GÖZTEPE TIP DERGİSİ

 

 

SSK GÖZTEPE TIP DERGİSİ / MART 2005

 

Spinal anestezi sonrası geçici nörolojik semptomlar: Sıklığın ve etyolojik faktörlerin değerlendirilmesi
20: 1-6, 2005
Gürkan TÜRKER, Alp GURBET, Sema ÖZÇELİK, Nesimi UÇKUNKAYA
ÖZET
 
      Son yıllardaki çalışmalar geçici nörolojik semptomların (GNS) sıklıkla lidokain spinal anestezisinden sonra oluştuğunu göstermiştir. Ancak, GNS oluşumunu etkileyen faktörlere ilişkin bilgiler halen sınırlıdır. Bu prospektif çalışmadaki amacımız, GNS ile ilişkili potansiyel risk faktörlerini değerlendirmekti.
      18 aylık sürede 648 hasta üzerinde çalışıldı ve bu olguların % 40'ına lidokain ve % 60'ına bupivakain ile spinal anestezi uygulandı. Çalışmaya alınan 60 yaş üzerindeki olgular için 22 G Quincke, daha genç olgularda ise 25 G Quincke veya Sprotte spinal iğne ile girişim gerçekleştirildi. Kısa süreli operasyonlar için izobarik % 2 lidokain 20-80 mg arası, uzun süreli operasyonlar için hiperbarik % 0.5 bupivakain 5-15 mg arasındaki dozlar tercih edildi. Lidokain ile spinal anestezi uygulanan olguların % 24'ünde, bupivakain uygulanan olguların ise % 0.5'inde GNS gelişti. Aynı zamanda elde edilen veriler, lidokain spinal anestezisi ile ilişkili GNS için obezitenin, litotomi pozisyonunun, günübirlik cerrahinin ve yüksek lidokain dozlarının en önemli risk faktörleri olduğunu gösterdi.
      Bulgularımız GNS'nin lidokain spinal anestezisinden sonra sıklıkla meydana geldiğini, ancak bupivakain kullanıldığında ise daha nadiren geliştiğini göstermiştir. Bununla birlikte, obezite, litotomi pozisyonu ve erken mobilizasyon gibi faktörler spinal lidokaine bağlı GNS gelişimini potansiyalize etmektedir.
      Anahtar kelimeler: Spinal anestezi, lidokain, bupivakain, nörolojik komplikasyonlar

Traksiyonel diyabetik makula dekolmanında pars plana vitrektomi 20: 7-10, 2005
Zerrin BAYRAKTAR, Ziya KAPRAN, Aslı UTİNE, Tuğrul ALTAN, Nur ACAR, Hülya GÜNGEL
ÖZET
 
      Amaç: Diyabetik traksiyonel makula dekolmanı nedeni ile pars plana vitrektomi uygulanan gözlerdeki anatomik ve fonksiyonel başarı oranlarını incelemek ve başarıyı etkileyen faktörleri araştırmaktır.
      Materyal ve metod: 2001 ve 2002 yıllarında diyabetik traksiyonel makula dekolmanı nedeni ile vitrektomi uyguladığımız 15 hastanın 15 gözü çalışmaya alındı. Hastaların yaş ortalaması 53.3±13.6 yıldı. Vitrektomi tekniği olarak, 13 göze (% 86.7) delaminasyon, 2 göze (% 13.3) delaminasyon ve segmentasyon uygulandı. Anatomik ve fonksiyonel başarı oranları hesaplandı ve fonksiyonel başarıya etki eden faktörler korelasyon analizi ile incelendi.
      Bulgular: Ortalama 6.6±4.4 ay takip sonunda; 12 gözde (% 80) anatomik başarı, 9 gözde (% 60) fonksiyonel başarı elde edildi. 15 gözün 9'unda görme keskinliği artarken 1'inde aynı kaldı, 5'inde azaldı. Ameliyat öncesi görme keskinliği ne kadar iyi (k=0.78, p= 0.001), diabet süresi ne kadar kısa (k=-0.67, p=0.007) ise fonksiyonel başarı o oranda yüksek olarak gerçekleşti.
      Sonuç: Diyabetik hastalarda gelişen traksiyonel maküla dekolmanı tedavisinde, pars plana vitrektomi sonrası anatomik başarı yüksek olmakla birlikte her zaman yeterli görme artışı elde edilememektedir. Serimizde özellikle ameliyat öncesi görme keskinliği ışık hissi seviyesindeki gözlerde, vitreoretinal cerrahi girişimleriyle anlamlı görme artışı sağlanamamıştır.
      Anahtar kelimeler: Traksiyonel diabetik makula dekolmanı, pars plana vitrektomi

Term gebelerin doğum indüksiyonunda intravaginal misoprostol uygulamasının etkinliğinin ve güvenirliliğinin araştırılması 20: 11-14, 2005
Yıldız AYHAN-TUNÇAY, Cengiz OMURCAN, Kumral KEPKEP, Neşe YÜCEL
ÖZET
 
         Bu prospektif çalışmada termdeki gebelerde servikal olgunlaşma ve doğumu indüklemek için intravaginal misoprostol uygulamasının etki ve güvenirliliğini araştırmayı amaçladık.
      Serviksi olgun olmayan (Bishop's skor < _ 5) 30 gebeye doğumu indüklemek için 50 µg prostoglandin E1 (misoprostol) intravaginal olarak her 3 saatte bir maksimum 6 dozda, aktif doğum başlamasına veya membranların açılmasına kadar tekrarlanarak uygulandı. İndüksiyondan doğuma kadar geçen süre, doğum şekli, komplikasyonları ve yenidoğandaki sonuçları değerlendirildi.
      Misoprostol ile indüklenen hastalarda vajinal doğuma kadar geçen süre ortalama 13.2±2.5 saat olup, 5 hastaya (% 20.8) oksitosin ile indüksiyon takviyesi gerekti. Sezaryenle doğum oranı % 20 iken bir olguda kordon prolapsusu nedeniyle perinatal bebek ölümü meydana geldi. Taşisistol 9 olguda (% 30), koyu mekonyum gelmesi % 16.6 olguda görüldü ve bir olgu da yenidoğanın yoğun bakım ünitesine sevk edildi.
      İntravaginal misoprostol servikal olgunlaşma ve doğum indüklemesinde etkili, güvenli ve pahalı olmayan bir ajan olarak görülmektedir. Fakat, uterin taşisistol ve fetal distres gibi komplikasyonları daha aza indirecek bir doz rejiminin ve uygulama yolunun belirlenmesi için daha fazla çalışmalara gerek vardır.
      Anahtar kelimeler: Doğum indüksiyonu, misoprostol, uygun olmayan serviks, term gebelik

Koroner arter hastalarında metabolik sendrom sıklığı 20: 15-17, 2005
Mehmet UZUNLULU, Aytekin OĞUZ, Süleyman ŞEKER
ÖZET
 
        Metabolik sendrom (MS) koroner arter hastalığı (KAH) için majör risk faktörüdür. Ülkemizde MS prevalansı yüksektir. Bu çalışmada koroner arter hastalarında MS sıklığını araştırmak amacıyla anjiyografik olarak KAH saptanmış olgularda MS parametreleri değerlendirildi.
      Çalışmaya koroner anjiyografi yapılmış ve koroner arterlerden en az birinde >_ % 50 lezyon saptanan 64 olgu ile koroner anjiyografisi normal olan 48 olgu ardışık olarak alındı. Lipid düşürücü tedavi alan olgular çalışma dışı tutuldu. Olguların kan basıncı, bel çevresi, açlık plazma glukozu, trigliserit ve HDL kolesterol düzeyleri ölçüldü. MS tanısı için Amerikan Ulusal Kolesterol Eğitim Programı Erişkin III Tedavi Panelinde belirtilen MS kriterlerinden en az üçünün bulunması yeterli kabul edildi.
      MS sıklığı KAH olan grupta % 48.4 (31 olgu), KAH olmayan grupta % 27.1 (13 olgu) bulundu (p< 0.05). KAH olan grupta sigara içme oranı, bel çevresi, açlık plazma glikozu ve trigliserit düzeyleri KAH olmayan gruba göre daha yüksek, HDL kolesterol düzeyi daha düşüktü. Kan basıncı bakımından iki grup arasında anlamlı bir fark yoktu.
      Anjiyografik olarak KAH saptanmış olguların yaklaşık yarısında en az üç MS kriterinin bulunduğu gözlendi. Lipid düşürücü tedavi alan hastaların çalışma dışı tutulduğu göz önüne alındığında MS sıklığının çok daha fazla olduğu öngörülebilir.
      Anahtar kelimeler: Metabolik sendrom, koroner arter hastalığı

Torakolomber burst kırıklarının anterior cerrahi sonuçları 20: 18-20, 2005
Ömer KARATOPRAK, Mehmet Emin ŞAHİN, Sever ÇAĞLAR, Nadir ŞENER
ÖZET
 
       Kliniğimizde anterior dekompresyon, strut greftleme, enstrümantasyon yapılan 36 torakolomber burst kırıklı hasta bu çalışmaya dahil edildi. Olguların nörolojik durumlarını değerlendirmede Modifiye Frankel dereceleme sistemi kullanıldı. Hastaların 20'si erkek, 16'sı kadın ve ortalama yaş 30.6 idi. Strut greft olarak 18 olguda trikortikal iliak otogref, 5 olguda fibular allogreft ve 13 olguda ise Harms cage kullanıldı. İzlem süresi en az 48 ay olarak bulundu. Sagittal indeks preoperatif 32° iken postoperatif ortalama 15.1° olarak bulundu. Vertebra korpus anterior yükseklik kaybı preoperatif ortalama % 48 olarak saptandı. Kanal işgali ise preoperatif ortalama % 51.1 postoperatif % 4 olarak bulundu. Hastalar Modifiye Frankel Skalasına göre değerlendirildiğinde; 36 hastanın 34'ü (% 94.4) en az bir seviye düzelme gösterdi. Hiçbir hastada nörolojik kötüleşme ve major torakoabdominal komplikasyon görülmedi.
      Anahtar kelimeler: Burst kırığı, anterior cerrahi

Vücut kitle indeksi ile yeme tutumu test puanları arasındaki ilişki 20: 21-23, 2005
Ahmet M. ŞENGÜL, Şenol HEKİMOĞLU
ÖZET
 

    Bu çalışmanın amacı, farklı yaş ve vücut kitle indeksine sahip bir grupta Yeme Tutumu Testi'nin puan dağılımının araştırılmasıdır. Tanımlayıcı tipte planlanan araştırmanın kapsamına Şişli Etfal Eğitim Araştırma Hastanesi Obezite Polikliniğine başvuran hastalar ile hastanemizde çalışan toplam 200 kişi alınmıştır. Kişilerin vücut kitle indeksi ortalaması ve standart sapması 26.72±6.64, Yeme Tutumu Testi ortalaması ve standart sapması ise 23.41±10.24'dir. Özellikle kadınlarda ve genel olarak obezlerde vücut kitle indeksi ve yeme tutumu testi arasında pozitif korelasyon saptanmıştır (r=0.39, p=0.000). Sonuç olarak, Yeme Tutumu Testi puanı ile vücut kitle indeksi artışı arasındaki pozitif korelasyon bu testin kullanım alanının sorgulanması gerektiğini ve obezite tedavisinde yeme bozukluğunun irdelenmesi ve uygun tedavisinin gerekli olduğunu düşündürmektedir.
      Anahtar kelimeler: Vücut kitle indeksi, obezite, yeme alışkanlığı


Gastrik adenokarsinomlarda öngörüsel etmenler ve Ki-67 immünreaktivitesi ile karşılaştırılması 20: 24-27, 2005
Ferda AKSEL, Ebru ZEMHERİ, Şeyma ÖZKANLI, Deniz GÜR, Ayşe BEYAZIT
ÖZET
 
            Amaç: Mide adenokarsinomlarının çeşitli prognostik faktörleri ile hücresel prolifersyonu gösteren Ki-67 arasındaki ilişkiyi saptamak.
      Materyal ve metod: Adenokarsinomları tümör tipi açısından Lauren sınıflamasına göre intestinal, diffüz, mikst, lenf nodu tutulumu açısından tutulumun olması (L1) veya olmaması (L0), tümör derinliği açaısından TNM'ye göre pT1, pT2, pT3, nöral invazyon ve vasküler tutulum mevcudiyeti, nekroz varlığı ve inflamatuvar yanıtın varlığı yönünden sınıflandırılarak bu kriterlerin varlığı ve immünhistokimyasal olarak Ki-67 pozitivitesi karşılaştırıldı. Ki-67 pozitivitesi de boyanma olmayanlar K0, K1 < % 30 boyanma olanlar, K2 % 30-60 boyanma olanlar ve K3>% 60 olarak sınıflandırıldı.
      Sonuçlar: Olguların % 13.3'ü K0, % 33.3'ü K1, % 33.3'ü K2 ve % 20'si K3 olarak tespit edildi. Öngörüsel faktörlerle karşılaştırıldığında sadece inflamatuvar yanıt mevcudiyeti ile istatisitksel olarak (p< 0.05) anlamlı ilişki saptandı.
      Anahtar kelimeler: Ki67, mide, adenokarsinom

Bir göğüs hastalıkları kliniğinde son 3 yılda mortalite 20: 28-31, 2005
Canan EREN-DAĞLI, A. Çetin TANRIKULU, Gökhan KIRBAŞ
ÖZET
 
           Kliniğimizde yatan hastalar arasında mortalite sıklığını ve nedenlerini araştırmak amacıyla Ocak 2001-Ocak 2004 tarihleri arasında ölen hastalar retrospektif olarak incelendi. Demografik bilgiler ve ölüm nedenleri hasta dosyaları ve vefat kağıtlarından retrospektif olarak tarandı. Ölüm nedeninin doğru yazılıp yazılmadığı ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından önerilen temel, ara ve son ölüm nedeni şeklindeki sınıflamaya uyulup uyulmadığı da kontrol edildi.
      Kliniğimizde son 3 yıl içinde toplam 2629 hasta yatırıldığı, bunların 150'sinin (% 5.7) ölümle sonuçlandığı saptandı. Olguların 104'ü (% 69) erkek, 46'sı kadın (% 31), ortalama yaş 60.4±15.3 (15-86) idi. Mortalite oranı en yüksek 2002 yılında (% 7.6) saptandı (2001'de % 3.9, 2002'de % 7.6 ve 2003'de % 5.7). Ölüm nedeni 99 (% 66) hastada doğru yazılmıştı. Ancak hiçbirinde temel, ara ve son ölüm nedeni şeklinde bir sınıflamaya rastlanmadı. Hastaların ölüm nedenleri temel ve son ölüm nedeni olarak sınıflandırıldığında, temel ölüm nedeni olarak sırasıyla kronik kor pulmonale (% 31), akciğer kanseri (% 19) ve kronik obstrüktüf akciğer hastalığı (% 14) en sık görülürken; son ölüm nedeni olarak ise sırasıyla kronik kor pulmonale (% 23), akciğer kanseri (% 16) ve solunum yetersizliği (% 11) saptandı. Kardiyopulmoner arrest olarak son ölüm nedeni belirtilen hastaların tamamında temel ölüm nedeni farklıydı.
      Sonuç olarak, mortalite oranı ve nedenlerinin bilinmesinin ve ölüm nedeni belirtilirken DSÖ tarafından önerilen temel, ara ve son ölüm nedeni şeklindeki yaklaşımın epidemiolojik çalışmalar ve mortalite verileri açısından gerekli ve faydalı olduğunu düşünmekteyiz.
      Anahtar kelimeler: Göğüs hastalıkları, mortalite, ölüm nedenleri

NdYAG lazer posterior kapsülotomi sonrası yükselen göz içi basıncını önlemede timolol maleat % 0.5 ve timolol maleat % 0.5 + dorzolamid kombinasyonunun etkinliğinin karşılaştırılması 20: 32-34, 2005
Yusuf Avni YILMAZ, Aylin ARDAGİL, Sevil ARI-YAYLALI, Esma DURU, Makbule KÖSEOĞLU, H. Hasan ERBİL
ÖZET
 
        NdYAG lazer kapsulotomi katarakt cerrahisi sonrasında gelişen arka kapsül opasitesinin tedavisinde etkin bir yöntemdir, fakat uygulama sonrasında gelişen en sık komplikasyonlarından biri göziçi basınç artışıdır. Bu çalışmada posterior kapsülotomi sonrasında yükselen göz içi basıncını (GİB) önlemede topikal timolol maleat % 0.5, timolol maleat % 0.5+dorzolamid kombinasyonu ve plasebonun etkinliğini karşılaştırılmayı amaçladık
      Katarakt cerrahisi sonrasında posterior kapsül opasitesi gelişen 75 hastaya Nd:YAG lazer posterior kapsülotomi uygulandı. Kapsülotomiden bir saat önce VO, TO ölçüldü, biyomikroskobik muyene yapıldı. Hastalar üç gruba ayrıldı. I gruba timolol maleat % 0.5, II. gruba timolol maleat % 0.5+dorzolamid kombinasyonu, III. gruba plasebo uygulandı. Uygulamadan sonraki 1. ve 3. saat, 1. ve 7. gün VO, TO, tindal, flare değerlendirildi.
      Yag lazer kapsülotomi sonrası bir haftalık takip süresince birinci ve ikinci grupta GİB'ında anlamlı bir yükselme olmadı, plasebo grubunda GİB diğer iki gruba göre daha yüksek seviyelerde seyretti. Bu grupta üç hastada birinci saatte GİB'ında yükselme tespit edilmesine rağmen birinci gün kontrollerinde GİB <22 mmHg ölçüldü. Gruplar arasında şut sayısı, şut başına enerji, toplam enerji ile GİB değişiklikleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmedi.
      Kapsülotomi sonrası yükselen GİB'nı önlemede bir saat önce uygulanan birer damla timolol maleat % 0.5 ve timolol maleat % 0.5+dorzolamid kombinasyonunun plaseboya göre istatistiksel olarak daha etkili oldukları tespit edildi.
      Anahtar kelimeler: Nd YAG Posterior kapsülotomi, göz içi basınç yüksekliği, timolol maleat, dorzolamid

Geçirilmiş sezaryanlı preeklamptik gebelerde ölü fetusun doğumunun misoprostol ile indüksiyonu 20: 35-37, 2005
Bülent TANDOĞAN, Habibe AYVACI, Sibel SÜRMEN-USTA
ÖZET
 
        Amaç: Misoprostol'un geçirilmiş sezaryanlı preklamptik gebelerin ölü fetuslarının doğum indüksiyonundaki etkinliğini değerlendirmek
      Materyal ve metod: Geçirilmiş sezaryanlı preeklamptik, intrauterin ölü fetusu olan 6 gebe kadın retrospektif olarak araştırıldı. Kullanılan ilaç dozu, uygulama zamanından doğuma kadar geçen süre ve komplikasyonlar değerlendirildi.
      Bulgular: Gebeler 320-2880 dakika arasında doğum yaptılar. 50-400 µgr arasında misoprostol intravaginal ve oral uygulandı. Uterus rüptürü ve başka komplikasyonla karşılaşılmadı.
      Sonuç: Misoprostol, geçirilmiş sezaryanlı preeklamptik gebelerin ölü fetuslarının doğurtulmasında etkili ve güvenilir bir indüksiyon metodudur.
      Anahtar kelimeler: Misoprostol, geçirilmiş sezeryan, ölü doğum

İatrojenik damar yaralanmaları 20: 38-41, 2005
Muzaffer BAHCİVAN, Mustafa Kemal DEMİRAĞ, Hasan Tahsin KEÇELİGİL, Atilla SARAÇ, Hakan KARAMUSTAFA, Semih Murat YÜCEL, Ferşat KOLBAKIR
ÖZET
 
         İatrojenik nedenlerle meydana gelen damarsal (vasküler) yaralanmalar ve bunlara yönelik uygulanan cerrahi girişimler retrospektif olarak değerlendirildi.
      1984-2004 yılları arasında, 52 olgu iatrojenik damar yaralanmaları sebebiyle ameliyat edildi. Otuzüçü erkek ve ondokuzu kadın olan hastaların yaş ortalaması 52 idi. Damarsal yaralanma, 45 hastada kardiyak kateterizasyon girişimi, 4 hastada çevrel (periferik) anjiografi girişimi, 3 hastada ise arteryel kanülasyon girişimi sonrası meydana geldi. 29 hastada tromboz, 18 hastada rüptür ve kan toplağı (hematom), 2 olguda yalancı (pseudo) anevrizma, 2 olguda stent girişimi sonrası sol ön inen (LAD) arter rüptürü, 1 olguda ise yine stent girişimi sonrası sirkumfleks (CX) arterde diseksiyon tespit edildi. 28 hastaya embolektomi, 14 olguya kan toplağı boşaltılması ve damarın birincil onarımı, 2 hastada yalancıanevrizmanın eksizyonu, 2 olguda LAD arter ve 1 olguda CX arter onarımı, 3 olguya soldan sağa femoro-femoral yangeçit (baypas), 2 olguda da iliofemoral yangeçit operasyonu uygulandı.
      Kalp kateterizasyonu girişimi, damarsal yaralanmaya neden olan en sık prosedürdü (% 86.53). Yaralanmanın en sık görüldüğü damarsal yapı sağ femoral atardamardı (% 55.76). İki hastada diz üstü ve 1 hastada total kalça dezartikülasyonu olmak üzere 3 hastaya amputasyon uygulandı (% 5.7). Diğer hastalar tamamen iyileşti.
      İatrojenik damar yaralanmaları, erken tanı konulduğu taktirde, düşük mortalite ve morbidite oranları ile tedavi edilebilirler.
      Anahtar kelimeler: İatrojenik damarsal yaralanmalar, kateterizasyon, embolektomi, amputasyon

Yenidoğan sepsisi erken tanı ve prognozunda interlökin-10'un rolü 20: 42-45, 2005
Yasin ŞAHİN, Derya AYDIN-ŞAHİN
ÖZET
 
         Gaziantep Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği Yenidoğan Servisinde yapılan bu çalışmada, sepsis öntanılı 24 hasta ve 23 sağlıklı toplam 47 yenidoğanın plazma örneklerinde IL-10 konsantrasyonları araştırıldı. Çalışma ve kontrol grubundan bir kez analiz için kan alındı. Sepsisli yenidoğanların plazma IL-10 düzeylerinin (21±38 pg/ml), kontrol grubunu oluşturan sağlıklı infantlara göre (12±14 pg/ml) yüksek olmadığı belirlendi (p>0.05). Ölen hastaların plazma IL-10 konsantrasyonlarının sağ kalanlara göre yüksek olmadığı da belirlendi (p>0.05). Elde ettiğimiz sonuçlar; sitokin ailesinin önemli bir üyesi olan IL-10'un yenidoğan sepsisi erken tanısında ve prognozunda önemli bir role sahip olmadığını göstermektedir.
      Anahtar kelimeler: IL-10, yenidoğan sepsisi, prognoz

Kronik bel ağrısında etiyoloji 20: 46-48, 2005
Mehmet Z. KIRALP, Engin ÇAKAR, Hakan OĞUZHAN, Hasan DURSUN
ÖZET
 
           Endüstiyel toplumlarda insanların % 75'i ömürlerinin herhangi bir döneminde en az bir kere bel ağrısı çekerler ve bunların % 10'unda kronik bel ağrısı gelişir. Kronik bel ağrısı toplum sağlığını tehtid eden önemli bir sorundur. Ayrıca yapılan sağlık harcamaları ve iş gücü kaybı göz önüne alındığında maliyetinin çok yüksek olduğu da açıktır. Bu çalışmada, hastaneye bel ağrısı şikayeti ile başvuran hastalarda kronik bel ağrısının etiyolojik nedenleri incelendi. Kronik bel ağrısında altta yatabilecek etiyolojik nedenlerin günümüz şartları ve imkanlarıyla değerlendirilmesi ile elde edilen sonuçlar yayımlanmış olup, konunun güncel tutulması açısından faydalı olacağı düşünüldü.
      Anahtar kelimeler: Kronik bel ağrısı, etiyoloji

 

 

 

 

Yazarlara Bilgi

Yayın Kurulu

 

 

 

Logos Tıp Yayıncılığı 2007
Tel: 212 2880541 ve 212 2885022
eXTReMe Tracker