GÖZTEPE TIP DERGİSİ

 

 

SSK GÖZTEPE TIP DERGİSİ / EYLÜL 2003

 

Hepatik Steatoz Derecesinin Risk Faktörleri ile İlişkisi ve Kolelitiasis Birlikteliği [18(3):132-134, 2003]
Serap DEMİR, Aylin YÜCEL
ÖZET
 
    Hepatik steatoz için risk faktörleri ve derecesini artıran faktörler halen net olarak bilinmemektedir. Bu çalışmada, ultrasonografik olarak steatoz derecesi belirlenen hastalarda, steatoz derecesi ile yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi (VKİ), hipertansiyon, hiperlipidemi ve diyabet varlığı, diyabetin süresi ve kullanılan tedavi metodu, karaciğer fonksiyon testleri arasında bir ilişki olup olmadığı ve kolelitiasis birlikteliği araştırıldı.
      Çalışmaya, Nisan 2000-Aralık 2001 tarihleri arasında hasta-nemizde ultrasonografik incelemede steatoz tanısı alan, alkol alım öyküsü olmayan ve HCV ve HBS Ag negatif olan 136 hasta alındı. Veriler retrospektif olarak incelendi. Hastaların 68'i erkek (% 50, yaş ortalaması: 48.5±11.7), 68'i kadındı (% 50, yaş ortalaması: 56.6±9.2). Diyabeti olan hastalar diyabet süresine göre gruplandırıldı. Hepatik steatoz ultrasonografik görünümüne göre evrelendirildi. Verilerin istatistiksel analizi ki-kare ve anova testleri ile yapılmıştır. Hastanın yaşı, cinsiyeti, diyabet süresi ve kullandığı tedavi yöntemi ve hipertansiyon varlığının steatoz derecesi ile ilişkili olmadığı, fakat artan VKI ile steatoz evresinin de arttığı gösterilmiştir (p< 0.05). Lipid düzeyleri, transaminaz, LDH, GGT düzeyleri ve kolelitiasis varlığı ile steatoz derecesi arasında bir ilişki bulunamadı. Sonuç olarak, steatoz için majör bir risk faktörü olduğu bilinen obesite, steatoz derecesini de etkileyen bir faktördür ve steatoz tedavisi için en etkili yöntem kilo vermektir. Steatoz olgularında kesin prognostik faktörler halen tam olarak açıklanamadığından, karaciğer biyopsisi hastaların değerlendirilmesi ve takibinde altın standard özelliğindedir.
      Anahtar kelimeler: Nonalkolik steatohepatik, obesite, kolelitiasis, diabetes mellitus

Spastik Diparezi Olgularının Klinik ve MRG Bulgularıyla Değerlendirilmesi [18(3):135-138, 2003]
Suat BİÇER, Gülseren ARSLAN, Ender AKSÜYEK, Sultan KAVUNCUOĞLU
ÖZET
 
      Spastik diparezi, bacakların kollardan daha çok tutulduğu bilateral spastisite olarak tanımlanır ve sıklıkla pretermlerde rastlanan periventriküler lökomalazinin tipik klinik tablolarından biridir. Term bebeklerde de görülen spastik diparezide nedenler, pretermlere göre daha kompleks ve heterojendir. Spastik diparezideki intrakranyal hasarların belirlenmesinde, magnetik rezonans görüntüleme (MRG)'nin, bilgisayarlı beyin tomografisinden daha duyarlı olduğu bildirilmektedir. MRG'nin gelişmesi, serebral palsi etyolojisine yeni yaklaşımlar getirmiştir. Beynin hasar verici etkiye yanıtının, beynin maturasyonuyla ilişkili olduğu bilinmektedir. Bu çalışma, 45 spastik diparezi olgusunda etyolojik faktörlere ve klinik özelliklerine ilişkin veriler elde etmek, nöroradyolojik incelemelerinde gözlenebilecek patolojileri ortaya koymak, nöroradyolojik görünümler ile klinik tablo ve bilinen ya da öngörülen etyolojiler arasındaki bağlantıyı araştırmak, olguların kranyal bilgisayarlı tomografi ile MRG bulgularını karşılaştırmak amacıyla yapılmıştır.
      Anahtar kelimeler: Spastik diparezi, prematürelik, kranyal magnetik rezonans görüntüleme

Sarkoidoz Olgularımızın Değerlendirilmesi [18(3):139-141, 2003]
Leyla TUNCER, Tülin SEVİM, Aydanur MİHMANLI
ÖZET
 
         Histopatolojik olarak tanı konulan 48 sarkoidoz olgusu, klinik ve radyolojik bulgular, tanı yöntemleri, uygulanan tedavi ve tedaviye yanıt açısından değerlendirildi. Hastaların 30'u kadın, 18'i erkek olup, yaşları 17-61 arasında değişmektedir. Başvuru sırasında % 22 olgu asemptomatikti. Kırk sekiz olgunun 26'sı Evre I olarak sınıflandırıldı. Serum anjiotensin dö-nüştürücü enzim düzeyi 21 olguda yüksek olarak saptandı. Hiperkalsiüri ise % 8.1 olguda mevcuttur. Akciğer dışı organ tüberkülozu hastaların % 37.5'inde görüldü.
      Otuz dört hastaya kortikosteroid verilmişti. Tedavi verilen hastaların 21'inde tedavi ile klinik ve radyolojik bulgularda düzelme olmuştu. Tedavi verilmeden izlenen 14 hastanın ise 6'sında spontan düzelme görülürken, 8'i stabil seyretmiştir.
      Anahtar kelimeler: Sarkoidoz, klinik bulgular, tedavi

Gastrik Ultrasonografinin Gastrik Çıkış Obstrüksiyonlarında Endoskopik Balon Dilatasyonunun Kısa Vadeli Etkinliğini Değerlendirmedeki Yeri [18(3):142-143, 2003]
Ayşe Gül KARAÇAM, Oya Uygur BAYRAMİÇLİ, Nilgün AKBULUT, Fuat AKÇA
ÖZET
 
      Peptik ülsere sekonder olarak oluşan gastrik çıkış obstrüksiyonlu 14 hasta gastrik ultrasonografi ile endoskopik balon dilatasyon tedavisinden önce ve sonra değerlendirildi. Gastrik ultrasonografik olarak antral bölgenin mm2 olarak ölçümü 60. dakikada başlangıç değerinin % 65-70'i, 90. dakikada % 75-80'i kadar azalması normal olarak değerlendirildi. Gastrik çıkış obstrüksiyonlu olgularda bu azalma sırasıyla % 40 ve % 46 bulundu ve iki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Dilatasyon sonrası hasta grubunda ölçülen değerler ise sırasıyla % 35.5 ve % 47 olup predilatasyon değerler ile karşılaştırıldığında arada istatistiksel fark yoktu.
      Anahtar kelimeler: Gastrik çıkış obstrüksiyonu, gastrik ultrasonografi, endoskopik balon dilatasyon

Primer Enürezis Nokturna Tedavisinde Desmopressin ile Tedavi Alternatiflerinin Karşılaştırılması (*)[18(3):144-146, 2003]
Müferet ERGÜVEN, A. Nurcan ÖZÜMÜZTOPRAK, Kadir BABAOĞLU, Metin DÖNMEZ
ÖZET
 
      Bu çalışma, desmopressinin primer enürezis nokturna tedavisindeki etkinliğini araştırmak ve desmopressin ile en uygun tedavi yaklaşımını belirlemek amacıyla yapıldı.
      Primer enürezis nokturna tanısı alan ve yaşları 6 ila 14 arasında değişen 27 kız, 28 erkek toplam 55 çocuk çalışma kapsamına alındı. Hastalar iki gruba ayrıldılar. Grup I'e yüksek doz, kısa süreli (40 µg, tek doz, aylık), Grup II'ye ise düşük doz, uzun süreli (20 µg, tek doz, altı aylık) desmopressin tedavi protokolü uygulandı. Tedavi ile Grup I'de % 60, Grup II'de ise % 63 olumlu yanıt alındı. Tedavi kesildikten sonra nüks oranı ise sırasıyla % 94 ve % 76 olarak belirlendi.
      Anahtar kelimeler: Enürezis, desmopressin

Talasemi Major Hastalarında Serum Leptin, Ferritin ve Transferrin Düzeyleri [18(3):147-149, 2003]
Muhsin YALSIZ, Hale ARAL, Sembol TÜRKMEN, Filiz NARTOP, Güvenç GÜVENEN, Çetin TİMUR
ÖZET
 

    Talasemi majorlü 40 hastada serum leptin (RIA), ferritin (RIA) ve transferrin (nefelometrik) seviyelerini araştırdık. Kontrol grubundaki 22 kız ve 18 erkek cinsiyet, yaş, beden kitle indeksi yönünden hasta grubuna yakındı. Hasta grubu ortalama serum ferritin düzeyini (1656±1032 ng/ml) kontrol grubuna (45±46 ng/ml) göre anlamlı yüksekti (p<0.001). Hasta grubuyla (1.44±0.44 g/L) kontrol grubu (2.59±0.37 g/L) ortalama serum transferrin düzeyleri arasındaki fark da anlamlı bulundu (p<0.05). Keza hasta grubu ortalama serum leptin (2.51±3.07 ng/ml) değeri kontrol grubununkine göre (7.09±8.74 ng/ml) düşük bulundu; (p<0.001). Talasemi major hastalarında vücut demir depolarının araştırılmasında ve şelasyon tedavisinin izlenmesinde ferritin düzeyinin bilinmesi gereklidir. Plazmada transferrin ve özellikle transferrin satürasyonu araştırılması anemilerin ayırıcı tanısında ve tedavi takibinde yararlıdır.
      Leptin hipotalamo-hipofizer aksı etkiler ve bir kısım endokri-nopatilerle yakın ilişki içindedir. Sonuç olarak talasemi major hastalarda bulunan düşük serum leptin düzeyleri, endokrin bozuklukların (büyüme-gelişme geriliği, hipotiroidi, infertilite vs.) da eşzamanlı birlikte olabileceğini düşündürmekte olup, dikkate alınmalıdır. Demirin yağ dokusunda birikmesi de serum leptin düzeyinde düşüklüğe yol açabilir.
      Anahtar kelimeleri: Talasemi major, leptin, ferritin, transferrin


Tibia Diafizindeki Foramen Nutricium'ların Morfometrisi [18(3):150-153, 2003]
Mete ERTÜRK
ÖZET
 
          Uzun kemiklerdeki foramen nutricium'ların lokalizasyonlarının bilinmesi, serbest vasküler kemik greftleri ve sirkülasyonun korunmasını gerektiren bazı cerrahi girişimler açısından önemlidir.
      Bu çalışmada tibia diafizinde bulunan major foramen nutricium'ların sayı ve anatomik lokalizasyonları incelenmiştir. İncelediğimiz 206 kemiğin 180'inde (% 87.38) tek, 26'sında ise (% 12.62) çift foramen saptanmış ve bu deliklerin % 89.65'inin facies posterior'da yer aldığı görülmüştür. Ortalama kemik uzunluğu 35.41 cm, ortalama foraminal indeks (FI) 32.46 ve ortalama delik çapı ise 0.174 cm olarak tesbit edilmiştir. Foraminal indeks değerlerine göre deliklerin % 75'i kemiğin proksimal 1/3'ünde, % 24.57'si orta 1/3 ve 1 delik ise alt 1/3'te yer almaktadır.
      Elde ettiğimiz sonuçlar diğer araştırmacıların bulguları ile paralellik göstermekte olup, tibia diafizindeki foramen nutricium'ların çoğunlukla kemiğin facies posterior'unda ve tek olarak, sıklıkla da kemiğin üst 1/3'ü ile orta 1/3'ünün birleşme yerine yakın olarak lokalize olduğunu göstermektedir.
      Anahtar kelimeler: Foramen nutricium, os longum,ossa cruris

Petidin ile Hasta-Kontrollü Analjezide Ketamin İlavesi [18(3):154-156, 2003]
Nuray CANBAZ, Serpil ERTÜRK), Serpel GÜRBÜZ, Emine ÖZYUVACI, Aysel ALTAN, Alaaddin ULUÇ, Salih ÖZTÜRK
ÖZET
 
          Bu çalışmada, ortopedik cerrahi geçiren olgularda, petidin ile hasta-kontrollü analjezi (HKA) uygulamasına ketamin ilavesinin etkilerini inceledik.
      Gruplar rastgele ayrılarak; grup P (petidin) (n:50), grup PK (petidin+ketamin) (n:50) ASA I-II toplam 100 olgu çalışmaya alındı. Tüm olgulara O2/N2O/Sevoflorane ile genel anestezi idamesi yapılıp, opioid olarak fentanil kullanıldı. Postoperatif Grup P de; petidinin yükleme dozu;50 mg, bazal infüzyon 1 mg/st, istek dozu 5 mg, kilitli kalma süresi 15 dk olarak programlandı ve grup PK'da ayni programa ketamin 2.5 µgr/kg/dk olarak ilave edildi. Uygulama boyunca, VAS (Visuel Analog Skala), sedasyon skoru (SS), kalp tepe atımı (KTA), solunum sayısı (Sol. S), analjezik istek sayısı, kullanılan toplam ilaç miktarları ve yan etkiler, postoperatif 30. dk., 2. 6. 12. 24. saatlerde kaydedildi. İstatistiksel analizler SPSS Window programında t-testi ve Mann-Whitney U-Wilcoxon testi ile yapıldı ve p<0.05 anlamlı kabul edildi.
      Anahtar kelimeler: Ketamin, postoperatif ağrı, petidin, hasta kontrollü analjezi

Manyetik Rezonans Görüntüleme ile Meniskal Yırtıklarda Tanı Hataları (Artroskopi ile korrelasyon) [18(3):157-160, 2003]
Ertuğrul EĞİLMEZ, Ahmet YILMAZ, Şafak ŞALVARLI
ÖZET
 
         Manyetik rezonans görüntüleme(MRG) etkin tanı yöntemi olmakla beraber daima artroskopi ile aynı sonucu vermemektedir. Çalışmamızda, MRG bulguları artroskopi sonuçları ile karşılaştırıldı, tanı hatalarının nedenleri araştırılarak sunuldu. Meniskal yırtık öntanısı ile artroskopik tetkikleri yapılmış 44 olguluk serinin MRG bulguları araştırıldı. Meniskal yırtıklar lokalizasyonlarına göre anterior, orta 1/3 ve posterior olarak üç grupta değerlendirilmiştir. Hatalı sonuçlar a-Kaçınılmaz hata, b-Değerlendirme hatası olarak ayrılmıştır. Retrospektif kaçınılmaz hata olarak değerlendirilen olgular a-Yalancı pozitif, b-Yalancı negatif olarak sınıflandırılmıştır. Artroskopi ile saptanan 50 adet meniskal yırtık olgusunda MRG ile medial meniskusta 36, lateral meniskusta 11 adet yırtık doğru tanılandı, ancak 3 adedi görülemedi. MRG ile 8 adet kaçınılmaz hata, 3 adet tanı hatası saptandı. Retrospektif incelemede tanı hatalarından birisinin değerlendirme hatasına, diğerlerinin anatomik variasyona bağlı olduğu gözlendi. Kaçınılmaz hataların üçü yalancı negatif olup, orta 1/3 meniskusta idi ve ikisi meniskal dejenerasyon gösteriyordu. Kaçınılmaz hata grubunda, MRG ile yalancı pozitif bulgu veren 5 adet meniskal yırtığın üçü medial (hepsi posterior boynuzda), ikisi lateral meniskusta (anterior ve posterior boynuzda) görüldü. Kaçınılmaz hata grubunda dejeneratif değişikliklerin ve anatomik variasyonların daha çok görülmesi, gözden kaçan meniskal yırtıkların daha çok orta 1/3 meniskusta bulunması, bu özelliklerin MRG'de tanı oranını düşürdüğünü gös-termektedir. Kaçınılmaz hata grubundaki yalancı pozitif 3 olgunun teorik olarak a-artroskopistin değerlendirmesine veya b-iyileşmiş meniskal yırtığın gerçek yırtık görünümü verebilmesine bağlı olabileceği düşünüldü.
      Anahtar kelimeler: Meniskus, meniskal yırtıklar, diz eklemi/görüntüleme

Katarakt Cerrahisinde İntraoperatif ve Postoperatif Göziçi Basıncı Kontrolünde Oral Asetazolamid İle Topikal Dorzolamidin Karşılaştırılması [18(3):161-162, 2003]
Varol ŞEN, Ömer İBİŞ, Cem MESÇİ, Hasan HOROZ, Hasan ERBİL
ÖZET
 
       Çalışmamız, katarakt cerrahisinde preoperatif olarak kullanılan, oral asetozolamid ile topikal dorzolamid'in, intra ve postoperatif göziçi basıncına etkilerini karşılaştırmak amacı ile yapıldı.
      Aralık 1998 ile Şubat 1999 tarihleri arasında katarakt operasyonu amacı ile kliniğimize yatan 105 hastanın, 53'üne topikal dorzolamid, 52'sine oral asetazolamid preoperatif verilerek ilaçsız ve ilaçlı olarak preoperatif göziçi basınçları, Goldman applanasyon tonometresi ile ve postoperatif 1. gün göziçi basınçları yine aynı yöntemle ölçülerek etkinlikleri karşılaştırıldı. Topikal dorzolamid verilen 53 hastanın preoperatif ilaçsız göziçi basınç ortalaması 12.5 mmHg, preoperatif ilaçlı göziçi basıncı ortalaması 10.8 mmHg, postoperatif 1. gün göziçi basınç ortalaması 11.7 mmHg olarak bulundu. Oral asetazolamid verilen 52 hastanın preoperatif ilaçsız göziçi basınç ortalaması 12.9 mmHg, preoperatif ilaçlı göziçi basıncı ortalaması 9.6 mmHg, postoperatif 1. gün göziçi basınç ortalaması 11.2 mmHg olarak bulundu. Yapılan değerlendirme sonucu, her iki grup arasında, göziçi basıncını düşürmek açısından anlamlı bir fark bulunamadı.
      Anahtar kelimeler: Katarak cerrahisi, topikal dorzolamid, oral asetozolamid

Vezikoüreteral Reflü Tedavisinde 3 Farklı Ajanla Subüreterik Enjeksiyon Tedavisi [18(3):163-165, 2003]
Reşit TOKUÇ, Erem Kaan BAŞOK, Erol PELTEKOĞLU, Necmettin ATSÜ
ÖZET
 
       Endoskopik subüreterik enjeksiyon yöntemi, son yıllarda vezikoüreteral reflü (VUR) tedavisinde atılmış en önemli adımlardan biridir. Yöntemin kolay uygulanabilirliği ve minimal komplikasyon riskine karşılık elde edilen yüksek başarı, tedavi konusundaki görüşlerde oluşan değişikliğin en önemli nedenleridir.
      VUR tanısı alan 86 hastaya (121 üreter) tedavi amacıyla 3 farklı ajan kullanılarak submukozal üreteral enjeksiyon uygulandı ve sonuçları değerlendirildi. Altmış kız, 26 erkek hastanın yaş ortalaması 12.6 (5/12-51) olup, izlem süresi 3-88 ay arasında değişmekteydi (ortalama 34.9 ay).
      Birinci enjeksiyon sonunda, teflon grubunda % 87, macro-plastique grubunda % 73 ve deflux grubunda % 67 hastada reflü düzeldi. Bu oranlar ikinci enjeksiyon sonunda sırası ile % 88, % 85 ve % 83'dür.
      Farklı ajanlar kullanılmasına karşılık, her üç grupta da elde edilen sonuçlar birbirine benzer olup, oldukça yüksek başarı sağlanmıştır. Hangi ajan kullanılırsa kullanılsın VUR tedavisinde subüreterik enjeksiyon tedavisi, minimal invaziv ve kolay uygulanabilirliği sayesinde cerrahiye önemli ve öncelikli bir alternatif olarak kullanılması gerektiğine inandığımız bir yöntemdir.
      Anahtar kelimeler: Vezikoüreteral reflü, endoskopi, subüreteral enjeksiyon

Romatoid Artritli Hastalarda Akut İnsülin Cevabı Değişiklikleri [18(3):166-167, 2003]
Cihan TOP, Altuğ TUNCEL, Özcan KESKİN, M. Emin ÖNDE
ÖZET
 
       İnsülin direnci, dolaşımdaki normal sınırlardaki insüline hedef hücre cevabının bozulduğu patolojik bir durumdur. Bu çalışmanın amacı; romatoid artritli hastalarda akut insülin cevabı değişiklikleri gelişimini ortaya koymaktır. Çalışmaya değişik derecelerde hastalık aktivitesine sahip 36 romatoid art-ritli olgu (22 kadın ve 14 erkek, 51.5±17.1 yaşlarında; 21-80 yaş arası, vücut kitle indeksi 27.1±5.0 kg/m2 olan) ve 20 sağlıklı kontrol dahil edilmiştir. Tüm olgulara, 12 saatlik açlığı takiben, IVGTT'den elde edilen verilerle belirlenen AIR (akut insülin cevabı) ölçümünden oluşan tanısal protokol uygulandı.
      Romatoid artritli hastalarda kontrollere oranla, AIR anlamlı derecede daha düşüktü (35.8±17 vs. 85.2±17.9 (IU/ml, p<0.001). Akut insülin cevabı bozukluğu, romatoid artritli hastalarda, glukoz metabolizmasını bozan majör metabolik anormalliklerden biri olarak görülmektedir. Ayrıca, prediyabetik durum oluşturarak, romatizmal hastalığı komplike hale getirmektedir.
      Anahtar kelimeler: Romatoid artrit, akut insülin cevabı değişiklikleri

Multifetal Gebeliklerin Retrospektif Değerlendirilmesi [18(3):168-169, 2003]
Cihan TOP, Altuğ TUNCEL, Özcan KESKİN, M. Emin ÖNDE
ÖZET
 
       İnsülin direnci, dolaşımdaki normal sınırlardaki insüline hedef hücre cevabının bozulduğu patolojik bir durumdur. Bu çalışmanın amacı; romatoid artritli hastalarda akut insülin cevabı değişiklikleri gelişimini ortaya koymaktır. Çalışmaya değişik derecelerde hastalık aktivitesine sahip 36 romatoid art-ritli olgu (22 kadın ve 14 erkek, 51.5±17.1 yaşlarında; 21-80 yaş arası, vücut kitle indeksi 27.1±5.0 kg/m2 olan) ve 20 sağlıklı kontrol dahil edilmiştir. Tüm olgulara, 12 saatlik açlığı takiben, IVGTT'den elde edilen verilerle belirlenen AIR (akut insülin cevabı) ölçümünden oluşan tanısal protokol uygulandı.
      Romatoid artritli hastalarda kontrollere oranla, AIR anlamlı derecede daha düşüktü (35.8±17 vs. 85.2±17.9 (IU/ml, p<0.001). Akut insülin cevabı bozukluğu, romatoid artritli hastalarda, glukoz metabolizmasını bozan majör metabolik anormalliklerden biri olarak görülmektedir. Ayrıca, prediyabetik durum oluşturarak, romatizmal hastalığı komplike hale getirmektedir.
      Anahtar kelimeler: Romatoid artrit, akut insülin cevabı değişiklikleri

Multifetal Gebeliklerin Retrospektif Değerlendirilmesi [18(3):168-169, 2003]
Burçak GÖKÇEN, Recep YILDIZHAN, Sadık ŞAHİN, Dilek ÖZTÜRK, Gülçin DEMİRDÖVEN, Necdet SÜER
ÖZET
 
       Bu çalışmada, bir yıl içerisinde hastanemizde doğuran multifetal gebelerin tüm gebelere oranı, maternal yaşları, pariteleri, maternal tansiyonları, gebe kalış şekilleri, doğum haftaları, doğum ağırlıkları, cinsiyetleri, geliş şekilleri, plasenta tipleri, ailevi faktörleri ve doğum şekillerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
      SSK Göztepe Eğitim Hastanesi'nde 2 Mart 2000-1 Mart 2001 tarihleri arasında doğuran 141 multifetal gebe retrospektif olarak incelendi. Çalışmaya; ikizlerin ikisinin de canlı olduğu doğumlar ve son adet tarihi ve/veya ilk trimester ultrasonografiye göre 26 gebelik haftasını dolduran olgular dahil edildi. Her bebeğin cinsiyeti, doğum tartısı, doğum şekilleri, pre-zentasyonları ve plasenta tipleri standart formlara kaydedildi.
      Bir yıl içerisindeki 18.288 doğumun 141'i multifetal gebelikti (tüm gebelerin % 0.74'ü ikiz, % 0.01'i üçüz, % 0.00005'i dördüz gebelik). Multifetal gebeliklerin % 76'sı spontan olarak, % 23.5'i ovulasyon indüksiyonu ile gerçekleşmişti. Gebelik en sık 36-38 gebelik haftaları arasında sonlanmıştı (% 32) ve bebek doğum ağırlıkları en çok 2500-3500 g arasında idi (% 44.1). En sık rastlanan prezentasyonunun baş/baş (% 44.1) ve plasenta tipinin monokoryonik diamniotik olduğu gözlendi (% 58.8).
      Multifetal gebelerin anne yaşı, paritesi, doğum agırlıkları, doğum haftaları, doğum şekilleri, prezentasyonları, plasental özellikleri, maternal tansiyonları, ailevi faktörleri ve cinsiyetleri retrospektif olarak degerlendirildi ve sonuçlar bildirildi.
      Anahtar kelimeler: Multifetal gebelik, prezentasyon, plasenta, doğum ağırlığı

Çocukluk Çağında Tekrarlayan Karın Ağrısı Nedenleri [18(3):170-172, 2003]
Nafiye URGANCI, Müjde ARAPOĞLU, Asiye NUHOĞLU
ÖZET
 
       Çocukların % 10-15'i tekrarlayan karın ağrılarından yakınmaktadır. Karın ağrısı yakınması genellikle 5-6 yaşlarında başlayıp, 7-12 yaşlarında yoğunlaşır. Etiyolojisinden pek çok organik ve psikolojik neden sorumlu tutulmaktadır. Bu çalışmada, tekrarlayan karın ağrısı yakınması ile Pediatrik Gastroenteroloji polikliniğine başvuran çocuklarda etiyoloji incelenmesi amaçlanmıştır. Ocak 2001 - Mart 2002 tarihleri arasında tekrarlayan karın ağrısı yakınması ile başvuran 172 olgu incelendi. Olguların 84'ü kız 118'i erkek olup, yaş dağılımı 3-15 yıl (median 8 yıl) idi. Olguların 83'ünde kronik karın ağrısı nedeni gastrik ve peptik ülser idi. Diğer nedenler olarak konstipasyon 26 olgu, üriner sistem infeksiyonu 15 olgu, giardiasis 15 olgu, ailesel akdeniz ateşi 6 olgu ve çölyak hastalığı 3 olgu olarak bulundu. Bir olgu ailesel intestinal lenfanjiektazi ve bir olgu da kolelityazis tanısı aldı. Herhangi bir neden saptanamayan 22 olgu fonksiyonel karın ağrısı olarak değerlendirildi. Sonuç olarak, giderek gelişen tanı yöntemleriyle çocukluk çağı tekrarlayan karın ağrılarının nedenlerinin önceki yıllarda bildirildiği gibi sıklıkla fonksiyonel veya psikojenik nedenli olmayıp, daha fazla oranda organik nedenlere bağlı olduğunu vurgulamak istedik.
      Anahtar kelimeler: Tekrarlayan karın ağrısı, çocukluk çağı

 

 

 

 

Yazarlara Bilgi

Yayın Kurulu

 

 

 

Logos Tıp Yayıncılığı 2008 - 2011
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36 D.66-67 Gayrettepe 34349 Istanbul
Tel: 02122880541 ve 02122885022
eXTReMe Tracker