 |
SSK GÖZTEPE TIP DERGİSİ / ARALIK 2003
|
Bronş Astımında Aeroallerjenlere Karşı Duyarlılığın ve Parazit Enfestasyonlarının Rolünün Araştırılması 18(4):196-199, 2003 |
İbrahim DİNÇ, Füsun ERDENEN, Cüneyt MÜDERRİSOĞLU, Cengiz KONUKSAL, Muzaffer FİNCANCI, Z. Ferhan ÖZŞEKER, Aydanur MİHMANLI |
|
|
Bu çalışmada, allerji polikliniğinde izlenen solunum yolu alerjisi olan 50 hasta değerlendirildi. Olgulara Allergo Phar-ma firmasına ait allerjen ekstreleri ile prick testi, serumda EIA metodu ile Biochem-İtalia-ALLERgen kitleri ile spesifik İgE ölçümleri ve dışkıda parazitolojik inceleme yapıldı. Deri testlerinde en yüksek duyarlılıklar ev tozu akarlarına (% 70-72) ve hamam böceği antijenine karşı (% 44) bulundu. Total İgE hastaların % 80'inde yüksekti. Spesifik İgE değerleri D. Pteronyssinus için % 52, D. Farinea için % 48, küf mantarları için % 2, polenler için % 2 hastada yüksek bulundu. Ev tozu akarları için deri testi pozitifliği ile spesifik İgE değerleri arasında anlamlı korelasyon bulunduğu halde diğer antijenler için anlamlı ilişki bulunmadı. Hastaların % 2'sinde dışkıda parazit tespit edildi.
Sonuç olarak solunum yolu allerjilerinin tanısında prick testinin en değerli metod olduğu, spesifik İgE ölçümünün özel koşullarda yapılmasını ve bu hastalarda parazit enfestasyonlarına az sıklıkla rastlandığını söyleyebiliriz.
Anahtar kelimeler: Bronş astımı, duyarlılık, parazit infestasyonu |
Rokuronyum Bromidin Farklı İndüksiyon Ajanları İle İntubasyon Koşulları ve İntubasyonun Neden Olduğu Hemodinamik Değişikliklerin İncelenmesi (*) 18(4):200-202, 2003 |
Zeynep Nur ORHON, Mehlika Pınar BESLER, Aydın AKYILDIZ, Meltem GÜL, Fatih ÖZTEKİN, Melek ÇELİK |
|
|
Çalışmamız, rokuronyumun farklı indüksiyon ajanlarıyla intubasyon kalitesi ve intubasyona hemodinamik yanıt üze-rindeki etkilerini araştırmayı amaçlamaktadır.
Hastanemiz Etik Kurul onayından sonra ASA I-II 80 hasta eşit 4 grup halinde çalışmaya dahil edildi. Anestezi indüksi-yonu Grup P'de 5 mg kg-1 tiyopental sodyum, Grup E'de 0.3 mg kg-1 etomidat, Grup PR'de 2 mg kg-1 propofol ve Grup NLA'da 0.005 mg kg-1 fentanil ve 0.1 mg kg-1 dehidrobenz-peridol ile gerçekleştirildi. İlk üç grupta indüksiyon ajanına 0.001 mg kg-1 fentanil ilave edildi. Olguların tümünde endotrakeal intubasyon 0.6 mg kg-1 rokuronyumla 60 sn içinde gerçekleştirildi. İntubasyon skoru, kalp atım hızı, arter kan basıncı (sistolik: SAB, diyastolik: DAB); indüksiyondan hemen önce (T0), intubasyondan 1 ve 5 dk sonra (T1,T2) kaydedildi.
Gruplar arasında iyi-mükemmel intubasyon skor yüzdeleri benzerdi. Hemodinamik veriler açısından kan basıncı değişimleri grup içi ve gruplar arasında anlamlı bulunmadı. Kalp atım hızı PR grubunda intubasyondan 5 dk sonra NLA grubuna göre anlamlı oranda (p<0.05) yüksekti. Bu bulgu klinik açıdan önemsiz bulundu.
Sonuç olarak, uygulanan indüksiyon ajanlarının rokuronyumun intubasyon kalitesi ve intubasyona hemodinamik yanıt üzerinde anlamlı etkisinin bulunmadığı kanısına varıldı.
Anahtar kelimeler: Rokuronyum, intubasyon kalitesi, tiyopental, propofol, etomidat, NLA |
Down Sendromlu Olgularda Konjenital Kalp Hastalığı Sıklığı 18(4):203-204, 2003 |
Erdal ADAL, Resmiye BEŞİKÇİ, Müştak AKKOÇ, Teoman AKÇAY, Hasan ÖNAL, Sevil SARIKAYA |
|
|
Çalışmamızda klinik ve sitogenetik olarak Down sendromu tanıs konan olgulardaki konjenital kalp anomalisi sıklığını araştırdık.
Çalışmamızı 01.01.2000-31.12.2000 tarihleri arası SSK Ba-kırköy Doğumevi Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim Hasta-nesi polikliniklerine başvuran, servislere yatarak tedavi gören, Kadın Hastalıkları ve doğum Kliniği'nde doğumu gerçekleştirilen klinik ve sitogenetik olarak Down sendromu tanısı konan 48 olguluk bir grup üzerinde gerçekleştirdik. Hastaların tümüne ekokardiyografi yapıldı.
Çalışmaya alınan 48 olgunun 21'inde konjenital kalp anoma-lisi saptandı. Bu 21 olgunun 10'u erkek, 11'i kız idi.
Sonuçlarımızdaki konjenital kalp hastalığı sıklığı göz önüne alındığında, Down sendromlu olgulara rutin olarak ekokardi-yografi yapılması gerekliliği ortaya çıkmaktadır.
Anahtar kelimeler: Down sendromu, konjenital kalp hastalığı |
Total Diz Artroplastisinde Preoperatif Egzersizin Postoperatif Sonuçlara Etkisi 18(4):205-208, 2003 |
Hikmet GÜVEN, Afitap İÇAĞASIOĞLU, Feyza TEREKLİ, Neşe ERDOĞAN, Füsun OĞUZ, Serdal TÜRKER |
|
|
Diz eklem hastalığının son döneminde tedavi açısından çok önemli bir yaklaşım olan total diz artroplastisinde (TDA) postoperatif rehabilitasyon ile ilgili pek çok çalışma yapılmasına rağmen preoperatif egzersizin etkinliğine yönelik araştırmalar sınırlı kalmış ve TDA'da preoperatif egzersizin rolü belirlenememiştir. Bu konuyu araştırmak üzere diz osteoartriti tanısı alan ve ortopedi kliniğince TDA planlanan 30 hasta iki gruba ayrıldı. Birinci gruba ayrılan 15 hastaya önce preoperatif sonra postoperatif rehabilitasyon programı uygulandı. İkinci gruba ayrılan 15 hastaya sadece postoperatif refabilitasyon programı uygulandı. Olguların demografik özellikleri, vücut kitle indeksleri, vizüel analog skala ile ağrı durumları sorgulandı. Kas güçleri manuel olarak ölçüldü. Preoperatif 6. hafta ve 1. haftada ve postoperatif 3, 6 ve 12. haftalarda değerlendirildiler. Bu değerlendirme için Knee Society Değerlendirme Formu esas alındı. Knee Society ile ağrı, eklem hareket açıklığı (EHA), instabilite, deformite, fonksiyonel kapasite değerlendirildi.Her iki grubun da postoperatif olarak ağrılarında belirgin azalma olmuş, fonksi-yonel skorları yükselmiş, fakat eklem hareket açıklığı, yürüme mesafesi ve merdiven kullanımında anlamlı değişme olmamıştır. Gruplar arasında da bir fark tesbit edilmemiştir.
Hastalar preoperatif egzersizden fayda gördüklerini ifade etmelerine rağmen bu verileri destekleyen kanıt yoktur.
Anahtar kelimeler: Total diz artroplastisi, preoperatif fiziksel tedavi |
Kronik Böbrek Yetersizlikli Olgularda Hemodiyaliz ve Periton Diyaliznin Lipid Profili Üzerine Etkisi 18(4):209-210, 2003 |
Yavuz YALÇIN, Zeliha AKSOY, Funda CÜREBAL, Hülya KARADAYI, Aytekin OĞUZ |
|
|
Kronik böbrek yetersizlikli hastalarda kardiyovasküler mortalite ve morbititenin önemli nedenlerinden biri, bu hastalardaki lipid metabolizması bozukluğudur. Üremik dislipidemi yüksek veya normal total kolesterol, düşük HDL kolesterol ve yüksek trigliserid düzeyleri ile karakterizedir. Renal replasman tedavisi alan hastalarda da serum lipid profilindeki bozukluğun devam ettiği bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı, hemodiyaliz ve periton diyalizinin serum lipid profili üzerine etkisini araştırmaktır.
Hemodiyaliz ve SAPD programında olan hastalar çalışmaya dahil edildi.Sonuçlar SAPD grubunda hemodiyaliz grubuna göre serum total kolesterol, LDL kolesterol ve trigliserid düzeylerinin daha yüksek olduğunu gösterdi, fakat aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi.
Sonuç olarak, renal replasman tedavisinin tipi lipid profilini etkileyebilir ve bu sorunun cevabını verebilmek için daha geniş randomize çalışmalara gereksinim vardır.
Anahtar kelimeler: Hemodiyaliz, periton diyalizi, lipid |
Nüks Hipospadias Cerrahisinde Tubularize İnsizyonel Plate Üretroplasti 18(4):211-212, 2 |
Reşit TOKUÇ, Erem Kaan BAŞOK, Ömer Faruk MEMİŞ, Tolga GÜLPINAR, Asıf YILDIRIM |
|
|
Tubularize insizyonel plate üretroplasti (TIPU) tekniğinin nüks hipospadias tamirindeki sonuçlarımızı retrospektif olarak değerlendirdik. Çalışmaya, kliniğimizde Nisan 1994 ve Aralık 2001 tarihleri arasında başarısız hipospadias tamiri nedeni ile başvuran ortalama yaşı 6.7 (17 ay-15 yaş arası) olan 32 hasta dahil edildi. Tüm hastalara en azından bir kez hipospadias tamiri uygulanmıştı. Preoperatif mea yerleşimi 24'ü distal, 4'ü midpenil ve 4'ü proksimal penil idi. Tüm hastalarda uygulanan cerrahi yöntem orijinal olarak tanımlananla aynı idi ve üretral stent (8-12 F silastik) kullanıldı. Hafif kordi olan olgularda dorsal plikasyon uygulandı. TIPU tekniği ile 30 hastada fonksiyonel neoüretra ve kozmetik görünümü normal meatus oluşturuldu. Beş hastada (% 15.6) komplikasyon oluştu, bunlar; 4 hastada üretral fistül (% 12.5), 3 hastada ilaveten meatal stenoz (% 9.3), 1 hastada glans ve neoüretrada ayrılma ve balanitis kserotika obliterans (% 3.1) idi. TIPU, nüks hipospadias olgularında başarı ile uygulanabilir. Daha önceki cerrahi girişimdeki üretral plate insizyonu, üretral plate canlı ve esnek görünümde ise kontrendikasyon oluşturmamaktadır.
Anahtar kelimeler: Hipospadias, uretroplasti, komplikasyon
|
İnflamasyon ve Ascus Smear Sonuçları Olan Olguların Kolposkopi ve Kolposkopik Biyopsi Sonuçlarının Karşılaştırılması 18(4):213-216, 2003 |
Sadık ŞAHİN, Necdet SÜER, Recep YILDIZHAN, Ertan ADALI |
|
|
İnflamasyon ve ASCUS smear sonucu olan olgularda kolposkopi ve kolposkopik biyopsi sonuçlarında displazi oranını araştırmak amacıyla bu çalışma planlandı.
Bethesda sistemine göre smear neticesi selim (inflamasyon) olan 56 ve ASCUS tespit edilen 13 hastaya kolposkopi ve kolposkopi eşliğinde biyopsi ve endoservikal küretaj uygulandı. Bu hastalardan elde edilen materyaller histopatolojik olarak değerlendirilerek displazi oranları saptandı.
Selim karakterdeki smear neticeleri olan olguların yapılan bi-yopsilerinde en fazla kronik servisit (% 59) gözlendi. Bu kişilerin % 10.7'sinde CIN I ve % 1.7'sinde CIN II-III histopatolojik tanı sonucu geldi. ASCUS smear sonucu olan olguların yapılan biyopsilerinde en fazla (% 30.7) metaplazi sonucu geldi. % 15.4 oranında CIN I ve yine % 15.4 oranında CIN II-III histopatolojik tanı sonucu gözlendi.
Selim karakterdeki smear neticeleri olan olguların yapılan biyopsilerinde orta ve yüksek dereceli displazik epitel gösteren olgular % 1.7 olduğu için, rutin smear kontrolleri yapmak ve smear alınış tekniğini ve zamanını doğru uygulayarak yanlış negatif sonuçları azaltmak, gerek harcanan zaman gerekse maliyet açısından en doğru yaklaşım olacaktır. ASCUS smear sonucu ile başvuran kişilerdeki orta ve yüksek dereceli displazik epitel sıklığı saptamak için daha fazla olgu ile yapılacak çalışmalara ihtiyaç vardır.
Anahtar kelimeler: Smear, kolposkopi, displazi |
Ayak Küçük Parmak Deformitelerinde Cerrahi Tedavi 18(4):217-219, 2003 |
Melih GÜVEN, Namık Kemal ÖZKAN, Volkan KILINÇOĞLU, Faik ALTINTAŞ |
|
|
Ayakta küçük parmaklar olarak adlandırılan 2., 3. ve 4. parmaklarda gelişen deformitelerde kliniğimizde uyguladığımız cerrahi tedavi sonuçlarını değerlendirdik.
1999-2002 yılları arasında ayak küçük parmak deformitele-rine yönelik cerrahi tedavi uygulanan 56 hastanın 68 ayağı çalışmaya dahil edildi. Hastaların 48'i kadın, 8'i erkek idi. Deformitelerin 42'si (% 61) sol, 22'si (% 39) sağ tarafta idi. Toplam 106 parmağa cerrahi girişim uygulandı. Bunlar;78 çekiç parmak, 22 tokmak parmak ve 6 pençe parmak deformitesi idi. Parmakların tümüne lokal anestezi altında patolojinin anatomik yerine uygun olarak parsiyel falanks rezeksi-yonu ve bir adet Kirschner teli ile fiksasyon uygulandı; 3 hafta sonra Kirschner teli çıkarıldı. Ortalama takip süresi 19 ay (5-32 ay) idi. Hiçbir hastada infeksiyon ve cilt nekrozu görülmedi. Hastalar ayakkabı giyme sorunları, kozmetik yakınma ve ağrı varlığına göre değerlendirildi. 46 (% 82) hasta sonuçtan memnun idi.
Küçük parmak deformitelerinde deformite yerinin doğru bir şekilde tespiti ve değerlendirilmesi hasta memnuniyetinin en önemli gerekliliğidir.
Anahtar kelimeler: Küçük parmak deformiteleri, parsiyel falanks rezeksiyonu |
Diabetes Mellituslu Hastalarda İmmunglobulin Düzeyinin Mikrovasküler Komplikasyonlar İle İlişkisi 18(4):220-224, 2003 |
Damla Burçak EYİNÇ, Ayça KAYA, Turgay ÖZAY, Gülşen TÜKENMEZ, Ahmet AĞRIŞ, Arslan DAĞAR |
|
|
Bu çalışmada diabetes mellituslu olgularda serum immünglobulin düzeyleri ile mikrovasküler komplikasyonlar, glukoz regülasyonu diabet süresi ve tedavi rejimleri arasındaki ilişki araştırıldı. 84 tip II diabet (yaş ortalaması:53.4±11.7) ve 38 nondiabetik (yaş ortalaması:49.2±14.8) çalışmaya alındı. Olguların klinik ve biyokimyasal değerleri kaydedildi. Serum immünglobulin düzeyleri ölçüldü.
Diabet süresi 10 yıldan fazla olanlarda, IgA düzeyi, kontrol grubu ve diabet süresi 10 yıldan az olanlara göre yüksek bu-lundu (p<0.05). IgG, IgM ve IgE düzeyleri arasında diabet süresi ile ilişki bulunmadı. Kötü kontrollü diabetiklerde (HbA1c >% 10), IgA düzeyleri diğer olgulara göre anlamlı derecede yüksekti (p<0.05). Glukoz regülasyonu ile IgM, IgG ve IgE düzeyleri arasında ilişki bulunmadı. Nefropati, nöropati,ve retinopati ile komplike olan diabetiklerde, IgA düzeyi anlamlı oranda yüksekti (p<0.05). Retinopatisi ve nöropatisi olanlarda IgG düzeyi düşük saptandı. İnsulin kullanan hastalarda IgA düzeyi kontrol grubuna göre yüksek bulundu.
Sonuç olarak bu çalışma, diabetiklerdeki yüksek IgA düzeyi ile diabetik mikrovasküler komplikasyonların, diabet süresinin ve glukoz regülasyonunun arasında bir ilişki oduğunu düşündürmektedir.
Anahtar kelimeler: Diabetes mellitus, immunglobulinler, mikrovaskuler komplikasyonlar |
Adana ve Payas'ta (Hatay) Egzema Prevalansı ve Etkileyen Faktörler 18(4):225-230, 2003 |
İbrahim BAYRAM, Seval Güneser KENDİRLİ, Derya Ufuk ALTINTAŞ, Mustafa YILMAZ, Gülbin BİNGÖL KARAKOÇ |
|
|
Bu çalışmada, egzema prevalansını ve etkileyen risk faktörlerini araştırmayı amaçladık. Çalışma, 6-18 yaş arasındaki okul çağı çocukları rasgele seçilerek yapıldı. Soru listesi, International Study of Asthma and Allergies In Childhood (ISAAC) soru listesi temel alınarak oluşturuldu.
Adana'da 3164 (% 51.9 kız, % 48.1 erkek), Payas'ta 1353 (% 50.5 kız, % 49.5 erkek) öğrenci çalışmaya dahil edildi. Egzema prevalansı; Adana'da % 8.3, Payasta ise % 9.3 olarak saptandı. Bu iki yerleşim birimindeki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0.27). Ailesel atopi, allerjik rinit ve astımın öğrencide bulunması, Adana ve Payas'taki çocuklarda egzema için risk oluşturmaktaydı (P<0.00001). Bununla birlikte, son 12 ayda ve daha önce sinüzit, rinit tanısı alanlar ve bronşit enfeksiyonu geçirenler ve evde nem olması egzema için her iki yerleşim birimindeki çocuklarda risk faktörü olduğu görüldü. Adana'daki öğrencilerde 15-18 yaş gurubuna göre, 6-10 yaş grubundaki çocuklar ve evde bir paket ve üzerinde sigara içilmesi egzema için riskli iken, Payas'taki öğrenciler için herhangi bir risk saptanmadı. Her iki yerleşim birimi için; ısınma şekli, cinsiyet, evde hayvan beslenmesi, evde sigara içilmesi ve babanın sigara içmesinin bir risk oluşturmadığı saptandı (P>0.05). Payas'taki çocuklar için ise annenin sigara içmesi, çocukların tüylü oyuncağının olması egzema için risk oluştururken (p<0.05), Adana'daki çocuklarda risk saptanmadı (p>0.05).
Anahtar kelimeler: Egzema, prevalansı, çocuk egzaması |
YAG-Lazer Kapsülotomi Sonrası Göz İçi Basıncının Kontrolünde % 0.5'lik Apraklonidin'in Etkinliği 18(4):231-233, 2003 |
Hüseyin ORTAK, Ömer İBİŞ, Varol ŞEN, Hasan HOROZ, Cem MESÇİ, Hasan H. ERBİL |
|
|
Bu çalışmada, katarakt cerrahisinden sonra oluşan arka kapsül kesafetinin tedavisinde kullanılan YAG-lazer kapsülotomi işleminin, göz içi basıncı üzerine etkisi ve % 0.5'lik apraklonidin uygulamasının etkinliğinin değerlendirmesi amaç-lanmıştır.
Ocak ile Mayıs 2000 tarihleri arasında SSK Göztepe Eğitim Hastanesinde takip edilen 62 hastanın 62 gözü çalışma kapsamında değerlendirilmiştir. YAG-lazer kapsülotomi sonrası apraklonidin verilen 36 hasta birinci grubu, ilaç verilmeyen 26 hasta ikinci grubu oluşturmuştur. Hastaların, işlem öncesi ve işlem sonrası 1. saatte, 24. saatte ve 72. saatte göz içi ba-sınçları Goldman applanasyon tonometresi ile ölçülmüştür.
% 0.5'lik apraklonidin verilen 1. gruptaki hastaların ortalama göz içi basınçları, işlem öncesi 16.9 mmHg, işlem sonrası 1. saatte 14.4 mmHg, 24. saatte 15.4 mmHg, 72. saatte 14.5 mmHg bulunmuştur. İlaç verilmeyen 2. gruptaki hastaların ortalama göz içi basınçları, işlem öncesi 12.8 mmHg, işlem sonrası 1. saatte 16.4 mmHg, 24. saatte 16.6 mmHg, 72. saatte 18.2 mmHg olarak ölçülmüştür.
Sonuç olarak, % 0.5'lik apraklonidin'in YAG-lazer kapsülotomi sonrasında artan göz içi basıncının düşürülmesinde etkili olduğu görülmüştür.
Anahtar kelimeler: Yag-lazer kapsülotomi, arka kapsül kesafeti, apraklonidin |
|
Yazarlara Bilgi
Yayın Kurulu
|