GÖZTEPE TIP DERGİSİ

 

 

SSK GÖZTEPE TIP DERGİSİ / MART 2004

 

Halluks Rigidus Tedavisinde Çeilektomi
Namık Kemal ÖZKAN, Evren Fehmi ATAY, Melih GÜVEN, Faik ALTINTAŞ
ÖZET
 
     Amaç, halluks rigidus tedavisinde uyguladığımız çeilektomi ve plantar gevşetme yönteminin sonuçlarının değerlendirmesi.
      Aralık 1998-Kasım 2002 tarihleri arasında halluks rigidus deformitesine yönelik cerrahi tedavi uygulanan 29 hastanın 34 ayağı çalışmaya dahil edildi. Hastaların 13'ü (% 45) kadın, 16'sı (% 55) erkek idi. Tüm hastalara sırasıyla çeilektomi ve plantar gevşetme uygulandı. Ortalama takip süresi 6 ay (4-24 ay) idi.
      Hastalar Mayo Kliniği Ayak Değerlendirme Cetveli (forfoot score)'ne göre değerlendirildi. Buna göre 20 (% 58.8) ayakta çok iyi, 11 (% 32.3) ayakta iyi, üç (% 8.9) ayakta orta sonuç elde edildi. Hiçbir hastanın ayaklarında kötü sonuç elde edilmedi.
      Halluks rigidus tedavisi için uygulanan çeilektomi ve plantar gevşetme yönteminin basit ve kolay uygulanabilir bir yöntem olduğu, ameliyat sonrası sonuçlarının tatmin edici olduğu sonucuna varıldı.
      Anahtar kelimeler: Halluks rigidus, çeilektomi

Endobronşiyal Tüberküloz
Ümmühan BAYRAM, Çağla UYANUSTA KÜÇÜK, Fatma KÜÇÜKER, Sinem ATİK, Ebru DAMATOĞLU, Adnan YILMAZ, Esen AKKAYA
ÖZET
 
      Endobronşiyal tüberküloz, akciğer tüberkülozunun ciddi bir komplikasyonudur. Çocuklarda daha fazla olmak üzere her yaş grubunda görülebilir. Bu çalışmanın amacı, endobronşiyal tüberküloz olgularının klinik, radyolojik ve bronkoskopik bulgularını ve tedavi sonuçlarını değerlendirmektir. Çalışmamız 6 endobronşiyal tüberküloz olgusunu kapsamaktadır. Olguların 5'i erkek, biri kadın olup yaş ortalaması 41 yıl (18-64) idi. Öksürük en sık yakınma olup, radyolojik olarak 4 olguda nodül saptandı. Bronkoskopik incelemede lezyon, 2 olguda kazeöz, 2 olguda kazeöz ve tümöral, 1 olguda tümöral ve diğer olguda fibrostenotik tip olarak değerlendirildi. Bronş lavaj kültürü 4 olguda tüberküloz basili açısından pozitif bulundu. Tedavi sonrası 3 olguda bronkoskopi tetrarlandı. Kazeöz tipe sahip 2 olguda ödematöz-hiperemik tip lezyon saptanırken, fibroste-notik tipe sahip olguda stenoz devam ediyordu.
      Anahtar kelimeler: endobronşiyal tüberküloz, bronkoskopik bulgular, tanı, tedavi sonuçları

Distal ve Mid-Penil Hipospadias Cerrahisinde Snodgrass Prosedürü
Reşit TOKUÇ, Erem Kaan BAŞOK, Ömer Faruk MEMİŞ, Erol PELTEKOĞLU, Ziya ÜNLÜSOY, Ziya ÜNLÜSOY, Necmettin ATSÜ
ÖZET
 
         TIPU, mükemmel kozmetik sonuçları olan ve yarık şekilli meatus yaratılan bir hipospadias onarım yöntemidir. Bu çalışmada, 80 ayı aşkın süredir uygulanan 230 olguya ait sonuçlar incelenmektedir. 32 hasta önceden 1-6 arasında onarım yapılmış re-do olgudur. İki tunika vaginalis, iki de mid-skrotal penil flap dışında tüm olgulara subkutan doku flap'iyle ikinci kat kapama uygulanmıştır. Tüm olgularda glansın ucunda yarık şekilli meatus oluşturulmuştur. 18 meatal darlık, 21 üretral fistül ve 13 ikisi bir arada olmak üzere toplam 27 hastada komplikasyon görülmüştür. Oran primer olgularda % 10, re-do olgularda ise % 22'dir.
      Mükemmel kozmetik sonuçlarıyla re-do ve sünnetli olgular da dahil olmak üzere tüm olgular için uygulanabilir bir cerrahi tekniktir.
      Anahtar kelimeler: Hipospadias, Snodgrass, TIPU

Akut Gastroenteriti Bulunan 6-24 Ay Arası Süt Çocuklarında İmmunglobulin Düzeylerinin Değerlendirilmesi
Sadettin SEZER, Hasan ÖNAL, Zerrin ÖNAL, Rengin ŞİRANECİ, Erdal ADAL, Hüseyin ALDEMİR
ÖZET
 
       Bu çalışmada; akut gastroenteritli hastalarda humoral immün sistemin nasıl etkilendiğini göstermek amacıyla, SSK Bakırköy Doğumevi Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim Hastanesi Çocuk Polikliniğine başvuran akut gastroenteritli 6-24 ay arasındaki süt çocuklarında 3 major immünglobulin fraksiyonu bakımından gösterdiği değişiklikler incelenmektedir.
      6-9-12-24 aylık olmak üzere 4 grupta toplanan olgulardan elde edilen değerler, aynı yaş gruplarına uyan normal süt çocuklarından elde edilen değerlerle de karşılaştıralarak anlamlı bir fark gösterip göstermediği saptanmaya çalışılmıştır.
      İntravasküler kompartmanlarda yer alan lenfositlerin normal kontrol olguları ile sayıca anlamlı bir fark göstermediği, immünglobulin seviyesinde başlıca değişikliğin bütün yaş gruplarında IgA'da olduğu görülmüştür. Bu anlamlı fark, barsak lamina propriasında yer alan IgA taşıyan hücrelerin doğal antijenlerin uyarılarına cevabı olarak değerlendirilmiştir.
      IgM seviyesinde 9. aydan sonra tespit edilen anlamlı artış ise, gastrointestinal kanalın lenfoid dokudan zengin jejuno-ileal bölgesinin bu yaşta gelişimine bağlanmıştır.
      Anahtar kelimler: Akut gastroenterit, Humoral immunite, IgA

İnflamatuvar Bağırsak Hastalığı Olan Normal Ağırlıklı Kadınların Farklı İki Yöntemle Bulunan Bazal Metabolizma Hızlarının Sağlıklı Kontrollerle Karşılaştırılması
Aliye ÖZENOĞLU, G.E. PAMUK, Ö.N. PAMUK, N. CANEROĞLU, H.H. HATEMİ
ÖZET
 
       Çalışmanın amacı, inflamatuvar bağırsak hastalığı (İBH) olan normal ağırlıklı kadınların direkt ölçümle ve formüle göre hesaplama yoluyla bulunan bazal metabolizma hızları (BMH)'na ilişkin iki değerin farklı olup olmadığını ve aynı uygulamanın sağlıklı, normal ağırlıklı kadınlardaki durumunu araştırmaktır.
      İÜ. CTF. İç Hastalıkları ABD'nda yürütülen bu çalışma kapsamında, İBH olan 12 ve sağlıklı 26 yetişkin kadın yer aldı. Kadınların boy, kilo ve Bioelectrical Impedance Analyzer (BIA) ile vücut kompozisyonu ölçümleri yapıldı. Beden kitle indeksi (BKİ) formülüne göre (ağırlık-kg/boy-m2) normal ağırlıkta kabul edilen bireyler (BKİ=18.5-24.9 kg/m2) çalışmaya alındı. Kadınların BIA ile ölçülen BMH'ları (BMH 1) yanında, Harris-Benedict denklemine göre de BMH (BMH 2) hesaplandı. Aynı bireylerde farklı iki yöntemle elde edilen bu değerler, bilgisayar programında istatistiksel olarak t testi ile değerlendirildi.
      Hem İBH grubu ve hem de kontrol grubunun BMH 1 ve 2 de-ğerleri arasındaki fark ileri derecede anlamlı bulundu. BKİ'ne göre aynı sınırlar içinde yer almalarına rağmen, her iki grubun BIA ile ölçülen BMH 1 değerleri arasındaki farklılık da ileri derecede anlamlı bulundu (sırasıyla İBH; 1325.75±122.92 kcal. kontrol grubu; 1451.88±83.50 kcal. p=0.005). Grupların BMH 2 değerleri arasında anlamlı farklılık bulunamadı (p=0.162). Bir hasta ve bir de sağlıklı grupta farklı iki yöntemle bulunan BMH değerleri arasında ileri derecede anlamlı farklılık saptanması, enerji gereksinmesinin hesaplanmasında standart teorik formüllerin fazla güvenilir olmayacağını düşündürmektedir. Aynı BKİ grubunda oldukları için, her iki grubun BMH 2 değerleri arasında anlamlı farklılık olmaması da beklenen bir bulgudur. Buradan elde edilen sonuçlara dayanarak, gerek hasta ve gerekse sağlıklı bireylerde enerji gereksinmesinin belirlenmesinde, günümüzde kullanımı giderek yaygınlaşan ve oldukça pratik bir şekilde uygulanabilen direkt ölçüm yöntemlerinin daha yararlı olacağına inanıyoruz.
      Anahtar kelimeler: İnflamatuvar bağırsak hastalığı, bazal metabolizma hızı

Akut Mezenter İskemi
Yıldırım GÜLHAN, Tolga BALKAN, Özgür EKİNCİ, Fuat İPEK, Hakan BOZKURTOĞLU, Fikret AKSOY
ÖZET
 

     Akut mezenter iskemi olgularında mortaliteyi etkileyen faktörleri vurgulamak amacıyla,1996-2001 yılları arası SSK Göztepe Eğitim Hastanesi 1 ve 4. cerrahi kliniklerince opere edilen 24 akut mezenter iskemi olgusu yaş, cins, yandaş hastalıklar, şikayet, klinik bulgular, yapılan ameliyat ve mortalite açısından retrospektif olarak incelendi.
      Olguların 18'i (% 75) erkek, 6'sı (% 25) kadın olup ortalama yaş 61 idi. 22 (% 91.7) olguda karın ağrısı, 18 (% 75) olguda bulantı ve kusma, 10 (% 41.7) olguda gaz-gaita çıkaramama, 6 (% 25) olguda kanlı dışkılama şikayeti mevcuttu. Yandaş hastalık olarak 10 (% 41.6) olgu hipertansif, 6 (% 25) olgu iskemik kalp hastası, 4 (% 16.7) olgu atrial fibrilasyonlu, 4 (% 16.7) olguda konjestif kalp yetersizlikli idi. 18 olguda 11.000 mm3'ün üzerinde lökositoz mevcuttu. 18 (% 75) olguya rezeksiyon+anastomoz uygulandı. 3 olgu second look amacı ile 24. saatte reopere edildi ve rezeksiyon sınırları genişletildi. 6 (% 29) olguya sadece eksploratris laparatomi yapıldı. Mortalite % 66.6 olarak tespit edildi.
      Acil şartlarda değerlendirilen hastalarda, yandaş hastalıklar da göz önünde bulundurularak, mezenter iskemi tanısı ekarte edilemiyorsa angiyografi, Doppler US veya tanısal laparoskopi yapılmalı, hastanelerimiz bu konularda deneyimli personel ve cihaza sahip olmalıdır.
      Anahtar kelimeler: Mezenter iskemi, morbidite, mortalite


Van İli Kadın Doğum Polikliniklerine Başvuran Hastaların İncelenmesi
Hüseyin Avni ŞAHİN, H. Güler ŞAHİN, Murat KARAYEL, Mansur KAMACI, Ali KOLUSARI, Mustafa Haki SUCAKLI
ÖZET
 
          Bu çalışmanın amacı, ikinci ve üçüncü basamakta kadın hastalıkları ve doğum polikliniklerine başvuran hastaları inceleyip sık rastlanan hastalıkları saptayarak sık görülen hastalıklara karşı strateji belirlemek idi.
      Araştırma, YYÜ Araştırma Hastanesi kadın doğum polikliniğine 2001 yılında başvuran 8121 hasta ile Van SSK hastanesi kadın doğum polikliniğine başvuran 8135 hastanın prospektif olarak değerlendirilmesi ile gerçekleştirildi. Hastalar tanılarına göre gruplandırıldığında; birinci basamakta çözülebilecek sorunların sıklığı göre Tıp Fakültesi Hastanesi ve SSK Hastanesinde şöyle sıralanmaktaydı: Normal gebelik kontrolü 2929-2850, vulvovajinit 887-785, menapoz 648-225, servisit ve servikal erozyon 397-580, İYE 216-212, dismenore 137-402, RIA ve Aile Planlaması hizmetleri 55-567. Bu hastalıkları hormonal disfonksiyon, infertilite, PID ve tubovaryan abse, kronik pelvik ağrı, gebelik komplikasyonu, pelvik kitle, hirsutismus, miyoma uteri, polikistik over ve amenore gibi nedenler takip etmekteydi.
      Bir yıllık tarama sonuçları ikinci ve üçüncü basamağa başvu-ran hastaların önemli bir kısmının (ikinci basamakta % 69.1, üçüncü basamakta ise % 64.89) birinci basamakta sorunlarını çözebilecekleri halde gereksiz yere üst basamaklara baş vurduklarını göstermektedir. Birinci basamakta görev alacak hekimlerin eğitiminde sık görülen hastalıklara ağırlık verilerek bu konulara hakim olmaları sağlanmalı ve böylece gereksiz sevkler önlenmelidir.
      Anahtar kelimeler: Birinci basamak, kadın hastalıkları, tıp eğitimi

Preeklampsi Etyolojisinde Androjenlerin Rolü
Burçak TOK, A.Rıza SÖZENOĞLU, Ergun BİLGİÇ, Kadir GÜZİN, Neşe YÜCEL
ÖZET
 
          Erkek olmanın hipertansiyon etyolojisindeki yerinden yola çıkarak, androjenlerin preeklampsi etyolojisindeki rolünü araştırdık. 30 preeklamptik ve 20 kontrol grubu hastasıyla çalışıldı. Preeklamptik hastalarda kriter olarak 6 saat ara ile ölçülen 2 tansiyon arteryel değerinin 140/90 mmHg ve üzeri olması ve/veya ödem olması şartı arandı. Kontrol grubu ise yine üçüncü trimestrdeki gebelerden oluşmuş dahili, obstetrik problemleri olmayan hastalardı. Her hastadan serumda SHBG, E2, serbest ve total testosteron, DHEA-s, androstenodion bakıldı. Preeklamptik grupta total testosteron ve androstenodion değeri yüksek bulundu. Ancak, bu parametrelerin preeklampsi erken tanısında bir belirteç olarak kullanılması için daha fazla çalışmalara ihtiyaç olduğu düşüncesindeyiz.
      Anahtar kelimeler: Preeklampsi, androjenler

Astımda Gastroözofageal Reflü Semptom Prevalansı
Tolga YAKAR, Nejat ALTINTAŞ
ÖZET
 
        Amaç, astımlı hastalarda, semptomatik gastroözofageal reflünün (GÖR), reflünün eşlik ettiği respiratuar semptomların (RERS) prevalansını belirlemek ve reflü, betaagonist inhaler kullanımı arasındaki ilişkinin ortaya konmasıdır.
      SSK Süreyyapaşa Hastanesi Astım Polikliniğine ayaktan müracaat eden 109 hasta astım grubunu, sağlıklı gönüllülerden oluşan 135 kişi kontrol grubunu oluşturdu.
      Astımlı hastalardan % 77'sinde mide yanması, % 55'inde regürjitasyon, % 24'ünde yutma zorluğu tespit edilirke, kontrol grubunda bu semptomların prevalansı daha düşüktü. Astımlı hastaların % 38'si en az bir kez antireflü tedaviye gereksinim duydu (p<0.001). Astım ilaçlarının GÖR semptomlarının artışı ile bir ilişki bulunamadı. Astımlı hastalardan % 41'i anket formunu cevaplamadan bir hafta öncesi RERS (örneğin öksürük, dispne ve hışırtılı solunum) farktemişlerdi. % 28'i ise GÖR semptomları esnasında inhaler kullanma ihtiyacı duymuşlardı. İnhaler kullanım oranı yanmanın (r=0.28, p<0.05) ve regürjitasyonun (r=0.40 p<0.05) ciddiyetiyle orantılı bu-lundu.
      Anket sonucunda, astımlı hastalarda GÖR semptom prevalansının, RERS prevalansının ve reflü ilişkili inhaler kullanımının artmış olduğu görüldü. Bu fazla inhaler kullanımı ile GÖR'ün indirekt olarak astımı nasıl kötüleştirdiği açıklana-bilir.
      Anahtar kelimeler: Astım, gastroözefageal reflü, reflünün eşlik ettiği respiratuar semptomlar (RERS)

Hemoptizinin Değerlendirilmesi
Ferhan ÖZŞEKER, Ateş BARAN, Aydanur MİHMANLI, Ümmühan BAYRAM, İlknur DİLEK, Esen AKKAYA
ÖZET
 
       Gelişmiş ülkelerde hemoptizinin birinci nedeni bronşitken, gelişmekte olan ülkelerde infeksiyöz akciğer hastalıklarının (özellikle tüberküloz) birinci neden olduğu söylenebilir. Biz de çalışmamızda hemoptizi etyolojisini araştırmayı amaçladık.
      Şubat 2001-Şubat 2002 tarihleri arasında SSK Süreyyapaşa Göğüs Kalp ve Damar Hastalıkları Eğitim Hastanesi III. Göğüs kliniğinde yatan 68 hemoptizili olgu (5 kadın, 63 erkek) incelendi. Yaş ortalaması 46±18, en küçük 17 en büyük 76 yaş idi. Olguların 58'inde (% 85.3) hafif, 6'sında (% 8.8) orta ve 4'ünde (% 5.9) şiddetli kanama vardı. 24 (% 35.3) akciğer tüberkülozu, 12 (% 17.65) akciğer kanseri, 8 (% 11.7) bronşiektazi, 8 (% 11.7) pnömoni, 5 (% 7.3) inaktif tüberküloza bağlı kanama tanısı kondu. Bunları; KOAH (n=2), kardiyak nedenler (n=2), akut bronşit (n=2), pulmoner emboli (n=1), kist hidatik (n=1), aspergilloma (n=1) ve akciğer apsesi izlemekteydi. Tanı aşamasında tüm olgulara akciğer grafisi çe-kilirken, 42 olguya bilgisayarlı akciğer tomografisi çekilmiş, 28 olguya fiberoptik bronkoskopi yapılmış, bir olguya da tanısal torakotomi uygulanmıştır.
      Sonuç olarak; çalışmamızda hemoptizi nedenleri arasında akciğer tüberkülozunun ilk sırada olduğu görüldü. Etkili tüberküloz savaşının gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de bu sıralamayı değiştireceği kanısındayız.
      Anahtar kelimeler: Tüberküloz, hemoptizi, tanı yöntemleri

Acil Servis ve Hipoglisemi
Özcan KESKİN, Yaşar KÜÇÜKARDALI, Murat KALEMOĞLU
ÖZET
 
        Acil servise hipoglisemi ile gelen hastaların klinik semptomlarını ve prespite edici faktörleri saptamak ve demografik özellikleri karşılaştırmak amacıyla planlanan çalışma, 2000 ve 2002 yılları arasında acil servise müracaat eden hastalarda prospektif olarak gerçekleştirildi. Bu çalışmada hastalarda hipoglisemi tanısı; (1) serum glikoz düzeylerinin 50 mg/dl altında olması, (2) hastada eşlik eden hipoglisemi semptomlaırının olması, (3) glikoz infüzyonu sonucu semptomların düzelmesine göre konuldu. Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş, cins, hipoglisemi süresi, hipoglisemik ilaç kullanımı, diyabet, karaciğer hastalığı, intoksikasyon ve alkol kullanımı gibi eşlik eden hastalıkları kayıt edildi.
      Çalışma süresince toplam 68 hasta acil servise müracaat etti. Hastaların 47'si erkek, 21'i kadın hastaydı. Hastaların % 92'sinde nöroglikopenik semptomlar varken, % 8 hasta hiperepinefrinemik semptomlarla acil servise müracaat etti. Acil serviste hipoglisemi hastalarının en sık nedeni (% 89) diyabetik hastalarda aşırı insülin kullanımı (% 68) ve oral antidiyabetik kullanımına (% 32) bağlı ortaya çıkan hipogli-semi idi. Saptanan diğer hipoglisemi nedenileri, sırasıyla etanol intoksikasyomu (% 4), siroz (% 2), sepsis (% 1.4), intoksikasyon (% 1.4) ve panhipopituitarizm (% 1.4) idi.
      Tüm hipoglisemik hastalarda önde gelen predispozan faktör düzensiz antidiyabetikc ilaç kullanımı olarak tespit edildi. Bu nedenle, tüm hekimlerin, özelliklede acil servis pratiğinde çalışanların, antidiyabetik ilaç reçete ederken özellikle de yaşlı hastalarda, hasta-ilaç uyumunun bu tip komplikasyonlardan korunmak için en önemli faktör olduğunu akılda tutmaları gerektiği düşüncesindeyiz.
      Anahtar kelimeler: Hipoglisemi ve acil servis

 

 

 

 

Yazarlara Bilgi

Yayın Kurulu

 

 

 

Logos Tıp Yayıncılığı 2008 - 2011
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36 D.66-67 Gayrettepe 34349 Istanbul
Tel: 02122880541 ve 02122885022
eXTReMe Tracker