GÖZTEPE TIP DERGİSİ

 

 

SSK GÖZTEPE TIP DERGİSİ / ARALIK 2005

 

Trakeal ekstubasyona karşı hemodinamik yanıtın baskılanmasında esmolol ve diltizemin etkinliklerinin karşılaştırılması 20(4):193-196, 2005
Yeşim ERSİN, Melek ÇELİK, Mehlika Pınar BESLER, Sibel DEVRİM, Tayyibe KAŞIKÇI
ÖZET
 
     Trakeal ekstubasyon geçiçi olsa da önemli hemodinamik değişikliklere neden olabilir. Çalışmamızda, esmolol ve diltizemin bu hipertansif ve taşikardik yanıtı baskılamadaki etkinliklerinin, karşılaştırmalı olarak incelenmesi amaçlanmıştır.
      Çalışmamız, Etik Kurul ve hastaların yazılı onayı alınarak, 20-60 yaş aralığında, ASA I-II, 45 elektif cerrahi olgusunda gerçekleştirildi. Standart monitörizasyon uygulanan tüm hastalarda, anestezi; fentanil 2 µg/kg, tiyopental 5 mg/kg, vekuronyum 0.2 mg/kg ve % 66/33 N2O/O2 + isofluran % 0.5-1.5 ile sağlandı. Rezidüel kas gevşemesi için neostigmin+atropin uygulanan hastalara bundan 3 dk. önce 15'er kişilik gruplar halinde çalışma ilaçları verildi (diltizem 0.2 mg/kg, esmolol 1.5 mg/kg, Serum fizyolojik). Hemodinamik ölçümler; başlangıç, operasyon sonu, ekstubasyondan önce, 1, 5 ve 10 dk. sonra yapıldı. Veriler ANOVA ve Tukey Kramer testleriyle karşılaştırıldı. p<0.05 anlamlı olarak kabul edildi.
      Kalp atım hızında başlangıç değerlerine göre; diltizem grubunda ekstubasyon sonrasında anlamlı değişiklik saptanmazken, esmolol grubunda ekstubasyon öncesi, ekstubasyondan 1 ve 5 dk. sonra anlamlı azalma (p<0.001), kontrol grubunda ise aynı sürelerde anlamlı (p<0.001) artış saptandı. Kan basıncı, kontrol grubunda başlangıca göre ekstubasyon sonrası (1 ve 5. dk.) anlamlı (p<0.001) artış gösterirken, esmolol ve diltizem gruplarında değişmedi.
      Esmolol ve diltizem daha önce ekstubasyona karşı hemodinamik yanıtı baskılamada iyi birer seçenek olarak bildirilmiştir. Sonuçlarımıza göre, diltizem ve esmolol ekstubasyona karşı oluşan hemodinamik yanıtı baskılamada da başarılı bulundu.
      Anahtar kelimeler: Esmolol, diltizem, ekstubasyon, hemodinamik yanıt

Laser tedavisine dirençli diyabetik makula ödeminde pars plana vitrektomi ve intravitreal triamsinolon 20(4):197-199, 2005
Hasan HOROZ, Esma DURU, Hasan ERBİL
ÖZET
 
      Amaç: Diffüz diyabetik makula ödeminde pars plana vitrektomi (PPV) ve intravitreal triamsinolon uygulamasının makula kalınlığına etkisini araştırmak.
      Materyal ve Metod: Laser fotokoagülasyona rağmen düzelmeyen diffüz diyabetik makula ödemli 11 hasta optik koherens tomografi ile prospektif olarak değerlendirildi. Tüm hastalara iç limitan membran (ILM) soyulmadan arka hiyaloid dekole edilip vitreus korteksi alınarak pars plana vitrektomi ve operasyon bitiminde 4 mg intravitreal triamsinolon uygulandı. Hastalar ortalama 36 hafta takip edildiler.
      Bulgular: Ortalama retinal kalınlıkta belirgin azalma gözlendi; preop: 502±141 µm, 1. ay:231±44 µm ve 3. ay:234±92 µm. 6. ayda ortalama retinal kalınlık preop kalınlığa göre daha azdı: 410 µm.
      Sonuç: Bu çalışmada laser tedavisine dirençli diffüz diyabetik makula ödeminde göziçi steroidlerin hızlı ve olumlu etkisi kanıtlanmaktadır. Aynı anda vitre korteksinin alınması triamsinolonun tekrar enjeksiyon ihtiyacını azaltıyor gözükmektedir.
      Anahtar kelimeler: Makular ödem, triamsinolon, vitrektomi

Romatizmal hastalıklarda tiroid fonksiyonları 20(4):200-204, 2005
Selma YAZICI, Melek YAĞLI, Safinaz ATAOĞLU
ÖZET
 
           Kas iskelet sistemi üzerine etkili en önemli hormonlardan birisi tiroid hormonudur. Tiroid fonksiyon bozukluklarının kas güçsüzlüğü, yorgunluk, osteopeni gibi romotolojik semptom ve bulgulara neden olduğu bilinmektedir. Bu sebeple, romatizmal hastalıkların ortaya çıkmasına tiroid fonksiyon bozukluklarının ne oranda katkıda bulunduğunu ve birlikteliklerini araştırmak istedik.
      Çalışmaya tek bir romatizmal hastalığı olan 873 hasta alındı. Osteoartrit olgularının % 1.01'inde subklinik hipotiroidi, % 3.03'ünde subklinik hipertiroidi, % 1.77'sinde hipertiroidi vardı. Osteoporoz olgularının % 2.5'inde subklinik hipotiroidi, % 11.95'inde subklinik hipertiroidi, % 2.17'sinde hipertiroidi saptandı. Yumuşak doku romatizmalı olguların % 0.8'inde subklinik hipotiroidi, % 5.3'ünde subklinik hipertiroidi ve disk hastalığı olan olguların da % 3.84'ünde subklinik hipertiroidi bulundu. FM olgularının % 2.08'inde (1) subklinik hipotiroidi, % 2.08'inde (1) TSH seviyesinde düşüklük saptandı. RA olgularının % 11.76'sında (2) TSH düzeyinde düşüklük saptanırken, AS hastalarında bu oran % 3.3 (1), KTS hastalarda ise % 7.6 (1) olarak gözlendi. Sistemik skleroz ve çakışma sendromlu 2 hastanın tiroid fonksiyon testlerinde herhangi bir bozukluk saptanmadı.
      Sonuç olarak; romatolojik hastalıklarla tiroid patolojileri çakışabilileceğinden romatizmal şikayetlerin kökenine inildiğinde tiroid patolojileri göz ardı edilmemeli ve uygun tedaviyle klinik sonuçların çok daha iyi olabileceği unutulmamalıdır.
      Anahtar kelimeler: Romatizmal hastalıklar, tiroid fonksiyonları

Operabl akciğer kanserli 78 olgunun klinik ve radyolojik özellikleri 20(4):205-207, 2005
Huriye BERK-TAKIR, Gülbanu HORZUM, Emine AKSOY, Bahadır BIÇAKCI, Bülent ÇELİK
ÖZET
 
       Bu çalışmada, klinik özellikler ve preoperatif değerlendirmeye göre operabl olan 78 birincil akciğer kanserli olgu prospektif olarak incelendi. Hastaların yaş, sigara alışkanlıkları, semptomları, posteroanterior (PA) akciğer grafisi ve bilgisayarlı göğüs tomografisi (BT) bulguları, tanı yöntemleri, histopatolojik tipleri değerlendirildi. Olguların 1'i kadın, 77'si erkekti ve yaş ortalaması 58.32±8.5 (40-76 yaş) idi. İki hasta sigara içmemiş, 63 hasta sigarayı bırakmış ve 13 hasta halen sigara içmekteydi. İçilen sigara miktarı 0-150 paket/yıl arasında değişirken ortalama 54.77±35.66 (0-150) paket/yıldı.
      En sık rastlanan semptom öksürüktü (% 75.6). Akciğer grafisinde lezyon daha çok sağda (% 53.8) ve santral (% 56.4) yerleşimli idi. PA akciğer grafisi ve bilgisayarlı tomografide en sık kitle lezyonu (% 80.8), 2. sıklıkta ise hiler genişleme (% 43.6) tespit edildi. En sık kullanılan tanı yöntemi fiberoptik bronkoskopi (% 65.4) idi. En sık saptanan histopatolojik tip ise epidermoid karsinomdu (% 60.3).
      Anahtar kelimeler: Birincil akciğer kanseri, klinik, radyoloji

Çocukluk çağında korozif özofajitlere yaklaşım 20(4):208-210, 2005
Sinem ALTUNYUVA, İpek CEYHAN, Melih EROL, Sevliya ÖCAL, Sibel SEVÜK, Müferet ERGÜVEN
ÖZET
 
       01 Şubat 2002 ile 31 Ocak 2003 tarihleri arasında hastanemiz Pediatrik Gastroenteroloji Birimi'ne korozif madde içme yakınması ile başvuran 85 hasta, retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların ayrıntılı fizik muayeneleri yapıldı, gerekli görülen hastaların akciğer grafileri çekildi. İçilen korozif maddeler sınıflandırıldığında en sık içilen korozif maddenin çamaşır suyu % 40.2 (n=35) olduğu görüldü. Tüm hastaların özofagogastroduedonoskopileri yapıldı. Endoskopi sonuçları Savary-Miller sınıflamasına göre değerlendirildi. Endoskopi bulgusu evre IIb ve III ile uyumlu olan 27 olguya ortalama üç hafta süreyle kortikosteroid (metilprednizolon) tedavi verildi. İki hafta arayla kontrol endoskopileri yapıldı. Erken dönem komplikasyon olarak iki olguda (% 2.3) sepsis, geç dönem komplikasyon olarak bir olguda (% 1.2) özofagus alt uçta striktür gelişimi saptandı.
      Anahtar kelimeler: Korozif madde, özofajit, çocukluk çağı

Kollum femoris kırığı nedeniyle parsiyel indoprotez ameliyatı yapılan olgularımızda kan transfüzyonu ihtiyacı 20(4):211-213, 2005
Koray ÜNAY, Emre DEMİRÇAY, Kaya AKAN, Oğuz POYANLI, Nadir ŞENER
ÖZET
 

    Amaç: Kollum femoris kırıklı yaşlı hastalarda ameliyat öncesi hazırlanacak kan miktarının tahmin edilebilmesi ve ameliyat süresinin kan ihtiyacına etkisinin belirlenmesi.
      Materyal ve metod: Kliniğimizde kollum femoris kırığı nedeniyle yatırılarak parsiyel endoprotez ameliyatı yapılan 60 yaş ve üstü, ASA (Amerikan Anestezi Derneği fiziksel durum sınıflaması) grup I-II olan 117 hastanın ameliyat öncesi alınan kan örneklerinde hemoglobin ve hematokrit değerlerinin ortalamalarının, ameliyat sonrası alınan kan örneklerindeki ortalamalar ile karşılaştırılması ve ameliyat sürelerinin bu ortalamalar arası fark ile korelasyonu araştırılmıştır. Transfüzyon hemoglobin 8.5 g/dl'nin altında olunca yapılmıştır.
      Bulgular: Ameliyat öncesi hemoglobin 10.7 g/dl'nin altında veya hematokriti % 32.3'ün altında olan hastaların hepsinde ameliyat sonrası en az 2 ünite eritrosit süspansiyonu transfüzyonu ihtiyacı olmuştur. Ameliyat süresi ile hemoglobin ve hematokrit düşüklükleri arasında herhangi bir korelasyon bulunmamıştır. Ameliyat süreleri ortalama 81 dakikadır.
      Sonuç: Ameliyat sonrası kan transfüzyonu ihtiyacını ameliyat süresinden daha fazla hastanın ameliyata giriş hemoglobin ve hematokrit değerleri belirlemektedir.
      Anahtar kelimeler: Femur boyun kırığı, kan transfüzyonu, kalça protezi


Diyarbakır'da birinci ve ikinci basamakta görevli hemşirelerde kronik yorgunluk sendromu sıklığının değerlendirilmesi 20(4):214-218, 2005
İsmail Hamdi KARA, Özcan ÖZDEMİR, Yıldız GETER, Sevda EĞİLMEZ
ÖZET
 
            Bu ön çalışmada, birinci ve ikinci basamakta çalışan hemşirelerde kronik yorgunluk sendromu sıklığının ve sosyodemografik ve eğitim ile ilgili değişkenlerle ilişkisinin belirlenmesi için bir anket çalışması planlandı. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği AD tarafından düzenlenen, açık uçlu sorulardan oluşan, iki veya daha fazla seçmeli soruların yer aldığı yarı yapılandırılmış bir anket formu demografik özellikler, çalışma koşulları, alışkanlıklar ve boş zaman uğraşısı ile ilgili 14 soru içermekteydi. Ankete CDC'nin kronik yorgunluk sendromu (KYS) değerlendirme kriterleri de eklendi. Nisan 2004'te, Dicle Üniversitesi Atatürk Sağlık Yüksekokulu (DÜASYO)'ndan iki Öğretim Üyesi tarafından yüzyüze görüşme yöntemiyle yapılan anket çalışmasına, Diyarbakır Devlet Hastanesi (DDH), Diyarbakır Çocuk Hastanesi (DÇH), Diyarbakır Göğüs Hastalıkları Hastanesi (DGHH) ve Batıkent Sağlık Ocağı (BSO)'ndan 33 hemşire katıldı.
      Hemşirelerin ortalama yaşı 29.2±7.9 yıldır. KYS'nin CDC kriterlerini karşılayan olgu sayısı 4 (4/33, % 12.1) olup, kronik bir hastalıkla ilişkilendirilemedi. Toplam 10 olgu (10/33, % 30.3) KYS + idiyopatik kronik yorgunluk (IKY) + uzamış yorgunluk (UY) başlığı altında toplandı. IKY kriterlerini karşılayan olgu sayısı üçtür (3/33, % 9.1). Bir olgu (1/33, % 3.0) ise uzamış yorgunluk (UY) olarak değerlendirildi. KYS bulunmayan 24 olgunun ikisinde ise ek bulgulardan bazıları bulundu.
      Hemşireler, iş yerinde stresli iş vardiyası veya diğer olası stres kaynakları nedeniyle KYS, IKY ve UY gibi sağlık problemlerine sahiptir. Ancak, medeni durum ve öğrenim düzeyinin kronik yorgunluk üzerinde etki oluşturmadığı gözlendi.
      Anahtar kelimeler: Hemşire, kronik yorgunluk sendromu, stres

Diyaliz merkezinde çalışan hemşireler ve diyaliz hastalarında Staphylococcus aureus burun taşıyıcılığı ve antibiyotik direnci 20(4):219-221, 2005
Mehmet Emin YILMAZ, Ali SÜNER, İsmail Hamdi KARA, Ömer Faruk KÖKOĞLU
ÖZET
 
            Burun taşıyıcısı hastane çalışanları Staphylococcus aureus epidemilerinden büyük oranda sorumlu tutulmaktadır. Hemodiyaliz (HD) hastaları, kronik böbrek yetersizliği nedeniyle infeksiyonlara yatkın olmakta ve bu hastalarda S aureus burun taşıyıcılığının sonlandırılması önem kazanmaktadır. Bu çalışmada, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi HD merkezinde programda olan 18 HD hastası (16 bayan, iki erkek) ile aynı merkezde görev yapan 16 hemşirenin burun stafilokok taşıyıcılığını belirlemek amacıyla burun sürüntü kültürü alındı. İzole edilen suşlar Vitek Bio-Meriéux ve klasik yöntemle tanımlandı. Antibiyotik duyarlılığı Vitek Bio-Meriéux‚ mikrodilüsyon yöntemiyle belirlendi. Sekiz HD hastası ile 6 hemşirede S aureus burun taşıyıcılığı tespit edildi. Hemşirelerden izole edilen 6 S aureus suşundan ikisinde, diyaliz hastalarından izole edilen 8 suşun dördündemetisiline direnç vardı. HD hastalarından ve hemşirelerden izole edilen toplam 14 suş incelendiğinde, vankomisin ve teikoplanine % 100 duyarlı bulunurken, izole edilen tüm suşlar penisilin G ve ampisiline dirençli idi.
      Anahtar kelimeler: Burun taşıyıcılığı, hemşireler, metisiline dirençli Staphylococcus aureus, hemodiyaliz hastaları

Processus supracondylaris humeri 20(4):222-225, 2005
Feray Güleç UYAROĞLU, Gülgün KAYALIOĞLU, Mete ERTÜRK
ÖZET
 
         Humerus'un distal ucunun bir konjenital varyasyonu olan processus supracondylaris, humerus'un anteromedial yüzünden, epicondylus medialis'in yaklaşık 5 cm yukarısından çıkar. Bazen bu çıkıntının ucundan bir ligament (Struthers ligamenti) çıkarak epicondylus medialis'e tutunabilmektedir. Genellikle asemptomatik olan bu çıkıntı ve ligament, bazen altından geçen nörovasküler yapılara bası yapabilmektedir. Bu çalışma, processus supracondylaris'i geniş bir kemik seride araştırarak Türk popülasyonundaki sıklığını bildirmek ve klinik olarak önemli olan bu yapının literatüre genel bir bakış ile gözden geçirilmesini amaçlamaktadır.
      Çalışmada yaş ve cinsiyeti belirsiz 106'sı sağ 103'ü sol olmak üzere toplam 209 erişkin humerus kemiği incelenerek, her bir kemikte processus supracondylaris varlığı, çıkıntının uzunluğu ve çıkıntı kökünün epicondylus medialis'in üst ucuna olan mesafesi dijital kumpasla ölçüldü. İncelenen kemiklerde, bir adet sol humerus kemiğinde 10.6 mm uzunluğunda ve epicondylus medialis'in 37 mm yukarısında bariz tam gelişmiş bir processus supracondylaris; biri sağ diğeri sol olmak üzere iki kemikte ise 1.8-2 mm uzunluğunda minimal formda iki çıkıntı tespit edildi.
      Bu çalışma sonucunda elde edilen bulgular, literatürde bildirilen diğer araştırma sonuçları ile uyumlu olup, toplam 3 adet processus supracondylaris saptanarak, popülasyonumuzdaki sıklığı % 1.44 olarak belirlenmiştir.
      Anahtar kelimeler: Processus supracondylaris, humerus, makroskopik anatomi

Peroperatif uygulanan tramadol ve morfinin postoperatif erken dönemdeki etkileri 20(4):226-228, 2005
Zeynep N.ORHON, Nurten BAKAN, Ali N.ÖZÇEKİÇ, Vedat EMİR, Melek ÇELİK
ÖZET
 
       Çalışmanın amacı, periton kapanırken uygulanan tramadol ve morfinin, derlenme ve erken postoperatif dönemdeki ağrı ile solunum parametreleri üzerine etkilerinin karşılaştırılmasıdır.
      Abdominal cerrahi uygulanacak 60 hastaya standart anestezi uygulandı. Olgular 3 gruba ayrılarak, periton kapanma aşamasında Grup I'e 0.1 mg/kg morfin, Grup II'ye 1.5 mg/kg tramadol ve Grup III'e ise 3 mg/kg tramadol intravenöz olarak verildi. Operasyon bitiminde, oryantasyon ve komutlara cevap zamanları ile 15-30-60-90. dk'larda ağrı şiddeti, solunum sayısı, yan etkiler (bulantı ve kusma) kaydedildi; ekstübasyon sonrası, 10, 15 ve 30. dk.'larda arteri kan gazı analizi yapıldı.
      Komutlara cevap ve oryantasyon zamanı Grup I'de en kısaydı (p<0.05). Ağrı skorları ise 1.5 mg/kg tramadol uygulanan hastalarda diğer gruplara göre anlamlı yüksekti (p<0.05), diğer gruplar birbirine benzerdi. 3 mg/kg tramadol uygulanan hastalarda bulantı sıklığı yüksekti.
      Sonuç olarak; 0.1 mg/kg morfin ve 3 mg/kg tramadolun etkili ve benzer analjezi sağladığı, derlenmenin ise morfin grubunda daha iyi olduğu kanısına varıldı.
      Anahtar kelimeler: Morfin, tramadol, abdominal operasyon, derlenme, postoperatif ağrı

Regmatojen retina dekolmanı cerrahisinde drenajdan önce kriyoretapi uygulamasında hemoraji sıklığı 20(4):229-230, 2005
Hasan HOROZ, Esma DURU, Hasan ERBİL
ÖZET
 
          Amaç: Retina dekolman tedavisinde subretinal sıvı drenajından önce kriyoterapi uygulamasının göziçi hemoraji (GİH) sıklığına etkisini araştırmak.
      Materyal ve metod: Regmatojen retina dekolmanlı subretinal sıvı drenajı yapılan 40 hastanın 40 gözü çalışmaya alındı. 16 olguya kriyoterapiden önce drenaj (DACE), 24 olguya ise kriyoterapiden sonra drenaj (CDAE) uygulandı. Tüm olgularda transkleral drenaj 5/0 dakron iğnesi ile yapıldı.
      Bulgular: Her iki grupta da GİH sıklığı düşüktü. Aralarında anlamlı bir fark yoktu; DACE: % 6, CDAE: % 4.5 (p=0.41). Her iki grupta da tek operasyon sonucunda anatomik başarı oranında anlamlı bir fark yoktu.
      Sonuç: SRF drenajından önce kriyoterapi uygulaması emniyetli ve etkili bir yöntemdir.
      Anahtar kelimeler: Retina dekolmanı, subretinal hemoraji, kriyoterapi

Çocukluk döneminde IgA eksikliği 20(4):231-233, 2005
Sevliya ÖCAL, Arzu AKDAĞ, Sinem ALTUNYUVA, Atiye FEDAKAR, Müferet ERGÜVEN
ÖZET
 
          Selektif IgA eksikliği serumda IgG ve IgM düzeyleri normal iken, IgA düzeyinin 5 mg/dl'nin altında olmasıdır. En sık tanımlanan birincil humoral immün yetersizlik tipidir. Sıklığı 1/600-1/800 olarak bilinmektedir.
      Bu çalışmada Aralık 2001-Nisan 2004 tarihleri arasında kliniğimizde IgA eksikliği tanısı alan 40 hasta başvuru anındaki yaşları, cinsiyet dağılımı, başvuru şikayetleri, immün yetersizlik tipi, infeksiyon odakları, infeksiyon tipleri, ek patolojiler ve komplikasyonlar açısından retrospektif olarak değerlendirildi. Amacımız IgA eksikliği düşündürecek klinik bulguları belirlemek ve IgA eksikliğinin komplikasyonlarını tanımlamaktı.
      Hastalarımızda gözlenen başlıca şikayetler; tekrarlayan infeksiyonlar (% 65), alerjik hastalıklar (% 32.5) ve otoimmün hastalıklardı (% 10). İnfeksiyonlardan en çok solunum sistemi etkilenmişti (% 77.5). En sık gözlenen alerjik semptomlar ise astım ve rinitti.
      Geniş klinik varyasyonlarla karşımıza çıkan IgA eksikliğinde amaç erken tanıya gitmek olmalıdır. Bu şekilde infeksiyonlar ve alerji için önlem alınıp hastalarda morbidite azaltılıp, yaşam kalitesi artrılabilinir.
      Anahtar kelimeler: IgA eksikliği, humoral immün yetersizlik, immün yetersizlik

 

 

 

 

Yazarlara Bilgi

Yayın Kurulu

 

 

 

Logos Tıp Yayıncılığı 2007
Tel: 212 2880541 ve 212 2885022
eXTReMe Tracker