 |
SSK GÖZTEPE TIP DERGİSİ / HAZİRAN 2003
|
Sublingual Kaptoprilin Sol Ventrikül Diyastolik Fonksiyonlarına Etkisi 18(2):68-70, 2003 |
Ayşe Gül KARAÇAM, Nilgün AKBULUT, Tamer AKBULUT, Birsel KAVAKLI |
|
|
Bu çalışmada, kan basıncındaki akut düşmenin sol ventrikül diyastolik fonksiyonlarına etkisini araştırmayı amaçladık.
Çalışmaya, sistolik kan basınçları >180mmHg ve/veya diyastolik kan basınçları >110 mmHg olan, EKG'lerinde patolojik Q dalgası bulunmayan, sinüs ritmindeki 12 erkek, 21 kadın olmak üzere toplam 33 olgu alındı. Hastalar sol ventrikül duvar kalınlıklarına göre hipertrofik olan (>12 mm) ve hipertrofik olmayan (<12 mm) olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Tüm hastaların sublingual kaptopril ile kan basınçlarında düşme sağlandı. Kaptopril öncesi ve sonrası ekokardiyografik olarak, mitral kapak erken (E) ve geç akım (A) hızları ölçüldü.
Hipertofi görülmeyen hipertansif grupta (n=16) E/A oranı kan basıncının düşmesiyle 0.751±0.187'den 0.875±0.218'e çıkıyordu (p<0.001). Buna karşılık, hipertrofi görülen olguların (n=17) kaptopril öncesi ve sonrası E/A oranı 0.839±0.202 ve 0.819±0.198 idi.(a.d).
Bu bulgular, hipertansiyonun sol ventriküler hipertrofi gelişmeden tedavi edilmesinin, sol ventrikül diyastolik fonksiyonlarını kısa sürede olumlu yönde etkileyeceğini göstermektedir.
Anahtar kelimeler: Hipertansiyon, diyastolik disfonksiyon |
Abortus İmminens Olgularında Serum Progesteron, Human Karyonik Gonodotropin ve Renkli Doppler Görüntüleme Sonuçlarının Prognostik Değeri 18(2):71-73, 2003 |
Nurettin AKA, Yıldız ALTAN, Eşref YAZICIOĞLU |
|
|
Vaginal kanama şikayeti ile gelen, kollumu kapalı 80 gebe çalışma grubunui normal gebelik muayenesine gelen 30 gebe kontrol grubunu oluşturdu. Tüm hastalar 20. gebelik haftası tamamlanana kadar izlendi. çalışma grubu, gebeliği abort ile sonuçlanan (n=30) ve gebeliği devam eden (n=50) olarak iki gruba ayrıldı. Tüm gruplar ve kontrol grubunda serum progesteron, b-HCG değerlerinin tek başlarına veya birlikte kullanıldıkları tanı oranları yaklaşık olarak aynı bulunmuştur. Bu parametrelere Doppler direnç indeks değerlerinin eklenmesi doğru tanı oranını artırmamıştır.
Anahtar kelimeler: Abortus imminens, progesteron, b-HCG, doppler direnç indeksi |
Kinosian Yöntemi ile Dakriosistorinostomi ve Bikanaliküler Silikon Tüp İmplantasyonu Uygulamasının Sonuçları 18(2):74-76, 2003 |
Varol ŞEN, Ömer İBİŞ, Hüseyin ORTAK, Cem MESÇİ, Hasan HOROZ, Hasan ERBİL |
|
|
Bu çalışmada, kliniğimizde Kinosian yöntemi ile dakriosistorinostomi ve bikanaliküler nasolakrimal silikon tüp uygulaması yapılmış hastaların uzun süreli takip sonuçlarını belirlemek amaçlanmıştır.
SSK Göztepe Eğitim Hastanesi göz hastalıkları kliniğinde Ocak 1996 ile Aralık 1999 tarihleri arasında kronik dakriosistit tanısı ile ameliyat edilen 118 hastanın 140 gözü incelendi. Hastalara Kinosian yöntemi ile dakriosistorinostomi ve bikanaliküler nasolakrimal silikon tüp implantasyonu uygulandı.
İncelemeye alınan hastaların 96'sı (% 81) kadın, 22'si (% 19) erkek idi. Hastaların yaş ortalaması 39.9 yıl (9-68 yıl) idi. Postoperatif izlem süreleri benzer olup, ortalama 16.23 ay (4-46 ay) idi. Postoperatif uzun süreli izlem sonucunda 140 gözün 122 tanesinde (% 87.15) kanalın açık, 18 tanesinde (% 12.85) kanalın kapalı olduğu, yapılan lavaj sonucunda görül-müştür.
Kronik dakriosistit nedeniyle kinosian tekniği kullanılarak yapılan dakriosistorinostomi ve bikanaliküler silikon tüp uyglamasının % 87.15'lik başarı oranı ile etkili bir cerrahi prosedür olduğu sonucuna varılmıştır.
Anahtar kelimeler: Dakriosistorinostomi, Kinosyan tekniği, silikon tüp implantasyonu |
V. emissaria mastoidea, condylaris posterior ve occipitalis'in Geçtiği Deliklerin Anatomik Özellikleri ve Klinik Önemi 18(2):77-81, 2003 |
Z. Aslı AKTAN |
|
|
Bu çalışmada sinus sigmoideus'un üç olası emisser veninin delikleri ve v. emissaria occipitalis'in deliği üzerinde çalışıldı. Deliklerin ölçümlerini ve lokalizasyonlarını saptamak amacıyla 464 adet temporal kemik kullanıldı. Emisser venler ve bu venlere ait delikler, özellikle baş-boyun cerrahisinde önem taşımaktadır. Diğer taraftan genişlemiş v. condylaris posterior'un da objektif tinnitus nedeni olabileceği bilinmektedir. Bu nedenlerle sonuçlar önceki çalışmalarla karşılaştırılarak emisser venin klinik önemi gözden geçirildi.
Anahtar kelimeler: V.emissaria mastoidea, v.emissaria condylaris posterior, v.emissaria occipitalis, tinnitus, suboksipital kraniotomi |
Oral Hormon Replasman Tedavisinin İnternal Karotis Arter ve Uterin Arter Pulsatilite İndeksi Üzerine Olan Etkileri 18(2):82-84, 2003 |
Semra KAYATAŞ ESER, Ertunç MEGA, Fahrettin KANADIKIRIK |
|
|
Hormon replasman tedavisinin postmenopozal dönemde kardiyovasküler sisteme etkisini, internal karotis arter ve uterin arter pulsatilite indeksi üzerine etkisini araştırarak göstermeyi amaçladık.
Menopozal şikayetler ile polikliniğimize başvuran 30 olgu çalışmaya alındı. Olgulara kesintisiz konjuge östrogen 0.625 mg/gün ve siklusun son 12 gününde 5 mg/gün medroksiprogesteron asetat tedavisi başlandı. İnternal karotid ve uterin arter pulsatilite indekslerinin bazal değerleri renkli doopler ultrasonografi kullanılarak ölçüldü. Tedavinin 3. ayında tekrar internal karotid ve uterin pulsatilite indeks değerlendirmesi yapıldı.
Hormon replasman tedavisi sonrası internal karotis ve uterin arter ortalama pulsatilite indeks oranlarında anlamlı düzeyde azalma izlendi. Bazal ortalama internal karotis arter pulsatilite indeksi 1.28±0.32 iken, tedavi sonrası 1.07±0.25'e (p<0.001) ve bazal ortalama uterin arter pulsatilite indeksi 2.13±0.36 iken 1.89±0.35'e (p<0.05) düştü.
Oral hormon replasman tedavisi, kullanımının üçüncü ayında internal karotis ve uterin arterde kan akımına olan direnci azaltır. Vasküler sistem üzerindeki bu etki, kadınlarda hormon replasman tedavisinin kardiovasküler sistem üzerindeki koruyucu etkisini açıklamaktadır.
Anahtar kelimeler: Hormon replasman tedavi, internal karotis arter, uterin arter, pulsatilite indeks |
Pediyatrik Yaş Grubu Üreteropelvik Darlıkta (UPD) Uygulanan Diversiyon Kullanılan (Double J Stent) ve Kullanılmayan Dismembered Piyeloplasti Sonuçlarımız 18(2):85-87, 2003 |
Reşit TOKUÇ, Erem Kaan BAŞOK, Ömer Faruk MEMİŞ, Mete DEĞİRMENCİ, Cenk GÜRBÜZ |
|
|
Pediatrik yaş grubunda üreteropelvik darlıkta dismembered piyeloplasti en çok tercih edilen cerrahi girişimdir. Drenajın nasıl yapılacağı konusunda halen pek çok tartışma vardır. Haziran 2001-Eylül 2002 tarihleri arasında stent konan ve konmayan piyeloplasti sonuçlarımızı karşılaştırdık. Üreteropelvik darlık tanısı konan 18 hastanın 7'sine stentsiz, 11'ine double J stent (DJS) konarak piyeloplasti uygulandı. Hiç bir hastada diversiyon ile piyeloplasti uygulanmadı. Postoperatif erken dönem komplikasyon ve hastanede kalış süresi yönünden her iki grup karşılaştırıldı. Stentsiz 7 hastanın 2'sinde komplikasyon izlendi . Bir hastada uzamış drenaj ve 1 hastada geçici obstrüksiyon nedeniyle stent takılması gerekti. Stent takılan grupta hiç bir ürolojik komplikasyon izlenmedi. Median hospitalizasyon stent takılan grupta ve stent takılmayan grupta 6 gündü. Stent takılan grupla stent takılmayan grup arasında sonuçlar birbirine yakın görülmektedir.
Anahtar kelimeler: Üreter, piyeloplasti, hidronefroz
|
Febril Konvulsiyonlar: Klinik ve Risk Faktörleri 18(2):88-91, 2003 |
Suat BİÇER, Gülseren ARSLAN, Çiğdem YILMAZ, Sibel ÖZTÜRK, Nuray AKTAY, Özlem ARIDAŞIR, Ender AKSÜYEK |
|
|
Febril konvulsiyonlar, çocukluk çağındaki en sık konvulsif olay olup,tüm çocukların % 2.5'inde görülür. Çoğu çocukta prognoz oldukça iyidir. Basit febril konvulsiyonları takiben epilepsi gelişme riski, genel populasyondan hafifçe yüksek olup, basit febril konvulsiyonlardaki asıl problem üçte bir çocukta görülen nöbet rekürrensidir. Nöbetlerin erken yaşta başlaması, 1. derecedeki akrabalarda febril konvulsiyon hikayesi olması, rekürren febril konvulsiyonların oluşumu ve nöbetlerin düşük dereceli ateşler ile meydana gelmesi çocuklardaki rekürrens riskini artırır. Ailede epilepsi hikayesi olması, gelişimsel nörolojik anormallik bulunması ve nöbetlerin düşük dereceli ateşler ile meydana gelmesi febril konvulsiyonlu çocuklarda epilepsi gelişimi için riskli faktörlerdir.
Anahtar kelimeler: Febril konvulsiyon, rekürrens riski, epilepsi |
Tekrarlayan Düşük ve İntrauterin Ölüm Olgularında Antifosfolipid Antikorların Araştırılması 18(2):92-95, 2003 |
Hale ARAL, İncihan OCAKOĞLU, Canan GÖKÇEN |
|
|
En az iki kez ve üzerinde tekrarlayan düşük ve ölüm doğum hikayesi olan, yaşları 19-49 arasında değişen, 45 kadın hasta grubumuzu oluşturdu; en az bir kez canlı doğum yapmış olan 30 sağlıklı kadın kontrol grubumuzu oluşturdu. Kardiyolipin, fosfotidil serin, fosfotidik aside karşı antifosfolipid antikorları (APA; Ig G, Ig M, Ig A tipi), ELİSA (Stago) metoduyla araştırdık. Hastalarda APA prevalansını % 49 oranında pozitif olarak bulduk. Daha geniş hasta gruplarında çalışılması önerilir. Standart APTT testi ile lupus antikoagülanının araştırılması güvenilir değildir.
Anahtar kelimeler: Antifosfolipid antikorlar, düşük, lupus antikoagülanı |
Allerjik Konjonktivit Tedavisinde % 0.1'lik Olopatadin Hidroklorid 18(2):96-97, 2003 |
Ömer İBİŞ, Varol ŞEN, Cem MESÇİ, Hasan HOROZ, Hasan H. ERBİL |
|
|
Bu çalışmada allerjik konjonktivitli olgularda kullanılan topikal % 0.1'lik olopatadin hidrokloridin oküler semptom ve bulgulara etkisini saptamak amaçlanmıştır.
Kliniğimizde Mart-Mayıs 2001 tarihleri arasında allerjik konjonktivit tanısı konulan 60 hastanın 120 gözü çalışma kapsamına alındı. Olgular, tedavi öncesi oftalmolojik muayene ile değerlendirildi. Olguların her iki gözüne günde iki kez 12 saat ara ile birer damla % 0.1'lik olopatadin hidroklorid damlatıldı ve oküler semptom ve bulguları tedaviye başladıktan sonra 30. dakika, 48. saat ve 7. günde tekrar değerlendirildi.
Hastaların 39'u bayan, 21'i erkek ve yaşları 16 ile 64 yıl arasında ortalama 39.2 yıl idi. Tedaviye başladıktan sonraki 30. dakikada oküler semptomların % 47'si, bulguların ise % 29'u düzeldi. 48. saatte semptomların % 68'i, bulguların % 53'ü düzeldi. 7. günde semptomların % 83'ü, bulguların % 76'sı düzeldi. Hastaların tamamı tedavilerini düzenli olarak uyguladı ve hiç bir hastada ilaç intoleransı gelişmedi.
Sonuç olarak, allerjik konjonktivit tedavisinde topikal olarak günde iki kez kullanılan % 0.1'lik olopatadin hidrokloridin oküler semptom ve bulgular üzerinde hızlı ve etkin tedavi sağladığı saptanmıştır.
Anahtar kelimeler: Allerjik konjonktivit, olopatadin hidrok-lorid |
0-1 Yaşta Farklı Şekillerde Beslenen Fenilketonüri'li Bebeklerin Büyüme Durumları 18(2):98-105, 2003 |
Aliye ÖZENOĞLU |
|
|
Amaç: Yaşamlarının ilk yılı içinde üç farklı şekilde beslenen fenilketonürili bebeklerin diyetlerinde aldıkları enerji, protein ve fenilalanin miktarlarına göre büyümelerinin farklı olup olmadığını araştırmaktır.
Yöntem : Çalışmaya 1994-97 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Kliniği'nde yenidoğan tarama testi ile tanısı konmuş ve diyet tedavisine başlanmış 24 kız, 33 erkek, toplam 57 fenilketonürili hasta alındı Hastalar 0-1 yaştaki beslenme şekillerine göre anne sütü, formül süt ve ka-rışık beslenenler olmak üzere üç grupta incelendi. Diyetlerinde alacakları anne sütü ve/veya formül süt miktarı kan fenilalanin düzeylerine göre belirlendi. Anne sütü ve formül süt dışında, diyete fenilalanin içermeyen bir amino asit karışımı ile nişasta, maltodekstrin ve sıvı yağ ile hazırlanan, protein içermeyen bir enerji kaynağı ilave edildi. Kan fenilalanin düzeyi yükseldiğinde kullanılan sütün miktarı azaltılırken, enerji ve protein kaynaklarının miktarı gereksinmeyi karşılayacak şekilde artırıldı. Düştüğünde ise bunun tersi uygulandı. Hastaların büyüme durumları ayda bir kez poliklinik kontrollerinde yapılan ağırlık, boy ve baş çevresi ölçümleri ile değerlendirildi. Kan fenilalanin düzeyleri ve büyüme durumlarına göre diyetlerinde alacakları enerji, protein ve fenilalanin miktarları hesaplanarak kaydedildi. Kan fenilalanin düzeyini istenilen sınırlar içinde tutmak ve bebeğin ayına uygun ek besinleri zamanında başlayabilmek için hastalara ait kayıtlar üçer aylık dönemlere ayrılarak incelenmiştir. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 5.0 for windows programında varyans analizi, t testi ve kruskal walls testleriyle yapılmıştır.
Bulgular : Her üç beslenme grubunda yer alan hastaların yaşamlarının ilk bir yılı içindeki besin tüketimleri protein için 2.0-2.5 g/kg/gün, enerji için 100-110 kcal/kg/gün, fenilalanin için 30-35 mg/kg/gün arasındadır. Beslenme şekillerine göre ağırlık ve boy ortalama değerleri yönünden gruplar arasında anlamlı farklılık bulunamadı (p>0.05), fakat protein ve enerji tüketimlerinin ilk yaşta tüketilmesi önerilen referans değerlerin altında olduğu bulundu.
Sonuç : Tanı konmadan önce uygulanmakta olan ve tanıdan sonra da aynı sütün kullanılmasıyla sürdürülen üç farklı beslenme şeklindeki fenilketonürili bebeklerin 0-1 yaştaki büyümeleri birbirinden farklı değildir. Bu değerler Türk çocukları için geliştirilen büyüme standartları ile de uygunluk göstermektedir.
Anahtar kelimeler: Fenilketonüri, beslenme, büyüme |
Premenstruel Sendrom Görülme Sıklığı 18(2):106-109, 2003 |
Fatma AKYILMAZ, Nurten ÖZÇELİK, M. Gülden POLAT |
|
|
Adet öncesi sıkıntılar, özellikle yetişkin üreme çağındaki kadınların karşılaştıkları bir sorundur ve bazen normal hayatını engelleyebilen bir durumdur. Hemen hemen her kadın adet öncesi bir gerginlik ve huzursuzluk yaşar, ancak bu durum onun günlük hayatını çok etkilemez. Bu belirtiler kadınların yarısından daha azında rahatsız edici, ancak dayanabilecek şiddette olurken, % 5 kadın oldukça şiddetli belirtiler hisseder.
Bu araştırma, en sık görülen premenstruel semptomları belirlemek, premenstruel sendrom görülme sıklığını ve ilgili de-ğişkenleri saptamak amacıyla İstanbul Anadolu Yakası'ndaki 15-45 yaş arası 257 bayan örneklem alınarak yapıldı. Araştırmada anket yöntemi kullanıldı. Araştırma ile bayanların yaşları, medeni halleri, öğrenim durumları, meslekleri, aile öyküleri ve sağlık kurumuna yaptıkları başvurular incelendi.
Araştırma grubundaki bayanlarda premenstruel sendrom görülme sıklığı % 32.7 olarak saptanmıştır. Premenstruel sendrom ile araştırılan bağımsız değişkenlerden aile öyküsü ve bu dönemdeki şikayetler nedeniyle sağlık kurumuna başvuranlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur.
Anahtar kelimeler: Menstruel siklus, ovulasyon, aile öyküsü, prevalans |
|
Yazarlara Bilgi
Yayın Kurulu
|