 |
GÖĞÜS KALP DAMAR DERGİSİ HAZİRAN 2008
|
GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 14(2):50-55, 2008
Derleme
|
Göğüs Cerrahisinde Anestezi
Sıtkı GÖKSU *, Murat BİLGİ **
|
|
|
Göğüs cerrahisi ve Tek Akciğer Ventilasyonu (TAV) uygulanacak hastalar ameliyat öncesi iyi değerlendirilip optimal şartlar sağlandıktan sonra ameliyata alınmalıdır. İyi bir preoperatif hazırlık intraoperatif hasta yönetimini kolaylaştırırken, postoperatif komplikasyonları azaltır. Hastalar için uygun monitorizasyon ve yakın takip gereklidir. Sağ ana bronş trakeadan daha dar açıyla ayrıldığı için endotrakeal tüpün sağa yerleşimi daha kolaydır. Ama TAV yapmak istendiğinde hastalarda daha çok sol çift lümenli tüple endobonşial entübasyon tercih edilir. Entübasyon sonrası tüpün pozisyonu fleksibl fiberoptik bronkoskopla doğrulanmalıdır. Entübasyon sırasında tüpün yanlış pozisyonu en sık karşılaşılan sorunken, trakeobronşial rüptür en ciddi komplikasyondur. Çift lümenli tüp olarak en sık Robert-Shaw tüpleri kullanılmaktadır. TAV, göğüs cerrahisi işlemlerinde cerraha iyi bir görüş alanı sağlarken, anesteziste bazı sorunlar oluşturur. En önemlisi ciddi hipoksemidir. Torakotomi yapılacak hastalarda lateral dekübit pozisyonu ventilasyon/perfüzyon ilişkisini bozduğu için hipoksiye ciddi katkıda bulunur. Bu sebeple FiO2 % 100 olmalıdır. Göğüs cerrahisi ameliyatları anestezist ve cerrahın kollektif çalıştığı cerrahilerin başında gelir. Anestezi yönetiminde; idamede inhalasyon anestezikleri tercih edilmeli, TAV isteniyorsa tidal volüm düşük tutulup solunum frekansı artırılmalı, N20 kullanılmamalıdır. Torakal epidural anestezi uygulaması postoperatif ağrı kontrolünde yararlıdır.
Anahtar kelimeler: göğüs cerrahisi, tek akciğer ventilasyonu, çift lümenli tüp, lateral dekübit pozisyonu |
|
GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 14(2):56-59, 2008
Derleme
Kardiyovasküler Cerrahide Isı Monitörizasyonu ve Yenilikler
|
|
|
|
Normalde vücut ısısı negatif “feedback” sistemle hipotalamus tarafından kontrol edilir. Genel anestezikler ve opioidlerin terleme üzerine etkileri çok azdır, ancak vazokonstrüksiyon ve titreme eşiğini ciddi olarak düşürürler. Klinik dozlarda yapılan testlerde bütün genel anesteziklerin hipotermiye yanıt eşiğini 37°C’den 35°C’ye hatta 33°C’ye kadar düşürdüğü gösterilmiştir. Isı monitorizasyonunun gerekli olduğu durumlar: 1) Otuz dk.’dan uzun süre genel anestezi alanlar. 2) Hipotermi riski bulunan kavitelerin açıldığı cerrahinin yapıldığı regional anestezi uygulanan hastalar. 3) Hipoterminin gerekli olduğu cerrahiler (Nöroaksiyel anestezi, kardiyovasküler anestezi).
Kardiyak cerrahi sırasında ve sonrasındaki ısı kontrolünün 2 büyük amacı vardır. Birincisi, kardiyopulmoner baypas sırasında hipoterminin kontrollü bir şekilde uygulanması ve istenilen soğuma derecesine ulaşıldığından emin olunmasıdır. İkinci amacımız ise, hipertermiyi engellemektir. Çünkü hipertermi, 2-3 derecelik hafif derecelerde artışta bile iskemik sinir hasarını uyararak ve nöronal ölümü hızlandırarak çok zararlı olabilir.
Rektal ısı, mesane ısısı, pulmoner arterden ısı ölçümü, özefagusun distal kısmından ısı ölçümü, nazoferenks ısısı ve timpanik membran ısısı, merkezi ısı ölçüm yöntemleri olarak kullanılmaktadır. Ayrıca, pompanın arteriyel yolundan ve venöz dönüşten ısı ölçümü ve juguler bulb ısısı da en güvenilir merkezi ısı ölçüm yöntemleridir.
Bu değişik ısı ölçüm yöntemlerinin özelikle kalp cerrahisinde hızlı soğuma ve ısınma dönemlerinde çeşitli avantaj ve dezavantajları bulunmaktadır. Ancak, ısı monitorizasyonunun dikkatle yapılması ve gerekirse birden fazla yöntemin kullanılması, postoperatif nörolojik komplikasyonların azaltılmasında önemlidir.
Anahtar kelimeler: kalp cerrahisi, ısı monitorizasyonu |
|
GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 14(2):60-65, 2008
Klinik Çalışma
İskemik Ayak Ülser Debridmanı Sırasındaki Ağrı Tedavisinde Epidural Blok ile Popliteal Bloğun Karşılaştırılması
|
Kader KESKİNBORA *, Işık AYDINLI **
|
|
|
Giriş: Kronik iskemik ağrı nedeni ile uygulanan idame analjezik tedavi, debridman sırasındaki akut ağrı için yeterli olmamaktadır ve debridmanın anestezi altında yapılması gerekmektedir. Ülserin alt ekstremitede lokalize olması, debridman sırasındaki ağrının giderilmesinde rejyonal anestezi yöntemlerinin uygulanmasını olası kılmaktadır. Bu çalışmada, iskemik ülserli hastaların depridman sırasındaki ağrı kontrolünde epidural blok ile popliteal bloğun etkinliği ve emniyeti karşılaştırıldı.
Gereç ve Yöntem: Çalışma, periferik vasküler hastalığı olup, ayaklarındaki yara nedeniyle debridman yapılacak 18 ile 76 yaş aralığında 30 olgu üzerinde gerçekleştirildi. Hastalar iki gruba ayrılarak birinci gruba debridman sırasında ağrı sağaltımı sağlamak üzere L4-5 spinal aralıktan epidural kateter ve ikinci gruba posterior yaklaşımla popliteal kateter takıldı. Debridman sırasında ağrı sağaltımı sağlamak üzere epidural kateterden % 2 lidokain 10 mL, popliteal kateterden % 2 lidokain 20 mL verildi. Her iki bloktan 30 dakika sonra sensoryal ve motor blok saptanıp, hemodinamik olarak stabil olan hastalar göğüs kalp damar cerrahisi kliniğine debridman işlemi yapılmak üzere doktor eşliğinde gönderildi. Blok öncesi ve sonrası ve debridman sırasındaki değerlendirme kriterleri ortalama arter basıncı, VAS ve hasta menuniyetiydi.
Bulgular: Debridman sırasındaki ortalama VAS değerleri iki grup arasında karşılaştırıldığında popliteal grup hastalarının debridman sırasındaki VAS ortalaması istatistiksel olarak düşüktü (p=0,001). Gruplar hasta memnuniyeti açısından karşılaştırıldığında, Likert ölçütü ortalama değerleri popliteal grup hastalarında (6.42±0; % 50 iyi) epidural grup hastalarına (5.26±0.46; %25 hafif iyi) göre istatistiksel olarak yüksekti (p=0.001). Epidural grup hastalarının blok öncesi ve blok sonrası OAB ortalama değerleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p=0,001).
Sonuç: Popliteal blok, periferik vasküler hastalığına bağlı ayak yarası nedeniyle debridman yapılacak hastalarda debridman sırasındaki ağrıyı daha iyi, uzun süreli ve emniyetli olarak kontrol etmiştir.
Anahtar kelimeler: epidural blok, popliteal blok, debridman, ayak ülserleri |
|
GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 14(2):66-69, 2008
Klinik Çalışma
Diyabetik Ayak Nedeniyle Amputasyon Yapılan Hastalarda Anestezi Uygulamalarımız §
|
Sıtkı GÖKSU *, Rauf GÜL **, Mehmet HAYIRLIOĞLU ***, Arif Coşkun UZUN ****, Ünsal ÖNER *****
|
|
|
Giriş ve Amaç: “Diyabetes Mellitus (DM)” hastalarında diyabetik ayak, alt ekstremite amputasyonlarına ve mortalite artışına neden olabilen önemli bir komplikasyondur. Diyabetik ayak travmatik olmayan alt ekstremite amputasyonlarının önemli bir nedenidir. Çalışmamızda ameliyathane koşullarında diyabetik ayak nedeniyle amputasyon yapılan hastalar ve uygulanan anestezi yöntemlerinin retrospektif araştırılması amaçlandı.
Gereç ve Yöntemler: Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi ameliyathanesinde Ocak 2002-Ağustos 2007 tarihleri arasında ameliyata alınan diyabetik ayaklı hastalar değerlendirildi. Ortopedi kliniği tarafından major veya minör alt ekstremite amputasyonu uygulanan tüm hastaların tıbbi kayıtları tarandı ve retrospektif olarak analiz edildi. Olguların yaş, cinsiyet, amputasyon seviyesi ve uygulanan anestezi yöntemi tespit edildi. Veriler ortalama± SD ve % olarak değerlendirildi.
Bulgular: Ocak 2002-Ağustos 2007 tarihleri arasında diyabetik ayak nedeniyle amputasyon uygulanan toplam 47 hasta (14’ü kadın 33’ü erkek) bulundu. Olguların yaşı ortalama 62.51±10.09 yıl idi. Major amputasyon sayısı 30’du (% 63.82). Major amputasyonların 24’ünün (% 51.06) dizaltı amputasyon, 6’sının (% 12.76) dizüstü amputasyon olduğu tespit edildi. Minör amputasyon sayısı 17 idi (% 36.17). Amputasyon yapılan hastalardan 32’sine (% 68) spinal anestezi, 5’ine (% 10.6) genel anestezi, 10’una (% 21.2) lokal anestezi uygulandığı tespit edildi.
Sonuç: Kliniğimizde diyabetik ayak nedeniyle amputasyon yapılan hastalarımızda anestezi yöntemi olarak spinal anestezi daha çok tercih edilmiştir.
Anahtar kelimeler: diyabetik ayak, amputasyon, anestezi |
|
GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg 14(2):70-75, 2008
Olgu Sunumu
Bir Odontojenik Enfeksiyon Sonrası Gelişen Desendan Nekrotizan Mediyastinit |
Ferruh BİLGİN *, Oğuz KILIÇKAYA *, Nedim ÇEKMEN *, Serkan ŞENKAL *,
Mehmet ÖZHAN *, Sedat GÜRKÖK **, Ahmet COŞAR *
|
|
|
Desendan nekrotizan mediyastinit (DNM), boyun ve ağız tabanını ilgilendiren infeksiyonların anatomik boşluklar yolu ile yayılması sonucu yüksek mortalite (% 50) ile seyreden ve acil girişim gerektiren ender bir patolojidir. Semptomlar belirsiz olduğundan erken tanı güçtür. DNM’li hastalarda seçilecek tedavi cerrahi drenaj ve/veya torakotomidir. On gün önce sol üst çeneden 5. molar diş çekimi sonrası gelişen derin boyun enfeksiyonu ve boyun absesi düşünülen 21 yaşındaki hasta, KBB kliniği tarafından abse drenajı yapıldıktan sonra yoğun bakım ünitesi (YBÜ)’ne sepsis tanısıyla entübe olarak kabul edildi. YBÜ’de izlenen hastada klinikte düzelme görülmemesi üzerine 6 gün sonra çekilen posteriyor-anteriyor (PA) akciğer grafisi ve beyin-boyun-toraks bilgisayarli tomografisinde (BT)’de DNM tanısı konuldu. Tedavisinde boyundan abse drenajına ek olarak yapılan sağ torakotomi ve anteriyor servikal mediastinotomi operasyonu gerçekleştirildi ve uygun antibiyoterapi uygulandı. Hasta yatışının 26. gününde trakeostominin mevcut olması, boyun insizyon hattının açık olması, sol fasiyal paralizi ve sol horner sendromu gibi sorunlarla yoğun bakımdan KBB kliniğine transfer edildi. Herhangi bir yakınması kalmayan hastamız hastaneye yatışının 56. gününde şifa ile taburcu edildi.
Basit bir faringeal ya da odontojenik enfeksiyonu olan, ancak hastanın yakınma ve genel durumunun daha ciddi gözlenen hastalarda DNM tanısından kesinlikle kuşkulanmak gerekir. Sonuç olarak, DNM yaşamı tehdit edici bir patoloji olup, erken tanı, uygun antibiyotik tedavisi ve etkili mediyastinal drenaj iyi prognozun gereklerindendir.
Anahtar kelimeler: desendan nekrotizan mediyastinit, mediyastinal drenaj, yoğun bakım ünitesi (YBÜ) |
|
|