GÖZTEPE TIP DERGİSİ

 

 

SSK GÖZTEPE TIP DERGİSİ / ARALIK 2004

 

Pulmoner tromboembolide lateks yöntemi ile d-dimer kan düzeyinin tanıya katkısı 19(4):193-195, 2004
Müyesser ERTUĞRUL, Zuhal KARAKURT, Hatice TÜRKER, Ebru SULU, Mustafa Kürşat ÖZVARAN, Nur GÜNGÖR-AKINCI, Mithat ÖZGEL
ÖZET
 
      Plazma D-Dimer yüksekliği pulmoner tromboemboli (PTE) ve pnömonide bildirilmiştir. Bu çalışmada prospektif olarak plazma D-Dimer düzeyi lateks aglutinasyon ile bakılarak, PTE olguları, akciğer tüberkülozu (tbc) olguları ve sağlıklı erişkinlerle karşılaştırıldı.
      Aralık 2000-Kasım 2001 tarihleri arasında 23 PTE olgusu (Grup I) ile aynı yaş grubundan 23 tbc olgusu (Grup II) ve 23 sağlıklı erişkin (Grup III) çalışmaya alındı. Plazma D-Dimer düzeyi eşik değeri 250 µg/L olarak kabul edildi.
      Çalışmamızda sonuçlar Grup I'de 14'ünde (% 61) pozitif, Grup II'de 3'ünde (% 13) pozitif ve Grup III'de tüm hastalarda negatif bulundu. Klinik yüksek olasılıklı PTE olgularının değerleri kontrol Grubu olarak sağlıklı erişkinlere ve tbc olgularına göre değerlendirildiğinde; sırasıyla duyarlılık (% 61 ve 61), özgüllük (% 100 ve 87), pozitif öngörü değeri (% 100 ve 82) ve negatif öngörü değeri (% 72 ve 69) bulundu. Ortalama plazma D-Dimer değerleri gruplarda sırasıyla 1091± 1666 µg/L (0-5000), 183±349 µg/L (4-1325), 51±41 µg/L (5-135) tespit edildi. Grup I'in D-Dimer değeri II ve III'e göre anlamlı yüksek iken (sırasıyla p<0.0073, p<0.0019); Grup II'nin değeri Grup III'e göre anlamlı yüksek bulundu (p< 0.05).
      Çalışmamızda lateks aglutinasyon yöntemi ile plazma D-Dimer düzeyi sağlıklı erişkinlerin hepsinde PTE için tanısal anlamı olan eşik değerinden düşük saptandı.
      Anahtar kelimeler: Pulmoner tromboemboli, lateks Aglutinasyon, D-dimer

Sezaryen operasyonlarında epidural ropivakain-fentanil ve bupivakain-fentanil Kombinasyonları 19(4):196-200, 2004
Nuket BİLGİNER, İlknur SÖZENOĞLU, E. Nursen KOLTKA, Melek ÇELİK
ÖZET
 
      Çalışmamızda, elektif sezaryen olgularında epidural yolla uygulanan fentanil-bupivakain ve fentanil-ropivakain kombinasyonlarının etkinliğinin araştırılması amaçlandı.
      Hastanemiz etik kurul onayı alındıktan sonra epidural anesteziyi kabul eden 40 hasta rasgele iki eşit gruba ayrıldı. Hemodinami monitörize edildi. Epidural blok; çift kör olarak, Grup R'de % 0.5 ropivakain (15 ml) +100 µg fentanil ile, Grup B'de % 0.5 bupivakain (15 ml) +100 µg fentanil ile sağlandı. Epidural enjeksiyonu takiben 1, 5, 15 ve 30 dakikalarda duyusal blok (pin-prick) ve motor blok seviyeleri (Bromage) saptandı. Postoperatif 30 dk aralarla yapılan takiplerle iki segment gerileme ve motor blok kalkış zamanları kaydedildi. İntraoperatif ağrı takibi vizüel analog skala ile değerlendirildi. Bloğun istenen seviyeye gelmesi ile ilk analjezik yapılma zamanı arasındaki süre analjezi süresi olarak değerlendirildi. Yan etkiler kaydedildi. Yenidoğanın 1, 5 ve 10 dakika Apgar skorları ve umbilikal kord arter ve ven kan gazı değerleri ölçüldü.
      Duyusal blok seviyelerinin zamana göre değişimi ve maksimum blok seviyeleri açısından iki grup benzerdi. İki segment gerileme zamanı Grup B'de istatistiksel olarak anlamlı uzundu (p<0.05). Analjezi süresi bakımından gruplar arasında farklılık saptanmadı. Grup R'de % 15, Grup B'de % 65 olguda motor blok görüldü. Motor blok seviyesi 15 ve 30 dakikalarda Grup B'de anlamlı olarak yüksek bulundu (p<0.05). Motor blok kalkış süreleri arasında farklılık yoktu. Ortalama arter basıncı başlangıç değerine göre Grup R'de 5. dakikada, Grup B'de 15. dakikada anlamlı düşüş gösterdi (p<0.01).
      Sonuç olarak, sezaryen operasyonlarında epidural bupivakain-fentanil ve ropivakain-fentanil kombinasyonları ile yeterli analjezi sağlanabileceği kanısına varıldı.
      Anahtar kelimeler: Ropivakain, bupivakain, epidural anestezi, sezaryen

Katarakt ekstraksiyonu sonrasında implante edilen göz içi ön kamara lenslerinin klinik sonuçları 19(4):201-203, 2004
Aylin ARDAGİL, Sevil ARI, Nilgün ŞAFAK, H. Hasan ERBİL
ÖZET
 
         Bu çalışmada kliniğimizde katarakt ekstraksiyonu sonrası birincil ve ikincil işlem olarak ön kamaraya implante edilen göziçi lenslerinin klinik sonuçlarını araştırdık.
      SSK Göztepe Eğitim Hastanesinde, Nisan 2000-Mart 2003 tarihleri arasında katarakt cerrahisi geçirmiş ve ön kamaraya göziçi lensi (AC İOL) implante edilmiş olan 34 hasta incelendi. Hastaların vizyon (Vo), oküler tansiyon (To), refraksiyon değerleri ölçüldü, biyomikroskobik muayeneleri yapıldı. Her hastada bilateral kornea kalınlıkları pakimetri ile ölçülerek karşılaştırıldı.
      Vizyonların preoperatif değerlere göre 21 hastada (% 63.6) arttığını, 1 hastada (% 3.3) azaldığını ve 11 hastada (% 33.3) aynı kaldığını saptadık. Oküler tansiyon ölçümlerinde, preoperatif değerlere göre anlamlı bir fark saptanmadı. Opere gözün pakimetrik ölçümleri, diğer gözün ölçümlerinden anlamlı olarak yüksek bulundu. AC İOL implantasyonlu olgularımızda en sık rastlanan komplikasyonlar astigmatizma, pupil irregularitesi, yara yeri komşuluğunda anterior sineşi, iriste sektöryel atrofi olarak tespit edildi.
      AC İOL implantasyonu, kapsül desteğinin olmadığı sorunlu olgularda başvurulan bir yöntemdir. Dolayısıyla bu işlemde bağiçi İOL implantasyonu ile sonuçlanan bir katarakt cerrahisine göre daha yüksek sayıda komplikasyon ile karşılaşılmaktadır. Bununla birlikte, AC İOL implantasyonu ile anlamlı derecede vizyon artışı elde edilebilmesi bize bu yöntemin lens desteğinin olmadığı sorunlu olgularda iyi bir seçenek olduğunu düşündürdü.
      Anahtar kelimeler: Ön kamara IOL (AC IOL), arka kapsül rüptürü, komplikasyonlu katarakt cerrahisi

Reprodüktif çağda hemodiyaliz uygulanan kronik böbrek yetersizliği olgularında menstrüel siklus düzensizliklerinin değerlendirilmesi 19(4):204-206, 2004
Paşa ULUĞ, Elif MEŞECİ, Sercana ULUĞ, Ertan ADALI, Ahmet KİREÇCİ, Fahrettin KANADIKIRIK
ÖZET
 
        Böbrekler hormonların atımı ve katabolizmasında önemli rol oynadıklarından, böbrek yetersizliği olgularında anormal hormon düzeyleri ve menstürel bozuklukları sık görülür. Bu çalışmada, hemodiyaliz uygulanan kronik böbrek yetersizlikli olgularda menstürel siklus düzensizliklerini, normal menstürel siklusu olan sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılarak değerlendirme amaçlanmıştır.
      Çalışma, Nisan 2001-Eylül 2001 tarihleri arasında SSK Göztepe Eğitim Hastanesi hemodiyaliz merkezinde tedavi gören 30 kadın ve 30 sağlıklı kontrol gurubu olmak üzere 60 olgu üzerinde yapıldı. Olgulardan hemodiyaliz öncesi kan alınıp FSH, LH, E2, PRL, TSH değerleri çalışıldı. Kontrol grubundan alınan kan değerleri ile karşılaştırıldı. Çalışmamızda hemodiyaliz uygulanan olgularda kontrol grubuna göre FSH, TSH, PRL, E2 düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde farklı bulundu (p<0.01). Gruplara göre LH düzeyleri ortalamaları da anlamlı derecede farklı idi (p<0.05).
      Olguların menstürel düzensizliklerinin sadece hormonal dengelerin bozulmasına bağlı değil, aynı zamanda üremi ve hemodiyalizdeki birçok faktörden etkilendiğini düşünmekteyiz.
      Anahtar kelimeler: Kronik böbrek yetersizliği, hemodiyaliz, menstürel düzensizlik

Kronik bel ağrısında etyoloji 19(4):207-209, 2004
Mehmet Z. KIRALP, Engin ÇAKAR, Hakan OĞUZHAN, Hasan DURSUN
ÖZET
 
       Endüstiyel toplumlarda insanların % 75'i ömürlerinin herhangi bir döneminde en az bir kere bel ağrısı çekerler ve bunların % 10'unda kronik bel ağrısı gelişir. Kronik bel ağrısı toplum sağlığını tehtid eden önemli bir sorundur. Ayrıca yapılan sağlık harcamaları ve iş gücü kaybı göz önüne alındığında maliyetinin çok yüksek olduğu da açıktır. Bu çalışmada, hastaneye bel ağrısı şikayeti ile başvuran hastalarda kronik bel ağrısının etyolojik nedenleri incelendi. Kronik bel ağrısında altta yatabilecek etiyolojik nedenlerin günümüz şartları ve imkanlarıyla değerlendirilmesi ile elde edilen sonuçlar yayımlanmış olup, konunun güncel tutulması açısından faydalı olacağı düşünüldü.
      Anahtar kelimeler: Kronik bel ağrısı

Kahramanmaraş ilinde hemodiyalize giren kronik böbrek yetersizliği hastalarında kalp fonksiyonlarının ekokardioyografi ile değerlendirilmesi 19(4):210-212, 2004
Aytekin GÜVEN, M. Akif BÜYÜKBEŞE
ÖZET
 

    Kronik böbrek yetersizliği (KBY) bütün vücudu etkilediği gibi daha da önemli olarak kardiyovasküler sistemi etkilemektedir. Bu çalışmada amaç, düzenli hemodiyalize giren kronik böbrek yetersizlikli hastalarda kalpte meydana gelen morfolojik ve fonksiyonel değişiklikleri ekokardiyografik (EKO) olarak değerlendirmek amacı ile planlandı.
      Çalışmaya, düzenli olarak diyalize giren toplam 50 KBY'li hasta, ve herhangi bir böbrek veya kardiyak şikayeti olmayan 40 sağlıklı olgu alındı. M-Mode eko ile özellikle sol ventrikül boyutları, iki boyutlu eko ile duvar hareket bozukluğu ve perikard değerlendirildi. Pulsed Doppler ile diyastolik mitral akım ölçüleri (DMAÖ) ve renkli Doppler eko ile kapak yetersizlikleri değerlendirildi. Pulmoner arter basıncı ölçümü için triküspit yetersizlik akımından yararlanıldı.
      Olguların iki boyutlu eko değerlendirmesinde KBY'li hastaların % 95'inde morfolojik değişiklikler izlendi. 45 olguda sol ventrikül hipertrofisi, 20 olguda miyokartta buzlu cam görünümü, 22 olguda kapak kalsifikasyonu, 20 olguda kapak yetersizliği, 15 olguda perikardiyal effüzyon, 11 olguda pulmoner hipertansiyon saptandı. Kontrol grubunda ise 2 olguda sol ventrikül hipertrofisi, 2 olguda kapak yetersizliği, 4 olguda mitral kapak prolapsusu saptandı. KBY grubu kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, KBY'li hastalarda sol ventrikül erken doluşunda azalma (p<0.05) ve atrial doluşta artma görülürken (p<0.05), E/A oranlarında azalma ve deselerasyon zamanında uzama gözlendi (p<0.05, p<0.05). İzovolümetrik relaksasyon zamanı da KBY'li hastalarda kontrol grubundan yüksek bulundu (p<0.05).
      KBY'li hastalarda ekokardiyografik takip tedavinin yönlendirilmesinde ucuz ve invaziv olmayan bir yöntem olarak değerli bilgiler vermektedir. Bu nedenle, KBY'li hastaların düzenli aralıklarla ekokardiyografik incelemeye tabi tutulması gerektiği kansındayız.
      Anahtar kelimeler: Ekokardiyografi, kronik böbrek yetersizliği


Karaciğer hidatik kisti 19(4):213-215, 2004
Atilla AKOVA, Suavi ÖZKAN
ÖZET
 
           Karaciğer hidatik kisti ülkemizde hala en sık rastlanan selim karaciğer hastalıklarından biridir. İnvaziv radyolojik girişimler ve ilaç tedavisindeki gelişmelere rağmen, hastalığın esas tedavisi cerrahidir. Ocak 1997-Aralık 2003 tarihleri arasında kliniğimizde tedavi edilen 34 karaciğer hidatidozisli olguda karşılaşılan komplikasyonlar, bu makalede retrospektif olarak değerlendirildi. Abdominal ağrı ve abdominal kitle en sık rastlanan başvuru semptomları idi. Tanıda en sık abdominal ultrasonografi ve bilgisayarlı batın tomografisi kullanılmıştır. En sık uygulanan ameliyatlar, 15 (% 45.6) olguda eksternal kapitonaj ve 19 (% 55.3) olguda parsiyel kistektomi+eksternal kapitonaj olmuştur. İntrabiliyer rüptüre bağlı süpürasyon 3 (% 7.2) olguda saptanmıştır. Postoperatif komplikasyon oranı % 16.6 olup, en sık pnömotoraks ve subdiyafragmatik abse saptanmıştır. Solunum yetersizliği ve hemorajik diateze bağlı erken postoperatif dönemde 1 (% 3.8) olgu kaybedilmiştir. Ortalama hastanede kalış süresi 6 gün olarak saptanmıştır. Serimizde kistektomi (hepatektomi) ve omentoplasti ameliyatlarının, diğer cerrahi tekniklere nazaran daha düşük komplikasyon oranına ve daha kısa hastanede kalış süresine neden olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
      Anahtar kelimeler: Karaciğer hidatik kisti

Prostat adenokarsinomlarında HMWCK 34bE12 immün reaktivitesi 19(4):216-218, 2004
Gülnihal AY-COŞKUN, Erol Rüştü BOZKURT, Deniz GÜR
ÖZET
 
          Literatürde habis prostat bezlerinde de 34bE12 immünoreaktivite izlenebildiği bildirilmektedir. Bu çalışmada, prostatik adenokarsinomlarda HMWCK 34bE12 immünoreaktivitesi ve nedenlerinin araştırılması amaçlandı. 35 adet prostat karsinomu olgusuna HMWCK 34bE12 ile immünohistokimyasal boyama yapıldı. Olguların hepsinde boyanma izlenen hücrelerin oranı tesbit edildi ve boyanma yoğunlukları kuvvetli-orta-zayıf derece şeklinde gruplara ayrılarak değerlendirildi. 35 olgunun 10'unda (5 evre II ve 5 evre III) 34bE12 ile immünoreaktif hücre izlendi. Evre II olguların % 29.4'ünde ve evre III olguların ise % 27.8'inde boyanma görüldü. Evre I olguların hiçbirinde boyanma izlenmedi. Evre II tümörlerde boyanma yoğunluğu zayıf ve kuvvetli, evre III tümörlerde ise sadece zayıf şeklinde idi. Boyanma varlığı ve yoğunluğu evrelere göre anlamlı farklılık göstermedi (p>0.05). Boyanma hemen her zaman dağınık tek hücre şeklinde idi. İmmünoreaktif hücre sayısı bizce tümör genelinde tanıda problem yaratmayacak kadar çok azdı. Ancak, özellikle evre II tümörlerde izlediğimiz kuvvetli immünoreaktivitenin arada kalmış selim bezler, yüksek PİN lezyonları veya karsinomun intraduktal yayılımını içeren bir bezin teğet kesitinden kaynaklanabileceğini düşünmekteyiz.
      Anahtar kelimeler: Prostat, adenokarsinom, HMWCK 34bE12

Otuzbeş yaş altı kadınlarda pozitif üçlü test sonuçları ve kromozom anomalileri 19(4):219-221, 2004
Cüneyt E. TANER, Seda ÖZKİRİŞÇİ, Gülizar YEŞİLKAYA-ERSOY, Ferda ÖZKINAY, Cem BÜYÜKTOSUN, Aytaç İMREN
ÖZET
 
        Üçlü test fetal Down sendromu olgularını saptamada önemli bir değere sahiptir. Bu çalışmada 35 yaş altı kadınlarda kromozom anomalileri ile üçlü test sonuçları araştırıldı.
      Trizomi 21 için eşik değeri 1/270 alındığında 201 pozitif testi olan gebe ve trizomi 18 için eşik değerini 1/100 alındığında 12 pozitif testi olan gebe saptandı. Tüm olgulara amniosentez uygulandı. Trizomi 21 için pozitif teste sahip olgular içinde 2 fetal Down sendromu ve 4 normal kromozomal aberasyon saptandı. Trizomi 18 için pozitif teste sahip hastalardan ise sadece birinde fetal Turner sendromu mevcuttu.
      Sonuç olarak, daha düşük eşik değerleri kullanılarak gereksiz amniosentezlerin azaltılabileceği kanaatine varıldı.
      Anahtar kelimeler: Amniosentez, triple test, kromozom anomalileri

Venöz kanülasyon ve rokuronyumun enjeksiyon ağrısını önlemede transdermal nitrogliserin ve EMLA kremin karşılaştırılması 19(4):222-224, 2004
Gülşen BOSNA, Mustafa Ş. EKİM, Deniz ORAL, Hakan PAMUK, Sedef TAVUKÇU-ÖZKAN, Neşe AYDIN
ÖZET
 
        Rokuronyum, uyanık hastada uygulandığında yüksek oranda orta veya şiddetli ağrı yapan non-depolarizan bir nöromus-küler blokerdir. Çalışmamızda elektif cerrahi planlanan has-talarda topikal lokal anestezik karışımı olan EMLA krem ile, vazodilatatör etkili transdermal nitrogliserinin (TNG) etkisini plasebo ile karşılaştırmayı amaçladık. 18-75 yaş, ASA I-III 45 hasta rasgele 3 gruba ayrıldı. Genel anestezi indüksiyonundan 1 saat önce Grup I'de 50 mg TNG (24 saattte 10 mg nit-rogliserin salınımlı), Grup II'de 1 gr EMLA krem, Grup III'de 1 gr dekspantenol krem (plasebo) uygulandı. Venöz kanülas-yon ve priming doz rokuronyum sırasındaki ağrı ve yanma ile rokuronyumun entübasyon dozundan sonraki el hareketleri değerlendirildi. Venöz kanülasyon ve priming doz rokuronyum sonrası ağrı ve yanmanın Grup II'de, Grup I ve Grup III'e göre anlamlı olarak az olduğu görüldü. Rokuronyumun entübasyon dozundan sonra gruplar arasında fark görülmedi. Venöz kanülasyon ve priming doz rokuronyumdan önce EMLA krem kullanımının uygun olduğu, TNG'nin ise iyi bir seçenek olmadığı sonucuna varıldı.
      Anahtar kelimeler: Rokuronyum, EMLA krem, transdermal nitrogliserin

Dört farklı göz içi lensinin biyometri sonuçları açısından karşılaştırılması 19(4):225-227, 2004
Can ÖZTÜRKER, Olcay YALÇIN, Muhsin ALTUNSOY, Mustafa ELİAÇIK, Ayhan BAŞOĞLU, Aylin ARDAGİL, Şükrü BAYRAKTAR, Ömer Faruk YILMAZ
ÖZET
 
        Çalışmanın amacı, 4 farklı göziçi lensinin (GİL) katarakt operasyonu öncesinde hedeflenen refraksiyon ile elde edilen sonuç refraksiyon arasındaki fark açısından karşılaştırılması.
      2000-2001 yılları arasında opere edilerek AcrySof® (Grup 1) implante edilen 37 hastanın 50 gözü; Acryflex® (Grup 2) implante edilen 39 hastanın 55 gözü; Corneal® (Grup 3) implante edilen 24 hastanın 35 gözü ve Cee-On® (Grup 4) implante edilen 17 hastanın 24 gözü çalışmaya alındı. Tüm hastaların biyometrik ölçüm ve hesaplamalarında aynı biyometri cihazı ve aksiyel uzunluğa bağlı olarak SRK-2 veya SRK-T formülleri kullanıldı. Dört grup hedeflenen refraksiyon ile sonuç refraksiyon arasındaki mutlak ve gerçek hata açısından birbiri ile kıyaslandı.
      AcrySof®, Acryflex®, Corneal® ve Cee-On® gruplarında sırası ile mutlak hata 0.52±0.39, 0.73±0.53, 0.87±0.94, 1.02±0.84; gerçek hata 0.28±0.59, 0.43±0.80, -0.53±1.17, - 0.90±0.97 olarak saptandı. Mutlak hata açısından sadece AcrySof® ile diğer tüm mercekler arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Gerçek hata açısından ise AcrySof® ile Acryflex® ve Corneal® ile Cee-On® arasında anlamlı fark görülmezken, diğer gruplar arasındaki fark anlamlı olarak değerlendirildi.
      AcrySof® GİL hem mutlak hem de gerçek hata açısından diğer merceklere göre daha üstün bulundu. Acryflex® 2. sırada yer alırken; Corneal® ile Cee-on® diğer iki merceğe göre daha az güvenilir sonuçlar verdi.
      Anahtar kelimeler: GİL tipi, biyometri, mutlak hata, gerçek hata

Kadın belleğinde doğum yaşantısını hatırlama durumuna ilişkin bir çalışma 19(4):228-231, 2004
Ayla BERKİTEN-ERGİN, Necla KUTLU
ÖZET
 
        Doğum deneyimi kadınları hem fiziksel hem de psikolojik olarak etkilemektedir. Kadınlar yaşamlarının diğer dönemlerinde de bu deneyimi anımsamaktadırlar. Bu çalışma, kadınların doğum deneyimlerini irdeleyerek, etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır.
      Bulgularda, çalışmaya katılan grubun tamamının doğum eylemini hatırladıkları görülmüştür. Kadınların eğitim durumu arttıkça doğuma katılan kişileri hatırlamanın arttığı, ancak doğum yapma yaşı ile doğum şeklinin doğuma katılan kişileri hatırlamada etkili olmadığı görülmüştür.
      Sonuçta; kadınların bireysel özellikleri doğum deneyimlerini anımsamakta etkili olurken, diğer faktörlerin etkin olmadığı belirlenmiştir.
      Anahtar kelimeler: Doğum, doğumu algılama, doğumu hatırlama

 

 

 

 

Yazarlara Bilgi

Yayın Kurulu

 

 

 

Logos Tıp Yayıncılığı 2007
Tel: 212 2880541 ve 212 2885022
eXTReMe Tracker