GÖZTEPE TIP DERGİSİ

 

 

SSK GÖZTEPE TIP DERGİSİ / MART 2003

 

İlk Trimesterde Gebelik Kesesinin Şeklinin ve Yolk Kesesi Şekil ve Boyutunun Gebeliğin Sonucunu Tahmin Etmedeki Değeri 18(1):4-9, 2003
Handan GÜRPINAR, Arzu KOÇ, Emel KAR ALTUNDAĞ, Gamze YETİM, Kumral KEPKEP
ÖZET
 
   Bebek isteyen ve gebe olduğunu öğrenen aile için bu bebeğin abortus veya embriyonik ölümle sonuçlanma olasılığını bilmek önemlidir. Aynı şekilde, hekim de ister normal yoldan, ister yardımcı üreme teknikleri ile elde edilmiş olsun saptanan gebeliğin bazı ultrsonografik özelliklerine bakarak yüksek veya normal riske sahip gebelikleri önceden tahmin etmek ve rutin kontrolleri buna göre planlamak ihtiyacındadır. Böylece aileyi ve kendini gereksiz anksiyete ya da iyimserlikten koruyabilir.
      Son adet tarihine göre gebeliğinin 6-12. haftalarında olan, kasık ağrısı, kramp ve vaginal kanama gibi semptomları olmayan, gebeliğin devamını isteyen, 59 olgu bilgilendirilmiş onamları alındıktan sonra çalışmaya dahil edildi. Endovaginal transduser (5 MHz transducer TOSHİBA 220A SSA) kullanılarak önce gebelik kesesinin intrauterin olup olmadığı embriyonik kutup ve embriyonik kalp aktivitesi araştırıldı. FKA (+) olgularda gebelik kesesinin sagital planda; antero-posterior ve longitidunal çapları, koronal planda; transvers çaplarının ortalaması, ortalama gebelik kesesi ölçümü olarak kaydedildi. Embriyonun en iyi görüntülenebildiği planda baş-popo uzunluğu ölçüldü. Yine yolk kesesinin sagital ve ko-ronal planlardaki üç ölçümünün ortalaması, ortalama yolk kesesi çapı olarak alındı, genel morfolojisi, duvar kalınlığı değerlendirilip bu özellikler kaydedildi.
      Tüm olgular 12. ve 20. gebelik haftalarında kontrole çağrıldı, gebeliğin devam edip etmediği öğrenildi.
      Yolk sac şekline göre gebeliğin sonlanma durumları arasında anlamlı fark vardı (p<0.001). Gebeliği olumlu sonuçlananların % 95.5 (42 olgu) normal, düzgün, yuvarlak yolk kesesi şekli mevcuttu. Olumsuz sonuçlananların ise % 78.6 (11 olgu) yolk sac şekli anormaldi.
      Anahtar kelimeler: Transvaginal ultrasonografi, Yolk kesesi, gebelik kesesi

Miyokard İnfarktüsü Sonrası İzometrik Egzersiz ile Sistolik Zaman İntervallerindeki Değişimin Çok Damar Hastalarını Öngörmede Değeri 18(1):10-12, 2003
Nilgün AKBULUT, Ayşe Gül KARAÇAM, Ahmet AKIN, Birsel KAVAKLI
ÖZET
 
      Akut miyokard infarktüsü sonrası, % 40'ın üstünde sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonuna sahip, muhtemel çok damar hastalarını erken tanıyabilmek amacıyla, infarktüsün 7-10. günleri arası 30 hastada izometrik egzersiz öncesi ve sonrası sol ventrikül sistolik zaman intervalleri olan preejeksiyon periyodu/sol ventrikül ejeksiyon zamanı oranı (PEP/LVET) ölçüldü. Daha sonra tüm hastalara koroner anjiyografi uygulanarak koroner anatomi belirlendi. Tüm hastalar dikkate alındığında izometrik egzersiz öncesi ve sonrası (PEP/LVET) oranında anlamlı değişiklik saptanmazken, birden fazla proksimal ko-roner arterde % 50 diameterden fazla darlığı olan hastalarda izometrik egzersiz sonrası (PEP/LVET) oranının anlamlı olarak uzadığı saptandı.
      Anahtar kelimeler: Miyokard infarktüsü, sistolik zaman aralıkları

Santral Retinal Ven Tıkanıklıklarında Oküler Kan Akımının Renkli Doppler Ultrasonografi ile Değerlendirilmesi 18(1):13-15, 2003
Varol ŞEN, Bengü BOZYEL, Ömer İBİŞ, Hasan HOROZ, Cem MESÇİ, Hasan ERBİL
ÖZET
 
         Santral retinal ven tıkanıklığı olan hastalarda etkilenen gözlerde akım hemodinamiğinde oluşan değişiklikleri incelemek amaçlandı. Çalışmamızda santral retinal ven tıkanıklığı olan 20 hastanın 20 gözü renkli doppler ultrasonografi cihazı kullanılarak, santral retinal arterde pik sistolik hız (PSV), end diyastolik hız (EDV), pulsatilite indeksi (PI), rezistivite indeksi (RI), oftalmik arterde PSV, EDV ve santral retinal vende maksimum hız (Vmax) değerleri çalışıldı.Elde edilen değerler kontrol grubu değerleri ve aynı hasta grubunun kontralateral göz değerleri ile paired student-t testi kullanılarak karşılaştırıldı.
      Hastaların 9'u (% 45) kadın, 11'i (% 55) erkek ve yaş ortalaması 59.5±1.0 idi. Santral retinal arterde; PSV ve EDV değerleri kontralateral göz grubu ve kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük bulundu (p<0.05), PI ve RI değerleri yine kotralateral göz grubu ve kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0.05). Oftalmik arterde; PSV ve EDV değerlerinde kontralateral göz grubu ve kontrol grubuna göre anlamlı derecede farklılık saptanmadı (p>0.05). Santral retinal venden alınan Vmax değerleri kontralateral göz grubu ve kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük bulundu (p<0.05). Çalışılan bütün değerler için, kontralateral göz grubu ve kontrol grubu değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktu.
      Renkli doppler ultrasonografinin santral retinal ven tıkanıklığı olan hastalarda vasküler akım hemodinamiğinde oluşacak değişiklikleri değerlendirebilecek yetide olduğu kanısına varılmıştır.
      Anahtar kelimeler: Renkli doppler USG, santral retinal ven tıkanıklığı, oküler kan akımı

Talasemi Majorlu Çocuklarda Plazma/Lökosit Askorbik Asit Düzeyleri İle Demir Birikimi Arasındaki İlişki (*)18(1):16-19, 2003
Erdal ATAÖZDEN, Hale ARAL, Arif KUT, Selma ÇEKİRDEK, Çetin TİMUR, İncihan OCAKOĞLU
ÖZET
 
      Transfüzyon tedavisi beraberinde önemli komplikasyonlara yol açan demir birikimi ile, plazma ve lökosit askorbik asit düzeyleri arasındaki ilişkiyi ve talasemi tedavisinde askorbik asitin yerini araştırdık. 25 takipli hasta (13 kız, 12 erkek) ve 21 sağlıklı çocuk (10 kız, 11 erkek) çalışmaya alındı. Plazma ve lökosit askorbik asit düzeyleri dinitrofenil hidrazin metodu; serum ferritin düzeyleri ELİSA metodu ile ölçüldü. Lökosit askorbik asit düzeyleri normal olan 14 hastanın ferritin değerlerinin ortalaması 1211.94±179.92 ng/ml iken, lökosit askorbik asit düzeyi normalin altında olan 11 hastanın ferritin değerlerinin ortalaması 1338.22±229.65 ng/ml idi (p>0.05). Plazma ve lökosit askorbik asit düzeylerinin azalmasıyla birlikte serum ferritin düzeylerinde yükselme gözlendi, ancak bu istatistiksel olarak anlamlı değildi.
      Anahtar kelimeler: Askorbik asit, talasemi major, ferritin, DFO

Ağrılı Omuzda Konservatif Tedavi 18(1):20-23, 2003
Feyza TEREKLİ, Afitap İÇAĞASIOĞLU, Zerrin KARATAŞ, Ali EMREM, Seçil TEOMAN, Serdal TÜRKER
ÖZET
 
      Bu çalışmada Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon polikliniğine ağrılı omuz yakınımı ile başvuran ve çeşitli konservatif tedavi yöntemleri ile tedavi edilen 72 hasta retrospektif olarak değerlendirildi.
      Hastalara goniometrik ölçüm, manuel kas gücü değerlendirmesi, rotator manşon ve bisipital tendon değerlendirme testleri yapıldı. Omuz radyografileri ve ultrason tetkikleri görüldü. Hastaların tedavi öncesi ve tedavi sonrası ağrıları vizüel analog skala (VAS) ile, fonksiyonel durumları Constant skorlaması ile değerlendirildi. Konservatif tedavi olarak hastalara istirahat, buz uygulaması, medikal tedavi, fizik tedavi, egzersiz, subakromial injeksiyon ve mobilizasyon teknikleri uygulandı. İstatiksel değerlendirmeler SPSS V.10 paket program kullanılarak yapıldı. Tedavi öncesi ve sonrası değerler eşleş-tirilmiş t testi ile karşılaştırıldı.
      62 kontrole gelen hastanın % 53.2'si kadın, % 46.8'i erkekti. % 93.5 hastada dominant el sağ iken sağ omuzun etkilenme oranı % 40.3 idi. % 1.6 hastanın bilateral omuz tutulumu mevcuttu. % 95 hastada rotator manşon testleri pozitifdi. Hastaların tedavi öncesi ve sonrası değerleri karşılaştırıldığında; VAS, goniometrik ölçüm ve fonksiyonel durumlarında (Constnat Skoru) istatistiksel anlamlı düzeyde iyileşme saptandı (p<0.001).
      Omuz ağrısı ile gelen hastalara uygulanan konservatif tedaviler ile etkin sonuçlar alınmıştır. Tedavilerin etkinliklerinin birbirleri ile kıyaslanması için ise randomize, kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır.
      Anahtar kelimeler: Ağrılı omuz, konservatif tedavi

İnsülin Kullanan Diyabetli Hastalarda Serum Sialik Asit Düzeyi Kapiller Endotel Permeabilite Bozukluğu ile İlişkili mi? 18(1):24-27, 2003
İncihan OCAKOĞLU, Hale ARAL, Alev ORHUN, Bülent ERALP, Selma ÇEKİRDEK
ÖZET
 

    Diyabetli hastalarda serum glikoproteinleri ve buna paralel olarak sialik asit seviyelerinde değişiklik olması beklenir. Bu süreç ile diyabet süresi arasında ilişki vardır. En az 5 yıl önce diyabet tanısı almış olan 38 hasta çalışmaya alındı. Serum sialik asit düzeyleri enzimatik kolorimetrik metodla, idrarda mikroalbumin (MA) düzeyleri immünopresipitasyon metoduyla ölçüldü. Kontrol grubunda (n=18) sialik asit düzeyleri 61.8±5.7 mg/dl bulundu. MA negatif (13.1±3.8 mg/gün) olan hastaların bir grubunda (n=18) sialik asit düzeyleri 68.9±9 mg/dl bulundu. MA pozitif (127.6±98.3 mg/gün) olan diğer hasta grubunda (n=20), sialik asit düzeyleri 82.6±10.8 mg/dl bulundu. Diyabetik hastalarda metabolik kontrolü ve komplikasyonları izlemek için kan glukozu ve HbA1c dışında bir parametre olarak sialik asit düzeylerini ölçebiliriz.
      Anahtar kelimeler: Sialik asit, mikroalbuminüri


Nervus Cutaneus Antebrachii Lateralis'in İnnervasyon Alanı 18(1):28-31, 2003
Yelda ATAMAZ PINAR (*), Z. Aslı AKTAN İKİZ (**), Senem ERDOĞMUŞ (***), Hülya ÜÇERLER (***)
ÖZET
 
         N. cutaneus antebrachii lateralis (NCAL)'in anatomik seyrini tanımlamak amacıyla Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı'nda formalinle fikse edilmiş 50 adet kadavra örneğinde çalışıldı. NCAL'in fascia brachii'yi delip yüzeyelleştiği nokta, interepikondiler çizginin vertikal hat üzerinde ortalama 3±0.51 cm yukarısında, transvers hat üzerinde ise lateral epikondilin ortalama 4.5±0.62 cm medialinde bulundu. Sinirin yüzeyelleştiği bu seviyede, medialinde yer alan m. bi-ceps brachii'nin tendonunun 21 örnekte oldukça belirgin olduğu izlendi. 29 örnekte ise bu seviyede m. biceps'in daha muskuler olduğu, tendonunun daha alt seviyede belirginleştiği görüldü. 50 kadavra örneğinin 37 adedinde NCAL'in terminal dalları RS dalları üzerinde uzanıyordu (overlap). 37 örneğin 10 adedinde RS ile NCAL ön dalı arasında direkt bağlantı vardı (complet overlap). 37 örneğin 27 adedinde bu iki sinir arasında direkt bir bağlantı yoktu, fakat NCAL ön ve arka dalı RS'in üzerinde örtüşerek birinci metakarpal kemiğin proksimaline kadar uzanıyordu (parsiyal overlap). 13 örnekte ise NCAL bağımsız olarak ön kol distaline kadar seyrediyordu. NCAL ön dalının RS'in sadece tenar bölge, baş parmağın radial kenarı ve birinci interosseoz aralıkta uzanan deri dalıyla bağlantı yaptığı izlendi. Bu örneklerde NCAL'in klasik duyu alanına ek olarak başparmak duyusuna da katıldığı düşünülmektedir.
      Anahtar kelimeler: Musculocutaneuse sinir, anatomi, lateral antebrachial cutaneuse sinir

Proksimal Hipospadias Olgularında TIPU 18(1):32-33, 2003
Reşit TOKUÇ, Erem Kaan BAŞOK, Ömer Faruk MEMİŞ, Erol PELTEKOĞLU, Necmettin ATSÜ
ÖZET
 
        Günümüzde TIPU proksimal hipospadias olgularında da tercih edilen bir yöntemdir. Bu çalışmada 26 proksimal hipospadias olgusundaki TIPU sonuçları retrospektif olarak incelenmiştir. Hasta seçiminde en önemli kriter üretral plate'in canlı ve sağlam olmasıydı. Hastaların 7'si redo olgu idi. Tüm olgularda subkutan doku ile ikinci kat kapama uygulandı. Sadece 4 olguda komplikasyon ortaya çıktı ve bu olgulara sekonder girişim uygulandı. Bir olgu dışında tüm olgularda mükemmel kozmetik sonuç elde edildi.
      TIPU proksimal hipospadias olgularında da mükemmel koz-metik sonuçlarla, güvenle uygulanabilecek bir yöntemdir.
      Anahtar kelimeler: Hipospadias, snodgrass, TIPU

Antijene Dayalı İnvaziv Olmayan Bir Testle Helicobacter pylori İnfeksiyonunun Tanısı 18(1):34-39, 2003
Gülay BEKLER, Nail ÖZGÜNEŞ, Celal ULAŞOĞLU
ÖZET
 
         Bazı gastrointestinal hastalıklarla ilişkisi olan Helicobacter pylori, insanlarda sık görülen bir patojendir. H pylori infeksiyonunun tanısı için tartışılan yeni non-invaziv tekniklerin araştırılması kapsamında, gaitadaki H pylori antijeni tespitinde kullanılan bir EIA'yı (HpSA) değerlendirdik.
      Bu prospektif çalışmada gastroskopi yapılan 46 hastadan (23 kadın, 23 erkek; yaş aralığı 18-70, ortalama 42) alınan gaita örnekleri HpSA ile, endoskopik biyopsi örnekleri hızlı üreaz testi ve histolojik olarak incelendi. Histoloji ve üreaz test po-zitif olanlar Helicobacter pylori pozitif, negatif olanlar ise H pylori negatif olarak tanımlandı. Belirlenen kriterlere göre H pylori infeksiyonu bulunan 33 hastanın 30'u HpSA ile pozitif bulundu (duyarlılık % 90.9). İnfeksiyon saptanmayan 13 hastanın 11'i HpSA ile negatif bulundu (özgüllük % 84.62).
      Anahtar kelimeler: HpSA, Helicobacter pylori

Selim ve Habis Adneksiyal Kitlelerin Ayırımında Ultrasonografi ve Renkli Doppler Ultrasonografinin Tanısal Değeri 18(1):40-43, 2003
Semra KAYATAŞ ESER, Erkan COŞKUN, M. Murat NAKİ, Fahrettin KANADIKIRIK
ÖZET
 
        Selim ve habis adneksiyal kitlelerin ayırımında ultrasonografi ve renkli doppler ultrasonografinin tanısal değerinin belirlenmesi.
      1.4.200-15.3.2001 tarihleri arasında SSK Göztepe Eğitim Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğine pelvik kitle ön tanısı ile yatan ve operasyon endikasyonu verilen 61 hastaya selim-habis ayırımı için ultrasonografi, ve renkli doppler ultrasonografi yapıldı. Bu testlerin kullanımı ile her bir testin duyarlılık, özgüllük, pozitif öngörü değeri (PPD) ve negatif öngörü değeri (NPD) oranları belirlendi.
      Sasone ultrasonografik skorlama sistemine göre eşik değer 9 ve renkli doppler incelemede PI (pulsatılite indeks) için eşik değer <1 ve RI (rezistans indeks) için eşik değer <0.4 alındığında elde edilen bulgular; ultrasonografi skoru için duyarlılık % 69.23, özgüllük % 91.67, PPD % 69.23 ve NPD % 91.67; PI için duyarlılık % 92.3, özgüllük % 69.7, PPD % 48 ve NPD % 96.7 ve RI için duyarlılık % 46.2, özgüllük % 88.4, PPD % 54.5 ve NPD % 84.4 idi.
      Yüksek duyarlılık, özgüllük ve PPD saptanan ultrasonografik değerlendirme jinekolojik pratikte kullanılmalıdır. Doppler değerlerinde mutlak bir sonuç oluşturulamasa da US verileri ve klinik bulgular ile birlikte değerlendirilmesi görüşündeyiz.
      Anahtar kelimeler: Adneksiyal kitle, US, Doppler US

 

 

 

 

Yazarlara Bilgi

Yayın Kurulu

 

 

 

Logos Tıp Yayıncılığı 2008 - 2010
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36 D.66-67
Gayrettepe 34349 Istanbul
Tel: 02122880541 ve 02122885022
eXTReMe Tracker