü olan hasta ameliyata alınmaktadır. Kardiyak olmayan cerrahi işlemler sırasında karşılaşılan fonksiyon bozuklukları enderdir, ancak yaşamsal önem taşımaktadır. Defibrilatörü olan hastalar gerekli önlemler ile güvenli bir şekilde ameliyata alınabilirler. Bunun için hastanın ve cihazın öncelikle detaylı bir şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir. Ameliyatın niteliği ve ortam koşullarının değerlendirilmesi de önemlidir. Postoperatif dönemde cihaz ve hasta değerlendirilip yeniden ayarlama yapılmalıdır.
Anahtar kelimeler: kalp pili, implante edilebilir kardiyoverter defibrilatör, elektrokoter, anestezi, elektromanyetik alan |
|
GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 14(1):13-17, 2008
Klinik Çalışma
|
İnfrarenal Abdominal Aort Anevrizmalarının Endovasküler Tamirinde Lokal Anestezi ve Epidural Anestezi Yöntemlerinin Karşılaştırılması (Retrospektif Çalışma)
Tülün ÖZTÜRK *, Nagehan KARAHAN **, Murat AKSUN ***, İbrahim ÖZSÖYLER ****, Ali GÜRBÜZ
|
|
|
Amaç: Çalışmamızda, endovasküler stent-greft uygulanan abdominal aort anevrizmalı olgularda, lokal anestezi ve epidural anestezi yöntemlerinin intraoperatif hemodinamik stabilite (inotropik ajan ve/veya vazodilatatör ajan, sıvı gereksinimi) ve postoperatif sistemik komplikasyonlar (kardiyak, pulmoner, serebral, renal, bağırsak ve sepsis) üzerine etkileri retrospektif olarak karşılaştırıldı.
Gereç ve Yöntem: Ocak 2004-Aralık 2006 tarihleri arasında endovasküler stent-greft uygulanan olguların hastane kayıtları retrospektif olarak tarandı. Saptanan 32 olgunun, 20’sine lokal anestezi (Grup LA), 12’sine epidural anestezi (Grup EA) uygulanmıştı. Grup LA’da, % 1 prilokain infiltrasyonu ile (maksimum doz 8 mg kg-1) kasık bölgesinin 2 taraflı anestezisi sağlanmıştı. Epidural anestezi grubunda, lumbal aralıktan epidural kateter takılarak, prilokain, bupivakain ve fentanil ile T10 düzeyinde duyusal blokaj sağlanmıştı.
Bulgular: Anestezi süresi, Grup LA’da anlamlı olarak daha düşük (Grup LA= 192±22 dk., Grup EA=229±25 dk, p<0.01) idi. ‹ntraoperatif sıvı gereksinimi ve efedrin gerektiren olgu sayısı Grup EA’da daha yüksek olarak saptandı (sırası ile p<0.001 ve p<0.05). Vazodilatatör ve inotropik ajan gereksinimi gruplarda farklılık göstermedi (p>0.05). Olguların işlem sonrası sistemik komplikasyon görülme oranı her 2 grupta da benzerdi (p>0.05). Hastanede kalış süresi gruplarda benzerdi (p>0.05). Her 2 grupta da kaybedilen hasta olmamıştı.
Sonuç: Epidural anesteziye göre lokal anestezi yöntemi ile anestezi süresi daha kısa, volüm gereksinimi ve vazoaktif ajan gereksinimi daha azdır. ‹liak artere girişimin gerekli olmadığı ve obezitenin olmadığı infrarenal abdominal aort anevrizmalı olguların endovasküler tamirinde, lokal anestezi uygulamasının epidural anesteziye tercih edilebileceği kanısındayız.
Anahtar kelimeler: abdominal aort anevrizması, endovasküler, lokal anestezi, epidural anestezi
|
|
GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 14(1):18-22, 2008
Klinik Çalışma
Çocuklarda Büyük Arterlerin Transpozisyonu Ameliyatlarında Antifibrinolitik Ajan Kullanımı
|
Elif A. AKPEK *, Demet SULEMANJI *, Aslı DÖNMEZ *, Süleyman ÖZKAN **, Sait AŞLAMACI
|
|
|
Amaç: Bu çalışmada amaç, büyük damarların transpozisyonu (TGA) ameliyatı için arteryel “switch” ameliyatı (ASO) uygulanan hastalarda aprotinin ve traneksamik asit kullanımının postoperatif kanama ve transfüzyon gereksinimi üzerine etkilerini karşılaştırmaktır.
Materyal ve Metod: Büyük damarların transpozisyonu için açık kalp cerrahisi planlanan 30 hasta prospektif randomize kontrollü düzende çalışmaya alındı. Grup A’da (n=10) aprotinin 30.000 KIU kg-1 bolus dozu takiben 10,000 KIU kg-1 sa-1 hızda infüzyon olarak uygulandı; Grup T’de (n=10) traneksamik asit 100 mg kg-1 bolus dozu takiben 10 mg kg-1 sa-1 hızda infüzyon olarak uygulandı; Grup C (n=10) kontrol grubu olarak kabul edildi ve antifibrinolitik ajan kullanılmadı.
Bulgular: Perioperatif koagülasyon profili, postoperatif 24 saatlik kan kaybı ve kan ürünleri transfüzyonu gereksinimi gruplar arasında benzerdi (p>0.05). Kont-rol grubunda 1 hasta ve antifibrinolitik gruplarında 2’şer hasta revizyona alındı (p>0.05).
Sonuç: Küçük bir hasta serisi içeren bu çalışmada verilen dozlar ile elde edilen bulgulara göre, ASO uygulanan hastalarda antifibrinolitik kullanımının postoperatif kanama ve kan transfüzyonu üzerine anlamlı etkisi bulunmamıştır.
Anahtar kelimeler: aprotinin, traneksamik asit, büyük damarların transpozisyonu,
pediyatrik kardiyak cerrahi |
|
GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 14(1):23-28, 2008
Klinik Çalışma
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde 2005-2007 Yılları Arasında Gerçekleştirilen Torakotomi Uygulamalarının Retrospektif Değerlendirilmesi
|
Davud YAPICI *, Şebnem ATICI **, Türkan ALTUN ***, Erhan AYAN ****, Murat KAPLAN *****, Handan BİRBİÇER **, Zeliha Ö. ALTUNKAN **, Uğur ORAL
|
|
|
Torakotomi geçirecek hastalarda genellikle ileri yaş, yandaş hastalıklar, bozulmuş pulmoner fonksiyonlar, uzun süren derlenme ve postoperatif şiddetli ağrı eşlik etmektedir. Bu çalışmada, Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde 2005-2007 yıllarında elektif olarak gerçekleştirilen torakotomi uygulamalarının geriye dönük sonuçlarının tartışılması amaçlandı.
Ocak 2005-Aralık 2007 tarihlerinde göğüs cerrahisinin gerçekleştirdiği torakotomi ameliyatlarının kayıtları, hasta dosyaları ve algoloji bilim dalının ağrı formları geriye dönük olarak tarandı.
Üç yıl içinde gerçekleştirilen toplam 119 hasta değerlendirmeye alındı. Hastaların yaş ortalamaları 47±17, solunum fonksiyon testleri değerlendirildiğinde, FEV1/FVC oranı % 70’in üstü olanlar % 26.1 (31/119), FEV1/FVC oranı % 70-50 arasında olanlar % 68.9 (82/119) ve FEV1/FVC oranı % 50’nin altında olanlar ise % 5 (12/119) olduğu tespit edildi. Hastaların % 26.9’unda (32/119) dekortikasyon, % 23.5’inde (28/119) lobektomi ve % 21’ine (25/119) pnömonektomi uygulanmıştır. Sol çift lümenli endobronşiyal tüp, hastaların tümünde uygulanmıştır. Peroperatif malpozisyon oranı % 13.4 (16/119) olarak tespit edilmiş fakat sorun komplikasyonsuz olarak giderilebilmiştir. Hastaların % 76.5’inde (91/119) lomber epidural kateter, % 13.4’ünde (16/119) intratekal morfin uygulanmış ve rejyonel girişimlerin postoperatif meperidin tüketimini azalttığı saptanmıştır. Epidural morfin uygulanan hastaların yaklaşık % 60’ında (55/91) postoperatif ilave opioid gereksinimi olmamıştır. Tüm uygulamalarda, VAS skorlarına göre, etkin bir ağrı kontrolü sağlanmıştır. Hastaların % 16.8’i (20/119) postoperatif uzamış mekanik ventilasyon gereksinimi nedeniyle yoğun bakıma devredilmiş ve bunların % 6.7’si (8/119) kaybedilmiştir.
Sonuç olarak, torakotomi geçiren hastalarda yakın izlem, tek akciğer ventilasyonu ve etkin bir analjezi sağlanarak kabul edilebilir oranda mortalite ve morbidite ile sağlanabileceği, bütün torakotomilerde sol endobronşial entübasyonun güvenle uygulanabileceği gözlenmektedir. Ayrıca, epidural morfinin postoperatif analjezi için yeterli ve güvenli bir uygulama olduğu söylenebilir.
Anahtar kelimeler: torakotomi, tek akciğer ventilasyonu, epidural morfin, komplikasyon
|
|
GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 14(1):29-35, 2008
Klinik Çalışma
Kalp ve Damar Cerrahisinde Torakal Epidural Anestezi Uygulamalarımız
|
Esra ÇALIŞKAN *, Mesut ŞENER *, Nesrin BOZDOĞAN **, Aysu KOÇUM* *, Suat Özer ÖNER **, Ayda TÜRKÖZ ***, Anış ARIBOĞAN
|
|
|
Genel anesteziye ek olarak torakal epidural anestezi uygulamasının kardiyovasküler cerrahide daha stabil bir hemodinami sağladığı, strese bağlı cerrahi cevabı baskıladığı ve postoperatif dönemde etkin ağrı kontrolü sağladığı bilinmektedir. Çalışmamızda koroner arter baypas greftleme (KABG) ve abdominal aort cerrahisi yapılan, genel anesteziye ek olarak torakal epidural anestezi (TEA) uyguladığımız hastalarda sonuçlarımızı ve deneyimlerimizi değerlendirmeyi planladık.
Başkent Üniversitesi Araştırma ve Etik Kurulları onayı alındıktan sonra 2003-2006 tarihleri arasında KABG (n=46), kapak (n=1) ve abdominal aort cerrahisi (n=53) yapılan, genel anesteziyle birlikte TEA uygulanan hastaların anestezi, yoğun bakım ve servis gözlem kayıtları retrospektif olarak incelendi. TEA’nın etkinliği, yan etki ve komplikasyonları incelendi. Hastaların ekstübasyon, yoğun bakım ünitesinde kalış ve hastanede kalış süreleri değerlendirildi.
KABG uygulanan hastalarda kardiyopulmoner baypas (KPB) süresi 76.1±25.3 dk, aort kros klemp süresi 55.2±18.4 dk, cerrahi süre 4±0.6 saat, yoğun bakımda kalış süresi 47±23 saat ve hastanede kalış süresi 7±4 gün idi. Abdominal aort cerrahisi yapılan hastalarda abdominal aort kros klemp süresi 36.4±12.3 dk, cerrahi süre 3.8±0.9 saat, yoğun bakımda kalış süresi 57.6±19.5 saat, hastanede kalış süresi 5.4±2 gün idi.
Hastaların hiçbirisinde torakal epidural kateter uygulamasına bağlı nörolojik komplikasyon, kardiovasküler kollaps, total spinal blok, intravasküler enjeksiyon gibi ciddi komplikasyonlara rastlanmadı. Her iki cerrahi grupta TEA ile etkili bir ağrı kontrolü sağlandı. Postoperatif dönemde atelektazi, miyokard enfarktüsü, epidural hematom gibi komplikasyonlarla karşılaşılmadı.
Kardiyovasküler cerrahide genel anesteziye ek olarak torakal epidural anestezi uygulamasının, stabil bir hemodinami ve postoperatif dönemde etkili bir ağrı kontrolü sağladığını, postoperatif komplikasyonları azaltarak morbidite ve mortaliteyi azaltmakta etkili olduğunu düşünüyoruz.
Anahtar kelimeler: torakal epidural anestezi, kardiyovasküler cerrahi,
kardiyopulmoner baypas, abdominal aort cerrahisi |
|
GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 14(1):36-39, 2008
Olgu Sunumu
Kardiyak Cerrahide Miyastenia Gravisli Hastada Anestezik Yaklaşım
|
Gamze SARKILAR *, Cüneyt NARİN **, Ateş DUMAN ***, Selmin ÖKESLİ
|
|
|
Miyastenia gravis (MG), nöromusküler kavşakta asetilkolin reseptör (AChR) antikorlarının neden olduğu otoimmün bir hastalıktır. Bu reseptörlerin kaybı, nöromusküler iletide kas zayıflığı ve yorgunlukla seyreden bir defekte yol açar. MG’li hastalarda nöromusküler bloker (NMB)'lerin kullanımı, hastaların bu ajanlara bilinen duyarlılıklarından dolayı tartışmalıdır. Bu hastalarda özel anestezik yaklaşım gerekir, zira NMB'lere olan yanıt önceden tahmin edilemez. Kalp cerrahisinde MG’li hastaların NMB kullanmadan yapılan anestezi indüksiyonları ve idameleri ile ilgili deneyimler sınırlıdır. Bu olguda, kardiyak cerrahi planlanan MG’li bir hastada NMB kullanmadan sufentanil ve propofol ile sağlanan anestezi indüksiyonu ve idamesi sunulmuştur.
Anahtar kelimeler: anestezi uygulaması, kalp cerrahisi, kas gevşeticisiz
entübasyon, miyastenia gravis |
|
GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 14(1):40-44, 2008
Olgu Sunumu
Tüberosklerozlu Bir Olguda Anestezi Uygulaması
|
Nesrin BOZDOĞAN *, Aysu KOÇUM *, Esra ÇALIŞKAN **, Mesut ŞENER **, Tamer SEYHAN ***, Anış ARIBOĞAN
|
|
|
Tüberoskleroz; otozomal dominant geçiş gösteren ve spontan mutasyon oranı yüksek olan nörokutanöz bir hastalıktır. Birçok organda hamartomatöz lezyonların izlendiği bir hastalıktır. En sık beyin ve cilt olmak üzere böbrek, göz, akciğer, diş, kemik ve kalp etkilenir (1). Sıklığı 1:6.000’dir (2). Tüberoskleroz, tüm sistemleri etkilediği için bu hastaların anestezi uygulamaları önemlidir, perioperatif mortaliteyle sonuçlanabilecek ciddi komplikasyonlarla karşılaşılabileceğinden; preoperatif dikkatli değerlendirme, deneyim ve hazırlık, perioperatif yakın takip gereklidir.
Bu makalemizde, yüz ve saçlı deride lezyonları nedeniyle plastik cerrahi polikliniğine başvuran tüberoskleroz tanısı almış, 17 yaşında, erkek hastaya radyofrekans cerrahi ile dermabrazyon uygulaması sırasındaki anestezi deneyimimizi ve tüberosklerozlu olgularda anestezik yaklaşımda dikkat edilmesi gereken konuları sunmayı amaçladık.
Anahtar kelimeler: tüberoskleroz, anestezi uygulaması, perioperatif komplikasyonlar |
|
|