 |
SSK GÖZTEPE TIP DERGİSİ / HAZİRAN 2004
|
Kahramanmaraş ilinde hemodiyalize giren kronik böbrek yetersizliği hastalarında kalp fonksiyonlarının ekokardioyografi ile değerlendirilmesi |
Aytekin GÜVEN, M. Akif BÜYÜKBEŞE, Ali ÇETİNKAYA, Gülizar SÖKMEN, Cemal TUNCER |
|
|
Kronik böbrek yetersizliği (KBY) bütün vücudu etkilediği gibi daha da önemli olarak kardiyovasküler sistemi etkilemektedir. Bu çalışma, düzenli hemodiyalize giren kronik böbrek yetersizlikli hastalarda kalpte meydana gelen morfolojik ve fonksiyonel değişiklikleri ekokardiyografik (EKO) olarak değerlendirmek amacı ile planlandı.
Çalışmaya, düzenli olarak diyalize giren toplam 50 KBY'li hasta, ve herhangi bir böbrek veya kardiyak şikayeti olmayan 40 sağlıklı olgu alındı. M-Mode Eko ile özellikle sol ventrikül boyutları, iki boyutlu Eko ile duvar hareket bozukluğu ve pe-rikard değerlendirildi. Pulsed Doppler ile diyastolik mitral akım ölçüleri (DMAÖ) ve renkli Doppler Eko ile kapak yetersizlikleri değerlendirildi. Pulmoner arter basıncı ölçümü için triküspit yetersizlik akımından yararlanıldı.
İki boyutlu EKO değerlendirilmesinde KBY'li hastaların % 95'inde morfolojik değişiklikler izlendi. 45 olguda sol ventrikül hipertrofisi, 20 olguda miyokartta buzlu cam görünümü, 22 olguda kapak kalsifikasyonu, 20 olguda kapak yetersizliği, 15 olguda perikardiyal effüzyon, 11 olguda pulmoner hipertansiyon saptandı. Kontrol grubunda ise 2 olguda sol ventrikül hipertrofisi, 2 olguda kapak yetersizliği, 4 olguda mitral kapak prolapsusu saptandı. KBY grubu, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, KBY'li hastalarda sol ventrikül erken doluşunda azalma (p<0.05) ve atrial doluşta artma görülürken (p<0.05), E/A oranlarında azalma ve deselerasyon zama-nında uzama gözlendi (p<0.05, p<0.05). İzovolümetrik relaksasyon zamanı da KBY'li hastalarda kontrol grubundan yüksek bulundu (p<0.05).
KBY'li hastalarda ekokardiyografik takip tedavinin yönlendirilmesinde ucuz ve non invazif bir yöntem olarak değerli bilgiler vermektedir. Bu nedenle, KBY'li hastaların düzenli aralıklarla ekokardiyografik incelemeye tabi tutulması gerektiği kansındayız.
Anahtar kelimeler: Ekokardiyografi, kronik böbrek yetersizliği |
Bronşial astım ve alerjik rinitli türk çocuklarında hamamböceği alerjisi sıklığı |
Teoman AKÇAY, Arzu AKÇAY, Osman PİNÇE, Rengin ŞİRANECİ, Kamil TEKER |
|
|
Bu çalışma, hamam böceği olarak bilinen ve bilimsel adı Blatella olan böceğe karşı Türk çocuklarındaki duyarlılık oranını saptamak amacıyla yapıldı.
Çalışmaya, SSK Bakırköy Doğumevi Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim Hastanesi Çocuk Alerji-Astım polikliniğinden takipli toplam 214 bronşial astım ya da alerjik rinit tanısı almış ve en az 6 aydır izlenen yaşları 2-14 arası çocuklar alındı. Hastalara prick testi ile blatella antijeni uygulandı. Deri testleri sonucunda % 7.4 oranında hamamböceği alerjisi bulundu.
Bu çalışma sonucunda elde ettiğimiz ülkemiz çocuklarındaki hamam böceği alerjisi sıklığı, diğer ülkelerde yapılan çalışmalardaki sonuçlara göre oldukça düşük düzeyde bulundu.
Anahtar kelimeler: Alerji, hamam böceği |
Üst GİS kanamalı olgularımızın endoskopik analizi |
Gamze GÖKÖZ DOĞU, Nilüfer SONER, Özgül SOYSAL, Oğuzhan YILDIRIM, Zeliha AKSOY, Ayça DEĞİRMENCİ, Özlem YAZICIOĞLU, Bülent ERALP |
|
|
Gastrointestinal kanamalar (GİK), acil hekimlikte nispeten sık rastlanan, erken müdahale ve sıklıkla yatış gerektiren bir problemdir. Total mortalite yaklaşık % 10'dur. Tanısal yaklaşımlar, tedavi tekniklerinden daha hızlı gelişim göstermiştir. Üst GİK'da, öncelikli tanısal yaklaşım günümüzde, özofagogastroduedonoskopidir. Biz bu çalışmamızda, Aralık 2001-Temmuz 2002 arasındaki 6 aylık periyotta geriye dönük olarak üst GİK'li 118 hastamızın endoskopi sonuçlarını gözden geçirdik.
Anahtar kelimeler: Gastrointestinal kanama, endoskopi |
İntrapartum oligohidramniosun peripartum fetal duruma etkisi |
Ergün BİLGİÇ, Ali Rıza SÖZENOĞLU, Kaan KOCA, Ertan ADALI, Neşe YÜCEL, Necdet SÜER |
|
|
Oligohidramnios, gestasyonel yaşa göre <5. persantil amniotik sıvı indeksi veya gestasyonel yaşa bakmaksızın ?5 cm amniotik sıvı indeksi olarak tarif edilebilir. Bu prospektif çalışmanın amacı, ?5 cm amniotik sıvı indeksinin (oligohid-ramnios), fetal distres nedeniyle sezaryen riskini, 5. dakikada 7'nin altında Apgar skorunu ve neonatal asidozu doğru olarak önceden tahmin edip edemeyeceğini belirlemek amaçlandı.
26 ve daha üzeri gebelik haftasında olan ve ultrasonografide amniotik indeksi ?5 cm bulunan 70 çalışma grubu ve 50 kontrol grubu olmak üzere 120 olguya intrapartum dönemde tokokardiografi yapıldı. Her doğumdan hemen sonra umblikal kord arter kanı pH'sı için kan örneği alındı ve 5. dakika Apgar skoru belirlendi ve aralarındaki ilişki araştırıldı.
Oligohidramnios grubunda, fetal distres nedeniyle sezaryen sıklığı % 14.2, 7'nin altında 5. dakika Apgar skoru % 11.4 ve <7.10 umblikal arter pH % 2.8 iken, amniotik sıvı indeksi > 5 cm olan kontrol grupta aynı oranlar sırasıyla % 12, % 0 ve % 2 olarak tespit edildi. Ortalama pH değerleri iki grup arasında anlamlı şekilde farklı iken (7.23'e karşı 7.27) ortalama Apgar skorları arasında anlamlı bir fark bulunamadı. Ancak, ortalama pH değerleri doğum şekline göre incelendiğinde, fetal distres nedeniyle sezaryen yapılan grup ile normal vaginal doğum yapan grup arasında anlamlı fark ortaya çıkmadı. Hiç 7'nin altında Apgar skoru kaydedilmedi.
Sonuç olarak; ?5 cm amniotik sıvı indeksi (oligohidramnios) tek başına olumsuz fetal sonuçların iyi bir prediktörü değildir. Ancak, oligohidramnios, patolojik kardiyotokografi bulguları ile birlikte olduğunda patolojik asidemi ile karşılaşma ihtimali artmaktadır.
Anahtar kelimeler:Oligohidramnios, tokokardiyografi, neonatal asidoz, fetal distres |
Bazal hücreli epitelyomalarda intralezyonel interferon a-2a tedavisi |
İlkin ZİNDANCI, Sema AKKIZ, Emek KOCATÜRK, Şükran SARIGÜL, Mukaddes KAVALA |
|
|
Derinin en sık rastlanan tümörü olan bazal hücreli epitelyoma (BHE), nadir metastaz yapmasına karşın lokal invazyon ve destrüksiyona neden olmasıyla erken dönemde tedaviyi gerektirmektedir. Çeşitli tedavi seçenekleri uygulanan tümörde interferonların da etkili olduğu bildirilmiştir. İnterferonların tedavideki etkinliğini belirleyebilmek amacıyla, SSK Göztepe Eğitim Hastanesi Dermatoloji polikliniğine başvuran ve histopatolojik olarak BHE tanısı konulan 21 hastanın toplam 25 lezyonuna intralezyonel olarak IFa-2a uygulandı ve tedavi sonrası 4. ayda klinik ve histopatolojik sonuçlar değerlendirildi. 13 lezyonda klinik ve histopatolojik olarak % 100 iyileşme saptanırken, 11 lezyonda tümörün devam ettiği görüldü. Başarı oranı % 54.2 oranında saptanarak, klasik tedavi yöntemlerine göre oldukça düşük bulundu.
İnterferonların, düşük başarı oranları ve yüksek maliyetleri nedeniyle klasik tedavi uygulanamayan BHE olgularında alternatif olabileceği sonucuna varıldı.
Anahtar kelimeler: Bazal hücreli epitelyoma, interferon a-2a |
Bir yaş altı hastalarda endoskopik III. ventrikülostominin yeri |
Burak O. BORAN, Adnan DAĞÇINAR, M. Memet ÖZEK |
|
|
Günümüzde endoskopik lll. ventrikülostomi, non-kommünike hidrosefalide ilk tedavi seçeneği olarak kabul edilmektedir. Hekimlerin hastalarına şanttan bağımsız bir hayat sunabilme arzusu, bu tekniğin ideal sayılamayacak hasta gruplarında da uygulanmaya başlamasını sağlamıştır. Bu çalışmada amaç, endoskopik lll. ventrikülostomi uygulanan bir yaşından küçük 31 hastayı geriye dönük olarak gözden geçirerek, başarı ve komplikasyon oranlarını sunmaktır.
Hastaların 17'si erkek, 14'ü kızdı ve yaş ortalaması 4 aydı. Endoskopik lll. ventrikülostomi sonrası şant gerektirmeyen tüm olgular başarılı olarak kabul edildi. Ortalama takip süresi 25 aydı. Hastaların % 71'inde başarı sağlandı. Bir olguda geçici 3. sinir parezisi gözlendi.
Sonuç olarak endoskopik lll. ventrikülostomi, bir yaşından küçük hastalara da şanttan bağımsız bir hayat sürme şansını sunabilir.
Anahtar kelimeler: Endoskopi, ventrikülostomi, hidrosefali
|
Total intravenöz anestezide remifentanil-propofol ile remifentanil-midazolam kombinasyonlarının derlenme üzerine etkileri |
Gül EBRU ERGÜN, Elif BOMBACI, Gülşen BOSNA, Neşe AYDIN |
|
|
İntravenöz yolla kullanılan kısa etkili anestezik ilaçlar aneste-zi idamesinde volatil anesteziklere alternatif olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada propofol (P) ve midazolamın (M), remifentanil (R) ile kombinasyonlarının postoperatif derlenme dönemi üzerindeki etkilerinin karşılaştırılması amaçlandı. Elektif abdominal cerrahi planlanan 40 hasta rasgele 2 gruba ayrıldı. Hastalara premedikasyon olarak atropin 0.5 mg im uygulandı. Tüm hastalara remifentanil 1 mcg/kg iv verilmesini takiben, grup P'deki hastalara propofol 2 mg/kg iv, grup M'deki hastalara midazolam 0.3 mg/kg iv uygulandı. Anestezi idamesi N2O/O2 (% 50) inhalasyonu ve remifentanil 0.5 mcg/kg/dk perfüzyonu ile birlikte grup P'deki hastalarda propofol 75 mcg/kg/dk, grup M'deki hastalarda midazolam 0.07 mg/kg/sa perfüzyonları ile sağlandı. Postoperatif dönemde derlenme, ağrı ve sedasyon özellikleri kaydedildi. Ekstübasyon, göz açma, kooperasyon ve oryantasyon zamanları grup P'de grup M'e kıyasla belirgin olarak kısa bulunmasına rağmen, her iki grup arasında ağrı ve sedasyon skorları arasında farklılık yoktu. Gereğinde flumazenil kullanılması koşuluyla, midazolamın propofole iyi bir alternatif olabileceği kanaatine varıldı.
Anahtar kelimeler: Total intravenöz anestezi, propofol, midazolam, remifentanil, derlenme |
Prostat kanserinde insülin benzeri büyüme faktörü bağlayıcı protein-3 ekspresyonunun patolojik evre ve prognoz açısından öngörü değeri |
İ. Orkunt AYAZ, Mustafa ÖZYÜREK, Asıf YILDIRIM, Levent TÜRKERİ |
|
|
Organa sınırlı tümörlerin preoperatif saptanabilmesi için çeşitli prognostik göstergeler ortaya atılmıştır. Bunlar içinde en sık kabul göreni Partin ve ark. tarafından bildirilen preoperatif serum PSA düzeyi, klinik evre ve Gleason skorudur. Ancak, bu sistemde bile progresyonu öngörmede oluşan başarısızlıklar nedeniyle prognozu öngörmede yeni alternatiflere ihtiyaç duyulmaktadır.
Normal prostat hücrelerinin habis transformasyonuna neden olan faktörler arasında peptid büyüme faktörleri de sayılmaktadır. Bunlar arasında en önemlilerinden biri de insülin benzeri büyüme faktörleri (IGF)'dir. IGF ailesinde IGF-1 ve-2 olmak üzere iki hormon bulunmaktadır. IGF-1 insan prostat hücreleri için mitojendir. Aktivitesi IGF-bağlayıcı proteinlerle (IGFBP) düzenlenir. IGF'nin prostat üzerindeki etkisini etkileyen ise IGFBP-3'tür. IGFBP-3, IGF-1'in indüklediği prostat hücre proliferasyonunu inhibe eder.
Bu çalışmada IGFBP-3'ün dokuda ekspresyon düzeylerinin klinik olarak organa sınırlı prostat kanserinde patolojik evre ve prognoz ile olan ilişkisi araştırıldı. Bu amaçla, lokalize prostat kanseri tanısı konulup radikal prostatektomi operas-yonu gerçekleştirilen toplam 38 hastanın cerrahi doku örnekleri alınarak IGFBP-3 ekspresyonu dokularda immünohistokimyasal olarak araştırıldı. İmmünohistokimyasal çalışma sonucunda, tümör dokularında IGFBP-3 ekspresyonunun azaldığı, BPH hastalarından alınan dokularda ise arttığı görüldü. IGFBP-3 boyaması tüm tümör dokularında azalmış olarak bulundu.
Sonuç olarak, IGFBP-3'ün prostat kanseri gelişiminde önemli rolünün olabileceği, ancak immümhistokimya ile doku ekspresyonu düzeylerinin saptanmasının patolojik evre ve prognozu öngörmede mevcut yöntemlere ek bir fayda sağlamadığı saptandı.
Anahtar kelimeler: Prostat kanseri, IGFBP-3, prognoz |
Kronik hastalık polikliniği başarılı mı? Edirne devlet hastanesi deneyimi |
E Melih ŞAHİN, Hicri TUNÇ, Fulya TANRIKULU, Cahit ÖZER, İbrahim ŞAHİN |
|
|
Birinci basamakta en sık rastlanan hastalık esansiyel hipertansiyondur. Esansiyel hipertansiyona seyrek olmayarak diabetes mellitus, dislipemi ve obezite eşlik etmektedir. Morbidite ve mortalite yönünden iyi hasta uyumu ve sıkı kontrolün şart olduğu bu hastalıkların takibini kolaylaştırmak amacıyla hastane bünyelerinde özel poliklinikler açılmaktadır. Çalışma-mızda, Edirne Devlet Hastanesi Kronik Hastalık polikliniği-nin hastalık kontrolü ve tedavi başarısı yönünden değerlendirilmesi amaçlandı.
Edirne Devlet Hastanesi Kronik Hastalık Polikliniğine Aralık 2000 ile Aralık 2001 arasında başvuran hastalara ait veriler, yapılan takipler ve tedaviler açısından geriye dönük olarak değerlendirildi. Veriler bilgisayar ortamına işlendi ve istatistiksel analizi yapıldı.
Bu süre içinde poliklinik sayısı 1673, kayıtlı hasta sayısı 559 idi. Çalışmaya 526 hasta dahil edildi. Bu hastalarla yapılan toplam tıbbi görüşme sayısı 1057 idi. Hastaların 279'u hipertansiyon, 98'i diabetes mellitus, 312'si hiperkolesterolemi, 476'sı obesite idi. Hipertansiyonlu 147 hasta ortalama 103 gün izlenmiş ve tansiyonlarında ortalama diastolik 8 mmHg, sistolik 14 mmHg bir azalma sağlanmıştır. Kayıt altına alınan 98 diabet hastasından 43'ünün tanısı polikliniğimizde konmuştu. Dislipemili 144 hasta ortalama 117 gün izlenmiş ve total kolesterol düzeylerinde ortalama 22 mg/dl azalma sağlanmış. 201 obez hasta ortalama 108 gün izlenmiş ve vücut ağırlığında ortalama % 4'lük bir azalma sağlanmış.
Birinci basamak sağlık kuruluşlarında etkili hizmet üretilemediğinden hastanelerde büyük bir yığılma vardır. Kronik hastalık poliklinikleri kronik hastalığı olanların sürekli ve kapsamlı bakım ihtiyaçlarını karşılamada onlara yardımcıdır. Bu poliklinikler birinci basamağın yerini dolduramasalar dahi, hastaların bakım kalitelerini iyileştirebilecek kapasitededirler.
Anahtar kelimeler: Hipertansiyon, diyabet, hiperkolesterolemi, obesite |
Astım evrelerinde total IgE kan eozinofil düzeyleri arasında korelasyon |
A. Çetin TANRIKULU, Canan EREN DAĞLI, Abdurrahman ABAKAY, Mehmet COŞKUNSEL |
|
|
IgE seviyesi astımla ilgili önemli bir parametredir. IgE astım fizyopatolojisinde santral bir rol oynamaktadır. Eozinofillerin astım patogenezinde önemli rolü olduğuna inanılmaktadır. Yapılan çalışmalarda, astımlı hastalarda kontrol grubuna ve KOAH hastalarına göre IgE seviyesi ve kan eozinofil seviyesi yüksek bulunmuştur.
Bu çalışmada astımlılarla sağlıklı kişiler arasında IgE düzeyleri ile kan eozinofilisinin kinetiklerini ve bunları etkileyen faktörleri incelemek, ayrıca astım şiddeti ile IgE düzeyi ve periferik kan eozinofilisinin korelasyonlarını incelemek amaç-lanmıştır.
Ekim 2002-Mayıs 2003 yılları arasında polikliniğiniğimize başvuran olgular çalışmaya alındı. Yaş ortalaması hasta grubunda 30.3±9.2, kontrol grubunda 30.5±12.6 olarak saptandı. IgE ve eozinofili düzeyleri karşılaştırıldığında hasta grupta eozinofil % 4.8 ± 4.2 kontrol grubunda ise % 2.1±1.0 olarak bulundu (p<0.005). Yine bu gruplar arasında IgE karşılaştırıldığında hasta grupta IgE 378.8±377.7 IU/ml iken kontrol grubunda ise 78.5±62.5 IU/ml olarak bulundu (p<0.05). Hasta grupta 13 hafif intermittant, 21 hafif persistan ve 16 orta persistan olgu saptandı. Her üç astım grubu ile kontrol grubu karşılaştırıldığında her iki parametre için oluşan fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). Astım hastaları kendi aralarında kıyaslandığında hafif persistan astım ile orta persistan astım arasında IgE değerleri arasında istatistiksel bir fark saptanırken (p<0.05) diğer gruplar arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05).
Astımın tanısı ve ayırıcı tanısında IgE seviyesi ve eozinofil seviyeleri önemli rol oynamaktadır. Fakat hastalığın şiddetinin saptanmasında değerleri tartışmalıdır. Bu parametrelerin hastalığın şiddeti ve prognozu için değerinin anlaşılması amacıyla daha ayrıntılı çalışmalara ihtiyaç vardır.
Anahtar kelimeler: Astım, serum total IgE düzeyi, periferik kan eozinofil seviyesi |
Nonalkolik steatohepatitli olgularda tip II diabetes mellitus, hiperlipidemi ve obezite sıklığı |
Ayşe KUBAT ÜZÜM, Şebnem İZMİR GÜNER |
|
|
NASH (nonalkolik steatohepatit), alkol almayan kişilerin karaciğerinde alkole bağlı yağlanmaya benzer histolojik bulguların varlığı ile tanımlanan ve sıklıkla asemptomatik seyreden klinikopatolojik bir durumdur.
Bu çalışmada AST, ALT değerleri 2-2.5 kat artmış olan hastalara karaciğer biyopsisi yapıldı. 27'si kadın, 6'sı erkek toplam 33 hasta çalışmaya dahil edildi. Bu çalışmada steatohe-patik saptanan hastalarda obezite, diabetes mellitus ve hiperlipidemi sıklığını araştırdık. Ortalama yaş 48.9±2.1, ortalama VKİ (vücut kitle indeksi) 32.47±3.6 kg/m2, ortalama total kolesterol 227.14±41.8, trigliserid 164.59±84.7 olarak saptandı. Hastalarda diabetes mellitus ve bozulmuş glukoz tole-ransını saptamak için oral glukoz tolerans testi uyguladık. 6 hastada (% 18) diabetes mellitus, 8 hastada (% 24) bozulmuş glukoz toleransı saptadık.
Anahtar kelimeler: Nonalkolik stetohepatit, diabetes mellitus, obezite, hiperlipidemi |
|
Yazarlara Bilgi
Yayın Kurulu
|